Cencireri var ğurun, üuçxe dodgineri doğurun.
Yatalak ölmez, ayakta olan ölür.


Lazuri genelinde şuan 5 kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu E - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • epe, pe, lepe çoğul eki. Oxor-epe: evler. Bere-pe: çocuklar. Kva-lepe: taşlar.
  • e do e, e yani, sonra, sonuçta. e do mu ôat? e yani ne yapalım?
  • eba, baba atn., beba arş. baba. eba şüimi so idu? Babam nereye gitti.
  • ebalu gebalu ark., meobğalu moyobğalu atn., not. ölçüp biçmek, iyice hesaplamak.
  • ebçi yoldaş, arkadaş. ebçi şüimi komoxûu: yoldaşım geldi.
  • ebdi ark. kayıkların alt tarafında, suya değen kısmındaki tıkaç. kayıkların yıkanması sırasında, içiriye doldurulan suyun boşaltılması için kullanılır ve kayık karadayken çıkarılır, denizdeyken takılır.
  • ebğa meçamu atn., omğezu ark. kışkırtmak, azdırmak, provoke etmek. ebğa meçams do oüoilapams: kışkırtıp kavga ettiriyor.
  • ebza 1. Kibrit. 2. kibrit çöpü. a ebza komomçi üibri vinzgilare. bana bir kibrit çopü ver, dişimi karıştıracağım.
  • eça atn. hey gidi. harcanan yılları, verilen emekleri özlem ve pişmanlıkla anarken kullanılır. eça woxleni ndğalepe şüimi: hey gidi eski günlerim. eça bgarape şüimi. hey gidi ağlamalarım.
  • eçxalu atn., mec. dalga geçmek, alay etmek. üoçis var eyuçxaman, oncğoren. insanla dalga geçmezler, ayıptır. emiçxaman ya do var idu: benimle dalga geçiliyor diye gitmedi.
  • eçxi meçxi arş. işkembe.
  • eçi yirmi. Bere-çkimi eçi waneri divu (vi.): çocuğum yirmi yaşına girdi. eçi fara dogiwvi xolo var ogni: yirmi kez söyledim yine anlamadın.
  • eçidovit otuz. Ma eçidovit waneri doviyi: otuz yaşına girdim [ben otuz yıllık oldum].
  • eçkinderi ark. ortaya çıkmış, belirmiş, hasıl olmuş, peydah olmuş.
  • eçkindu ark., üundu arş., dosvalu atn. ortaya çıkmak, belirmek, hasıl olmak, peydah olmak. solen eçkindi: nerden çıktın, belirdin.
  • eçoreri atn. çarçabuk bitirilmiş, alelacele kaldırılmış. eçoreri dulya: acelelikle bitirilmiş iş.
  • eçorinu, eyoçorinu atn. çabucak bitirmek, alelacele halletmek. duşinit a svacis evoçorinat: acele edin bir nefeste bitirelim.
  • eçoroba atn., eöüvadala ark. son, bitiş, tükeniş. ğura do eçoroba süani. ölümün ve bitişin, ölümün ve sonun.
  • eçoru sonlanmak, sonuçlanmak.
  • eçouri bitiş, sonlanış. Dulyaşi eçouris moxûu do kelemixedu: işin bitmesine doğru gelip yanıma oturdu.
  • eçvalu atn. üstünü açmak. dudi mot eiçum. başını açma.
  • eçveri atn. üstü açık. üapaği eçveri: kapağı açık.
  • eöirdu atn., eöüidu ark. yukarıya doğru çekip koparmak. dudi eyuöirdu: tepesini çekip kopardı.
  • eöüideri ark., eöirderi atn. koparılmış. dudi eöüideri: tepesi koparılmış.
  • eöüvadala ark., eçoroba, enüaluri atn. son, bitiş, tükeniş. ğura do eöüvadala skani: ölümün ve bitişin, ölümün ve sonun.
  • eöoperi, eöopineri 1. ark. satın alınmış. modvalu eöopineri miğun: ayakkabıyı satın almış durumdayım. 2. alınmış. noğaşe eöoperi: çarşıdan alınmış.
  • eöopu ark., oqindru xp., oindru atn. satın almak. Noğaşe gyari eöopums: çarşıdan ekmek satın alıyor.
  • eöopu, eöopinu, eöopumu almak. camüusu do tudendo a kva keöopu: yere çömelip bir taş aldı.
  • edanâu, eyodanâu, enûoru yukarı çekmek, yükseltmek. lambas fiûili eyudanâu: lambanın fitilini kaldırdı.
  • edazaşe arş., edanâaşe atn. değirmende mısırın öğütücü taşa dökülmesini sağlayan moconi’ye asılı bulunan ipe bağlı ağırlık.
  • efûoşi atn. şapşal. haüu efûoşi mot ore! niye bu kadar şapşalsın!
  • egargalu atn. 1. kontrol dışı hareket etmek. gemtumanis araba var dvagutinu do egargalu: yokuş aşağı araba durmadı ve kontroldan çıktı. 2. aklına geleni yapmak, konuşurken kontrollu olmamak.
  • egutinu, eyogutinu atn., edgitinu ark. 1. Üzerine/üzerinde durmak. dudis mot eyomogutu: başımda durma. üoçi moxûu do keyomogutu: adam gelip üzerime durdu. 2. düşman olmak, gıcık kapmak. ham üoçis ebudgiti: bu adama gıcık kaptım. wiwilas opşa evure: yılana çok düşmanım. irik ma emigutes: herkes bana düşman oldu. hişo mo ikum egigutanere: öyle yapma sana gıcık kapacaklar.
  • eğinderi, eğrinderi 1. ark. kızışmış (cinsel). eğinderi puci. kızışmış inek. 2. mec. şımarık, şımartılmış. bere eğinderi omordines: çocuğu şımarık büyüttüler.
  • eğindu, eğrindu 1. kızışmak. 2. mec. taşkınlık yapmak, şımarmak. bere eğindu. çocuk taşkınlık yapıyor.
  • eğmaleri atn., eğeri ark. Üste/yukarıya çıkarılmış. ncaşe eğmaleri toyöi: ağaca çıkarılmış ip.
  • eğmalu üste/yukarıya çıkarmak. arguni ncaşe keyiğu: baltayı ağaca çıkardı.
  • exiru ark. 1. havaya kaldırmak, havalandırmak, kaldırmak, havaya kalkmasına neden olmak (fiziksel bir müdahale ile havaya kaldırmak değil). üinçepe ebomüutini do eboxiri. kuşları ürkütüp havalandırdım, havalanıp kaçtılar. pirçi eoxiru. toz kaldırdı, tozu havalandırdı, tozu havaya kaldırdı, tozuttu. 2. havalanmak, havaya kalkmak. pirçi eixiru. toz kalktı. üinçepe eixires: kuşlar havalandı.
  • exondvalu atn. 1. sorumluluk almak/ yüklenmek/ üstlenmek. bere o3adu ma exevindvi: çocuk bakmayı ben üstlendim. muti exondvalu var bgorum: hiçbir şeyin sorumluluğunu almak istemiyorum. 2. sorumluluk vermek, sorumluluk yüklemek. noğaşe mcumu moğmalu himus exomdvi: çarşıdan tuz getirme sorumluluğunu ona yükledim. 3. sahiplenmek, sahip çıkmak. çkvaşi bere kexindu: başkasının çocuğunu sahiplendi. 4. (olayı) üstlenmek/üzerine almak. Baba muşik üoçi wamu, bere muşik exindu: babası adam vurdu, çocuğu üstlendi/üzerine aldı.
  • exondveri atn. sorumlu, sorumluluğu alan kişi. ham dulyaşi exondveri minon: bu işin sorumlusu kim?
  • exozdalu atn., ezdalu vi. algılamak, kavramak. ma ham dulyapes nosi var exomizdams: böyle şeyleri anlamam.
  • extimu ark., exûimu atn. Üste/yukarıya çıkmak. qomurişe kextu: erik ağacına çıktı. n3aşa extit: göğe kadar çıkın, göğe yükselin.
  • exvalu atn. 1. Yukarıya doğru çekmek/kaldırmak, söküp almak. oxori orûu svaşe exu do timele kogolanûoru: evi olduğu yerden kaldırıp (söküp) öteye yanaştırdı. 2. Toprak vs.’yi alttan yukarıya doğru kaldırarak/ kazarak delmek, sökmek. emxuk leûa exu do kogamaxûu: köstebek toprağı alttan kaldırıp dışarı çıktı.
  • exveri atn. 1. Alttan yukarıya doğru kaldırılmış, delinmiş, sökülmüş. Livadis üaûa üale exveri svalepe bâiri: tarlanın her tarafında alttan delinmiş/ kaldırılmış yerler gördüm. 2. Alttan yukarıya doğru kaldırarak/ delinerek/ sökülerek.
  • ejvalu atn., eputxu ark. uçmak. üinçi ejun: kuş uçar. vorsepeşi on ejvasere: iyilerdendir uçacak.
  • ek, eko xp., hek, heko vi., hik, hiko atn. 1. orada. ek vorûi: oradaydım. 2. oraya. ek moxti: oraya gel.
  • ekanku 1. yukarı doğru dağıtarak hava almasını sağlamak, havalandırmak, seyreltmek, sıklığını azaltmak. nçayi ekankums: çayın sıklığını gidererek havalanmasını sağlıyor. 2. tarlanın kazılmasından sonra toprağın hava alması için büyük toprak parçalarının ufalanması.
  • ekole xp., hekole vi., hikele atn. o yandan, o taraftan, ordan. ekole moxti: o yandan gel.
  • ekolendo xp., hekolendo ark., hikolendo atn. o taraftan, öteki taraftan, öteden. Ô anda ekolendo goluluûu: hep o taraftan geçiyordu.
  • ekoni xp., hekoni ark., hikoni atn. oradaki. ekoni üulanepe muöo mskva rûes: ordaki kızlar ne kadar da güzeldi.
  • ekonuri xp., hekonuri ark., hikonuri atn. oralı. ôaôuli çkimi ekonuri rûu: dedem oralıydı.
  • eksale vi., ingsale kuzen. eksalepe çkimi mamgure renan: kuzenlerim öğrencidir.
  • ekşaşi bulgur, fasülye ve pekmez karışımı bir Laz yemeği.
  • eüaçeri ark., üateri atn. katılmış, eklenmiş. ari eüaçeri gyari: su katılmış yemek.
  • eüaçu ark., oüatu atn. katmak, eklemek. lus alima eüaçams: lahanaya içyağı katıyor.
  • eüanu, eyoüanu üste doğru atmak. Xami otfa tere keyevuüani: bıçağı çatıya doğru attım (o çatıdaydı).
