Cenöareri-süani so giğun gişkurûasi oxarcu-ti cadaxi’n.
Paranın yerini biliyorsan harcamak da kolaydır.


Lazuri genelinde şuan 2 kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu B - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • baba, eba atn., beba arş. baba.
  • babalozi erkek çekirge kuşu. Baş ortası ve ense gri, sırt ve kuyruk kirli sarı, göğüs yüzeyi beyaz renktedir. õ ciceğenişi biöi muşi: çekirge kuşunun erkeği.
  • bağulya atn. dişi çekirge kuşuna benzer bir kuştur. Yapı olarak biraz daha küçüktür. Kanatları sarımtrak, kuyruğu ve göğüs yüzeyi gridir. Dişi çekirge kuşuna göre daha oynaktır. Ancak alıştırılması oldukça zor bir kuştur.
  • bağuti viwe-öuröava’da eskiden bayramlarda toplanılan bir yerin adı.
  • babena atn. taneleri alınmış mısır koçanının üst üste konulması ile yapılan oyuncak ev.
  • babuza atn., babuwa ark. avuç. ar babuza ntxiri komomçu. bir avuç fındık verdi.
  • badeburi yaşlı erkeklere özgü. xoloti kocevoöit badeburi xoronis: yine başladık yaşlılara özgü horona. badeburi dolokuna: yaşlılara özgü giyim.
  • badi 1. ihtiyar erkek, yaşlı erkek. badi doğuru: yaşlı adam öldü. 2. Vi. Çekirdekleri tohum için kullanılmak üzere uzun süre dalında bekletilen, dış yüzeyi kahverengileşmiş salatalık.
  • badibiöi ark. hiç evlenmemiş yaşlı erkek.
  • badoba atn., (erkekler için) yaşlılık. üoçi badobas koüoûroxun. insan yaşlılıkta kırılıyor. badobas xvala kodosüudes: yaşlılıkta yalnız kaldılar.
  • badomeyi ark., mtuti ôuûuci atn. bal vermeyen zehirsiz arı.
  • bageni ark., bargeni xp., baceni arş. derme çatma kulube, dağ evi.
  • bağirdaği atn. beşiğe yatırılan çocuğun düşmemesi için kullanılan geniş bez şerit. yatırılan çocuk bu bezle beşiğe bağlanır. bağirdaği va cuâuûuri bere omwelişe colun: bağirdaği ile bağlı olmayan çocuk beşikten düşer.
  • bağu nezi atn. taneleri kalın bir ceviz türü.
  • bağu, mbağu arş., nobağule ambar. xviûi xvaûa mtel bağus molubğun: kıvır zıvır herşey ambara konmuş.
  • bağuna, mbağuna arş. kiler. m3xulepe bağunas ezderon: armutlar kilerde saklı.
  • bağuri, baxuri xp., bauri atn., k3apa vi. çürük ayında (temmuz 13, ağustoz 13 arası) suya/denize, bahçeye girildiği taktirde deride beyazımsı lekeler oluşacağına inanılır. bu inanca bahuri ya da k3apa denilir. bu hastalıktan korunmak için suya ya da bahçeye bakır (metal) parçası atılır. orubas mo amulut bahuri gaknanere do ûüebi gogakçandanere: dereye girmeyin, deriniz beyazlaşır.
  • baxana ark. kayıkların konulduğu baraka.
  • baürewa 1. eğri büğrü, işe yaramaz ağaç. 2. mec. biçimsiz vücut yapısına sahip kişi; işe yaramaz, toplumda tutulmayan kişi.
  • balabani atn., mşaxuyi xp. çekirge kuşu, yoz atmaca, atmaca şahin.
  • balaxa vi., balaxi atn. gür/yapılı gövdesi ve yaprakları olan otsu bir bitki. balaxa steri divi doren? çok şişmanlamışsın anlamında.
  • üamara atn. eski Laz evlerinde, tavan tahtalarının üzerine çakıldığı, odanın boyu kadar uzunluğu olan, dikdörtgen biçiminde yontulmuş ağaç.
  • balaxa steri ovapu not. kilo almak, besili hale gelmek.
  • balandani atn. kapı sürgüsü. balandani eünas kogoludvi: sürgüyü kapıya çek.
  • balarwağa ark., pupuli pavri atn., şkvit damari xp. semiz otuna benzer bir bitki.
  • balucaği vi., şanauli patulcani xp., balurâaği domates.
  • barva, ixi, boria meg. rüzgâr. Barva bas: rüzgâr esiyor.
  • bambua atn. sersemleşmiş, uyuşmuş. mtugik ğurâuli şüomu do bambua diyu. fare zehir yediğinde uyuştu, sersemleşti.
