Eyotfale-süani owedi do üuçxe hişote gonâdi.
Yorganına bak da ayağını öyle uzat.


Lazuri genelinde şuan 11 kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu D - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • da kız kardeş. jur da, jur ti cuma miyonun: iki kız, iki de erkek kardeşim var. e dalepe do cumalepe: ey kız kardeşler ve erkek kardeşler.
  • dabali, dabala, tapala xp., dobarçala atn. alçak, yere yakın.
  • daçxuri atn. daçxiri xp. ateş. Daçxuri ogzams: ateşi yakıyor. daçxuri mexosüu: ateş söndü.
  • daöüapuri başlangıç. Lazuri nenapunaşi daöüapuri: Lazca sözlüğe başlangıç.
  • dada çocuk dilinde oyuncak, cici, güzel. mo ibga dada mekçare: ağlama sana oyuncak vereceğim.
  • dadali, dadala, dada 1. gül. a dadali mewili: bir gül kopar. 2. çocuk dilinde güzel. ma dadali bozomota miyonun: benim güzel kızım var.
  • dadi ark., bula atn. 1. Teyze. mu gağodu dadi çkimi: ne oldu sana teyzeciğim. 2. Hala. e dadi bozo skani/ divu okomoconi/ gaüvandi do var momçi/ gipsasen popoconi.
  • daduli 1. anaçlıktan çıkıp yumurtlamaya başlayan tavuk. daduli korme: yumurtlamaya hazır tavuk. 2. Dişi (kuşlar için).
  • daga vi. degi atn. dilim. jur daga bureği: iki dilim börek. degi degi meüvati: dilim dilim kes.
  • dagdagi atn. yer yer kesiklerin, yükseltilerin, kazıntıların bulunduğu eşya, cisim ya da yer. dagdagi sûolis vorsi var inöarinen: üzerinde kazıntıların bulunduğu masada iyi yazı yazılamıyor.
  • damangaperi vi., damogaperi süt kız kardeş. ma damangaperi do cumangaperi var miyonun: ben kız ya da erkek süt kardeşe sahip değilim.
  • damdambara atn. yabani hayvanların mısır ekinine zarar vermesini engellemek için yapılan bir araç. suyla dönen bir çarkın ucundaki tokmakların metal bir zemine vurması ile çalışır ve ürkütücü sesler çıkararak yabani hayvanların bölgeye yaklaşmasına engel olur.
  • damtire kaynana, kayınvalide. xavi damtirepes numgu: kötü kaynanalara benziyorsun.
  • danâepuna dikenlik. danâepunas kodololu: dikenliğe düştü.
  • danâi, daâi vi. diken. danâi konaéonu: diken battı.
  • danâi üandğo vi., duğuni üandğu atn., néxanova xp. diken çileği.
  • dapa xp. yazı tahtası. mamgurepek dapas nöaruman: öğrenciler yazı tahtasına yazıyor.
  • daraba kalın tahta (yaklaşık 5 cm) ile yapılan ara bölme. oxoris daraba koşüaüodes do a oda gamaüates: evin ortasına ahşap bölme koyup bir oda ayırdılar.
  • darçeli, dorçeli arş., oncire xp. yatak. darçelis bincirûi: yatakta uyuyordum.
  • dardaleri atn., raxuneri ark. titreyerek (soğuktan kaynaklı değil). dardaleri dardaleri ixaôaûu: titreye titreye/titreyerek konuşuyordu.
  • daskua meg. yeğen, kız kardeşin kızı.
  • debe atn. testiste oluşan fıtık.
  • deburcali, tercali atn. 1. deccal. 2. mec. uyanık kişi. deburcalis numgus: uyanığa benziyor.
  • degi atn. daga vi. dilim. baklava degi: baklava dilimi. degi degi meüvati: dilim dilim kes.
  • delafa , tutxu seyrek, aralıklı. nçai delafa dupinit oiövasere: çayı seyrek dökün yanar.
  • demeûula atn. yoğurt yayılırken dışarı dökülmesini engellemek için yayığın ağzını örtmekte kullanılan deri parçası. onçaxules demeûula keyonüori: yayığın ağzını “demeûula” ile kapat.
  • demuüraûi 1. gaz dolu şişenin ağzına bezden fitil koymak sureti ile yapılan meşâle. 2. ark. lastik ayakkabı.
  • derani, noröi atn., kerani, noüe ark., noüi xp. otantik Laz evlerinde ahır ve ahırın üstündeki oda arasına yapılan, ahır kokusunun odaya gelmesini engelleyen ara bölme.
  • derdi dert. imeselupe domagurus derdi üoüomartu: anlattıklarını duyunca derdim bölündü.
  • derdi üoüortalu atn. derdi bölüşmek.
  • dergi, desûi küp. dergis üvali doloâun: küpün içinde peynir var.
  • desûi ders. mitişe desûi var eyuöopapun: kimseden ders almamış.
  • devişi dilenen yabancı, serseri. Lazona’da büyüklerin sözünü dinlemeyen küçük çocuklar “devişi”nin gelip kendilerini kaçıracağı söylenerek korkutulmaya çalışılır. andğa devişepe guluûes: dilenciler geziyordu.
  • deéi ark., deéa xp., üorüoûi atn. muhallebi. berek deéi imxos: çocuk muhallebi yiyor.
  • dialekti lehçe. Margaluri dialekti: megrel lehçesi.
  • dibare arş. 1. ince öğütülmüş un, nişasta. 2. ince delikli elek.
  • diöüibi xp., oçxaôule vi., çxaôule ark., üuûuci atn. ısırgan otu.
  • dida atn., xçini xp., kçini ark. yaşlı kadın, nine. a dida nana miyonun: yaşlı bir annem var. Bida bida so bida/ar oxoris jur dida.
  • dida meg. ana, anne, valide.
  • dida bobola atn. kuru (nemsiz) toprağın içinde yuvalanan ve yüzeye çıkmak için toprağı eşeleyip toprakta kabarcıklar oluşturan bir yassı böcek.
  • didabozo ark. hiç evlenmemiş, bakire yaşlı kadın. şüuni opuûes didabozo var on/ ren: bizim köyde hiç evlenmemiş yaşlı kadın yoktur.
  • didaleburi yaşlı kadınlara özgü. didaleburi porça: yaşlı kadınlara özgü gömlek. didaleburi dulya: yaşlı kadınların yapabileceği, onlara uygun iş.
  • didaloba yaşlılık (kadınlar için). didaloba muşis xvala kodosüudu: yaşlılığında (kadın) yalnız kaldı.
  • didamcumori, mcumeni atn. nemli ve az güneş alan yerlerde yetişen, insanlarca da yenebilen ekşimtırak bir bitki. insan tırnağı boyutunda ve şeklinde olur.
  • didamôiluri, kçinüoüari vi., nene(r)i atn., didamangisa arş. çocukların bahçede sebze vb. şeylere zarar vermelerini engellemek için korkutmak amacıyla uydurulan bir öcü. inanca göre bu öcünün eğri bir bastonu var ve bahçeye girenleri bu eğri bastonla yakalayıp götürür. livadişe mo delulu didamôilurik oüöopaseûu: bahçeye inme didampilu seni yakalardı.
  • didaşira arş. 1. elişi yapan yaşlı kadın. 2. Yaşlanmış dul kadın. é. mec. kadın işi yapan erkekler için eleştiri anlamı içerir. didaşira sûeri xen windeçi şuy: dul kadınlar gibi oturmuş çorap örüyor. 4. arş. sinirli, aksi kişi.
  • didi vi., xp., morderi atn. büyük. didi cuma: büyük erkek kardeş. Didi nca: büyük ağaç. Didi dulya: büyük iş. didi nana (nandidi): büyük anne.
  • didinana, nandidi büyük anne.
  • didi cuma büyük erkek kardeş, ağabey.
  • didi 1. ark. Yaşlı. didi üoçi: yaşlı adam. 2. ulu. é. atn. Nine, büyükanne. didi demiğuru: ninem öldü.
  • didinoba ark. büyüklük. didinoba muşi naüu ren? büyüklüğü ne kadar?
  • dido ark. iyo xp., opşa atn., gyopşa xp., zade arş. 1. çok. Mevaperi oöüomu dido üai momixtu: yoğurt yemek bana çok iyi geldi. 2. Fazla.
  • difoûoni (<dixo foûa) atn., ufoûali peştemalsız, peştemal olmaksızın. difoûoni gale var gamulun: peştemalsız (peştemalını giymeden) dışarı çıkmıyor.
  • ufoûali, difoûoni (<dixo foûa) atn. peştemalsız, peştemal olmaksızın. éad. Difoûoni.
  • dixa 1. arazi, yer. dixa mpula: yer dumanı, sis. 2. dünya. …moilapaşkule leûaş yorğani/dixas na mogi, dixas geskidun: …toprak denen yorganı üzerine örtündüğünde/dünyadaki kazançların dünyada kalır (kay: Helimişi Xasani).
  • dixa lobya xp. yer fasülyesi.
  • dixali dokuma tezgahında oturulan yer.
  • dixamakvali atn., dixaqoqore xp., üarûoôili (<lat) patates. nanak dixamakvali cibums: anne patates pişiriyor.
  • dixampula ark. sis, dağ dumanı, yer dumanı. raüanepes dixampula kogoladu: tepeleri sis sardı.
  • dixaşira taş kuşunun bir türü.
  • dixauşkur ark., leûa oşüuri atn. bir elma türü. 1m civarında boyu olur ve çalı biçimindedir.
  • dixo atn. olmaksızın. süani dixo ma mu ôare: sen olmaksızın/sensiz ben ne yapacağım. xami dixo va ti maxenas: bıçaksız, bıçak olmaksızın yapamam. oropa dixo: sevgisiz, aşk olmaksızın. dixo cari: ekmeksiz. dixo nana: yetim, annesiz. dixo nana muyasere him berek: anne olmaksızın ne yapacak o çocuk.
  • diüa, mdiüa buğday. diüa cari: buğday ekmeği.
  • diüapuna buğdaylık, buğday tarlası. puci diüapunas kodoloxûu: sığır buğday tarlasına girdi.
  • dileûoni, uleûali topraksız, toprak olmaksızın.
  • dimiöüa mec. fizyolojik olarak sapa sağlam. dimiöüa steri üoçi: “dimiöüa” gibi sağlam adam.
  • dindğo atn., dindgo ark. arıların kış mevsiminde kovanın açık yerlerini bal mumuyla kapatmaları eylemi ve bal mumuyla kapalı yer. ôuûucepek dindğo doüores: arılar kovanın açık yerlerini sardılar, bağladılar.
  • dinéxiri, diéxiri kan. dinéxiri diben: kan dökülüyör.
  • dinéxironi kan yapıcı, kana sahip.
  • dinéxiyayi kanlı, kana bulanmış. dinéxiyayi porça muşi avlas kelemidves: kanlı gömleğini avluya koydular.
  • dio, diorde şimdilik, öncelikle, önce.
  • dirüu böbrek. dirüu dukéu: böbreği çürüdü.
  • diro, duyi xp., xeşduyi ark., biüiöi atn. dirsek. diro uûüvaéu: dirseği çatladı.
  • dirvana pon., möipeştoroci xp., üirâili ark., ûoroci atn. gökçe güvercin, kaya güvercini, üveyik kuşu.
  • dişkaş bergi vi.beceriksiz, doğru dürüst bir işe yaramayan.
  • dişüa atn. dişka ark. odun. ini ôi moxûaşe dişüape doptorat: kış gelmeden odunları taşıyalım. dişüa sûeri üoçi: odun gibi adam. oyondrinute dişüa deviyi: beklemekten odun oldum. dişüaş bergi var ixmaren: tahta kazma işe yaramaz.