  • eüaôinu, eyoüaôinu 1. yukarı atlamak, üzerine atlamak. n3xenis keyoüaôu: atın üzerine atladı. 2. üzerine çullanmak. sum cuma a beres keyoüaôes do a vorsi koceçes: üç kardeş bir çocuğun üzerine çullanıp iyice dövdüler. 3. mec. aklını yitirmek, kafayı oynatmak, üşütmek. keyoüaôinapu: aklını oynattı.
  • eüna atn., neüna ark. kapı. oxori eüna: evin kapısı. Vorsi a üoçi ğuruûaşa n3a eüna goninwen: iyi bir insan ölürken gök kapısı açılır. eüna moLazdi: kapıyı kapat.
  • eüo, heüo ark., hiüu atn. o kadar, onca. Ma eüo ti var miğun: ben de o kadar da yok.
  • eüobaleri atn., eüaberi vi. içine dökülmüş, var olanın içine katılmış (sıvı). Meyaperis mjalva eüobaleri çkar vorsi var iven: içine süt katılmış yoğurt hiç de iyi olmuyor.
  • eüobalu içine katmak/dökmek/eklemek (sıvı). ûu3a waris ini wari keüubu: sıcak suyun içine soğuk su kattı.
  • eüobarbaleri ark., eüobumbuleri atn. mırıldanarak, söylenerek, homurdanarak. eüobarbaleri eüobarbaleri i3adeburûu: mırıldana mırıldana çalışıyordu.
  • eüobarbalu ark., eüobumbulu atn. mırıldanmak, mırıldanarak dolaşmak, söylenmek, homurdanmak. guri na muxtuşi eüemibarbalaman: bize kızdığı için arkamızdan söyleniyor.
  • eüobaru 1. arkadan esmek. Monöinoras, avlas elapxeûaşa na eüibarams ixişi nosûoni mutus var uğun: yazları, avluda otururken esen rüzgarın tadı hiçbir şeyde yok. 2. hafif hafif esmek. ixi eüibas: rüzgâr hafif hafif esiyor.
  • eüobazgeri atn., eüobaâgeri ark. 1. atn. içine basılmış/ basmış. 2. ark. Arkasına/arkadan basılmış/basmış.
  • eüobazgu atn., eüobaâgu ark. 1. atn. içine basmak. sağas keüubazgu. ekmek teknesinin içine bastı. 2. ark. arkadan, arkasına basmak.
  • eüobğalu içine dökmek (bir çırpıda sayılamaz nesneler için). neâepe orubas keüubğes: cevizleri derenin içine döktüler.
  • eüobğeri içine dökülmüş (bir çırpıda sayılamaz nesneler için). orubas eüobğeri: derenin içine dökülmüş.
  • eüoboderi oyalanarak, yavaşça, meşgul olarak, zaman geçirerek. opşa eüoboderi igzas: çok oyalanarak yürüyor.
  • eüobodu yavaş hareket ederek meşgul olmaya çalışmak. gzas opşa eüibodu. yolda çok meşgul oldu, zaman geçirdi.
  • eüoborgu atn. bir şeye takılmak. dişüas keüvaborgu do colu: oduna takılıp düştü.
  • eüobumbuleri atn. eüobarbaleri ark. Peşi/ardı/yanı sıra mırıldanarak, söylenerek, homurdanarak; bir iş yaparken aynı zamanda homurdanmak vs.... eüobumbuleri eüobumbuleri i3adeburûu: mırıldana mırıldana çalışıyordu.
  • eüobumbulu atn., eüobarbalu ark. mırıldanmak, mırıldanarak dolaşmak, söylenmek. a mutxaşe xuçe dvauyi eüobumbulu kocoöams: bir şeye kızdı mı mırıldanmaya başlıyor.
  • eüoçvalu ark., eüoyondru atn. Kısa/az bir süre beklemek. bere eüebiçvi. çocuğu bekledim (gelmesi için yavaş hareket ettim).
  • eüoöinaxeri içine ezilmiş/ sıkılmış. limoni eüoöinaxeri kapça: içine limon sıkılmış hamsi.
  • eüoöinaxu 1. var olanın içine/içinde ekleyerek ezmek. Çorbas ôiôeri keüuöinaxu: çorbanın içine biber ekledi/ezdi. 2. içinde ezilmek. 3. peşinde ezilmek. artepe şüala himuti keüiöinaxu: diğerleri ile birlikte (onların peşinden) o da ezildi.
  • eüoöirdu peşinden koparıp götürmek. bere şüimi keüiöirdes: çocuğumu peşlerinden sürüklediler.
  • eüodvalu 1. atn. sonradan koymak, eklemek. Ham para ti artepes eüevudvare: bu parayı da ötekilere katacağım/ ekleyeceğim. 2. ark. arkasına koymak. buröuli neünas keüudu: baltayı kapının arkasına koydu.
  • eüodveri, eüodvaleri 1. arkasına/ardına/içine koyulmuş, sonradan eklenmiş. ôaûila eüodveri lu: içine içyağı katılmış lahana. 2. arkasına/ardına/içine koyarak, sonradan ekleyerek.
  • eüogutineri atn., eüodgitineri ark. 1. Arkada/geride durmuş. 2. Arkada/geride durarak.
  • eüogutinu atn., eüodgitinu ark. geride durmak, yavaşlayıp geride kalmak. bozomota âirus keüogutu: kızı görünce geride durdu.
  • eüoğmaleri atn., eüoğameri ark. takılmış, arkasından takılmış. xes eüoğmaleri: eline takılmış.
  • eüoğmalu atn., vi., eüomalu ark. 1. takmak. xe keüuğu. elini taktı. 2. takılmak, engele takılmak. anöesi xes keüvağu: kanca eline takıldı.
  • Gamağmala 1. neşriyat, yayın. 2. baskı, basım. Majurani gamağmala: ikinci basım, ikinci baskı.
  • eüoxaôaru atn., eüosinapu ark. 1. söylenmek. caris eüuxaôas: ekmek yerken (yediği için) söyleniyor. üaûa asere dulyas eüuxaôas: her yaptığı işe söyleniyor. 2. birinin arkasından konuşmak. a mutxaşe xuçe ayas eüoxaôaru kocoöams: bir şeye sinirlenince arkasından konuşmaya başlıyor. 3. tek başınayken kendi kendine konuşmak. xvala xvala ulun a üaleti eüixaôas: tek başına gidiyor bir yandanda kendi kendine konuşuyor.
  • eüoxedu, eüoxedinu 1. içine oturmak, sonradan katılmak. ûu3a ais keüuxedu. sıcak suyun içine oturdu. 2.ark. arkasına oturmak. neüna üaôulas eüoxes: kapının arkasında oturuyor.
  • eüoxuneri, eüoxedineri içine sonradan oturmuş, aralarına sonradan katılmış. a bere keüemixunes: bir çocuğu içimize oturttular (aramıza kattılar).
  • eüoxunu var olanının arasına oturtmak, katmak. kormepes mumuli keüuxunu. tavukların arasına horozu kattı.
  • eüoxvalu 1. içine öksürmek. sofras mo eüuxvalam! sofranın içine öksürme! 2. kendi varlığını gösterme ya da durumdan rahatsızlığını ifade etme amacıyla öksürmek. dvaguran ya do a keüixvalu: duysunlar diye bir kez öksürdü.
  • eüokoseri 1. peşi sıra/arkasına süpürülmüş. 2. İçine süpürülmüş. 3. Büyük derenin ya da selin süpürüp götürdüğü şeyler. 4. Büyük derenin ya da selin süpürdüğü yerler.
  • eüokosu 1. peşi sıra/arkasından/ardından süpürmek. Şüawale muşik üapulando eüikosams: eteği (kendi yürürken) ardından (yerleri) süpürüyor. 2. süpürüp gitmek/götürmek. oruba moxûu do iri tevuli keüikosu: dere gelip herşeyi süpürüp götürdü. 3. Var olanın içine süpürmek/süpürüp katmak. Lazuûişi nokosepes lobya ntolepe keüukosu: mısır süprüntülerinin içine fasülye tanelerini süpürdü.
  • Nokose süprüntü. Menöveşeşi nokosepe ğalis keüubğu: sigara izmaritlerinin süprüntüsünü ırmağa döktü.
  • eüoksineri yellenerek (sessiz). eüoksineri gulun: yellenerek dolaşıyor (sessiz).
  • eüoksinu peşi sıra yellenmek. mot eüiksinam! sakın yellenme!
  • eüoüaôinu 1. içine atlamak. nosi var giğun na idi do zuğas keüuüaôi. aklın yoksa git de denize atla. 2. mec. bilmeden, düşünmeden bir işe girmek, paldır küldür dalmak. var gişüun dulyas yeine mo eüuüaôam. bilmediğin işe hemen dalma.
  • eüoüoreri arkasına bağlanmış, peşine bağlanmış.
  • eüoüore3xu, eüoüoro3xu var olanın üzerine saymak, eklemek. artepes hamu ti keüuüore3xi. ötekilerin üzerine bunu da say, bunu da ekle.
  • eüoüoru arkasına bağlamak, peşine bağlamak. üaôulas keüuüores: arkasına bağladılar.
  • eüoüvançxeri ark., eüonçxvaleri, eüonçxveri atn. içine doğranmış (ekmek vs.). lu üvaneris kovali eüoüvançxeri: lahana yemeğinin içine doğranmış buğday ekmeği.
  • eüoüvançxu ark., eüonçxvalu atn. içine doğramak (yemeğe ekmek doğramak vs.).
  • eüolva ark., eüovelu atn. içine düşmek. maindi keüemilu: yüzüğüm düştü.
  • eüolva 1. geri düşmek, geri kalmak. ma keüabli. ben geri kaldım, geri düştüm/kaldım. 2. Ardınca düşürmek. Genöareri gzas eüemilu: parayı ardınca düşürdüm.
  • eüomöeşeri, eüomöüeşeri yanına alarak, peşine götürerek. bere eüomöüeşeri germaşe keşaxtu: çocuğu peşine alarak dağa çıktı.
  • eüomöeşu atn., eüomöüeşu ark. yanına almak, peşine almak. noğaşe olvas siti eüegimöeşare. çarşıya giderken seni de yanıma alacağım.
  • eüomxacu atn., eüomxvacu ark. 1. arkadan itmek, desteklemek, destek vermek, destek olmak. m3xulişe evuluûişa eüemimxacu. armuta çıkarken bana destek oldu. 2. mec. yardımcı olmak. si var eüemimxaciüo ma hak vati vorûiüo. sen arkadan desteklememiş olsaydın ben burda olmazdım.