  • banbana vi. yaşlılıktan ötürü hantallaşmış, iş göremeyecek duruma gelmiş kişi. banbana dida. hantallaşmış, iş göremeyecek durumda olan yaşlı kadın.
  • bandaleri sendeleyerek, sendeleye sendeleye, tökezleyerek. bandaleri bandaleri igzas: sendeleye sendeleye yürüyor.
  • bandara bayrak. bandara ijvaûen. bayrak dalgalanıyor.
  • bangala xp. aptal.
  • bardeli arş., wuraüa ark., orosôi orospu, aşifte.
  • barderi bir kazığın çevresinde yığın yapılmış/ yığın halinde. barderi nçala: yığın yapılmış mısır samanı.
  • bardi uzun bir kazık etrafında yapılan çayır, saman vb. yığını. nçala bardi. mısır samanı yığını.
  • bardinca ark., obardale atn. etrafına mısır samanı yığmakta kullanılan uzun ve kalınca kazık.
  • basa kazık, direk. basa duğes do nca coninktes: kazığı altına geçirip ağacı devirdiler. eünas basa kodumxanes: kapıya kazık dayadılar.
  • basûiüa kayık yapımında kullanılan iskelet eğri ağacı, kayık ağacı.
  • batmani 1. atn. ölçü birimi. 2. vi. büyük küp.
  • baûa atn. gevşek, kendini bırakmış (uzuv). xepe baûa oüaçams: ellerini gevşek tutuyor. xepe baûa naşüvi. elini gevşek bırak.
  • bawai bir bitki türü.
  • böipe xp., möipe atn., ince. böipe şüa. ince bel.
  • becği atn. kusma anında çıkarılan ses. becği konkoli moğams: "salya sümük getiriyor."
  • becği konkoli moğmalu atn. not. salya sümük getirmek.
  • beciûi 1. arş. önemli. beciûi var on/ ren: önemli değil. 2. atn. aciliyeti olan, acil, öncelikli. beciûi: acele et.
  • beciûi oyapu not. acele etmek. a wulu beciûi iyi: "biraz acele et."
  • bedali atn., vala vi. peştemalın etrafına dizilen küçük, yuvarlak ve renkli cisim. kçe mandilis kçe bedali godveri, mo memaşüum guris kva dolodveri (Lazca bir destan).
  • bedarva atn., xarûoma arş., qavari meg. kiremitin bulunmadığı dönemlerde çatı örtmek için kullanılan, gürgen ağacından elde edilen, kısa kesilmiş kiremit biçimindeki tahta parçası, padavra. ixik bedarvape eyojulinamûu: rüzgâr "bedarva"ları uçuruyordu. üaûa bedarvas ar kva eyodumûes do ixişe oçuleûinamûes: rüzgâr "bedarva"ları uçurmasın diye üzerine taş konurdu, böylece "bedarva"lar rüzgârın uçurmasından kurtulurdu.
  • bedi xp., baxûi atn. baht, talih, kader.
  • bedigoöveri xp., bedixamanwa ark. bahtı kara, talihsiz. bedixamanwa nana şüimi: bahtı kara annem.
  • bedui ark., ûişuça atn., ürima ark. zavallı. (acıma belirtir). bedui bere: zavallı çocuk.
  • befa atn. fatma isminin Lazca’da söylenişi. befa uşüuriz cexes: befa elma ağacında oturmuş.
  • belti atn. pıhtı, pıhtılaşmış kan, kan pıhtısı. çxindişe belti dvabğu: burnundan pıhtılaşmış kan döküldü.
  • berci atn., bergi ark. çapa. bercite ona xaşüums: çapa ile tarla kazıyor.
  • bere bara, bere bura çoluk çocuk. bere bara zuğas kodelibğes: çoluk çocuk denize girdi.
  • bere çocuk. zuğaşi berepe: denizin çocukları. Lazonaşi berepe: Lazona’nın çocukları.
  • bere lulu oyapu arş. not. çocuğun küçük olması. nusa(s) bere lulu uyonun: gelinin küçük çocuğu var.
  • bereburi 1. çocukca. bereburi mot ixaôa. çocukca konuşma. 2. çocuklara özgü. bereburi dolokuna: çocuklara özgü giyim.
  • beredixo atn., ubereluli arş., ubereli ark. çocuksuz, çocuk olmaksızın. bere dixo oxori. çocuksuz ev.
  • beroba çocukluk. şüimi beroba: benim çocukluğum.
  • berva, zifozi fırtına. berva meüvatu: fırtına dindi.
  • berweuli nar. berweuli imxos. nar yiyor.