  • divi dev. Divepek didi ncalepe kees: Devler büyük ağaçları söktüler.
  • diéineri atn., âiéineri ark. gülerek. iri şüala diéineri isinapamûu: herkesle gülerek konuşurdu.
  • âiéineri ark., diéineri atn. gülerek. ôanda âiéineri gulun: herzaman gülerek geziyor.
  • diéxiri vi., dinéxiri atn. kan. diéxiri aünen: ükan tutuyor. a üiü i diéxiri öi cex üuşe doğuru: bir damla kan akmadan öldü.
  • do 1. e, sonra, sonuçta/sonunda. …do, muya iyu ? …e, sonra ne oldu ? do komoğu i ? sonuçta getirdi mi? 2. ve bağlacı. him do ma: o ve ben. 3. ile bağlacı. tuta do mjora: ay ile güneş. 4. De/da bağlacı. hişo ôi do ham emaöopu: öyle ettim de bunu alabildim.
  • doba yağmurlu. a doba ndğas meftare: havanın yağmurlu olduğu bir gün geleceğim.
  • dobaderi konaklamış, yerleşmiş. a xavi svas dobaderi süuduran: kötü bir yerde konaklamış yaşıyorlar.
  • Dobadona 1. vatan, yurt, konaklanılan yer. dobadona iropinen: vatan sevilir. 2. Memleket.  3.Ülke.
  • Dobadonari 1. Yurttaş, vatandaş. 2. Hemşehri, memleketli.
  • dobadu doğmak. oxaçkuş oras dobibadi: ekim zamanında doğdum.
  • dobadu 1. konaklamak. vorûiû svas kodevibadit: olduğumuz yerde konakladık. 2. tünemek. korme aras kodibadu: tavuk dala tünedi.
  • dobağine yeteri kadar, yeterince. dobağine nosi kuğun: yeterince aklı var.
  • dobağu 1. kâfi gelmek, yetmek. haüu cari si degibağun: bu kadar ekmek sana yeter, sana kâfi gelir. oziûu te va dvabağen: söylemekle yetinemiyor, söylemek ona kafi gelmiyor, tekrar tekrar söylemek istiyor.  3. Kavga vs. ‘de geri gelmemek. oüoileraşe var dibağen: kavgadan geri gelmiyor.
  • dobalu, dobamu yere sıvı dökmek. wari dobams: su döküyor.
  • dobarçala atn. dabali, dabala xp. 1. yere yakın, alçak. 2. Kısa (boy). A méiüa dobarçala na orûu şeni xaâi var mayu: biraz kısa (boylu) olduğu için hoşuma gitmedi.
  • dobazgeri atn., dobaâgeri vi. yere basmış. a üuçxe dobazgeri iyondrams: bir ayağını yere basmış bekliyor.
  • dobazgu atn. dobaâgu ark. yere basmak. üuçxe var dvabazginen: ayağını yere basamıyor.
  • dobawiwi xp. yağmur sırasında ortaya çıkan bir solucan türü.
  • doberi dökülmüş (sıvılar için). tude doberi mjalva: yere dökülmüş süt.
  • dobğalu 1. yere dökmek (katılar için). dişüa oxoris kodobğu: odunu eve döktü. 2. Açığa vurmak. orûu var orûu kodobğu: olan olmayan herşeyi açığa vurdu.
  • dobğeri yere dökülmüş (katı nesneler için). dobğeri méxuli: yere dökülmüş armut.
  • dobira arş. iyi toprak.
  • docalu atn. 1. hazmedememek, yenen bir şeyi sindirememek. lu do lobya docams: lahana ile fasülyeyi hazmedemiyor. 2. hazımsızlık yapmak. bazi üoçis lu docams: bazı insanlara lahana hazımsızlık yapıyor.
  • docineri 1. yatmış, yatmış halde. mo elabu docineron: elleme yatmış. 2. yatarak. a wana docineri kogoluûu: bir yılı yatarak geçirdi.
  • docinu atn., dondiru 1. atn. yatmak. nciri mvalus dicinu: uykusu gelince yattı. 2. ark. yere yıkmak. 3. atn. yatırmak. bere docinu: çocuğu yatırdı.
  • doçinadu vi. tembihlemek, tembih etmek. beres doçinadu: çocuğa tembihledi, tembih etti.
  • doçunu vi. aşırı sıcaklardan dolayı meyve ve sebzelerin su kaybına uğrayıp canlılığını yitirmesi, canlılığını yitirerek pörsümesi.
  • doöironi atn. gereken, gerekli olan, gerekebilecek. doöironi üoçi: gerekli adam.
  • doöiru ark. gerekmek, gerekli olmak, lâzım olmak. Hik olva diöiren: oraya gitmek gerekiyor. a puci diöiren: bir inek gerekiyor. mutu va diöiren: bir şey lâzım değil.
  • doöüinderi, doöüineri ark., donöineri atn. yorgun, yorulmuş. oxorca doöüinderi ncans: kadın yorulmuş yatıyor.
  • doöüindu, doöüinu ark., donöinu atn. 1. yorulmak. skani üala domaöüindu: seninle yoruldum. 2. yormak. obirute dovonöinapi: oynatarak yordum.
  • dodgalu yere koymak, yerleştirmek. üuli svamuşis kododgi: iskemleyi yerine koy.
  • dodginu 1. ayağa dikmek, durdurmak. üuçxe süani jinüale dodginu digurare: ayaklarının üzerinde durmasını öğreneceksin. 2. mec. vaadetmek. baba muşik muyape dudginu do xolo ti var iyu: babası neler vaaddetti ancak yine de olmadı.  3. adak adamak. mektebi ûüvas ya do “môoli do minare” devudginit: okul okusun diye “istanbul ile minare vaadettik” (olmadık şeyleri bile vaaad ettik).
  • dodgume atn. sepet örülürken dikey olarak konan ana kasnak. üalatis dodgumepe nuûroxu: sepetin ana kasnağı kırıldı.
  • dodvalu 1. koymak. idi do svamuşis kododvi: git de yerine koy. 2. Fasülye, çay vb. bitkilerin tohumunu toprağa vermek, ekmek. livadis xaci dodums: bahçeye fasülye ekiyor.
  • Nçai üaüala çay tohumu. Onas nçai üaüala dodums: tarlaya çay tohumu ekiyor.
  • dodveri, dodvaleri 1. koyulmuş, konulmuş. svamuşis dodveri mevaşüvi: yerine konulmuş olarak bıraktım. 2. koyarak. dodveri dodveri kocelaxûu: koya koya, koyarak aşağıya indi.
  • dogneği atn., doğneği ark. üzerinde gezilip tozulan, oynanan, gelip geçilen yer. livadi şüimi dogneği doyes: tarlamı kullanılmaz, gelip geçilen bir yer haline getirdiler.
  • dogurcolu atn. 1. sertçe ovalamak, yere bastırarak ovalamak, yere sertçe sürmek. üaûa ndğas cenéxodures mbela dugurcolams: her gün döşemeye bez sürüyor, ovalıyor, paspas yapıyor. 2. yerlere sürünmek, sürtmek, ovalanmak. pisi svalepes dvagurcolen: pis yerlerde sürünüyor.
  • dogureri 1. duymuş. iyupe dogureri vore: olanları duymuşum. 2. öğrenmiş. Lazuri dogureri: Lazca öğrenmiş halde. 3. öğretmiş olmak, öğretmiş durumda. Lazuri berepes dodureri vore: Lazca’yı çocuklara öğretmiş durumdayım.
  • dogurinu atn. 1. duyurtmak. ma miwolems mara himus dugurinams: bana söylüyor ama ona duyurtuyor. 2. Üzerine alınmak. artis na uwupe hamuk digurinu: ötekine söylediklerini bu üzerine alındı.
  • doguru 1. öğrenmek. berepek Lazuri diguraman: çocuklar Lazca öğreniyor. 2. öğretmek. berepes Lazuri dogurams: çocuklara Lazca öğretiyor.
  • doguru atn., ognu ark. duymak. uci var dvaguren: kulağı duymuyor. Mot üiyam, domaguren: bağırma, duyuyorum.
  • dogutineri atn., dodgiteri, dodgitineri ark. 1. ayakta. dogutineri iyondrams: ayakta bekliyor. 2. Durarak, ayakta. dogutineri dulya ikums: durarak/ayakta iş yapıyor.
  • dogutinu atn., dodgitinu ark. 1. durdurmak. bere oxori oşüendas kodogutinu: çocuğu evin ortasında durdurdu: 2. yatıya kalmak, bir yere kalmaya gitmek. a limci ûüvani oxoris dobgutare: bir akşam sizin evde yatıya kalacağım.
  • dogutu atn. dodgitu ark. 1. durmak. yeine eüna woxles kodogutu: hemen kapının önünde durdu: var dvagutinen: ayakta duramıyor. 2. karşı gelmek, diklenmek. baba muşis dogutinu kocoöu: babasına karşı gelmeye diklenmeye başladı. baba muşis dugutun: babasına karşı geliyor.
  • dogveyi ark. buçuk. jur dogveyi. iki buçuk.
  • doğdi atn. balta, kazma gibi araçların sap giydirilen kısmı. arguni doğdi: baltanın sap giydirilen kısmı.
  • doğmaleri atn. (otlar için) ayıklanmış. limxona doğmaleri miğuran: eğreltileri ayıklamış durumdayız.
  • doğmalu atn., vi., domalu ark. 1. Altından geçirmek, altından daldırmak. basate oxoris duğes do coningtes: kazığı altından geçirip evi devirdiler. üuzi mjalva oüonçxveris duğu do komelidu: kaşığı, ekmek doğranmış süte daldırıp ağzına aldı. 2. ayıklamak. limxonas devuğatere: eğreltiyi ayıklayacağız.
  • doxmeli 1. başlı başına, diğerlerinden bağımsız, müstakil. doxmeli leûa: müstakil arazi. ham oxori doxmeli çkimi ren: bu benim müstakil evimdir. 2. özel. doxmeli araba: özel araba.
  • doxuneri, doxedineri 1. oturmuş durumda. doxuneri ixaôas: oturmuş vaziyette konuşuyor. 2. oturarak. limcişa doxuneri iyondru: akşama kadar oturarak bekledi.
  • doxunu 1. oturtmak. üulis kodoxunu: iskemleye oturttu. 2. yerleştirmek. iyonu do noğas kodoxunu: götürüp çarşıya yerleştirdi.
  • doxvalu 1. gömmek. ğureri oxori avlas doxves: ölüyü evin avlusuna gömdüler. bğuras Lazonas domoxvit ham şüimi geöapa ren: ölünce Lazonaya gömün beni, bu benim vasiyetimdir. 2. gömülmek. môolis doxvalu var bgorum: istanbul’da gömülmek istemiyorum.
  • doxveri gömülü, gömülmüş. coğori doxveri bâirit: köpeği gömülü bulduk.
  • dojvalu xp. soluklaşmak. murunéxepe dijvalesdorûu: yıldızlar soluklaşmıştı.
  • doksiru ark. 1. sebat etmek. soti var domaksiru: hiçbir yerde sebat edemedim. 2. uyum sağlamak.
  • doüaçeri atn., dokaçeri ark. 1. tutmuş. xes xami doüaçeri iyondrams: elinde bıçak tutmuş bekliyor. 2. Tutarak.
  • doüaçu atn., dokaçu ark. 1. tutmak, eline almak. xami kodiüu: bıçağı tuttu, eline aldı. 2. tutturmak, eline vermek. cenöareri xes kodoüaçu: parayı eline verdi.
  • doüanaşe atn., ostomiluşi xp., oûombilaşe, moüazdaşe arş. 1. atma eyleminde kullanılan araç, atış yapılan araç. 2. tabanca. doüanaşe şüimi komomçi: tabancamı ver. doüanaşe dixo gale var ulun: tabancası olmadan tuvalete gitmiyor.