  • eüomxvacu ark., eüomxacu atn. arkadan destek vermek/ itmek. baba çkimik var eüemimxvacuüo ncas var emaleûu: babam desteklememiş/arkadan itmemiş olsaydı ağaca çıkamazdım.
  • eüomorderi peşi/ardı sıra büyümüş. Berepe ti eüomorderi miyonun: çocuklarım da peşi sıra büyümüş haldeler.
  • eüomordineri peşi sıra büyütülmüş.
  • eüomordinu atn., eüordinu ark. peşi sıra büyütmek. ma askerluği vikumûişa bere ti keüemimordines: ben askerlik yaparken o arada çocuğumu da büyüttüler.
  • eüomordu atn., eüordu ark. Peşi/ardı sıra büyümek. Ma vibadeûişa berepe ti kekomamordes: ben yaşlanırken çocuklar da peşi sıra büyüdüler.
  • eüomsüvalu atn., eüoskvalu ark. var olanın içine yumurtlamak. kormek âiru ogvaces keüumsüu: tavuk gördüğü folluğun içine yumurtladı.
  • eüomsüveri, eüosüveri atn., eüoskveri ark. var olanın içine yumurtlanmış. öumanişe p3adisis folis ağani eüomsüveri makvalepe bâiri: sabah bakınca folluğun içine yeni yumurtlanmış yumurtalar gördüm.
  • eüomşareri 1. arkadan iteklenmiş. 2. arkadan itekleyerek.
  • eüomşaru arkadan itmek, iteklemek. a wulu keüevumşari do kexûu: biraz arkadan ittim de çıktı.
  • eüom3xvalu arkadan eklemek. toüi keüum3xu: ipi arkasından ekledi.
  • eüom3xveri, eüom3xvaleri arkadan eklemeli, arkadan eklenmiş.
  • eüonçaneri, eüoçaneri sonradan bitmiş/ oluşmuş.
  • eüonçanu, eüoçanu sonradan var olanın içine bitmek, oluşmak, (bitkiler için) yetişmek. şuüapes ar üasûane keüvançanu. hıyarların içinde bir kabak bitti. a cuma keüogançanes: sizin içinize bir kardeş bitti, oluştu, bir kardeş eklendi.
  • eüonçxvaleri, eüonçxveri atn., eüoüvançxeri ark. içine doğranmış. meyaperis cari eüonçxvaleri vimxoûit: içine ekmek doğranmış yoğurt yerdik.
  • eüonçxvalu atn., eüoüvançxu ark. içine doğramak (yemeğe ekmek doğramak gibi). mjas gyari eüunçxums: ayrana ekmek doğruyor.
  • eüonçoreri atn. 1. peşinden sürüklenmiş. 2. peşinden sürükleyerek. bozomota eüonçoreri oxorişe mendiyonu: kızı peşinden sürükleyerek eve götürdü.
  • eüonçoru atn. peşinden sürüklemek, arkadan sürüklemek. bereşi porça mo eüinçoram. çocuğun gömleğini arkadan sürükleme.
  • eüonöareri sonradan yazılıp eklenmiş, var olanın içine yeniden yazılmış. Cuzdani şüimis mitişi nçayi eüonöareri var miğun: kendi cüzdanımda başkasına ait çay yazılmış/var olana eklenmiş değildir.
  • eüonöaru içine yazmak, var olana yazıp eklemek, sonradan yazıp eklemek. iba3aşi cuzdanis xu çilo nçayi keüevunöari: iba3a'nın cüzdanına beş kilo çayı sonradan yazdım, sonradan ekledim.
  • eüonövaleri atn., eüonöüvaleri ark. 1. içine tükürülmüş. eüonövaleri wari moşum! içine tükürülmüş suyu içme! 2. atn. içine sağılmış.
  • eüonövalu atn. eüonöüvalu ark. 1. içine tükürmek. aris keüunöüvalu: suyun içine tükürdü. 2. atn. içine sağmak. arti pucişi ti hak keüunövali. diğer ineğinkini de buraya sağ.
  • eüontxapu 1. arkadan azıcık çarpmak, arkadan dürtmek. dişüa keüvantxu: odun arkadan hafiften çarptı, değdi. 2. mec. el atmak, biraz yardımcı olmak. ham dulya oxinapus ar keüemintxiüo demibağun: bu işi yaparken biraz el atsan yeter.
  • eüontxozineri, eüontxozeri peşine takmış halde. biöepe eüontxozineri gulun: erkekleri peşine takmış geziyor.
  • eüontxozinu peşine koşturmak, peşine takmak. bozok biöi eüintxozinams: kız erkeği peşinde koşturuyor. him ham mo eüintxozinam. onu bunu peşine takma.
  • eüonûaleri sonradan eklenmiş, sonradan katılmış. txas şoroni eüonûaleri: keçiye koyun katılmış.
  • eüonûalu sonradan eklemek, var olana katmak. ma ti keüovanûali. ben de katıldım, eklendim. miti mo eüinûalamt. aranıza kimseyi katmayın.
  • eüonûoru içine doğru kaydırmak, içine itmek. keüunûori noüançxule gamiöu. ileri doğru itele, odun sonuna dek yandı.
  • eüonwalu ateşe vermek, ateşe verip yakmak. oxori keüunwu: evi ateşe verdi, ateşe verip yaktı.
  • eüonwalu 1. içine değmek/ dokunmak. şüawale wais keüvanwu: etek suyun içine değdi, dokundu. 2. değdirmek, dokundurmak. xe wais keüunwu: elini suyun içine değdirdi, batırdı.
  • eüopatxeri 1. içine silkelenmiş. 2. atn., mec. zengin olmuş, köşeyi dönmüş.
  • eüopatxu 1. içine silkelemek. 2. mec. köşeyi dönmek. môolişe idu do keüipatxu: istanbul'a gitti de köşeyi döndü.
  • eüopiçeri atn. içine toz vb. katılmış. eüopiçeri gyari: içine toz vb. düşmüş ekmek.
  • eüopiçu içine toz vb. düşmek. gyaris keüvapiçu. ekmeğin içine toz vb. düştü.
  • eüopineri 1. peşine takmış. 2. peşine takarak. berepe eüopineri gulun: çocukları peşine takarak geziyor.
  • eüopinu peşine takmak, peşine bağlamak, peşinden katmak. oxorcak berepe muşi keüipinu: kadın çocuklarını peşine kattı, onları peşi sıra götürüyor.
  • eüopsalu 1. içine işemek. orubas eüupsu. derenin içine işedi. 2. işeyerek, işeye işeye. eüopseri gulun: işeye işeye geziyor.
  • eüosüudu atn., eüoskidu ark. 1. Geride/arkada kalmak. oxaôaru kodolvayonu do keüosüudu: konuşmaya dalarak arkada kaldı, geri de kaldı. 2. artmak, arta kalmak. gyari mitik var şüomu do keüosüudu: kimse yemediğinden dolayı yemek arttı.
  • eüosôinu atn., eüostvinu vi. bir yandan ıslık çalmak, ıslık çalarak dolaşmak. a üale igzas a üale eüisôinams: hem yürüyor hem ıslık çalıyor.
  • eüostvineri ark., eüosôineri atn. ıslık çalarak, ıslık çala çala.
  • eüostvinu ark., eüosôinu atn. bir yandan ıslık çalmak, ıslık çalarak dolaşmak.
  • eüosvalu 1. arkadan sürünmek, hafiften sürünmek, değmek. üaûu üudeli sofras keüvasu. kedinin kuyruğu sofraya süründü, değdi. 2. sürmek, değmek. üaûuk üudeli sofras keüusu. kedi kuyruğunu sofraya sürdü.
  • eüosvareri işler yoluna koyulmuş, düzenlenmiş. eüosvareri oxori. dağınıklığı giderilmiş, işleri yoluna koyulmuş ev.
  • eüosvaru 1. ardına dizmek. 2. mec. işleri yoluna koymak, düzenlemek, dolanmak, işlerini yapmak. oxorcak oxori keüisvaru: kadın ev işlerini yaptı, ev işlerini yoluna koydu.
  • eüosveri 1. arkadan sürülmüş. 2. arkadan sürerek.
  • eüüomeri atn., eüoöüomeri ark. 1. içinde yenmiş. ham gyaris eüüomeri ren: bu yemeğin içinde yenmiş (ayrı bir kaba konarak değilde o kabın içinde yenmiş). 2. Peşi/ardı sıra yenmiş, bir iş yaparken bir yandan da (bir şeyler) yenmiş. A üale dulya ikums a üale m3xuli eüüomeri gulun: Bir yandan iş yapıyor bir yandan da armudu atıştırarak geziyor.
  • eüüomu atn., eüoöüomu ark. 1. içinde yemek. lu tenceres keüüomu. lahana tenceresinin (ayrı kaba koyup yemedi) içinde yedi. 2. Ardı sıra yemek atıştırmak, ayak üstü aparatif yemek. İgzaûaşa oşüuri eüüomams: Yürürken elma atıştırıyor, elma yiyerek dolaşıyor, bir yandan da elma yiyor, bir yandan yürüyor.
  • eüoöüomu ark. 3ad. eüüomu.
  • eüoşolu atn., eüoşvelu ark. içine yoğurmak. caris kapça keüuşolu: ekmeğin içine hamsi yoğurdu.
  • eüoşvanu içine ya da yukarıya doğru üflemek.
  • eüoşoleri atn., eüoşveleri ark. içine yoğrulmuş. kapça eüoşoleri cari: içinde hamsi yoğrulmuş ekmek.
  • eüoşvelu vi., eüokiminu xp., eüoşolu atn. içine yoğurmak. mkveris kapça keüuşvelu: unla birlikte (içine) hamsi yoğurdu.
  • eüokiminu xp. 3ad. eüoşvelu.
  • eüoşvelu vi. el atmak, yardımcı olmak.
  • eüotanu ardından ışık tutmak.
  • eüotoreri 1. sürükleyerek. ham nca eüotoreri moviği. bu ağacı sürükleyerek getirdim. 2. sürüklenmiş. eüotoreri nca. sürüklenmiş ağaç.
  • eüotoru peşinden/peşi sıra/ardından/arkasından sürüklemek. dudis toyöi cudu do keüitoru. başına ip bağlayıp peşi sıra sürükledi.
  • eüoûaxeri içine kırılmış. dişüa eüoûaxeri: içine odun kırılmış.
  • eüoûaxu içine kırmak. xaşüaleri wais lu keüuûaxu: kaynamış suyun içine lahana doğradı.