  • besi ark. kayıkların karada dik durmalarını sağlamak için yanlarına konulan üçgen alet. feluüaz besi komeçit i? kayığa "besi" verdiniz mi?
  • beûi 1. çirkin. beûi bozomota. çirkin kız. 2. kötü. beûi beûi memowes: kötü kötü bakıyor.
  • beûi ovapu, beûi oyapu 1. atn. çirkin olmak. 2. ark. kötü olmak.
  • beûoba çirkinlik.
  • bgara atn. ağlama, ağıt. da duğuru, bgaraşe ulun: kız kardeşi öldü, ağlamaya gidiyor.
  • bgara oxinapu ağlama yapmak. ma süani bgara woxle mixinapuûu: ben senin için önceden ağlamıştım.
  • bgareri 1. ağlamış. bgarineri bere: ağlamış çocuk. 2. ağlamaklı. bgareri ixaôaûu: ağlamaklı konuşuyordu. 3. ağlayarak. bgareri bgareri gulun: ağlaya ağlaya geziyor.
  • bgarineri atn. ağlatılmış. bgarineri bere: ağlatılmış çocuk.
  • bğapa arş., talasani atn., siüali ark. mısır çiçeği.
  • bğeri atn. traşlı. dudi bğeri: başı tıraşlı. mustaöi bğeri: bıyıkları traşlı. pimpili bğeri: sakalları traşlı.
  • bğiri xp., mğiri atn. bulanık. bğiri ari: bulanık su.
  • bxuci xp., mxuci arş. omuz. bxucepe momiöüodu. omuzlarım koptu.
  • biaûi, ôaûi xp., ôeaûi arş., xavi atn., xai vi. kötü. ôaûi dulya. kötü şey.
  • bibi ördek.
  • bincili atn., cunculi, benceli ark., dunduli xp. (kesici aletler için) ağzı kırık, ağzı körelmiş, kesme özelliğini yitirmiş. Bincili xami. kör bıçak.
  • Cunculi vi., 3ad. Bincili.
  • bencela vi. 3ad. Bincili.
  • Dunduli xp. 3ad. Bincili.
  • bibili atn., üuûu ark. çocuk dilinde penis.
  • biöeburi 1. Erkekçe (gençler için). 2. erkeklere özgü (gençler için). bozopek ti biöeburi delikunaman: kızlar da genç erkeklere özgü olan şeyleri giyiniyor.
  • biöi 1. genç erkek. biöepek xoroni ibiran: genç erkekler horon oynuyor. öe biöepe memiyucit. hey erkekler bana kulak verin. 2. Delikanlı.
  • biöoba delikanlılık.
  • biga arş., biüa atn. sopa, değnek. biga tolis gunumûu: sopayı gözüne soktu. biga te mundi nujvaru: sopayla kıçına vurdu.
  • biüiöi atn., diro, duyi xp., xeşduyi vi. dirsek. biüiöi kocontxu: dirseğini yere çarptı.
  • biliili arş., üonöi ark., üonöi xp. 1. ayak bileği. 2. aşık kemiği.
  • bilon3a atn., limbo3a vi. eğrelti otunun hayvanlar tarafından yenen türü.
  • binexepuna asmalık, çok miktarda asmanın bulunduğu yer. binexepunas urâeni wilums: asmalıkta üzüm topluyor.
  • binexi üzüm asması. üaûa ncas a binexi komebdvit: her ağaca bir üzüm asması saldık.
  • binexoni atn. asmalı, üzerinde asma bulunan. binexoni ncalepes evuluûit. asmalı ağaçlara çıkardık.
  • birapa ark., ûrağoda atn. şarkılı oyun. Lazuri birapape. Laz şarkıları.
  • bizi 1. atn. kedi penisi. üaûu bizi toli süanis. kedi penisi gözüne. 2. ark. 10-15 cm uzunluğunda, şimşir ağacından yapılan ve çarığın üzerinde delikler açmaya yarayan ya da ayakkabı tamirinde kullanılan bir tür iğne; çuvaldız.
  • bizi atn., nâi ark. arı iğnesi. ôuûucik bizi kodelemi3onu. arı iğnesini soktu.
  • bja xp., mja vi., mjalva atn. süt. pucik bja var meçams: inek süt vermiyor.
  • bjaçxa xp., mjaçxa atn., jaşxa meg., mjoraçxa pazar günü, güneş günü. bjaçxa ndğas meptare: çartamba günü geleceğim.
  • bjoli xp., mjoli ark. dut, dut ağacı.
  • bjora xp. 3ad. mjora.
  • bobola atn., bombula arş. 1. böcek. 2. ark. örümcek. 3. (arş.) böcek. 4. (arş.) örümcek. bobola limsa: örümcek ağı.
  • bobolalimsa vi. raxnamosa atn. örümcek ağı. bobolak limsa üorums: örümcek ağ bağlar.
  • bobomsva arş. böcek kanadı.