  • ostomiluşi xp., doüanaşe atn., oûombilaşe, moüazdaşe arş. éad. Doüanaşe.
  • Oûombilaşe arş., ostomiluşi xp., doüanaşe atn., moüazdaşe arş. éad. Doüanaşe.
  • moüazdaşe arş., Oûombilaşe arş., ostomiluşi xp., doüanaşe atn. éad. Doüanaşe.
  • doüaneri atılmış. doüaneri kva: atılmış taş.
  • doüanu atn., oûüoçu ark. atmak. kva doüanams: taş atıyor. méudi doüanams: yalan atıyor.
  • doüaôinu atn. 1. atlamak. perçeşe koduüaôu: serende balkonundan atladı. ûruôu ûruôu duüaôu: hop oturup hop kalktı. 2. mec. maddi kayba uğramak. uğuûu a oxorişe ti koduüaôu: sahip olduğu tek evini de kaybetti.
  • doüatu boşamak. xorâa diüatu: karısını boşadı.
  • doülançxu atn. kıvılcım çıkarmak, ateş çıkarmak. noüançxulek diülançxams: “noüançxule” ateş saçıyor, kıvılcım saçıyor.
  • doüleûu ark. geri gelmemek (ağız dalaşında, kavgada vs.).
  • doüoru, oüirüitoni arş. bağ, hayvanların bağlandığı bağ. puci doüoru: inek bağı.
  • dolobalu içine dökmek (sıvılar için). onçaxules mja dolobams: yayığa süt dolduruyor.
  • dolobalu atn., doloüidu ark. 1. asmak, takmak. alis lorizmaşe kodelibu: boğazına “lorizmaşe” astı. 2. sarılmak. Nana muşişi alis kodolvabu: annesinin boynuna sarıldı.
  • dolobaniüu vi. üzerine basılıp ezilmesi sonucu iyice içe doğru çökmek, basılmak. getasules mot amulur dolibaniüen. fideliğe girme, içe doğru basılıp çöküyor.
  • dolobazgu atn., dolobaâgu ark. 1. içine basmak. ûobas kodolobazgu: gölün içine bastı. 2. basınç yapmak. warik purengis vorsi kodolobazgu: su boruya iyice basınç yaptı.  3. mec. içine girmek, yer etmek. him a dolobazgaşan çkva gamuluûui: o içine girene kadardır bir daha çıkar mı? 4. mec. inat etmek, iyice kafaya koymak.
  • dolobergu derinden bellemek. livadi dolobergums: tarlayı derinden bellemek.
  • dolobğalu 1. içine dökmek (katılar için). karmaûe moconis Lazuûi dolobgams: değirmende “moconi”ye mısır tanelerini döküyör (öğütmek için). 2. Doluşmak. Çoilipe noğas kodelibğes: köylüler kente doluştular.
  • dolobunbulu kendi kendine mırıldanmak. Delibumbulams: kendi kendine mırıldanıyor.
  • dolobuzgu baştan ayağa uyuşmak. iri üale dolomobuzgu: her tarafım uyuştu.
  • dolocinu 1. içine yatmak. saôules doloncas: mezarın içinde yatıyor. 2. içine yatırmak. saôules kodolocines: mezarın içine yatırdılar. 3. mec. kızgınlıktan dolayı yüz üstü yatmak. xucete kodelicinu: kızgınlıktan yüz üstü yattı. 4. Devirerek yıkmak.
  • Mateatre tiyatrocu.
  • Memşvela yardımcı, muavin, asistan.
  • Kolmani kollektif güç, kooperatif.
  • Şurepuna toplum, cemiyet.
  • Diyara meg. ziyafet.
  • üuçxeşbulti futbol.
  • üalatişbulti basketbol.
  • Zenişbulti voleybol.
  • Xeşbulti hentbol.
  • doloçaçxuru atn. baştan ayağa titreme almak, sıtmaya tutulmak. dotanuşa dolomoçaçxuramûu: sabaha kadar bütün vücudum titriyordu.
  • doloçxaûu 1. Kamaştırmak. mjoraş tena tolis dolomaçxaûen. güneş ışığı gözümü kamaştırıyor. 2. kamaşmak. Toli dolomaçxaûen: gözüm kamaşıyor.
  • doloçodinu uğruna harcamak, tüketmek, bitirmek. iri na miğuûu si kodologoçodini. sahip olduğum herşeyi senin uğruna harcadım, tükettim.
  • doloöalu derinden dikmek, daraltmak. ponûuli kodoloviöi: pantolonumu daralttım.
  • doloöapxu 1. oldum olası çarpmak, vurmak. dudis a xoşüa kodoloöapxu: kafasına bir sırıkla vurdu. 2. yere kapaklamak, çarpmak. colu do kodolvaöapxu: düşüp yere kapaklandı.
  • doloöeri derinden dikilmiş, daraltılmış. doloöeri ponûuli. daraltılmış pantolon.
  • doloöinaxu içinde ezmek, içine ezmek. urâeni üalatis kodoloöinaxu: üzümü sepetin içine ezdi, çiğnedi.
  • doloöirdu atn., doloöüidu ark. 1. derinden, kökünden kopmak. xanöali mxucişe deluöordu. kolu omzundan koptu. 2. derinden, kökünden koparmak.
  • doloöoperi mec. 1. Derin bir yerde yakalanmış, içinde yakalanmış. 2. kandırılmış, kazıklanmış.
  • doloöopu 1. içinde yakalamak, derin bir yerde yakalamak. çxomi ûobas kodoloôöopi: balığı gölün içinde yakaladım. 2. mec. alış verişte kazıklamak, faka bastırmak. 3. mec. kandırılmak, kazıklanmak, faka basmak.
  • doloövalu 1. içinde yanmak, derin bir yerde yakmak. üarûalepe bidonis deliöven: kağıtlar bidonun içinde yanıyor. 2. Içinde yakmak, derin bir yerde. bidonis karûali doloöums: bidonun içinde kağıt yakıyor. 3. derinden acı duymak. guri delemiöu: yüreğimi yaktı. 2. derinden acı vermek. guri delevuövi. yüreğini yaktım.
  • dolodawu atn. lafı ağzına tıkamak. ôici var gomonwapu, muya na pûüvi delemidawu: ağzımı açtırmadı ne dediysem ağzıma tıkadı.
  • dolodginu 1. atn. dibine/içine dikmek, durdurmak. bere gza tude kodolodginu: çocuğu yolun aşağısına durdurdu/dikti. 2. vi. içine koymak, içine yerleştirmek.
  • dolodgitu ark., dologutu atn. 1. içinde durmak. üoçi so dolodgitun ? adam nerenin içinde duruyor ? 2. ark., mec. yankılanmak. arkabişi raüanepes kodolodgitu nena muşi. arhavinin tepelerinde yankılandı sesi.
  • dolodvalu içine ya da derin bir yere koymak. dergis üaraüi dolodums: küpün içine yağ koyuyor.
  • dolodveri içine koyulmuş. ûaponis dolodveri: çukura konulmuş.
  • dologutinu atn., dolodgitinu ark. atn. içinde durmak, dikilmek. saôules kodologutu: mezarın içinde durdu.
  • dologutu atn., doloktalu ark. atn. derinden nüfuz etmek. porças lebi kodologutu: gömleğe kir yerleşti, nüfuz etti.
  • doloğaru 1. derin bir çizgi çekmek, içine çizmek. 2. mec. çok sevmek, sevgiyi derinden duymak. dologağarare, çona şüimi. sen, çok çok sevdiğim, ışığım.
  • doloğmalu atn., vi., dolomalu ark. 1. içine daldırmak, indirmek. cebis xe kodeliğu: elini cebine indirdi. 2. Içine/içinden geçirmek.
  • doloğureri 1. içinde ölmüş. zuğas doloğureri âires: denizin içinde ölmüş halde buldular. 2. bir şeye aşırı düşkünlük içinde olan, fanatik. sifûeri oöopus doloğureri ren: atmaca yakalamaya aşırı düşkünlük gösteriyor, atmaca yakalama fanatiği.
  • doloğuru 1. içinde ölmek. ûaponi doloxe kodoloğuru: kuyunun içinde öldü. 2. mec. çok sevilen bir şey uğruna ölmek, uğrunda ölecek kadar çok sevmek, ölümüne sevmek. berepe muşis doloğurun. çocuklarını ölümüne seviyor, çok seviyor.
  • doloxaôaru atn., dolosinapu vi. 1. içine konuşmak. teyubis doloxaöas: teybin içine konuşuyor, kayıt yapıyor. 2. içinden konuşmak. delixaôas, var ignapen. içinden konuşuyor, anlaşılmıyor.
  • doloxe 1. iç, içeri, içerde. doloxe vore. içerdeyim. doloxe éadi. içeri bak. doloxe mevaşüvi. içerde bıraktım. himuşi doloxe. onun içinde. 2. mahpus, cezaevi. üoçi doloxe komolaxunes: adamı içeri koydular, hapsettiler.
  • doloxen üale iç taraf, iç kısım. doloxen üale vorûae. içeride olacağım.
  • doloxendo içerden, içeriden. şura doloxendo mulun: koku içerden geliyor. doloxendo gamaxûu: içeriden çıktı.
  • doloxombinu kökten kurumak, dibine kadar kurumak. ncaşi arape doloxombu: ağacın dalları dibinden kurudu.
  • doloxorxu derinden budamak. éipris arape deluxorxu: gürgen ağacının dallarını derinden budadı.
  • doloxosaru içini gözetlemek, dikizlemek. jindo dolomoxosaramûuşa opöopi. yukarıdan beni gözetlerken yakaladım.
  • doloxosüinu atn., doloxroékinu ark. içinde gebertmek. coğori zuğas kodoloxosüinu: köpeği denizde gebertti.
  • doloxosüinu atn., doloskuru ark. 1. sönüp gitmek, tamamen sönmek. Lambaşi çona kodoloxosüu: lambanın ışığı tamamen (içine doğru) söndü. 2. tamamen söndürmek.  Lambaşi çona kodoloxosüinu: lambanın ışığını (içine doğru) söndürdü.
  • doloxosüu atn., doloxroéku ark. içinde gebermek. zuğas kodoloxosüu: denizin içinde geberdi.
  • doloxtimu ark., dololva atn. derine inmek, altına inmek, aşağıya inmek. orubaşe kodoloxûu: dereye indi.
  • doloxuûoru derinden ya da kökünden kesmek (saç ve kıl için). toma deluxuûoru: saçını derinden kesti.
  • doloxvalu 1.. yıkmak, bozmak. wopxeri oxori doloxu: inşa edilmiş evi bozdu, yıktı. dulya delemixu: işimi bozdu. 2. yıkılmak, bozulmak. oxori dolvaxves: evleri yıkıldı, yuvaları bozuldu.
  • doloxvalu 2. derinden öksürmek.
  • doloxvaûu kökünden, dibinden kemirmek. mtugik uci deluxvaûu: fare kulağını dibinden kemirdi.
  • doloxveri 1. yıkılmış, bozulmus. oxori doloxveri naşüves: evi yıkılmış halde bıraktılar. doloxveri dulya. bozulmuş iş. 2. yıkarak, bozarak.
  • dolojguru atn. içinde ya da derin bir yerde yakmak. néxiüepe orubas kodolojguru: çalıları derenin içinde yaktı.
  • dolokosu 1. içine süpürmek. noûexepe oöaxales kodolokosu: kırıntıları çöplüğe süpürdü. 2. Içine doğru silmek.
  • dolokoteri atn., dolokoûeri ark. içine katlanmış. dolokoteri ponüuli. içine katlanmış pantolon.
  • dolokotu atn., dolokoûu ark. içine katlamak. ponûuli paöa wendeöis kodelikotu: pantolonun paçasını çorabının içine katladı.
  • doloksinu, dolonksinu bir şeyin içine yellenmek. ponûulis doloksinu: pantolonun içine yellendi.