  • eüoûalu 1. geride bırakmak. berepe oxoris keüeviûi. çocukları evde bıraktım. 2. Bir işi tam yapmamak/bitirmemek. dulyape keüeviûi. işleri tam olarak yapmadım, onları yarım bıraktım.
  • eüoûiğaneri atn., eüoûağaneri ark. içinde tavalanmış, tavalanmış bir şeye sonradan tavalanmak üzere eklenmiş.
  • eüoûiğanu atn., eüoûağanu ark. içine tavalamak, önceden tavalanmış olanın içine tavalamak.
  • eüoûüoçeri ark., eüoûoçeri atn. içine atılmış. ûobas eüaûüoçeri maindi kobâiri: gölün içine atılmış yüzüğü gördüm.
  • eüoûüorineri ark., eüoûorineri atn. yellenerek, yellene yellene (sesli). eüoûüorineri gulun: yellenerek dolaşıyor.
  • eüoûoçu atn. eüoûüoçu ark. 1. içine fırlatmak, içine atmak, içine düşürmek. ûobas maindi keüuûoçu: göle yüzük düşürdü. 2. ardından yitirmek, düşürmek. movuluûişa draôani keüeviûoçi: gelirken orağı düşürdüm.
  • eüoûorinu atn., eüoûüorinu ark. yanı sıra yellenmek, bir iş anında yellenmek.
  • eüoûrağoderi atn. yanı sıra türkü söyleyerek. ôanda eüoûrağoderi gulun: her zaman türkü söyleyerek dolaşıyor.
  • eüoûrağodu bir işin yanı sıra türkü söylemek. a üale ibgas a üale eüiûrağodams: bir yandan ağlıyor, bir yandan şarkı söylüyor.
  • eüovelu atn., eüolva içine düşmek. pavrepes mawindi keüuvelu: yaprakların içine yüzük düştü. wais kudi keüemivelu: suyun içine fesimi düşürdüm.
  • eüoyondru atn., eüoçvalu ark. kısa bir süre beklemek. memöişas ya do eüuyondramûu: yetişsin diye adımlarını yavaşlattı, bekledi.
  • eüoyoneri atn., eüooneri vi. 1. peşine alarak/ takarak. nusa eüoyoneri noğaşe kocexûu: gelin peşine takarak çarşıya indi. 2. Bir kızı (isteği üzerine) kaçırmak. oxorca muşi eüoyoneri eöopudon: karısını kaçırarak almış. 3. Bir kızın isteği ile birine kaçması. eüoyoneri komocişe idudon: kaçarak erkeğe varmış.
  • eüoyonu atn., eüoonu vi. 1. peşinde ya da yanında götürmek. puci eüiyonu do axirişe kociyonu. ineği peşine alıp ahıra indirdi. 2. İsteği doğrultusunda kız kaçırmak. a msüva bozomota keüiyonu. güzel bir kız kaçırdı.
  • eüoyoreri atn. Akıtarak, süzülerek. üoôaşe din3xiri eüoyoreri imûeûu: alnından kan süzülerek kaçıyordu.
  • eüoyoru atn. Ardı sıra akıtmak/ süzülmek, bir yandan akmak. ôicişe lerwi eüvayoren. ağzından salya akıyor/süzülüyor. arabak maâoûi eüiyorams: araba mazot akıtıyor.
  • eüozdalu atn. kaldırmak. monüa mo eüozdum. ağır kaldırma.
  • eüozgvalu atn., eüoâgvalu ark. 1. içine sıçmak. A mutxa aseûu himus ti eüuzgu: bir şey yapacaktı onun da içine sıçtı. 2. oraya buraya/sağa sola sıçmak.
  • eüozgveri atn., eüoâgveri ark. 1. içine sıçılmış. 2. Var olanın içine sıçmak. 3. İçine sıçarak, sağa sola sıçarak. eüozgveri gulun: Sağa sola sıçarak geziyor.
  • eüoziûu atn. söylenmek. hik hak eüiziûams: orda burda söyleniyor.
  • eüowelimu atn. eomilu ark. 1. üste doğru bakmak. n3as eüo3es/eien. göğe bakıyor. 2. bir şeyin içine bakmak. ûobas eüuwes: gölün içine bakıyor.
  • eüowileri var olanın içine toplanmış.
  • eüowilu önceden toplanmış olanın içine toplamak/devşirmek. hamu ti keüuwili. bunu da var olanın içine topla.
  • eüowoneri var olanın içine tartılmış.
  • eüowonu var olan tartının üzerine yeni tartı eklemek, ek tartı yapmak. woneris hamu ti keüuwonit. tartılmış olanın içine bunu da tartın.
  • eüurüulu atn. suyun kaynağından çıkarken çıkardığı ses; suyun kaynağından fokurdayarak çıkması fiili. wai eüurkulu: su kaynağından fokurdayarak çıkıyor.
  • eüvatu dibinden kesmek, kesmek. ncalepe eüvates: ağaçları kestiler.
  • ela (<pon. atn.)., moxti gel. hak ela/moxti. buraya gel. (zaman ve kişilere göre çekimi yoktur. Lazca’daki tam karşılığı ‘moxti’dir.)
  • elaazeri, elaôazeri bir tarafı yontulmuş.
  • elayazu atn., elaazu vi., elaôazu bir tarafını yontmak, rendelemek. mwu ncas eluyazu. karamış ağacının bir tarafını yonttu.
  • elabaleri atn., elaüideri ark. kenara asmış, bir tarafa takmış. şüas doüanaşe elabaleri: silahı belinde, silahı beline takmış halde.
  • elabalu 1. ayırmak, ayırıp başka bir kaba koymak (sıvı). a sağanis tani elemibi. benim için bir sağana ayran ayır. 2. Bir kenara dökmek (sıvı).
  • elabalu atn., elaüidu ark. 1. Yan/kenar tarafa asmak. doüanaşe muşi şüas kelibu/keliüidu. silahını beline taktı. doüanaşe elabun. silah belindedir. 2. Rahatsız etmek, dokunmak. Da şüimis mo elabu: kız kardeşime dokunma/rahatsız etme. 3. Şaka yollu takılmak. Berepes opşa elvabeûu: çocuklara şaka yollu çok takılırdı.
  • elabareri atn., mec. üşütük, kaçık, oynatmış. ham a m3iüa elabareri ren, mot naxolet. bu biraz kaçıktır, yaklaşmayın. haşo elabareri mo ore e bere şüimi. niye böyle kaçıksın ey oğul!
  • elabaru 1. aşağıdan yukarıya doğru esmek. oruba do jile ixi elabas: dereden yukarı rüzgâr esiyor, 2. mec. kafayı oynatmak, aklını kaçırmak, delirmek. muya gağodu e bereşüimi, kelabari i? ne oldu sana oğlum, aklını mı kaçırdın?
  • elaberi, elabaleri atn., elaüideri ark. yan tarafına takmış/asmış halde. doüanaşe elabaleri guluûu: silahı beline takmış halde dolaşırdı.
  • elabraniüu atn., elabaniüu vi. 1. yana eğilmek/ yatmak. mşkvelas dudi elvabraniüu: fidanın başı yana eğildi. 2. bastırarak yana eğmek.
  • elacineri 1. yana devrilmiş/ yıkılmış/ yatmış. 2. yana yatırılmış. 3. bir kenara yatmış/ ilişmiş. üera üala elacineri incirûu: ocaklığın yanında yatmış uyuyordu. 4. birinin yanına yatmış. 5. birinin yanına yatırılmış. 6. cinsel anlamda biri ile yatmış, karşı cinsle ilişki kurmuş.
  • elacinu 1. yana devirmek, yıkmak, yatırmak. eüvatu do nca kelocinu: kesip ağacı yana yatırdı, yana yıktı. 2. yana yatmak, yana devrilmek, yıkılmak. dido mtviri mtuis mandalinape kelicines: çok kar yağınca mandalinalar yana yattı, devrildi. 3. bir kenara yatmak, bir kenara ilişmek. vidi do daçxuri üaôulas kelevicini. gidip ateşin arkasında yattım. nciri momalus a sotxa kelevicini. uykum gelince bir yere ilişip yattım, bir kenara yattım. 4. birinin yanına yatmak. ini maus da şüimis kelovacini. üşüyünce kız kardeşimin yanına yattım. 5. birini yanına yatırmak. bere kelevicini. çocuğu yanıma yatırdım. 6. cinsel anlamda yatmak, karşı cinsle ilişki kurmak. amseri a oxorcas kelovacini. bir kadınla yattım, kadınla birlikte oldum.
  • elacoxu ark., elayoxu atn. 1. yukarıya doğru ses vermek, çağırmak. 2. ark. öylesine uğramak, geçerken uğramak. golobulurûişa ôaôulis kelebacoxi. geçerken dedeme öylesine uğradım.
  • elaçama lakap, takma isim. xasaşi elaçama xasuüûu: hasan’ın lakabı ‘xasuüa’ idi.
  • elaçamu 1. kenardan destek vermek. 2. ark., mec. yardım etmek. 3. lakap takmak.
  • elaçanu, elançanu yan tarafından bitmek, oluşmak, sonradan bitmek, oluşmak, eklenmek. luğis a mşüvela kelvançanu. incirin yanına bir fidan eklendi, bitti, oluştu. a cuma kelomaçanes: bize yeni bir kardeş eklendi, katıldı.
  • elaçiteri kenarından yarılmış. dişüa elaçiteri mvaûu do dudi üoüvaçitu: kenarından yarılmış odun parçası vurup kafası yarıldı.
  • elaçitu 1. kenarını yarmak, kenarından yarmak. cireüis eluçitu: kütüğün kenarını yardı. 2. kenarından yarılmak. cireüi keliçitu: kütük kenarından yarıldı.
  • elaşüineri atn. kulak kabartarak, kulak vererek.
  • elaçvalu atn. bir kenarını açmak, kenarından açmak, aralamak. ixik şüawale eluçu: rüzgâr eteğini (kenardan) açtı.
  • elaçveri atn. kenarından, yanından açılmış, aralanmış. şüawale elaçveri gulun: eteği yanından açılmış geziyor.
  • elaöalu, elaöamu kenarını dikmek, kenarından dikmek. ponûuli elemiöordu kelemiöi. pantolonumun kenarı yırtıldı, kenarını dik.
  • elaöapxeri atn., mec. garip, acaip, çarpık. melenurepek Lazuri elaöapxeri ixaôaran: ötedekiler Lazcayı çarpık konuşuyorlar.
  • elaöapxu atn. kenarına çarpmak, vurmak. ucis a kelemiöapxu: kulağıma bir çarptı.
  • elaöeri kenarından, yanından dikilmiş. elaöeri porça. bir kenarından dikilmiş gömlek.