  • bobonöva ark., boboöa vi. hamam böceği. bobonöva cinâiru: hamam böceği türedi.
  • bobra, borba göğüs, merkezi yer. bobra kogamuğu: göğsünü çıkardı.
  • boçi arş. koç. mçxuri boçi üala ikten. koyun koç ile dolanıyor.
  • boda, mosa 1. ağ. bodas kodololu: ağa düştü. 2. atmaca yakalamakta kullanılan bir tür tuzak.
  • bodaüali atn., mosaüule ark., owiloni vi., mosaüali arş. ucunda file takılı olan uzun sırık. uzak dallardaki meyveleri toplamak için kullanılır.
  • boga arş. derme çatma baraka.
  • bogina atn. atina’ya (pazar) bağlı bir hemşin köyü. Melyat deresinin iç kesiminde yeralır. Laz köylerine komşudur.
  • bogina, m3ka vi., üarvani, üavrani, üodi ark., ğurni, ğuni atn. arı kovanı, karakovan, petek. buûüucepe boginaşa kamaxûes: arılar kovana girdi.
  • boğo atn. ırmak kenarlarında yetişen geniş yapraklı bir bitki.
  • boğopuna atn. "boğo" bitkisinin çok yetiştiği yer. boğopunas kodolovoli: "boğo" bitkisinin çok olduğu yere düştüm.
  • bombula ark., bobola atn. 3ad. bobola.
  • bomkva vi. tanesi çıkmamış ya da çocuk dişi büyüklüğünde çıkmış ve normal boyutuna ulaşamamış mısır koçanı.
  • bomüva ark., caüi çok ve iri taneleri olan.
  • bondo çok dikenli yer.
  • bonâola 1. ark. tüylü. 2. vi. pasaklı. bonâola üoçi var işinen. pasaklı insan saygı görmez.
  • bonâola vi., ûoncela atn. pasaklı.
  • boro xp. deli.
  • boûna pis koku.
  • boûriüa atn., ôoûiüa xp. şişe.  a boûriüate ğvini oşu: bir şişe şarap içti.
  • bozo, bozomota atn., ark., bozonta arş., üulani ark., xp. 1. kız.  bozok konimsüvanu: kız kendini süsledi. 2. atn. bakire.  bozo var orûu: kız (bâkire) değildi. 3. Iskambilde kız. 3. Vi. Bozo mota: kız torun.
  • bozomota 3ad. Bozo.
  • bozoba atn., bozopa ark. 1. kızlık. bozopa ark. kızlık. bozopaşen doni ma bore skani: kızlık yıllarından bu yana, ben seninim. 2. bâkirelik.
  • bozobiöi ark. ibne, homoseksüel, eşcinsel.
  • banepe vi. Lazlarda bir kabile adı.
  • bozo öumani düğünün yapıldığı sabahtır. gece boyunca horon oynandıktan sonra, bu sabaha atfen tekrar eğlence düzenlenir ve erkek evinde horon oynanır. düğün gecesi gelin damatla yatırılmaz. bu durumda gelin henüz "kızdır". sabah eğlenceden sonra kız evi damadı davet eder (oöandu/öanda). "bozo öumani" ‘den sonra eğer kız evi tarafından "öanda" yapılmışsa kız evine gidilerek üç gece kalınır ve erkek evine dönülür. bazı durumlarda gelin koca evinde "mdade"nin refakatinde damatla yatırılmaksızın üç gün kalır. ardından "öanda" yapılır. kız evine gidilip bu sefer bir gece kalınır ve erkek evine dönülür.
  • bozo limci kına gecesi.
  • bozomotaleburi atn., bozoburi, bozontaburi, kulaneburi ark. kızlara özgü, kızlara özgü olan şey. üowotfala metfalu bozomotaleburi ren. etek giymek kızlara özgüdür.
  • bresti ark. boz, gri.
  • briweri vi., öirderi atn. üareri xp. braweli xp.yırtık, yırtılmış, sökük. briweri forüa. yırtık elbise.
  • bteli xp., mteli ark., iri atn. tüm. bteli üiana: tüm dünya.
  • bubğini vi., ntxirmbağu 1. iri bir fındık türü. 2. bu fındığın delinmesi ve ip geçirilmesi ile yapılan bir tür oyuncak.
  • bubuöi, burbuöi vi. 1. süs kabaklarının üzerinde oluşan sert, tırtıllı kabarıklıklar. bubuöi steri gedgin: "bubuçi" gibi kabarıklık duruyor. 2. Mec. insan bedeninde oluşan fındık ya da ceviz büyüklüğündeki şişikler.
  • buli, mbuli kiraz. Andğa dopxedit do vinâğitşa buli pşüomit: bugün oturup doyana kadar kiraz yedik.
  • bulepuna, mbulepuna kirazlık, kiraz ağaçlarının çokça olduğu yer.