  • doloktalu ark., dologutinu atn. 1. nüfuz etmek, yer etmek. lebi kodolaktu: kir iyice nüfuz etti. 2. ark., mec. başına musallat olmak, geri gelmemek, geri durmamak. oxorca kodolomaktu, var gowulun: kadın başıma musallat oldu, gitmiyor.
  • dolokuna ark., dolonkunaşe atn. giyecek. ağani a dolokuna viindrae. yeni bir giysi satın alacağım.
  • dolokuna, dolonkunaşe giyecek. dolokunape dimcveşu: giyeceklerim eskidi.
  • dolokunûeri ark. çökmüş, çukurlaşmış.
  • dolokunûu ark. içeri çökmek, çukurlaşmak, çukur haline gelmek. üvas kva maûu do kodolakunûu: alnına taş çarpıp (alnı) çukurlaştı/içeri çöktü.
  • doloüaçinu atn., dolokaçinu ark. 1. derin bir yerde tutmak, derin bir yerde sıkıştırmak. 2. mec. kapalı bir ortamı gürültüye boğmak. oxaôarute oxori doloüaçinu, nena va diguren. konuşma ile evi gürültüye boğdu, ses duyulmuyor.
  • doloüaçu atn., dolokaçu ark. 1. sıkıca tutmak. ôicis kodeliüu: ağzı ile tuttu. 2. mec. kaptırmak, eline vermek, eline tutuşturmak. xes kodoloüu: kaptırdı, eline tutuşturdu.  3. mec. ele geçirmek, ele almak. bere xes kodeliüaçu va naşüums: çocuğu eline aldı, eline geçirdi bırakmıyor.
  • doloüanu atn. 1. içine atmak, içine sallamak. berepe doloüanams: çocukları sallıyor. ma ti dolomoüani. beni de salla. 2. salınmak. igzaûaşa deliüanen. yürürken salınıyor. doloüanures delinüas: salıncakta salınıyor.  3. ark. sarsılmak. araba goluluüaşa oxori dolinüanen. araba geçerken ev sarsılıyor.
  • doloüanure atn., oüanwure ark. atn. salıncak. doloüanure kocobes: salıncağı astılar.
  • doloüaôinu 1. içine atlamak. zuğas kodeluüaôu: denize atladı. 2. mec. düşünmeden bir işe atlamak, dalmak. va uşüuûu dulyas kodeluüaôu: bilmediği bir işe daldı.
  • doloüidu ark., dolobalu atn. sarılmak. nanas alis kodolobaüidi: annenin boğazına sarıldım.
  • doloüleûu ark., dowu, dobağu atn. geri gelmemek, musallat olmak. handğa noğas a berek kodolomaüleûu: bugün çarşıda bir çocuk başıma musallat oldu, peşimi bırakmadı. oxorcalepe üala kodolobiüleûit: (kavgada) kadınlarla birbirimize girdik, hiç birimiz geri gelmedik.
  • doloülimu atn., doloünimu ark. 1. derinden tutmak, kökünden tutmak. tomaşe kodolvaünu: saçının kökünden tuttu. 2. atn., mec. bir işe iyice sarılmak. dulyape muşis kodolvaünu: işlerine iyice sarıldı.
  • doloüomeri, doloüomineri dumanlı, dumana boğulmuş. wiüara oşves do oxori doloüomeri naşüves: sigara içip evin içini duman altında bıraktılar.
  • doloüominu içini dumanlatmak, dumana boğmak. oxori doloüominu: evi dumana boğdu.
  • doloüomu dumana boğulmak, içi dumanla dolmak. oxori deliüomu: evin içi dumana boğuldu.
  • doloüvateri derinden, dibinden kesilmiş.
  • doloüvatu derinden kesmek, kökünden kesmek. üiti deliüvatu: parmağını kökünden kesti.
  • Dololveri içine inmiş, altına inmiş, derinliği olan bir yere inmiş. Zuğas ağani dololveri vorûi: denize yeni inmiştim.
  • dololva 1. içine düşmek. orubas kodololu: dereye düştü. 2. Dalmak, altına inmek, derine inmek, içine girmek. zuğas delulun/dolulun: denize dalıyor, denizin içine giriyor.  3. mec. belaya düşmek, başı belaya girmek. belas kodolovoli: belaya düştüm.
  • dololandu atn., dolodgitu vi. yankılanmak. oda delilanden. odanın içi yankılanıyor.
  • dololeri, doloveleri içine düşmüş halde. zuğas dololeri/doloveleri: denize düşmüş halde. xavi dulyas doloveleri/dololeri vore: kötü işe düşmüş haldeyim.
  • Dolombonu atn., dolobonu vi. 1. içinde yıkamak, derinliği olan bir yerin içinde yıkamak. öuröis xe delimbonams: kazanın içinde elini yıkıyor. 2. içinde yıkanmak.  3. mec. elinde kalmak, başına bela olmak. çkvaşi bere kodolvambonu: başkasının çocuğu elinde kaldı.
  • dolomçiku ark. tıkıştırmak.
  • dolomöüvalu ark., dolonövalu atn. içine tükürmek. Nuüus/ôicis kodolomonöüvalu: ağzıma tükürdü.
  • dolomğuzineri vi. boğuk, hırıltılı ses çıkarma, konuşma. dolomğuzineri isinapams: boğuk, hırıltılı konuşuyor.
  • dolomüasu içine tıkamak, derinliği olan bir yerin içine tıkamak/tıkıştırmak, içine doğru baskı/basınç uygulamak. üalatis tipi kodolomüasu: sepete çayırı tıkadı, tıka basa doldurdu, basarak doldurdu.
  • dolomsilu atn. 1. kısmak, kesmek. ixaôaraseûu ama nena delumsiles: konuşacaktı ama sesini kıstılar, kestiler. 2. kısılmak, kesilmek. oüriyinute nena dolomamsilu: bağırmaktan sesim kısıldı.
  • dolomşaru içine itmek, içine bastırmak, derinliği olan bir yerin içine itmek. waris dudi kodelumşaru: başını suyun içine itti, bastırdı.
  • doloncumoru tuzlamak, salamura yapmak (derin bir kabın içine). dergis üapça kodoloncumoru: küpün içine hamsiyi tuzladı, salamura yaptı.
  • doloncumu bir yerin içine bastırıp tuzlamak. dergis üapça kodoloncumu: küpün içine hamsi tuzladı.
  • dolonçaxu içinde çalkalamak. onçaxules miyaperi dolonçaxums: yayığın içinde yoğurt yayıyor, çalkalıyor.
  • dolonçxilu iyice bozulmak. oçilera dulya dolançxilu: evlenme işi iyice bozuldu.
  • dolonçxvalu 1. ısınmak (ortamın ısınması). oxori dolonçxu: evin içi ısındı. ora dolonçxu: hava ısındı. 2. ortamın gerginleşmesi/kızışması fiili. Muya na iyu diyu var vogni, opuûe dolonçxu: ne olduysa oldu, anlamadım ama, köy gerginleşti/kızıştı.  3. içine doğramak. üuûavina cari kodolunçxu: derin bir kaba eniğin ekmeğini doğradı.
  • dolonçxvaru 1. içinde parçalamak, derinliği olan bir yerin içinde parçalara ayırmak (taneliler için). oçambres Lazuûi kodolonçxvares: dibeğin içinde mısırı parçaladılar. 2. içinde parçalanmak. araba orubas kodolançxvaru: araba derenin içine düşüp parçalandı.
  • dolonçxveri 1. ısınmış ortam, sıcak ortam. dolonçxveri oxori. ısınmış ev. 2. mec. gergin, ısınmış. doloçxveri opuûe. gerginleşmiş köy (kavga vs.)
  • dolonöalu derinliği olan bir yerin içine daldırmak/sarkıtmak, uzatmak. öuüanis xe kodolonöu: kazanın içine elini daldırdı.
  • dolonöaru vi. ilk oluşumun/varoluşun gerçekleşmesi fiili, herhangi bir canlının vücut bulması, çocuğun anne rahminde vücut bulması/ilk nüvesinin oluşması. bere kodolinöaru: çocuk anne rahminde oluştu (yazıldı).
  • dolonöoru dibe doğru delmek. kva duüanu do dudi dolunöoru: taş atıp başını deldi.
  • dolonövalu 1. içine sağmak. ucelis mjalva dolonövalums: bakraçın içine süt sağıyor.
  • dolonduru 1. sağırlaşmak, sağır olmak. uci dolomanduru: kulağım sağır oldu. 2. sağır etmek. uci deleminduru: kulağımı sağır etti.
  • dolongoneri iyice niyet etmiş, iyice kafaya koymuş, çok arzulu, çok istekli. noğaşe olva dolongoneri on/ ren: çarşıya gitmeye iyice niyetli, çok istekli.
  • dolongonu iyice niyet etmek, iyice kafaya koymak, yapmayı çok çok istemek. noğaşe olva kodelingonu: çarşıya gitmeyi çok çok istedi, iyice aklına koydu/niyet etti.
  • dolongzalu atn., dologzamu ark. 1. yayılmak, yaygınlaşmak. üumari obiru opuûes delingzu: kumar oynamak köyde yaygınlaştı, yayıldı. huspes üoçi owamu delingzu: şimdilerde adam vurmak yaygınlaştı. 2. sancılanmak. korba dolomangzen: karnıma sancı giriyor.  3.  şiddetlenmek. gyari dolomagzu: şiddetli bir biçimde yeme isteği duydum. ûuéa dolomagzu: aşırı derecede sıcak bastı. Mçxvapape delingzu: sıcaklar iyice bastırdı.
  • dolongzeri 1. Sancılanmış, sancılı. korba dolongzeri vore: karnım sancılanmış durumdayım. 2. yaygınlaşmış, yayılmış. üoçi owamu dolongzeri on/ ren: adam vurmak yaygınlaşmış durumda.  3. şiddetlenmiş.
  • doloni, ğarnasûi, ôarasüe ark. hafta. a doloni kogolaxûu: bir hafta geçti.
  • dolonkuneri, dolokuneri giyinmiş, giyinik. porça dolonkuneri: gömlek giyinmiş halde.
  • dolonkunu atn., dolokunu ark. 1. Giyinmek (belden yukarı). porça kodelinkunu: gömleği giydi. 2. (belden yukarı) giydirmek. beres porça kodolonkunu: çocuğa gömlek giydirdi.
  • dolonüoreri 1. bağlı, bağlanmış. dudis mandili dolonüoreri: başına peştemal bağlamış. 2. zora girmiş, zorlaşmış, çözümsüz hale gelmiş, sarpa sarmış (iş). dolonüoreri dulya: zora binmiş iş.
  • dolonüoru derinden bağlamak. dudis mandili kodelinüoru: başına peştemal bağladı. 2. mec. zora girmek, sarpa sarmak, zorlaşmak, çözümsüz hale gelmek. gza oxinapu dulya kodelinüoru: yol yapma işi zora girdi, sarpa sardı.
  • dolonwalu sıvının içine değdirmek, içine daldırmak, içine batırmak. öuröis xe kodolonwu: kazanın içine elini daldırdı.
  • dolonwinu atn. dolondğulinu ark. 1. içinde eritmek. mçiri tolis kodelunwinu: bal mumunu gözünün içine eritti. 2. atn., mec. küfretmek. nanamuşis kodelunwinu: anasına küfretti.
  • dolopeleüu atn. 1. yere çarpmak, yere kapaklanmak. üuçxe kvas eüvağu do kodolvapeleüu: ayağı taşa takılıp yere çarptı. 2. yere kapaklamak, yere düşürmek. üuçxe eüuğu do kodolopeleüu: ayağını takıp yere düşürdü.  3. mec. oldum olası vurmak. dudis arguni kodolopeleüu: başına baltayı geçirdi.
  • dolopineri içine salınmış, içine doğru güdülmüş. pucepe onûules dolopineri koduûales: inekleri bahçenin içine salınmış olarak bıraktılar.