  • elaöinaxeri 1. bir kenarda ezilmiş. gzas elaöinaxeri kodosüudu: yolun bir kenarında ezilmiş kaldı. 2. kenarı ezilmiş, kenarı ezik. elaöinaxeri uşkuri: bir kenarı ezilmiş elma.
  • elaöinaxu 1. bir kenarda ezmek. arabak coğori üodas kelaöinaxu: araba köpeği duvarın kenarında ezdi. 2. bir kenarda ezilmek. üoda tude keliöinaxu: duvarın dibinde ezildi. 3. bir kenarını ezmek. ti eluöinaxu: kafasının bir tarafını ezdi.
  • elaöirdu atn., elaöüidu ark. 1. kenarından yırtmak, kenarını yırtmak, koparmak. ponûulis eluöirdu/eluöüidu: pantolonun kenarını yırttı. 2. kenarda yırtmak. oruba üele karûalepe kelaöirdu: derenin kenarında mektupları yırttı.
  • elaöordu atn., elaöüodu ark. kenarı yırtılmak, kopmak. mxuci eluöordu/eluöüodu: omuzu koptu.
  • elaöüideri ark., elaöirderi atn. 1. kenarı yırtılmış, koparılmış. elaöüideri ponûuli. kenarı yırtılmış pantolon. 2. kenarda yırtılmış.
  • elaöüidu ark., elaöirdu atn. 1. kenarından yırtmak, kenarını yırtmak, koparmak. ponûuli eluöüidu. pantolonun kenarını yırttı. 2. kenarı yırtılmak, kopmak. mxuci eluöüodu. omuzu koptu. 3. kenarda yırtmak. gza üele karûalepe kelaöüidu. yolun kenarında mektupları yırttı.
  • elaöüoreri ark., elaşüoreri atn. 1. bir kenarı biçilmiş. 2. bir kenarda biçilmiş.
  • elaöüoru ark., elaşüoru atn. 1. kenarı ya da kenardan biçmek. ncas mûoûi elebuöüori. ağacın dalını kestim. 2. bir kenarda biçmek.
  • elaöopu 1. bir kenarda yakalamak, bir kenarda sıkıştırmak. miti na var orûu svas kelavoöopi. kimsenin olmadığı kenar bir yerde yakaladım, sıkıştırdım. 2. bir kenarını yakalamak, bir yerinden yakalamak. üiti bardağis keluöopu.
  • elaövalu 1. bir tarafını yakmak, bir kenarını yakmak. xayari elemaöu: suratımın bir tarafı yandı. 2. bir kenarda yakmak.
  • elaöveri 1. bir tarafı yanmış. xayari elaöveri: yüzünün bir tarafı yanmış. 2. bir kenarda/tarafta yakılmış.
  • eladgalu 1. Bir şeyin yanına koymak. dişüa piliûa şüala keladgu: odunu sobanın yanına koydu. 2. cansız bir varlığı ayakları üzerine oturtmak.
  • eladgeri bir kenara konulmuş. üalati avlas eladgeri mo naşüum: sepeti avluda kenara konulmuş halde bırakma.
  • eladgineri bir kenarda durmuş. üodas eladgineri iyondrams: duvarın kenarında durmuş bekliyor.
  • eladginu bir kenara durdurmak. nusa do sica ar üele keladgines: gelin ile damadı bir kenara durdurdular.
  • eladgiteri ark., elaguteri atn. 1. kenarda durarak. 2. kenarda durmuş.
  • eladgitu ark., elagutu atn. bir kenarda durmak. gza üele keladgitu: yol tarafında durdu.
  • eladvalu 1. bir kenara koymak. kvalepe timele keladu. taşları öteye koydu. 2. ayırmak. obadera şeni leûa elidu. yaşlılık için kendime toprak ayırdı. 3. mec. biriktirmek, bir kenara koymak. üaûa tutas oşi lira elabdum. her ay yüz lira ayırıyorum, bir kenara koyuyorum. 3. mec. vurup bir kenara koymak. bâirare svas elabdvare. gördüğüm yerde vuracağım, vurup bir kenara koyacağım.
  • elafelu 1. kenarından bir parça kesmek. üasûanes a m3iüa elufelu: kabaktan bir parça kesti.
  • elafroni hafifçe.
  • elafûileri atn., elastikeri ark. bir tarafı yolunmuş. msva elafûileri üinçi. kanadı yolunmuş kuş.
  • elafûilu atn., elastiku ark. Kenarından/ kenarını yolmak/ koparmak. caris elevufûili. ekmekten bir parça kopardım. üinçis msva elufûilu: kuşun kanadının bir bölümünü ya da bir parça tüyünü yoldu.
  • elagutineri atn., eladgitineri ark. 1. bir kenarda durarak, kenara çekilerek. 2. bir kenarda durmuş.
  • elagutinu atn., eladgitinu ark. kenarda durmak. gza timele kelagutu: yolun öbür tarafında durdu. 2. kenara çekilmek. timele kelagutu do gza komeçu. diğer tarafa çekilip yol verdi.
  • elagvacu atn. 1. ezmek, ayak altı etmek. 2. bir kenarda yuva yapmak, bir kenara yuvalanmak. a sotxa kelevigvaci: bir kenarda yuvalandım.
  • elagza uğrak yol, yol üstü, gelip geçilen yer, aleni yer, aşağıdan yukarı az eğimli yol. woxles elagzas doxeduûes do ôaliüarepek ibirûes: eskiden delikanlılar elagza’da oturup türkü söylerlerdi.
  • elagzalu atn., elagzu vi. bir kenara ateş yakmak. gzas daçxuri kelavogzit. yolun kenarına ateş yaktık.
  • elagzeri bir kenara yakılmış (ateş).
  • elağaleri atn. biraz olgunlaşmış, bir parça olgunlaşmış.
  • elağalu atn. ( meyve ve sebzeler için) olgunlaşmaya başlamak. mbulepe elağales: kirazlar olgunlaşmaya başladı.
  • elağmaleri atn., elağameri ark. 1. yukarı çıkarılmış (az eğimli yer). 2. kenarından filizlenmiş. mandalina ağani elağmaleri orûu: mandalina kenarından yeni filizlenmişti.
  • elağmalu 1. (cansızlar için) az eğimli arazide yukarıya doğru yakın bir yere çıkarmak. ergaûite dişüa eliğaman. teleferikle yukarıya odun çıkarıyorlar. 2. yandan çıkarmak (dal, filiz). öubrik keliğu: kesûane yanından filiz çıkardı.
  • elağureri 1. bir kenarda ölmüş (yalnız başına, kimsesiz). ar sotxa elağureri âires: bir köşede ölü halde bulundu. 2. vücudun bir tarafı ya da bir kenarı ölmüş. a xanöali elağureri: bir kolu ölü halde. 3. vücudun bir tarafı ya da bir kenarı işlevini yitirmiş.
  • elağuru 1. bir kenarda ölmek. umiteli a svas elabğuratere: kimsesiz bir kenarda öleceğiz. 2. bir tarafı ölmek. a mxuci elamoğuru: bir omuzum öldü. 3. İşlevini yitirmek.
  • elağvaüeri atn. yamuk yumuk, çarpık, biçimsiz, yamulmuş. elağvaüeri üoçi: çarpık, biçimsiz adam.
  • elağvaüu bir tarafı yamulmak, çarpılmak, biçimsiz hale gelmek. şüurinate eliğvaüu: korkudan çarpıldı, çarpılıp biçimsizleşti.
  • elağvanöa vi. düzgün olmayan ağaç, çırpıya gelmeyen ağaç.
  • elağvaru bir kısmı ıslanmak, bir kenarı ıslanmak. a polo elomağvaru: bir bacağım ıslandı.
  • elaxaôaru atn., elasinapu vi. bir kenara çekip konuşmak. miti na varon sva tere miyonu do hik elamoxaôaru: kimsenin olmadığı bir yere götürüp orda konuştu.
  • elaxaşüeri, elaxaçkeri bir kenara/tarafa ekilmiş. Luu livadis elaxaşüeri miğuûu: tarlanın bir tarafında lahanayı (tohumunu) ekmiştim.
  • elaxaşüu atn., elaxaçku ark. bir kenara ekmek. luu ntasi a sotxa kelaxaşüi. lahana tohumunu bir tarafa ek.
  • elaxedu bir kenara oturmak. mjora na var ceçams a svas kelapxedi. güneş vurmayan bir yere oturdum.
  • elaxelu öpücük kondurmak. ğvas kelvaxelu: yanağına bir öpücük kondurdu.
  • elaxmaru yanı sıra kullanmak, arada bir kullanmak, zaman zaman kullanmak. unose koâiru do elixmarams: akılsızı buldu arada bir kullanıyor. oxorca kuyonun do xolo arti elaxmarams: karısı olduğu halde başkasını kullanıyor.
  • elaxoreri ark., elaxvaûeri atn. bir kenarı dişlenmiş.
  • elaxorxu bir kenarını ya da bir yanını budamak. 3ipri elaxorxu: gürgenin bir yanını budadı.
  • elaxoru ark. bir tarafını dişlemek.
  • elaxosüinu atn., elaxro3kinu ark. bir kenarda gebertmek. iyoni do a sotxa kelaxosüini. götürüp bir köşede gebert.
  • elaxosüu atn., elaxro3ku ark. bir kenarda gebermek. xvala elaxosüare. yalnız başına, bir kenarda gebereceksin.
  • elaxro3kineri ark.elaxosüineri atn. bir kenarda gebertilmiş.
  • elaxro3ku ark., elaxosüu atn. bir kenarda gebermek.
  • elaxtimu ark., elolva atn. yukarı çıkmak. Kelaxûi, giyondraman. yukarı çık, seni bekliyorlar.
  • elaxuneri 1. bir kenara oturmuş. oruba üale elaxuneri bâiri. ırmak kenarında oturmuş halde gördüm. 2. bir kenara oturtulmuş. 3. bir kenara oturarak. elaxuneri elaxuneri emtumani eşüvalen. otura otura yokuşu çıkabiliyor. 4. mec. bir kimsenin yanına verilmiş, sonradan katılmış, yanaşma.
  • elaxunoni bir kimseye yanaşma gidecek kadar çaresiz olmak. a zenginis elaxunoni vore. bir zenginin yanına gidecek kadar zor durumdayım.
  • elaxunu 1. bir kenara, bir yana, bir tarafa oturtmak. nanak bere muşi kelixunu. anne çocuğunu yanına otuturttu. 2. mec. yoksul ya da kimsesiz birini bir başkasının yanına vermek. umiteli bere viyonit do a didas kelevuxunit. kimsesiz çocuğu götürüp yaşlı bir kadının yanına verdik.