  • buöği ark., bucği ark. 1. üst kısmı kesilmiş ağaç kökü, tomruk. 2. vi., mec. dizlerin karına doğru çekilmesi ve kollarla dizlerin sarılması ile bedenin aldığı şekil ve bu şekildeki denize atlama biçimi.
  • buöi tomruk, ağaç tomruğu.
  • buxti ark. Rıhtım. Buxtis guluûuşa memagu: rıhtımda dolaşırken bana rastladı.
  • buüi, burüi vi., bucği atn. 1. kök. 2. bir ağaç devrildiğinde açığa çıkan topraklı ya da topraksız kök kısmı.
  • buüla atn. yere yakın bir yerden kesilen ağaç kökü.
  • bula atn. 3ad. Dadi.
  • buleöi atn., buleüi ark. turp. üapça şüala buleöi imxos: hamsinin yanında turp yiyor.
  • bulti top. bultis muntxu do orginu: topa vurup yuvarlattı. (kay: Lazuri alboni)
  • bundğa, bumbuli xp. tüy. kotumes bundğa dustiku. tavuğun tüylerini yoldu.
  • bundo vi. bundu ark. hantal.
  • bunduri xp., bundura, bindiri 1. tembel, uyuşuk. sarigina bunduri üoçi ren. sarigina tembel bir adamdır. 2. üşengen, üşengeç.
  • burbu yarasa. burbus mwupi alimben. yarasa karanlığı sever.
  • buröuli yay balta. buröulite danâepe doklimu: yay balta ile dikenleri kesti.
  • bureği börek. Lazona’da sadece Laz böreği için kullanılır. Başka bir börek türü için bu kelime kullanılmaz. Yufkanın tepsiye serilerek üzerine kat kat muhallebi dökülmesi ile yapılır. Muhallebiye karabiber de konur. Sanılanın aksine Laz böreği tatlıdır. Bu börek Lazların isevi oldukları dönemlerde vaftiz törenlerinden sonra yenirdi.
  • bureri 1. yamalı. bureri foûa üowutun. yamalı peştemal bağlamış. 2. Yamalanmış.
  • burguli diz. colu do burguli cuûroxu: düşüp dizini kırdı.
  • burguli mebğalu arş.not. dizleri çekmemek. burguli momabğen: dizlerim çekmiyor.
  • burği, buği 1. taze iken yapraklarından yemek de yapılabilen, ırmak kenarlarında, sulu ortamlarda yetişen, geniş yapraklı bir bitki türü. 2. ark. Küf.
  • buğeri ark. Küf vurmuş, küflenmiş, küflü. Buğeri möüudi: Küflü mısır ekmeği
  • burûa, vurûa ıspanak, mısır gibi bitkilerin yaprağı.
  • busti vi., busûi atn. 1. koçun testisi. busûi cuvelu/gyulu: koçun testisi düştü. 2. arş. Ana rahmindeki çocuğu saran zar tabakası. ~ sûeri: "busûi" gibi büyük.
  • buûüa xp. arş., pavri atn. ark. yaprak. ncalepek buûüa kodobğes: ağaçlar yapraklarını döktüler.
  • buûüuci ark., buûuji arş., ôuûuci atn. bal arısı. buûüucik memom3xu: arı soktu.
  • buâi üiti meme ucu. buâi üitişe mjalva dvaûiüen: meme ucundan süt damlıyor.
  • buâi meme. beres buâi cubams: çocuğa meme içiriyor.
  • buâi motfala südyen. buâi motfala dvabriwu: südyeni eskidi.
  • buâi oüoşveri atn. not. süt kardeş. buâi oüoşverepes artiüarti var anöeran: süt kardeşler birbirlerine düşmezler/evlenemezler. ( bir inanca görede süt kardeşlerin çocukları hatta onlardan türeme yedi nesil birbirleri ile evlenemezler).
  • buéxa oüosvalu atn., not. 1. iki tırnağı birbirine sürtmek, sürmek. 2. mec. birileri arasında yaşanan olumsuzluktan mutlu olmak, aralarında geçen sürtüşmeden haz almak. oüiilan ya do buéxa oüusums: kavga etsinler diye tırnaklarını birbirine sürtüyor. (birileri arasındaki kavga ya da sürtüşme sırasında, başparmak tırnaklarını birbirine sürtmekle kavganın alevleneceği düşünülür.).
  • buéxa tırnak. bu3xa eyiüvatams: tırnağını kesiyor.
  • buéxi vi., obuéxale, refani, ğefani atn. tırmık. bu3xi te buûüa kosums: tırmık ile yaprak siliyor.
  • buéxoni tırnaklı.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar

    Monç̆inora - Yaz

    Stveli - Sonbahar

    İnuva – Kış
    Tutape / Aylar
    Ǯanağani - Ocak

    K̆undura - Şubat

    Mart̆i - Mart

    Ap̆rili - Nisan

    Maisi - Mayıs

    Mbulora - Haziran

    Kʒala - Temmuz

    Mariaşina - Ağustos

    Çxalva - Eylül

    Guma - Ekim

    Ǯilva - Kasım

    Xrist̆ana – Aralık
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi

    İk̆inaçxa - Salı

    Cumaçxa - Çarşamba

    Çaçxa - Perşembe

    P̆arask̆e - Cuma

    Sabat̆oni - Cumartesi

    Mjaçxa – Pazar

    Ok̆oreʒxu /Rakam

    1 ar

    2 jur

    3 sum

    4 otxo

    5 xut

    6 aşi

    7 şk̆it

    8 ovro

    9 nçxoro

    10 vit

    11 vit̆oar

    12 vit̆ojur

    13 vit̆osum

    14 vit̆otxo

    15 vit̆oxut

    16 vit̆oaşi

    17 vit̆oşk̆it

    18 vit̆ovro

    19 vit̆onçxoro

    20 eçi

    21 eçidoar

    30 eçidovit

    40 jurneçi

    50 jurneçidovit

    60 sumeneçi

    70 sumeneçidovit

    80 otxoneçi

    90 otxeneçidovit

    100 oşi

    101 oşidoar

    500 xut̆oşi

    1000 şilya / vit̆oşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena'dan yararlanılmıştır.
    Lazca'da 10'dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11, Lazca'da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10'un 100'e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca'da 20 ve 10 olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak: Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    an
    ʒ̆.: anʒ̆ala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    l
    p̆.: Lazuri aramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: nozi
    a: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    ʒad.: Ʒadit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2018 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.