  • dolopinu içine salmak, götürmek. pucepe livadis kodelupinu: inekleri bahçenin içine saldı.
  • dolopsalu içine işemek. üuüumas dolopsu: güğümün içine işedi. ponûulis dolopsu: pantolonun içine (altına) işedi.
  • dolopseri içine işenmiş. dolopseri üuüuma avlas keladges: içine işenmiş güğümü avluya bıraktılar.
  • dolopşalu içine doldurmak. leûate saôule kodolopşu: toprakla mezarı doldurdu.
  • dolopşeri içi doldurulmuş. miyaperite dolopşeri onçaxule doûroxu: yoğurtla içi doldurulmuş yayık kırıldı.
  • dolopurçinu ark., mepurçinu ark. fısıldamak. Ucis a mutxa kodolupurçinu: kulağına bir şey fısıldadı.
  • dolorçalu derinliği olan bir yerin içine sermek. çenefis pavri kodolorçu: tuvaletin içine yaprak serdi.
  • dolorçeri derinliği olan bir yerin içine serilmiş. mûape nçayi üaruğis dolorçeri kodusüudes: otlar çay setinin içinde serili olarak kaldı.
  • dolosiyu suyun içine balıklama atlamak. msüelaşe zuğas kodelusiyu: iskeleden denize balıklama atladı.
  • dolosüudu atn., doloskidu ark. derinliği olan bir yerin içinde kalmak. a tuta kon orubas kodolosüudu: bir aydır derenin içinde kaldı. guris kodelemisüudu: içimde kaldı.
  • doloskvalu ark., dolomsüvalu atn. derinliği olan bir yerin içine yumurtlamak. kotumek üalatis dolosüums: tavuk sepetin içine yumurtluyor.
  • dolosûulinu atn., dolostvinu ark. içine kaydırmak. ncalepe oruba tere kodolosûulinu: ağaçları derenin içine doğru kaydırdı.
  • dolosûvalu atn., dolostvalu ark. içine kaymak, dalmak. oruba tere kodolosûu: derenin içine doğru kaydı.
  • dolosvalu 1. içine sürmek. öami tolis kodelusu: ilacı gözünün içine sürdü. 2. Içine sürülmek.  3.Sancılanmak.
  • dolosvareri derinliği olan bir yerin içine düzenli olarak dizilmiş nesne. Fişeğepe jajuris dolosvareri uğuûu: fişekler şarjorun içine dizilmişti.
  • dolosvaru içine dizmek. makvalepe sûiribinas kodolosvaru do gamaçamu şeni noğaşe kociğu: yumurtaları zembilin içine dizip satmak üzere çarşıya indirdi.
  • dolosveri içine sürülmüş. tolis öami dolosverina uğuûu şeni vorsi var aâireûu: gözünün içine ilaç sürülmüş olduğundan iyi göremiyordu.
  • doloşina atn. bir kızı evlilik için önerme, birine hatırlatmada bulunma.
  • doloşina oxenu bir kızı evlilik için önermek, hatırlatmak, varlığını gündeme getirmek. aşela’s doloşina uyes: aşela’yı evlilik için (birine) önermişler.
  • doloşines mendra ark. hatırlanandan önce, çok çok eski zamanlarda, fi tarihinde. doloşines mendra ar wimôirina korûu doren. çok çok eski zamanlarda bir “wimôirina:masal kahramanı” varmış.
  • doloşinu (bir kızı) evlilik için önermek, birine hatırlatmada bulunmak. mitik na var doluşinu şeni bozomota kodosüudu: kimse evlilik için birine önermediği için kız evde kaldı.
  • doloşireri 1. Derinden aşıtılmış/aşınmış. 2. Aşınarak yarık haline gelmiş.  3. Birbiriyle kavgaya düşmüş, kavgalı. 4. Toplu kıyıma uğramış. 5. Toplu kıyım yapmış. 5. Derinden aşıtarak. 6. Toplu kıyım yaparak, topluca kıyarak.
  • doloşiru 1. derinden aşıtmak, aşıtarak derin bir yarık oluşturmak. Morderi öimas oruba moxûu do zeni doloşiru: aşırı yağmurdan dolayı büyüyen dere düzlüğü aşıtarak derin bir yarık açtı. 2. kavga amacıyla birbirine girmek. Oxorişi üoçepe kodelişires: ev halkı birbirine girdi. é. ark. bir ortamda toplu kıyım yapmak. ari gyuskurines do ğali gamaona çxomepe doloşires: suyu kesip ırmak boyundaki tüm balıkları katlettiler.
  • doloşişoleri karman çorman olmuş, birbirine geçmiş.
  • doloşişolu karman çorman olmak, birbirine geçmek.
  • doloşüideri, doloşkideri içinde boğulmuş. coğori orubas doloşüideri âires: köpeği derede boğulmuş olarak buldular.
  • doloşüidu atn., doloşkidu ark. 1. içinde boğmak. üaûu ûobas kodoloşüidu: kediyi gölün içinde boğdu. 2. içinde boğulmak. zuğas kodelişüidu: denizin içinde boğuldu.
  • doloşüoreri atn., doloökoreri ark. derinden biçilmiş. xanöali mxuci şüalaşe doloşüoreri uğun: kolu omuzundan kesilmiş durumda.
  • doloşüoru atn., doloöüoru ark. derinden biçmek. üiti delişüoru: parmağını derinden biçti.
  • doloşüvalu atn., dolonûroéu ark. derinden kopmak/heyelan olmak. ona üudeli dolvaşüu: tarlanın dibi derinden koptu.
  • doloşüvalu atn., doloşkvalu ark. içine girmesine izin vermek, içine göndermek. livadişe kodoloşüu: tarlanın içine gönderdi.
  • doloşüveri atn., dolonûroéeri ark. derinden kopmuş, heyelanlı. doloşüveri ona: derinden kopmuş tarla.
  • doloşoleri atn., doloşveleri ark. içinde yoğrulmuş.
  • doloşolu atn., doloşvelu ark. içinde yoğurmak. minâi gobis kodoloşolu: minâi’yi teknenin içinde yoğurdu.
  • doloşoru soyup almak, soyup çıkarmak, çıkarıp almak, söküp almak. alişe zinciri doloşoru: boğazından zinciri çıkarıp/söküp aldı.
  • doloşvanu içine nefes vermek, içine üflemek. şuri doloşvanams: içine nefes veriyor.
  • dolotanu içine ya da dibine ışık tutmak, ışıklandırmak.
  • dolotoru derine çekmek, içine çekmek. saöuleşe dolomtores: beni mezarın içine çektiler
  • doloûaxeri derinden kırılmış.
  • doloûaxu 1. derinde kırmak, içini kırmak. dudi deluûaxu: başını (içe doğru) kırdı. 2. derinden kırılmak.
  • doloûaleri, doloûeri atn. şikayetli, şikayet edilmiş, şikayete uğramış. baba muşis doloûaleri vore. babasına şikayet etmişim.
  • doloûalu atn. şikayet etmek. baba süanis delegiûare. babana şikayet edeceğim.
  • doloûiüinu atn., dolowaôinu ark. içine damlatmak. ucis wari deluûiüinams: kulağına su damlatıyor.
  • doloûüoçu ark., doloûoçu atn. içeri fırlatmak, atmak.
  • doloûüomu ark. elde etmek. doliûüomers. elde ediyor.
  • doloûorinu atn., doloûüorinu ark. içine (ses çıkararak) osurmak.
  • doloûvaéu atn. yere kapaklanmak, çarpmak.
  • dolovalu atn. parıldamak, yanıp sönmek. bedali delivas: bedali parıldıyor.
  • doloyonu 1. dibine indirmek, içine indirmek. himu ti saôuleşe kodeliyonu: onu da mezara indirdi. wari livadişe kodeliyonu: su bahçeye indirdi. 2. Atn. Hayale Dalmak/Dalıp gitmek, birinin cazibesine kapılarak dalmak. Bozomotaşi tolepes kodolvayonu/kodolaonu: kızın gözlerine dalıp gitti.  3. Vi. Kendini iyice kaptırmak, iyice etkisine girmek. Bozo, biöis kodolaonu: kız, erkeğe kendini kaptırdı (ona aşık oldu).
  • doloyoreri atn., dolowuruleri ark. 1. dibe doğru akıtarak, süzülerek. üoôaşe dinéxiri doloyoreri: alnından kan akıtarak. 2. dibe doğru akıtmış, akmış.
  • doloyoru atn., dolowurulu ark. akıtmak. üoôaşe dinéxiri dolvayoren. alnından kan süzülüyor, akıyor. 2. aşağıya doğru akmak, süzülmek.
  • dolozgvalu atn., doloâgvalu ark. altına pislemek, içine pislemek. ponûulis dolozgu: pantolonunun içine sıçtı.
  • dolozgveri atn., doloâgveri ark. 1. altına sıçmak, içine sıçmak. Berek ponûulis dolozgveri ren: çocuk pantolonuna/dibibe sıçmış durumda. 2. Bozulmuş, berbat hale gelmiş/getirilmiş, içinden çıkılmaz hale gelmiş iş ya da durum. dolozgveri dulya: içine edilmiş iş.
  • dolozlaôu atn., dolozliôu ark. içine ya da içinde ezmek, çiğnemek. mtugi obğemuşis kodolozlapu: fareyi yuvasının içinde ezdi.
  • dolozurinu 1. atn. baştan ayağa ürpermek, içten içe ürpermek. Mundis a kursi komomintxu, dolomozurinu: kıçıma sert bi r tekme vurdu, baştan ayağa ürperdim. 2. Atn. sarsılmak. ğuru domagurus dolomozurinu: öldüğünü duyduğumda sarsıldım. 3.Vi. derinden sızlamak, sızı yapmak.
  • doloéonu derine batırmak. basa kodoloéonu: kazığı içine batırdı.
  • dolowalu derinden kesmek, derinden koparmak. ali deluwu: boğazını bir vuruşta (kökünden) kesti.
  • dolowalu atn., doloalu ark. çıkarmak, söküp almak. coğoris manguri alişe dolowes: köpeğin boğazından tasmayı çıkardılar.
  • dolowaôinu ark., doloûiüinu atn. içine damlatmak. tolis öami kodoluwaôinu: gözüne ilaç damlattı.
  • dolowelimu atn., doloomilu ark. 1. içine bakmak, dibine bakmak. miya iûus ya do tolis dolomowes: ne diyor diye gözlerimin içine bakıyor. 2. mec. dik dik bakmak, dikkatlice bakmak.
  • dolowixnu 1. cızırdamak. 2. cızırdatmak. vorsi guris kodelevuwixni: iyice içine cızırdattım.
  • dolowunu ağrıyı derinde duymak. korba dolvawunen: içten içe karnı ağrıyor.
  • dolowuruleri ark., doloyoreri atn. 1. dibe doğru akıtarak, süzülerek. üvaşen dinéxiri dolowuruleri komoxtu: alnından kan akmış olarak geldi. 2. dibe doğru akıtmış, akmış, süzülmüş.
  • dolowurulu ark., doloyoru atn. 1. Akıtmak, süzülmek. üvaşen diéxiri dolawurulen: alnından kan süzülüyor, akıyor. 2. aşağıya doğru akmak, süzülmek.
  • dolumcera akşam üzeri, akşama doğru. dolumcera tere ngolape golovuluûu: akşama doğru yayladan geçiyordum.
  • dolumcinu akşamlamak, akşamı getirmek. hik hak olvate dovolumcinit. oraya buraya gitmekle akşamı getirdik.
  • dombalu atn. 1. sarkmak. mwu arate devimbare: karayemiş dalı ile aşağıya doğru sarkacağım. 2. mec. bir şeyin çok bol olması, bolluk içinde olmak, bolluk içinde içinde yüzmek. topuri doloxe devimbet: balın içinde yüzüyoruz, bolluk içindeyiz.