  • elaxuûoreri atn. bir tarafı kesilmiş (saç ve kıl için).
  • elaxuûoru atn. kenarını ya da bir tarafını kesmek (saç ve kıl için). toma eluxuûoru. saçının bir tarafını kesti.
  • elaxvalu 1. kenarını yıkmak, bir tarafını sökmek. 2. kenarı ya da yan tarafı yıkılmak, sökülmek.
  • elaxvalu Bir kenarda/kenara öksürmek.
  • elaxvaûeri 1. ark. bir tarafı kemirilmiş. 2. atn. bir tarafı dişlenmiş.
  • elaxvaûu 1. atn. bir tarafını dişlemek. 2. ark. bir tarafını kemirmek. mtugik üvalis eluxvaûu: fare peynirin bir tarafını kemirdi.
  • elaxveri 1. bir tarafı sökülmüş. elaxveri ponûuli. bir tarafı sökülmüş pantolon. 2. bir tarafı yıkılmış, harap olmuş. elaxveri oxori. bir tarafı yıkılmış ev.
  • elaileri vi., elaqvileri xp. 1. bir tarafı vurulmuş, öldürülmüş. 2. bir kenarda öldürülmüş, vurulmuş.
  • elailu vi., elaqvilu xp. 1. bir tarafını (uzuv) öldürmek. momintxu do a polo elemiilu: vurup bir bacağımı öldürdü. 2. bir kenarda ya da tenha bir yerde öldürmek, vurmak. Ham üoçi miti na var on svas elaôilare: bu adamı kimsenin olmadığı yerde, bir kenarda öldüreceğim.
  • elajgureri atn. 1. bir kenarda yakılmış. mele elajgureri bâiri. ötede bir kenarda yanmış olarak buldum. 2. bir kenarı yanmış. xayari elajgureri: yüzünün bir tarafı yanmış.
  • elajguru atn. 1. bir kenarda yakmak. timelepe tere iği do kelajguri: öte taraflara götürüp bir kenarda yak. 2. bir tarafını yakmak. a xanöali elvajguru: bir kolu yandı.
  • elajvaleri ark. bir tarafı soluklaşmış, soluk. elajvaleri porça. bir tarafı soluklaşmış gömlek.
  • elajvalu ark. bir tarafı soluklaşmak, solmak. porça elemajvalu: gömleğimin bir tarafı soluklaştı.
  • elajvalu atn. 1. kenarından uçup geçmek, sıyırıp geçmek. üinçi elemiju. kuş yanımdan uçup geçti. 2. kenardan uçmak.
  • elajvareri mec. kaçık, çılgın. si opşa elajvareri bere ore. sen çok kaçık, çılgın bir çocuksun. elajvareri on hamu şüala mot ixaôa. bu kaçıktır, bununla konuşma.
  • elajvaru mec. aklını kaçırmak, aklını oynatmak, çılgınlaşmak. muya ikum e bere şüimi kelajvari i? ne yapıyorsun çocuğum aklını mı oynattın?
  • elakçanderi, elakçaneri bir tarafı solmuş, beyazlamış, ağarmış. elakçaneri mandili. bir tarafı beyazlaşmış peştemal (baş).
  • elakçandu, elakçanu bir tarafı beyazlamak, bir tarafı solmak. mandili elikçandu. başörtüsünün bir tarafı soldu.
  • elakçineri atn. bir tarafı ağarmış. toma elakçineri: bir tarafı ağarrmış saç.
  • elakçinu atn. bir tarafı ağarmak, beyazlamak. toma elomakçinu: saçımın bir tarafı ağardı, beyazladı.
  • elaklimu atn., elankfinu ark. bir kenarını kesmek, kesilip temizlemek. danâepuna elaülimu. dikenliğin bir tarafını kesip temizledi.
  • elakoseri 1. bir tarafı silinmiş. 2. Bir tarafı süpürülmüş. 3. bir tarafa doğru silinmiş. 4. Bir tarafa doğru süpürülmüş.
  • elakosu 1. kenarını süpürmek. gzalepe elakosums: yolların kenarlarını süpürüyor. 2. bir tarafa ya da kenara doğru süpürmek. gza tere elakosums: yolun kenarına doğru süpürüyor. 3. Bir kenarını silmek. 4. Bir kenara doğru silmek.
  • elakteri, elaninkteri 1. yana eğik, eğimli, yana eğilmiş. colasere, elakteri dgun. düşecek, yana eğik duruyor. 2. devrik. 3. yana doğru eğilerek.
  • elaüaçeri atn., elakaçeri ark. kucaklamış, bir tarafından kucaklamış.
  • elaüaçineri atn., elakaçineri ark. bir kenara kıstırılmış, sıkıştırılmış.
  • elaüaçineri atn., elakaçineri ark. bir tarafa sıkıştırılmış.
  • elaüaçinu atn., elakaçinu ark. 1. bir kenara kıstırmak, sıkıştırmak. xvala svas elavoüaçinu: yalnız bir yere sıkıştırdım. 2. bir kenara sıkışmak.
  • elaüaçu atn., elakaçu ark. kucaklamak, kollarının arasına almak. bere keliüaçu. çocuğu yandan kucakladı. mâirus kelemiüaçu. beni görünce kucakladı, sarıldı. elaüaçun. kollarının arasında, kucaklamış halde.
  • elaüaxa atn., elaülifa vi., elaülita ark. kuytu, tenha, kenar yer.
  • elaüaôinu yukarıya doğru koşarak çıkmak. eluüaôamûuşa a kocemavalu: koşarak yukarıya doğru çıkarken gözüme ilişti.
  • meüaru (<oüau) vi. iyiden saymak, iyi gözle bakmak, iyiden sayıp kendinden görmek. var memiüares: beni iyi biri olarak görmeyip yanlarına almadılar, beni kendilerinden saymadılar.
  • elaüaru (<oüau) vi. iyiden saymak, iyi gözle bakmak, iyiden sayıp kendinden görmek. var elemiüares: beni iyi biri olarak görmeyip yanlarına almadılar, beni kendilerinden saymadılar.
  • elaüateri (<tur. katmak) 1. bir tarafa ayrılmış, ayırtılmış. elaüateri toma. yana ayrılmış saç. 2. sonradan katılmış, eklenmiş.
  • elaüatu (<tur. katmak) bir tarafa ayırmak, biraz ayırmak. üorüoûişe berepes ti eluüati. muhallebiden çocuklara da ayır.
  • elaüideri ark., elabareri atn. delirmiş, üşütmüş, üşütük.
  • elaüidu vi., elabaru atn. delirmek, üşütmek. öinüa ewawiuis kelaüidu. peri görünce delirdi.
  • elaülimeri atn., elaünimeri ark. koluna takmış halde, kolunda. bozo elaülimeri gulun: kızı koluna takmış geziyor.
  • elaülimu atn., elaünimu ark. koluna takmak. oxorca muşi keliülimu. karısını koluna taktı.
  • elaüoderi 1. bir tarafta inşa edilmiş. 2. bir tarafı inşa edilmiş.
  • elaüodu 1. bir kenarda inşa etmek. a wulu svas a üalivi kelaôüodi: küçük bir yerde bir kaliv inşa ettim. 2. bir tarafını çevirmek, çevrelemek. 3. Bir kısmını, bir yanını inşa etmek. Serendeşi perçe kelaôüodi: serenderin balkonunu inşa ettim. 4. Bir kenarına inşa etmek. Oxoris a çeçme kelebuüodi: evin bir yanına bir tuvalet inşa ettim.
  • elaüoreri bir yanına bağlanmış, bir tarafına bağlanmış.
  • elaüore3xu atn., elaüoro3xu vi. 1. bir kenarda saymak. 2. yanında, yanı başında ağıt yakmak. ğureris eluüorewxams: ölünün yanı başında ağıt yakıyor.
  • elaüoroni 1. bir kenara bağlanması gereken. 2. mec. bağlanması gerekecek kadar deli. elaüoroni bere giyonun. bağlanması gerekecek kadar deli çocuğun var.
  • elaüoru 1. yanına bağlamak, bir kenara bağlamak. puci axiris kelaüores: ineği ahırın bir kenarına bağladılar. ôuûucik purkepe şüas eliüorams: arı çiçekleri beline bağlıyor. 2. atn., mec. aklında tutmak, ezberlemek, bellemek. xocak na ûüupe keleviüori. hocanın dediklerini ezberledim. badi deviyi, üaûa mutxa var elomaüoren. ihtiyarladım, herşeyi aklımda tutamıyorum.
  • elaürisa kuzey, kuzeye bakan yer.
  • elaüvateri 1. bir tarafı kesilmiş, 2. bir tarafından kesilmiş.
  • elaüvatu kenarını ya da kenarından kesmek. m3xulis ara eluüvatu: kenardan armudun dalını kesti.
  • elakqilu xp., elailu ark., elaôilu atn. 1. bir kenarda vurmak, öldürmek. ğeci kaelaqviles do naşüves: domuzu vurup bir kenarda bıraktılar. 2. bir tarafını vurmak, öldürmek.
  • elak3alu 1. bir kenarda çürümek. üasûanepe meleni avlas kelak3u: kabaklar öte avluda çürüdüler. 2. bir tarafı çürümek. pululi ayu do a uci eüuk3u: çıban olup bir kulağı çürüdü.
  • elak3eri 1. bir tarafta çürümüş. 2. bir tarafı çürümüş.
  • elak3inu 1. bir tarafını çürütmek. pupulik a uci eluk3inu: çıban bir kulağını çürttü. 2. bir kenarda çürütmek. ar svas kelabğu do kelak3inu: bir kenara döküp çürttü.
  • elalateri 1. bir tarafı yamulmak, ezilmek. 2. bir tarafını yamultmak, ezmek.
  • elalaûu 1. (madenler için) bir kenarını ezmek, yamultmak. sağa elalaûu: hamur teknesinin kenarını ezdi, yamulttu. 2. bir kenarı ezilmek, yamulmak. sağa elilaûu: hamur teknesinin kenarı ezildi, yamuldu.
  • elambareri, elambarineri 1. bir tarafı şişik. toli elambareri: bir gözü şişik. 2. bir tarfı şişirilmiş.
  • elambarinu bir tarafını şişirmek. ôuûucik a toli kelumbarinu: arı bir gözünü şişirdi.
  • elambaru bir yanı şişmek. a xanöali kelomambaru: bir kolum şişti.
  • elambineri atn. bir tarafa iliştirilmiş.
  • elambinu atn., eladaâu ark. iliştirmek, takmak. ela3ona porças kelimbinu: çengelli iğneyi gömleğinin bir tarafına iliştirdi, taktı.
