FORUM KONUK DEFTERI MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu KAZIM KOYUNCU'DAN KANSERE VIYA / Hatice Tuncer (Cumhuriyet - 23 Ocak 2005) / Lazuri.Com

Koyuncu'dan kansere Viya
(Hatice Tuncer,Cumhuriyet Gazetesi)

Denizin Çocuğu, yakalandığı hastalığı müzikle daha fazla uğraşmak için bir müjde olarak görüyor

Kazım Koyuncu, 28 Ocak Cuma akşamı(Gazetede çıkan bu yazıdan sonra konser 4 Şubat 2005 tarihine ertelenmiştir) Yeni Melek Gösteri Merkezi'ndeki dinleyicileriyle ya da kendi tanımıyla arkadaşlarıyla ikinci buluşmasına vücudunda yeni fark ettiği tümörlerle yani kanser hastalığıyla hazırlanıyor. Yine horonlar tepilecek, hüzünlü şarkılar söylenecek ama kesinlikle sigara içilmeyecek. Koyuncu, ''Kanser ve konser arada sadece bir harf farkı var. Hiçbir şey umurumda değil. Ben Yeni Melek'te konserimi yapacağım. Arkadaşlarım üzülmesin, her zamanki şımarık, kendini vermiş halimle çıkıp şarkılarımı söyleyeceğim'' diyor.

Denize ''viya iner'' Karadenizliler... Viya dalgalarla dans etmektir, yüzme bilmeden de kayıp gitmektir batmamayı başararak... 90'ların başında Lazca rock yapan ''Denizin çocukları'' ndan (Zuğaşi Berepe) biriydi Kazım Koyuncu. Gruptan koptuktan sonra 2001'de ilk albümü ''Viya'' ve 2004'ün nisanında ''Hayde'' yle bir rüzgar taşıdı Karadeniz'den. çay filizi, derenin şırıltısı, dalda karayemiş, denizde taka, Kaçkarlar'da duman, yaprağa vuran yağmur damlasıydı sesi. 28 Ocak Cuma akşamı Yeni Melek Gösteri Merkezi'ndeki dinleyicileriyle ya da kendi tanımıyla arkadaşlarıyla ikinci buluşmasına, vücudunda yeni fark ettiği tümörlerle yani kanser hastalığıyla hazırlanıyor.

CUMHURİYET'TE OKUSUN

Koyuncu, hastalığını ailesine anlattı, ama kanser teşhisi konulduktan sonraki ilk röportajını, Hopa'da bir köy berberi olan babası Cavit Koyuncu 'nun 50 yıldan uzun bir süredir aksatmadan her gün aldığı Cumhuriyet gazetesinde okumasını istedi.

Koyuncu'yla söyleşimizi ''Hayde'' nin çıkışından bu yana yaptıklarını değerlendirerek başladık: ''Hayde 110 bin, Viya da 60 binlik satış rakamına ulaştı. Hayde'de Gülbeyaz dizisinin rüzgarını arkama almadan, 'popüler kültürün olmazsa olmaz bazı kurallarından uzak durarak bu kadar insana ulaşabiliyor muyum' görmek istiyordum. Klip çekmedik, televizyon programlarında çok görünmedik. Pazarlamadığım bir şeyin satılmasını istiyorum.

Bu anlamda albümlerimden ve şu ana kadar yaptığım müziklerimden kişisel karşılığımı aldığımı düşünüyorum.''

Koyuncu, yaz aylarını evinde sadece 7-8 gün kalacak kadar yoğun turne, konser programları ve sivil toplum kuruluşlarının gecelerinde sahne alarak geçirdi. Haziran ayında yalnızca dört gün kalmasına karşın Beşiktaş Kültür Merkezi'nin teklifini kabul ederek Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'ndaki ilk solo konserini gerçekleştirdi: ''Seyirciyle söze dökemediğim, tuhaf bir iletişim, bir enerji var. Ben, benim albümümü alanların, konserime gelenlerin müziğime verdikleri emeğe sahip çıkmak için sahnedeyim. Hepsi benim arkadaşım. O sahne buluşmalarında sevgi ve saygı var. Bazen çok şımarık oluyorum sahnede, seyirci bunu hoşgörebiliyor. Onlar şımardığında da ben hoşgörüyorum. Coşup gidiyorum. Kendimi bazen o kadar yukarıda ve uçacakmış gibi hissediyorum ki 'şımarmak' diyorlar buna.''