  • domöüvaleri ark., donövaleri atn. tükürülmüş.
  • domöüvalu ark., donövalu atn. yere tükürmek. gza oşüendas domöüvalams: yolun ortasına tükürüyor.
  • domxaneri 1. dayanmış. basa domxaneri: kazık dayanmış. 2. mec. viran, viran kalmış, kimsesiz. domxaneri karmaûe.viran değirmen.
  • domxanu dayamak, dayanak vermek, kazık dayamak, bir şey dayayarak kapamak. ncas basa dumxanes: ağaca yıkılmaması için direk verdiler, kazık dayadılar. 2. mec. bir evin viran kalması sonucu kapısını kazık dayayarak kapamak. oxori şüimi kodimxanu: evim viran kaldı.
  • domxvala öldükten sonra gömülürken gerekli olabilecek eşya, para gibi ölüye ait maddi şeyler. domxvala şüimi ebizdi: gömülme paramı sakladım/ayırdım.
  • domxvalu 1. batmak, iflas etmek. kodevimxvit. battık, iflas ettik. 2. batırmak, iflas ettirmek. moğordines do üoçepe kodomxves: kandırıp adamları batırdılar.
  • domüula atn. 1. kısacık, daha kısa. a méiüa domüula dosüudun. biraz kısa kalıyor. 2. Kısaltma. Lazuri Nenapunas na voxmarit domüulape ti komevonöarit: Lazca sözlükte kullandığımız kısaltmaları da bir yere yazdık.
  • dompuleri 1. saklı, gizli. doüanaşe dompuleri miğun: tabancam saklıdır. 2. saklayarak, saklanarak, gizlice. müyapus dompuleri mevaxolit do doôwamit: çakala gizlice yaklaştık ve öldürdük.
  • dompulu 1. gizlemek, saklamak. doüanaşe dompulu: tabancasını sakladı. 2. gizlenmek, saklanmak. tamlepe oşüendas dimpulu: çalıların arasına saklandı.
  • domsüumale tavuk ya da kuşun yumurtlama yeri. kotume domsüumales gexes: tavuk yumurtlama yerinde oturuyor.
  • domtineri 1. dikleşmiş, dik durmuş. domtineri iyondrams: dikleşmiş bekliyor. 2. domalmak.
  • domtinu 1. dikleşmek, dik durmak. 2. domalmak. eüna woxles dimtinu: kapının önünde domaldı.  3. mec. domaltmak. irişi woxles domtinu: herkesin önünde domalttı.
  • domtumela atn. büyük, devasa.
  • domuzu vi. (<müzevir) 1. şikayet etmek, yakınmak. ma na ptkvipe afetis dumuzu doren: dediklerimi afet’e şikayet etti. 2. kötülemek.
  • donçaüeri sıkışmış, tıkanmış, sıkıştırılmış. eünas üiti donçaüeri kodusüudu: parmağı kapıda sıkışıp kaldı.
  • donçaüu 1. sıkışmak, tıkanmak. eünas devinçaüi. kapıya sıkıştım. 2. sıkıştırmak, tıkamak. mtugi xuûulas donçaüu: fareyi deliğe sıkıştırdı.
  • Donçxvalu atn., domçxvalu vi. 1. kızarmak, kızmak. demiri donçxu: demir kızdı, kor hale geldi. 2. ısınmak. oxori donçxu: ev ısındı. ûaroni donçxu: hava ısındı.  3. mec. (cinsel olarak) kızışmak. muya gağoden deginçxui? ne oluyor kızıştın mı?
  • donçxveri, domçxvineri 1. kızmış. donçxveri uti: kızmış ütü. 2. ısınmış. donçxveri oxori: ısınmış ev.  3. mec. (cinsel olarak) kızışmış. ham orapes donçxveri ikten: bu aralar kızışmış dolaşıyor.
  • donöinapu atn. yormak. bere dulya oxinapu do opşa donöinapu: çocuğa iş yaptırıp çok yordu.
  • donöinera atn. yorgunluk. dişüa otoruşi donöinera miğun: odun taşımaktan kaynaklı yorgunluğum var.
  • donöineri atn., doöüineri vi., doöüinderi ark. yorgun, yorulmuş. donöineri keLaâun: yorulmuş bir kenarda duruyor. donöineri vore: yorgunum.
  • donöinu atn., doöüinu vi., doöüindu ark., yorulmak. üoçi iéadeburûasi dinöinen. insan çalışırken yoruluyor. andğa opşa domanöinu: bugün çok yoruldum.
  • donöinapu yormak. xorâa muşis opşa oçalişapu do donöinapu: karısını çok çalıştırıp yordu.
  • donöuşu yetmek, yetişmek, uzanmak, erişmek. hakşa kodunöuşu: buraya kadar uzandı, yetişti. hakele hik dunöuşun: burdan oraya yetişiyor, uzanıyor, erişiyor.
  • dondvalu, mendominu ark., eüoyonu atn. 1. ısmarlamak, sipariş vermek. mcumu dobandvi: tuz ısmarladım. 2. sipariş almak.  3. Ark. ikram etmek. luği domindvasen: bana incir ikram edecek.
  • dondveri ark., eüoyoneri atn. ısmarlanmış, sipariş edilmiş. noğaşe alima dondveri miğun: çarşıdan iç yağı ısmarlamışım/sipariş vermişim/etmişim.
  • donoöüinde vi., nöineri atn. yorgun. amseri dido donoöüinde bore. çok yorgunum.
  • donwalu 1. yere değmek, sürmek. toma ntxozvalepe tude dvanwen. saç örgüleri yere değiyor. 2. yere değdirmek. xepepe leûas kodonwu: ellerini toprağa değdirdi.  3. daldırmak, batırmak. demiri okro waris donwaman. demiri altın suyuna daldırıyorlar. 4. atn., mec. fırçalamak, hakaret etmek. a vorsi kodovonwi. iyice fırçaladım, hakaret ettim.
  • donweri 1. değdirilmiş, batırılmış. topuris donweri: bala batırılmış. 2. mec. varlık içinde.
  • dooropu ark., doqoropu xp. sevdalanmak, sevdaya düşmek. dalepeşi wuûelis dobaoropi: kız kardeşlerin küçüğüne sevdalandım.
  • dopatxu 1. yere silkelemek. ôocas na uğuûupe kodopatxu: kucağında olanları yere silkeledi. 2. mec. ne var ne yoksa kaybetmek, yitirmek, dökmek. şuri kodopatxu: tüm canını kaybetti, verdi. parape kodopatxu: tüm parasını döktü, kaybetti.
  • dopinaşe sergi bezi. nçai dopinaşes kocobğu: çayı sergi bezine döktü.
  • dopineri serilmiş. nçai dopineri naşüu: çayı serilmiş olarak bıraktı.
  • dopinu (yere) sermek, yaymak, dağıtmak. nçai kodupinu: çayı serdi. gzas tipi kodupinu: yola çayır serdi.
  • dopsalu işemek. gza oşüendas dopsams: yolun ortasına işiyor.
  • dopşalu doldurmak, dolgunlaşmak. orubak, üobape wiüvabite kodopşu: dere, gölleri çakıl ile doldurdu. dimgvanu, xayarepe kodvapşu: beslendi, yüzü dolgunlaştı.
  • dopşeri dolgun. dopşeri xura uğun: dolgun vücudu var.
  • doputxeri uçmuş.
  • doputxineri uçurulmuş.
  • doputxinu 1. vi. uçurmak. üinçi doputxinu: kuşu uçurdu. 2. atn. ürkütmek. şoronepe doputxinu: koyunları ürküttü.
  • doputxu 1. vi. uçmak. üinçi doputxu: kuş uçtu. 2. atn. ürkmek. şüurinate dopuptxi: ürktüm, korkudan uçtum.
  • dorçalu 1. (yere) sermek. oncire kodorçu: yatağı serdi. 2. serilmek. ncirite ğuruûu yeine oncires kodirçu: uykudan ölüyordu hemen yatağa serildi.  3. mec. çabucak kaçmak, kaçıp gitmek, hızlıca uzaklaşmak, toz olmak. muluran dvagurus hikele kodvarçu: geldiklerini duyunca ordan çabucak kaçtı.
  • dorgalu atn., dodgalu vi. (bitkiler için) dikmek. txombu dorgams: kızıl ağaç dikiyor. lu dorgams: lahana dikiyor.
  • dorgeri atn., dodgeri vi. dikilmiş, dikili. a dorgeri nca ti var uğun: bir dikili ağacı bile yok.
  • dorüineri ark., üorineri atn. eksik, eksilmiş durumda. henteres topri dorüineri uğunan: onların balı eksilmiş durumda.
  • üorineri atn., dorüineri ark. eksik, eksilmiş durumda. öarmaşe dişüa üorineri mot on? odun yığınındaki odunlar neden eksilmiş?
  • dorüinu ark., oüorinu atn. 1. eksilmek. topris çkar var darüinen: bal hiç eksilmiyor. 2. Vi. gerilemek, aşama kaybetmek. mtel dulyape çkinis domarüines: tüm işlerimizde geriledik.
  • dosalu 1. Ereksiyona ulaşmak, sertleşmek (cinsel organ). dogasalu i? organın mı sertleşti? 2. cinsel istek duymak, kızışmak. dogasalu i? kızıştın mı/istiyor musun?  3. Sertleşme, ereksiyon.
  • dosüuda atn., doskida ark. baki olma, kalıcı olma, yaşayasıca, baki kalasıca anlamında bir kadın adı.
  • dosüuderi atn., doskideri ark. kalmış. dosüuderi bozomota. (evde) kalmış kız.
  • dosüudu atn., doskidu ark. kalmak. oxoris kodosüudu: evde kaldı. xepes kodusüudu: elinde kaldı. var dosüudu: kalmadı.
  • dosvalu 1. sürmek. leûas xe dusums: elini toprağa sürüyor. dudis öami dusums: başına ilaç sürüyor. 2. sürünmek. leûas dvasven: toprağa sürünüyor. şüawale tude dvasven: eteği yere sürünüyor.  3. Sürme, sürme eylemi/biçimi. Dudis öami dosvalu gişkun i? başa ilaç sürmesini biliyor musun? 4. Sürünme, sürünmek eylemi/biçimi.
  • dosvalu atn., üundu arş., eçkindu ark. 1. aniden ortaya çıkmak, belirivermek, peydahlanmak. A sotxale kodisvalu: bir yerlerden beliriverdi, ortaya çıktı. 2. ark. rastlamak. nakele disvalu var mişüun: nerden rastladı bilmiyorum.
  • dosvanceri atn., doşvaceri, doşvacineri ark. dinlenmiş. dosvanceri vore: dinlenmişim.
  • dosvancu atn., doşvacu ark. dinlenmek, nefes almak. a méiüa devisvancare: biraz nefes alacağım.
  • doşamanu vi. odunun herhangi bir nedenden dolayı çürümeye yüz tutması, çürümesi, çürüyüp kaygan bir hal alması eylemi. bu durumdan ötürü odunun üzerinde beyaz mantara benzer bitkiler çıkar ve buna “üavi diçanu” denir. dişüa dişamanu: ağaç ıslaklıktan dolayı çürümeye başladı, çürüyüp kayganlaştı, üzerinde mantarlar bitti.
  • doşatxu 1. ani ve sert bir hareketle (esnek cisimleri) sallamak, gergiden kurtulup sallamak. xe kodemişatxu: elimi ani ve sert bir hareketle salladı. 2. ani ve sert bir hareketle sallanmak.
  • doşinu atn., douşinu vi. acele etmek, çabuk olmak. leba domayes duşini/dauşini: geç kaldık acele et. mo duşinam: acele etme.
  • doşinu vi. hatırlatmak. noğaşe na idaseûu kodobuşini. çarşıya gideceğini hatırlattım.
  • doşüulineri, doşüveri batık, batmış. doşüveri üaravi: batık gemi.
  • doşüulinu atn. batırmak. üaravi doşüulinu: gemiyi batırdı.