  • elamburineri kıvırmış (burun). çxindi elamburineri: burun yapmış halde.
  • elamburinu burun kıvırmak. çxindi elamburinams: burun kıvırıyor.
  • elamcveri, elancvaleri bir kenarları otlanmış.
  • elamöeşu atn., elamöüeşu ark. yanına vermek, katmak, eş etmek, eşlemek. mgeris ûiüani kelumçeşu. kurda kuzuyu eş etti ya da kurdun yanına kuzuyu kattı.
  • elamöitaneri bir yanı kızarmış. elamöitaneri ğva. kızarmış yanak.
  • elamöitanu bir yanı kızarmak. ma mâirus ğva elvamöitanu. beni görünce yanağı kızardı.
  • elamöoxaneri ark., elasûiôoneri atn. ekşimiş.
  • elamöoxanu ark., elasûiôonu atn. bir parça ekşileşmek.
  • elamöoxura ark. elasûiôoneri (<pon., atn.) ekşimtırak, ekşimsi. elamöoxura mjalva. ekşimtrak ayran. 3ad. eLazoğoni.
  • elamüolaneri ark., elaôriüeri, elaôriüaneri atn. kısmen acılaşmış, acımtrak. elamüolaneri şuüa. acılaşmış hıyar, acımtrak hıyar.
  • elamüolanu ark., elaôriüu atn. kısmen acılaşmak. şuüa elimüolanu. hıyar acılaştı.
  • elamonöineri atn. 1. bir tarafı olgunlaşmış. 2. biraz olgunlaşmış.
  • elamonöinu bir kısmı olgunlaşmak.
  • elamonöu atn. bir tarafı olgunlaşmak, bir yanı olgunlaşmak. m3xuli elimonöu. armudun bir tarafı olgunlaştı.
  • elamsüu atn., elam3kvalu ark. kasınmak, şımarık davranmak. a mitxa âiras elimsüven. birisini görünce şımarıyor, kasınıyor.
  • elamsüveri atn., elam3kveri ark. kasıntı, şımarık. elamsüveri bozomota. şımarık, kasıntı kız.
  • elamti, elamtumani vi., elamtume atn. (çok dik olmayan yerler için) yukarıya doğru hafif meyilli.
  • elamtume atn. 3ad. elamti.
  • elam3ku ark., elanimsüu atn. 1. yana eğilmek, yana yatmak, devrilir gibi olmak. nca elim3ku. ağaç yana yattı. 2. mec. sağa sola kırıtmak, şımarmak, şımarıklıktan dolayı kırıtmak, havaya girmek. a mitxa koâirui elim3kven. birini gördü mü şımarıyor.
  • elam3kvalu ark. elamsüu atn. kasınmak, şımarık davranmak. a mitxa âirais elim3kven. birisini görünce şımarıyor, kasınıyor.
  • elam3kveri ark., elamsüveri atn. Havalı, kasıntı, şımarık. elam3kveri bozomota. şımarık, kasıntı kız.
  • elam3kveri ark., elanimsüeri, elamsüveri atn. 1. yana eğilmiş, yana yatmış. elam3kveri nca. yana yatmış, eğilmiş ya da yamulmuş ağaç. 2. mec. kırıtarak, sağa sola yamularak, kırıta kırıta. elam3kveri gulun: kırıtarak, sağa sola yamularak geziyor.
  • elamwalu atn., elanimu ark. yana doğru ayırmak, aralamak, açmak. toli a m3iüa elamwu/elanu: gözünü biraz araladı. polo elamwu: bacağını araladı. eüna elam3u: kapıyı birazcık araladı. 2. biraz açılmak, aralanmak.
  • elancğoneri yukarıya gönderilmiş (cansız). Him ôi moxûuşe ma doüanaşe muşi elancğoneri vorûi: o gelmeden önce ben silahını yukarıya göndermiş durumdaydım.
  • elancğonu yukarı göndermek (cansız). jilenepes xorwi elevuncğonit. yukardakilere et gönderdik.
  • elancinu atn., elamcvinu ark. 1. bir kenarda otlatmak. 2. bir kenarını otlatmak. 3. mec. kandırmak, yalan vaatlerle oyalamak, bu şekilde oyalayıp kullanmak. eüöopare ya do bozomota elancinams: seni alacağım diye kızı kandırıp oyalıyor.
  • elancvalu atn., elamcvalu ark. 1. bir kenarda otlamak. puci kelaüorit do elancvas: ineği bir kenara bağlayın da otlasın. 2. bir kenarını otlamak.
  • elançaneri, elaçaneri kenarına eklenmış, kenarında ya da yanında oluşmuş, bitmiş, sonradan eklenmiş, sonradan katılmış. uüaçxeneri biöi morderepes elançaneri on. sonraki erkek çocuk büyüklere eklenmiş, onlara sonradan katılmış.
  • elançanu, elaçanu yandan eklemek, sonradan eklenmek. ncas a ara kelvançanu. ağaca bir dal eklendi, ağacın gövdesinin yanından bir dal çıktı. ncas a mşüvela kelvançanu. ağacın yanından bir fidan çıktı, bir fidan bitti. a cuma kelomançanes: bize bir kardeş eklendi.
  • elanöareri bir kenara yazılmış. sotxa elanöareri miğuûu: bir kenara yazmıştım.
  • elanöaru bir kenara yazmak, kenarına yazmak. a sontxa kelanöaru: bir tarafa yazdı.
  • elanöileri atn. bir tarafı deşilmiş.
  • elanöilu atn. bir kenarını deşmek, kenarından deşmek. mxucişe elanöilu: omzundan deşti.
  • elankaleri zedelenmiş, örselenmiş, hırpalanmış. pupuli elankaleri: örselenmiş çıban.
  • elankalu 1. yara ya da çıbanı zedelemek/ örselemek; hafifçe değmek. pupuli eleminkalu: çıbanımı zedeledi, örseledi. 2. ark. (yara ya da çıban) kanamak.
  • elankfineri ark., elaklimeri atn. bir tarafı kesilip temizlenmiş (taralada diken vs. Gibi yabani otların temizlenmesi, bu temizlik işleminin bir kenarda yapılması ya da tarlanın bir kenarının temizlenmesi gibi).
  • elanktalu 1. yana eğmek, devirmek. Onçaxule elanktu do sağanis mja kocemibu: yayığı yana yatırıp sahana ayran döktü. 2. yana devirmek, döndürmek, çevirmek, eğmek.
  • elanktalu atn. 1. ayırmak, kenara koymak. a m3iüa ti haşo elankti. birazını böyle ayır, kenara koy. 2. başka bir tarafa aktarmak.
  • elanktinu ark., elaninktu atn. yana eğmek, döndürmek, eğim vermek. mskala kelonktu: iskeleyi yana yatırdı.
  • elanüaleri atn. bir yana toplanmış, bir kenara kaldırılmış. dişüape pa3xa tuden üale elanüaleri vore. odunları pa3xa’nın altına kaldırmış durumdayım.
  • elanüalu atn. boşaltıp diğer tarafa yığmak, bir tarafa toplamak. avlas na dobğutu dişüape serende tere elanüalu: avludaki odunları serender tarafına topladılar, serender tarafına yığdılar.
  • elantaleri atn. 1. Yün veya yapağıyı bir kenarda vurarak liflerine ayrılmış/yumuşatılmış. 2. Yatak vs.’nin bir kenarı/tarafının dövülerek yumuşatılmış hali. 3. Bir ağacın bir tarafının/yanının alelade bir şekilde yontulmuş hali. 4. Bir tarafta/kenarda alelade bir şekilde yontulmuş ağaç.
  • elantalu atn. 1. Yün veya yapağıyı bir kenarda vurarak liflerine ayrmak/yumuşatmak. 2. Yatak vs.’nin bir kenarı/tarafının dövülerek yumuşatılması fiili. 3. Bir ağacın bir tarafının/yanının alelade bir şekilde yontulması fiili. 4. Bir tarafta/kenarda alelade bir şekilde ağacı yontmak.
  • elanûaleri bir gruba sonradan katılmış, dahil olmuş.
  • elanûalu 1. (bir gruba) sonradan katılmak, sonradan dahil olmak. obiyus uüai himu ti kelomanûales: sonra o da oyuna katıldı. 2. ortama kabul etmek, araya almak. hamu ti kelevinûalat. bunu da aramıza kabul edelim.
  • elanûoreri yukarı kaydırılmış, yanaştırılmış.
  • elanûoru 1. yukarı kaydırmak, yukarıya doğru yanaştırmak. serende oruba tere kelavonûori. serenderi dereye doğru yanaştırdım. 2. yukarı doğru yanaşmak, kaymak.
  • elanûro3u ark., elaşüvalu atn. bir tarafı kopmak (heyelan).
  • elanâiüeri atn., elanâikeri ark. 1. kıvırmak, kıvrılmak. porça elanâiüeri mo xer? gömleğini kıvırmış halde niye oturuyorsun? 2. mec. kıvrılmış, kıvırmış. çxindi elanâiüeri: burnunu kıvırmış. leşüi elanzikeri: kıvrılmış dudak.
  • elanâiüu atn., elanâiku ark. kenarından ya da ucundan bir yere sıkıştırmak, iliştirmek, kıvırmak. foûa şüaorûapus kelinâiüu: peştemalı kemerine sıkıştırdı, iliştirdi, kemerin içine kıvırdı. xuçe komomaluna üoôas kuşumi eleginâiüare. kafam bozulursa kurşunu alnının bir köşesine sıkıştırırım, iliştiririm. leşüi mo elanâiüam. dudağını kıvırma.
  • elanwaleri, monwaleri atn. şımarık, şımarmış. opşa elanwaleri omordines: çok şımarık büyütmüşler.
  • elanwalu atn. şımarmak. mo elinwale oncğoren. şımarma ayıptır. biöepe âirus moywalu: erkekleri görünce şımardı.
  • elan3xoneri bir tarafa taranmış, bir yana taranmış.
  • elan3xonu bir tarafa doğru taramak. toma kelin3xonu do caralvaşe igzalu: saçını yana tarayıp düğüne gitti.
  • elapatxeri, elajvareri atn. 1. Bir kenara silkelenmiş. 2. Bir kenarda silkelenmiş. 3. Mec. kafayı yemiş, yarım akıllı, kafadan hafif sakat. ar m3iüa elapatxeri orûu: biraz kafayı yemişti, yarım akıllıydı.