DAHA FAZLA DANS

Koyuncu konserleri, doyasıya horon tepmektir izleyici için. ''Dido Nana'' da, ''Gyuli Çkimi'' de, ''Ben Seni Sevduğumi'' de soluklanılır, ''Ella Ella'', ''Koçari'', ''Cilveloy Nanayda' da horon tepmeyen tek kişi bile kalmaz: ''Müzik sadece ses, nota, birkaç enstrümanın yan yana gelmesi değildir. Müzik ve dans birbirine sevdalıdır. Dans hayatımın en büyük eksikliklerinden biriymiş, daha fazla dans etmeliymişim. Zaten dans kurslarına gitmeye karar verdim. Latin dansları, tango, horon, hepsini öğreneceğim.''

Ağustos ayında Fuat Saka, Volkan Konak, Bayar Şahin' in katıldığı ''Hey Gidi Karadeniz'' projesinin hayata geçmesi için büyük emek harcayan Koyuncu, Yedikule Zindanları'ndaki konseri TRT-2'de yayımlanınca daha çok seyirciye ulaşma şansı yakaladı. Yönetmenliğini üstlendiği Hülya Polat 'ın ''Rino'' albümünde geleneksel Karadeniz ezgi ve enstrümanlarıyla rock tınılarını birleştirdiği ve dinleyicinin Koyuncu imzasını hemen hissettiği başarılı bir çalışma gerçekleştirdi. Trabzonspor için yapılan şarkı ve marşların toplandığı, yakında piyasaya çıkacak olan albüme iki marş hazırladı: ''Hopa'daki çocukluk günlerimde üç büyüklere kafa tutan Trabzonspor efsanesi vardı. Futbol oligarşisinin karşısına dikilmiş, Anadolu'dan gelen bir güç vardı. Dördüncü büyük oldu, ama Trabzonspor Türkiye futbolunda devrim yapmıştır ve hala devrimci potansiyelini içinde barındırır. Eski yönetim kurulu üyesi Tahsin Usta 'nın teklifi üzerine Şehnaz Yeygel' in yazdığı sözlerle Hayde'deki Uy Aha şarkısının uyarladım, ayrıca yeni bir marş yazdım. Asla profesyonel bir çalışma değil. Trabzonspor'un şampiyonluğunu çok küçük yaşta da olsa gördüm, borcum vardı. Ben, üzerime düşeni yaptım, şimdi sıra sahadakilerde.''

'AYNIYSA UTANIRIM'

Kasım ayındaki Babylon konserine ''müziğinde yeni bir dönem açmak'' için hazırlanmıştı: ''Tam başlıyorduk, kanser olduk. Aslında her şey yolundaydı ama müzik hayatımda çok kökten bir değişikliğe ihtiyacım olduğunu hissediyordum. Biraz daha elektriklenmiş, rocklanmış bir sound (ses) yakalamak istedim. Ritmin çok daha sağlam olduğu, iyi çalınan renk sazların, daha düzenli girip çıktığı bir ses düşündüm. Evet, eninde sonunda ben bir Lazım ama dünya kulağıyla duymak istediğim bir ses var içimde. 'Müzik ve hayat adına neler oluyor' depresyonu ve sonunda kanser. Hayatım boyunca 3-4 kez işin içinden çıkamadığım dönemler oldu ve hep hayat beni işin içinden çıkardı. Kanser belki şanstır. Çok tıkandığımı hissettiğim, artık utanmaya başlayacağım bir dönemdi. Ben beş konserde bir şarkıyı aynı şekilde çalıp söylüyorsam utanırım.''

Aralık ayında Ankara ve Istanbul'daki Hey Gidi Karadeniz gecelerinde sahne alan Koyuncu, sürekli öksürmesi nedeniyle Akan Organizasyon şirketinden sevdiği bir arkadaşı olan Dilek Dindar' ın ısrarıyla sağlık kontrolünden geçti. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi'ndeki muayeneler sonucu testis kanseri başlangıcı teşhisi konuldu. Akciğer ve akciğer boşluğunda ilaç tedavisiyle giderilme olasılığı çok yüksek olan tümörlere rastlandı: ''Bazen doktorlarla 'İki yılda bir albüm yapıyorum, beş albüm yapabilir miyim' diye pazarlığa giriyorum.