  • doşüvalu atn. batmak. üaravi dvaşüu: gemi battı. ûobas dovaşüvi: gölün içine battım.
  • doşvanu 1. derin nefes vermek. pucik şuri dişvanams: inek derin nefes veriyor. 2. mec. rahat nefes almak, huzura ermek, rahata kavuşmak. him moxûu şuüale a şuri kodovoşvanit. o geldikten sonra bir nefes aldık, rahata kavuştuk.
  • dotanu ışımak, ağarmak, şafak sökmek, tan ağarmak (gün için). keiselit dotanums: kalkın gün ışıyor. var dotanu: gün ağarmadı. dotanasere: gün ağaracak.
  • dotanure günün doğması, günün ilk anları. dotanure tere goôüuéxi: sabaha karşı uyandım.
  • doûaleri ark., doûeri atn. geriye bırakılmış, artırılmış. doûaleri gyari: artmış ekmek.
  • doûalu 1. yere çarpmak, yere düşmek. ncaşe colu do leûas dvaûu: ağaçtan düştü toprağa çarptı.
  • doûalu 2. geriye bırakmak, artırmak. gyari kodomiûali/kodemiûi: bana ekmek bırak. üoôas toma diûalu/diûu: alnında saç bıraktı.
  • doûiüeri atn., dowaôeri ark. yere damlamış.
  • doûiüineri atn., dowaôineri ark. yere damlatılmış.
  • doûiüinu atn., dowaôinu ark. yere damlatmak. wai kodoûiüinu: yere su damlattı.
  • doûiüu atn., dowaôu ark. yere damlamak. a ûiüi dinéxiri kodiûi üu/kodiwapu: bir damla kan damladı.
  • doûüoçu ark., doûoçu atn. yere fırlatmak.
  • doûoberi atn., doûüoberi ark. 1. sinmiş, pusmuş, pusuya yatmış, gizlenmiş. eüna walen üale doûoberi viyondramûi: kapının aşağısında pusuya yatmış, gizlenmiş bekliyordum. 2. pusuya yatarak, gizlenerek. doûoberi doûoberi muluûu: gizlene gizlene geliyordu.
  • doûobu atn., doûüobu ark. 1. pusmak, pusuya yatmak, sinmek, gizlenmek. mkyapus duûobams: çakal için pusuya yatıyor. 2. Pusuya yatma, pusuya yatma eylemi, sinme, gizlenme.
  • doûonu 1. dalmak. waris diûonu: suya daldı. 2. daldırmak. waris doûonu: suya daldırdı.
  • doûvaéu atn., doûüvaéu vi. yere çarpmak. oxori oşüendas kodvaûvaéu: evin ortasına düşüp yere çarptı.
  • dovalu 1. şimşek çakmak. xolo divalams: yine şimşek çakıyor. dovalu kocoöu: şimşek çakmaya başladı. 2. Bir şeyin ışığı yansıtması sonucu parlaması/parıldaması. Yalik divalams: ayna parıldıyor.  3. Vi. Sallamak. Porça domivalams: bana gömleğini sallıyor. 4. Şimşeğin çakması durumu.
  • doyanu atn. tünemek. korme moxveas diyanu: tavuk kümesinde tünedi.
  • doineri 1. Doğurmuş. Axirişe vidisis pucik doineri bâiri: ahıra gittiğimde ineğin doğurmuş olduğunu gördüm. 2. Doğmuş, doğmuş halde. Bere ağani doineri orûu: çocuk yeni doğmuş durumdaydı.  3. doğurulmuş. layöi doyineri (ogr.): köpeğin doğurduğu, köpek tarafından doğurulmuş.
  • doinu 1. doğurmak. Nusak bozomota doinu: gelin kız (çocuğu) doğurdu. a üoôela bere kodoinu: bir piç (çocuk) doğurdu. Coğori na mogaüidasen do üaûu na doinare (ogr.): köpekle çifleşesice ve kedi doğurasıca. 2. Doğmak, dünyaya gelmek. mundes diin i? ne zaman doğdun? a mozari kodiinu: bir buzağı doğdu.
  • dozdalu 1. Çekmek. Toüi dizdams: ipi çekiyor. 2. Çekme, çekme eylemi, çekme biçimi.  3. Benzemek, (birine) çekmek. baba muşişe dozdu: babasına çekti. mitişe va dozdu: kimseye çekmedi, kimseye benzemiyor. 4. Benzeme, birine çekme.
  • dozderi, dozdaleri 1. Çekmiş, çekmiş halde. 2. Çekilmiş. Toüi dozderi naşüu: ipi çekilmiş halde bıraktı. 3. Benzemiş, birine çekmiş. Nanaşüimişe dozderi vore: annemden çekmişim, benzemişim.
  • dozgvalu atn., doâgvalu ark. 1. sıçmak. tamli tude dozgums: çalının altında sıçıyor. Kodozgu: sıçtı. 2. Sıçma, sıçış. Dozgvalu mogalu na timele golaxûi: sıçman geldiyse öteye doğru geç.
  • dozgveri, dozgvaleri atn., doâgveri ark. 1. sıçmış, sıçılmış. 2. Sıçarak. dozgveri dozgveri: sıça sıça.
  • doéonale vi., üaôaûela atn., xorsa salatalık çardağı.
  • doéonale yere dikilen kazık vs.
  • doéoneri 1. sokulmuş, saplanmış. doéoneri xoşüa. yere saplanmış, dikilmiş sırık. 2. sokarak, saplayarak. doéoneri doéoneri golulun: dike dike ya da soka soka geçiyor.
  • doéonu yere dikmek, saplamak, sokmak. xami leûas kodoéonu: bıçağını toprağa sapladı. sinori kodoéonu: sınırı dikti. üendas môalu kodoéonu/doéonu: ortaya kazığı/kazık dikti.
  • dowalu, dobağu geri gelmemek, saldırmak, üzerine gitmek, dadanmak, eksik olmamak. xorâa eünaşe va diwen. kadının kapısından eksik olmuyor. layöi sûeri noüaôams, var diwen. köpek gibi saldırıyor, geri gelmiyor.
  • dowonu sanmak. moxûare domawonu, giyondri: geleceksin sandım, bekledim. hişo domawonu: öyle sandım. si ma mi dogawonu? sen beni kim sandın?
  • dreôani, draôani, xangami, mangali orak. drepanite tipi şüorums: orakla çayır biçiyor.
  • dro 1. mevsim. inuvaşi dro: kış mevsimi. pukrinoraşi dro: ilkbahar mevsimi. mapxaşi dro: yaz mevsimi. stvelişi dro: sonbahar mevsimi. 2. meg. zaman, vakit. 
  • duderi, luüveneri xp., luüvaneri vi. bir tür lahana yemeği.
  • dudi 1. tepe (ağaç vs.). ncas dudi mouüvates: ağacın tepesini kestiler. 2. atn., meg. baş, kafa.  3. Kelle.
  • dudi cebaûeri atn., ti elankteri ark., not. Zavallı, gariban, boynu bükük. nana uğurus dudi cebaûeri/ti elankteri kodosüudu: annesi ölünce gariban/boynu bükük kaldı.
  • dudi cebaûu atn., ti elonktalu ark. 1. boynunu bükmek, başını eğmek. dudi mo cobatam, mtini doguti: başını eğme, dik tut. 2. Not. Mahzunlaşmak, garibanlaşmak. Nanamuşi oxoris var âirus dudi cabaûu: annesini evde göremeyince mahzunlaştı.
  • dudi celadvalu atn. 1. başını bir yere koymak/dayamak/yaslamak. Dudimuşi mxucis kocelemidu: başını omuzuma koydu. 2. not. Yoluna baş koymak, kendini adamak, canını ortaya koymak. Lazuri nenaşi oskidinus dudi koceludves: Laz dilini yaşatmaya kendilerini adadılar, bu yola baş koydular.
  • dudi celadveri atn. 1. başını koymuş/yaslamış. üaûuk oûrebis dudi koceludu: kedi ocak taşına başını koydu/yasladı. 2. Not. Yoluna baş koymuş, kendini adamış. ham dulyas dudi celadveri vore: ben bu işe başımı koymuşum.
  • dudi cengzalu atn. 1. Başına güneş geçmek. Mjorate dudi cemangzu: başıma güneş geçti. 2. Not. telâşlanmak, telâşa kapılmak, etekleri tutuşmak. mgoru mulun ûüvesis dudi cemangzu: kız istemeye geliyorlar dediklerinde telâşlandım, eteklerim tutuştu.
  • dudi cengzeri atn. 1. Başına güneş geçmiş halde. Mjora dudis cengzeri limcişa dişüa ptorit: güneş başımıza geçmiş halde akşama dek odun taşıdık. 2. not. telâşlı. dudi cengzeri ikten: telâşlı bir halde dolanıyor.
  • dudi eüozdalu atn., ti moğmalu ark., not. baş kaldırmak, isyan etmek. oputarepek dudi keüozdes: köylüler baş kaldırdılar, isyan ettiler.
  • dudi gomğiru atn., not. ortadan kaldırmak, ortadan kaybetmek, gözaltında kaybetmek. çvi, dudi mot gogimğiran: dikkat et, seni ortadan kaldırmasınlar.
  • dudi gozgimoöu atn., not. sinirden gözü dönmek, tepesi atmak, kafasının tası atmak, sinirlenmek, sinirleri tepesine çıkmak. Odiéinumuşi domagurus dudi gomazgimo öu: gülüşünü duyduğumda kafamın tası attı.
  • dudi mentxalu atn., not. aklı başına gelmek, akıl getirmek, akıllanmak, yazıklanmak, hayıflanmak. Badi iyus dudi konontxu: yaşlanınca (erkek) aklı başına geldi, akıllandı.
  • dudi mentxeri atn., not. aklı başına gelmiş, akıl getirmiş, akıllanmış.
  • duğuni, durğuni ineğe yem olarak da verilen çok sert olmayan bir yaban gülü türü.
  • duğuni üandğu atn., danâi üandğo vi., néxanova xp. diken çileği.
  • dui ark., biüiöi atn. dirsek. dui maunen: dirseğim ağrıyor.
  • duliwape vi. fındıklıda bir Laz kabile adı.
  • dulya iş. dulya miğun: işim var. udulyeli: işsiz. dulya var uğun: işi yok. muti dulya va degisüudui. hiç işin kalmadı mı?
  • dulyamxenu çalışkan, iş yapmayı seven. a dulyamxenu üoçi var anöu: çalışkan bir kocaya sahip olamadı.
  • dumburi arş. sert toprak, zor kazılan toprak.
  • dunöu atn., dumöüu ark., dimöüu xp. karınca. dunöu kogvapinasere: ne olur sanki, aman, üzerine karınca üşüşür. dunöu var mezlaôums: karıncayı ezmiyor/incitmiyor. dunöu ğura muxûasi msva moğams (dnot.). karıncanın ölümü yaklaşınca kanat getirir.
  • dunöu méita arş., not. kanlı, canlı kuvvetli insan.
  • dundu vi., dundo xp. ırmak ya da kuytu yerlerde (akşamları) taş attığına inanılan imgesel varlık. ğaliş dundupe: derede insanlara taş atan imgesel varlıklar. Bu imgesel varlıklar insan suretinde olmakla birlikte kanatlı olarak tasvir edilirler.
  • dundura geri zekalı, şapşal.
  • dungla, çuntu atn., kyuntu ark. hantal, ağır ve yavaş hareket eden.
  • duni atn., dini vi. çocuk dilinde ayağa kalkmak, durmak. beres duni axenen: çocuk ayağa kalkabiliyor, durabiliyor.
  • duğuni üandğu atn., danâi üandğo vi., éxanova xp. diken çileği.
  • dura vi., atn., üuûûuni, nure arş., uca, metu atn. sağır.
  • dutai sara hastalığı. dutai uğun do hik hak colams: sara hastalığı olduğu için orda burda düşüyor.
  • duéxu, flamuri, felamuri ıhlamur. duéxu xorxums: ıhlamur buduyor.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar

    Monç̆inora - Yaz

    Stveli - Sonbahar

    İnuva – Kış
    Tutape / Aylar
    Ǯanağani - Ocak

    K̆undura - Şubat

    Mart̆i - Mart

    Ap̆rili - Nisan

    Maisi - Mayıs

    Mbulora - Haziran

    Kʒala - Temmuz

    Mariaşina - Ağustos

    Çxalva - Eylül

    Guma - Ekim

    Ǯilva - Kasım

    Xrist̆ana – Aralık
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi

    İk̆inaçxa - Salı

    Cumaçxa - Çarşamba

    Çaçxa - Perşembe

    P̆arask̆e - Cuma

    Sabat̆oni - Cumartesi

    Mjaçxa – Pazar

    Ok̆oreʒxu /Rakam

    1 ar

    2 jur

    3 sum

    4 otxo

    5 xut

    6 aşi

    7 şk̆it

    8 ovro

    9 nçxoro

    10 vit

    11 vit̆oar

    12 vit̆ojur

    13 vit̆osum

    14 vit̆otxo

    15 vit̆oxut

    16 vit̆oaşi

    17 vit̆oşk̆it

    18 vit̆ovro

    19 vit̆onçxoro

    20 eçi

    21 eçidoar

    30 eçidovit

    40 jurneçi

    50 jurneçidovit

    60 sumeneçi

    70 sumeneçidovit

    80 otxoneçi

    90 otxeneçidovit

    100 oşi

    101 oşidoar

    500 xut̆oşi

    1000 şilya / vit̆oşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena'dan yararlanılmıştır.
    Lazca'da 10'dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11, Lazca'da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10'un 100'e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca'da 20 ve 10 olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak: Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    an
    ʒ̆.: anʒ̆ala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    l
    p̆.: Lazuri aramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: nozi
    a: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    ʒad.: Ʒadit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2018 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.