'Yaparsın' diyorlar. Bazı şeyleri sen yapamıyorsan hayat yaptırıyor. Hayatım boyunca tatile gitmediğimi fark ettim. Şimdi 7-8 ay evde oturmak, müzik yapmak, hayatı düşünmek ve tedavi görmek durumundayım.''

Geçen hafta kemoterapi uygulaması başlayan Koyuncu, Cerrahpaşa Medikal Onkoloji Servisi'ndeki seanslara girerken bazıları orada tanışan, birbirine kenetlenmiş arkadaşları, ailesi kapıda bekliyordu. çıktığında dostlarına, ablasına, ağabeylerine, yeğenlerine hep gülümsedi: ''Hayatımın en büyük korkusu kanserdi, başıma geldi. Başka birinin kanserine belki bakamazdım, ama göz göze geldiğin an korkunun yarısı gidiyor. Hastanede bekleyen dostlar o kadar güzeldi ki hepsinden sorumlu hissediyorum kendimi. Varlıkları beni tahmin ettiklerinin dışında etkiledi, hayata bağladı ve kendimi daha iyi hissettim.''

DENİZİN ÇOCUĞU

Koyuncu, hastalığının ilacını ve müziğindeki gelişmeyi de sevgide görüyor: ''Sevmeyi bilebilmek, sevdiğini hissedebilmek, sevenlerle göz göze gelebilmek. Bu kanserde de işe yarayacak, muhtemelen müziğimi büyütecek. Bu süreç beni sadece müziğe yönlendiriyor. Daha az konuşmaya, daha çok müzik yapmaya, daha hızlı koşmaya ve dans etmeye sevk ediyor. Bu hastalık benim için gerçekten bir müjde olabilir. Aksi takdirde bu hayat şu ana kadar yaptıklarımla durur.''

Kazımseverler, 28 Ocak akşamı Yeni Melek Gösteri Merkezi'nde, henüz dökülmeden baba mesleğini sürdüren ağabeyinin kısacık kestirtiği saçlarıyla karşılaşacak.

Yine horon tepecekler, hüzünlenecekler ama kesinlikle sigara içmeyecekler: ''En iyi ihtimalle haziran ayına kadar konser veremeyeceğim. Kanser ve konser arada sadece bir harf farkı var. Hiçbir şey umurumda değil, ben Yeni Melek'te konserimi yapacağım. Arkadaşlarım üzülmesin, her zamanki şımarık, kendini vermiş halimle çıkıp şarkılarımı söyleyeceğim.''

Denizin çocuğu-Zuğaşi bere, kıyıda bekleyenlerin gözlerine bakıp bilmediği bir denize ''viya'' iniyor.

Hayde! Viya Kazım Koyuncu...

Cumhuriyet 23.01.2005

Kazım Koyuncu, bir kemoterapi seansı sonrası dostlarına gülümsüyor.

'RADYASYONLU ÇAY İÇMEK ZEK‚ SORUNU DEĞİL, BİR SUÇTUR'

Koyuncu, Rusya'da 1986 yılında meydana gelen Çernobil nükleer kazasının etkilerine kayıtsız kaldıkları gerekçesiyle yetkililerin cezalandırılması istemiyle geçen nisan ayında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulunan sivil toplum temsilcilerinin arasındaydı. Facia tarihinde 14 yaşında olan Koyuncu, kaza sonrası ilk yağmurların üzerine yağdığını anlattı: ''Hepimizde tümörler var ve hayatımızın belirli dönemlerinde radyasyon veya başka etkiler tetikleyip kansere dönüştürüyor. Kaza sonrası adını anımsamadığım bir bakanın 'iyi gelir' diyerek radyasyonlu çay içmesi yalnızca bir zekâ sorunu değil, suçtur. Çernobil'den sonra erken teşhisler için rehabilitasyon merkezleri kurulabilir, belki binlerce insan ölmezdi. Hangi şehirde, kaç insan kansere yakalanmış gibi bir istatistik bile yapılmamış. Bu ülkenin politikacılara, yalancılara ihtiyacı yok. Ben böyle duyarsız yöneticilerin halk düşmanı olduklarını düşünüyorum''

   

 
Copyright © 2002-2011 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.