  • elapatxu 1. bir kenara silkelemek, bir tarafa silkeleyip dökmek. kumepe üodas kelapatxu: “kumi”yi avluya silkeledi, döktü. 2. atn., mec. işi gücü bırakmak, elini eteğini çekmek. iritevuli kelapatxu, hus kelaxes: herşeyi bıraktı, şimdi bir kenarda oturuyor. 3. atn., mec. kafayı yemek, aklını yitirmek, delirmek. uğuûu nosi ti kelapatxu: var olan aklını da yitirdi, bir kenara silkeleyip bıraktı.
  • elapineri 1. yukarıya doğru güdülmüş (sürü). 2. yukarıya doğru serilmiş, yayılmış, yatmış.
  • elapinu 1. yukarıya doğru gütmek. şoronepe kelupinu: koyunları yukarıya doğru güttü. 2. yukarıya doğru serilmek, yatmak. Lazuûepe kelipines: mısırlar yukarıya doğru serildiler, yattılar.
  • elapi3xolu, elapu3xolu 1. kenarından tırnaklamak/tırmalamak. 2. mec. kenarından küçük bir parça koparmak. gyaris elupi3xolams: ekmeğin kenarından bir parça kopardı. 3. mec. kenarından küçük bir parça kopmak.
  • elapor3u atn. elaôro3u vi. 1. kenarından soymak (meyve, sebze kabuğu). üuris elupor3u: elmanın kenarını soydu. arguni muntxu do üoôa elupor3u: balta vurup alnının kenarını soydu. 2. bir kenarda soymak.
  • elapsalu 1. bir kenara işemek. gzas elapsu. yolun kenarına işedi. 2. Bir kenarına/yanına işemek.
  • elapseri 1. bir kenara işemiş/ işenmiş. 2. Bir kenarına işenmiş.
  • elapşalu 1. bir kenara doldurmak. neâite oda kelapşu. cevizle odanın bir tarafını doldurdu. 2. bir tarafını doldurmak.
  • elapşeri 1. bir kenarı doldurulmuş. 2. bir kenarda doldurulmuş.
  • elapu3xoleri 1. kenarından tırnaklanmış. 2. mec. kenarından koparılmış.
  • elaôriüeri, elaôriüaneri atn., elamüolaneri ark. kısmen acılaşmış, acımtrak. elamüolaneri şuüa. acılaşmış hıyar, acımtrak hıyar.
  • elaôriüu atn., elamüolanu ark. Kısmen/birazcık acılaşmak. şuüape eliôriüanes/elimüolanes: salatalıklar birazcık acılaştı.
  • elaôro3eri ark., elapor3eri atn. 1. bir kenarı soyulmuş (meyve, sebze kabuğu vs.). 2. bir kenarda soyulmuş.
  • elarçalu kenara sermek. oncire oxoris kelarçu. yatağı evin bir kenarına serdi.
  • elarçeri bir kenara serilmiş.
  • elaskideri ark., elasüuderi atn. bir kenarda kalmış. elaskideri ma manöu: kenarda kalmış olanı bana düştü.
  • elaskidu ark., elasüudu atn. bir kenarda kalmak. a sotxa kelaskidu. bir yerde, bir kenarda kaldı.
  • elasüvalu atn., elaskvalu vi. bir kenara yumurtlamak. kormek hik hak elasüums: tavuk oraya buraya yumurtluyor.
  • elasôinu atn., elastvinu vi. 1. yukarıya doğru ıslık çalmak. tijile elevuspininati var dvaguru: yukarıya doğru ıslık çaldıysam da duymadı. 2. Birinin yanında ıslık çalmak. oncğoreşi, badi üoçiş eluspinams: ayıp, yaşlı adamın yanında ıslık çalıyor. 3. Bir kenarda ıslık çalmak.
  • elastikeri ark., elafûileri atn. bir tarafı yolunmuş, koparılmış.
  • elastikeri ark., elasûiüeri atn. 1. bir kenarı yolunmuş, koparılmış. 2. bir kenarda yolunmuş.
  • elastiku ark., elafûilu atn. kenarından yolmak, kenarını yolmak, koparmak. gyaris elustiku. ekmekten bir parça kopardı. üinçis msva elustiku. kuşun kanadını ya da tüyünü yoldu, kopardı.
  • elasûiüu atn., elastiku ark. 1. kenarını yolmak, koparmak. muntxus uci elusûiüu: vurunca kulağını yırttı, yoldu. 2.bir kenardan yolmak, koparmak.
  • elasûiôoneri atn., elamöoxaneri ark. ekşimiş. elasûiôoneri mja: ekşimiş ayran.
  • elasûiôonu atn., elamöoxanu ark. biraz ekşileşmek. meyaperi elisûiôonu: yoğurt biraz ekşidi.
  • elasûvalu atn., elastvalu vi. yandan kayıp geçmek, yanından sıyırıp geçmek, kenarından sekmek. üuşumi elemisûu: kurşun yanımdan sıyırıp geçti. himus elusûu do ma komomaûu: onu sıyırdı bana vurdu.
  • elasvareri bir kenara dizilmiş. xoşüape gzas elasvareri naşüu: fasülye sırıklarını yolun kenarına dizilmiş bıraktı.
  • elasvaru bir yana ya da bir kenara dizmek. dişüape jilemonas kelasvaru: odunları evin arkasına kenara dizdi.
  • elaşina anma, hatırlama, hatırlatma. üaûa elaşinas süani şeni vibga. her anmada senin için ağlıyorum.
  • elaşinaxeri bir kenara saklanmış. nana şüimis a m3iüa para elaşinaxeri kuğuûu: annemin bir kenarda saklanmış bir miktar parası vardı.
  • elaşinaxu bir kenarda saklamak, gelecekte lâzım olacağı düşüncesiyle bir kenarda saklamak. ntxiri elemişinaxit. bana bir kenarda fındık saklayın, ayırın.
  • elaşinu anmak, lafını yapmak. hus si elegişinit: şimdi seni andık. yoxo süani var ti elevişina: adını anmayacağım.
  • elaşireri 1. bir tarafı aşınmış/ aşındırılmış. 2. Bir kenarda aşındırılmış.
  • elaşiru 1. bir kenarını ya da bir tarafını aşıtmak. memintxu memintxu do mxuci elemişiru. vura vura omuzumu aşındırdı. 2. Bir kenarda aşıtmak.
  • elaşüinu atn. gizlice dinlemek. ma elemişüinams: gizlice beni dinliyor.
  • elaşüomeri atn., elaöüomeri ark. 1. bir kenarda yenmiş. korme oruba üale elaşüomeri bâirit. tavuğu dere tarafında yenmiş halde bulduk. 2. bir tarafı yenmiş.
  • elaşüomu atn., elaöüomu ark. 1. bir kenarda yemek. zuğa üale vidit do cari kelapşüomit. deniz tarafına gidip ekmeğimizi yedik. 2. bir tarafını yemek. mtugik üvalis eluşüomu. fare peynirin bir tarafını yedi. dvaxenuüo kvas eluşüomase ûu: yapabilse taşın kenarını yerdi. 3. bir şeyle birlikte yemek. caris şuüa elevuşüomit. ekmeği hıyarla birlikte yedik. cari imxoûuşa nosi ti keluşüomu. ekmek yerken aklını da beraberinde yedi.
  • elaşüvalu atn., elanûro3u ark. bir tarafı kopmak (heyelan). livadişi melendo elvaşüu: tarlanın öte tarafından göçük oldu.
  • elaşüvalu atn., elaşkvalu vi. (canlılar için) yukarı göndermek. mutxa oziûuşe jile kelavoşüvi: bir şey söylemeye yukarı gönderdim.
  • elaşolu atn., elaşvelu ark. bir kenarda yoğurmak.
  • elaşoru bir tarafını sıyırmak, sıyırıp almak (kabuk, deri vs.), soymak. ğva eluşoru. yanağını sıyırdı. nena dvaguru şüala doüanaşe elişoru. sesi duymasıyla birlikte tabancayı sıyırdı.
  • elataneri kısmen aydınlanmış, kısmen aydınlık.
  • elatanu kısmen aydınlatmak. mjorak elatanu. güneş kısmen aydınlatıyor.
  • elatrageri ark., elaturgeri atn. bir tarafı örtülmüş, kapatılmış.
  • elatragu ark. 3ad. elaturgu.
  • elaturgeri atn., elatrageri ark. bir tarafı örtülmüş, kapatılmış (çatı).
  • elaturgu atn., elatragu ark. bir tarafını ya da bir kenarını örtmek, kapamak (çatı). otvaşi walen üale muşi elapturgit. çatının aşağı tarafını örttük, kapadık.
  • elaûaxeri 1. kenarı kırık. cari elaûaxeri: kenarından kırılmış ekmek. elaûaxeri kva. kenarından kırık taş. 2. bir kenarda kırılmış.
  • elaûaxu 1. kenarından kırmak, kenarını kırmak. a m3iüa cari elemiûaxi do komomçi. bana biraz ekmeği kenarından kırıp ver. 2. bir kenarda kırmak.
  • elaûalu atn. şaka yollu takılmak, şaka yapmak, şakalaşmak. üarti üartis elovaûet. birbirimize takılıyoruz, şakalaşıyoruz. badis hiüu mo elvaûet guri mvalasere: yaşlı adama o kadar takılmayın darılır.
  • elaûirûilu 1. yanında laflamak. dolumcaşa elemixes do elemiûiûilams: gün kararana kadar oturup yanımda laflıyor. 2. dırdır yapmak. mo elemiûirûilam! yanımda dırdır yapma!
  • elaûüoçeri ark., elaûoçeri bir kenara fırlatılmış. xmareri do elaûüeri: kullanılıp bir kenara fırlatılmış. elaûüoçeri toüi. bir kenara fırlatılmış ip.
  • elaûüoçu ark., elaûoçu atn. 1. bir kenara fırlatılmış/ atılmış. süepali oxmares oxmares do kelaûes: keseri kullanıp kullanıp bir kenara attılar. 2. mec. kullanılıp terkedilmiş, bir kenara atılmış. nosi na var uğun doxmaraman do kelaûüoçaman. aklı olmayanı kullanırlar ve bir kenara atarlar. 3. mec. uydurmak, uygun bir şey söylemek. ağodupe domagurus a birapa kelevuûüoçi: başına gelenleri duyunca yaşadıklarına atfen bir türkü uydurdum.
  • elaûoberi atn., elaûüoberi, elaûüobineri ark. bir kenarda pusmuş, gizlenmiş, sinmiş. tamlepes elaûoberi vorûi. çalıların arasında pusuya yatmış haldeydim.
  • elaûobu atn., elaûüobu ark. bir kenarda pusmak, sinmek, saklanıp beklemek. nca üaôulas elevuûobi. ağacın arkasında pusuya yattım.
  • elaûrağodu 1. birinin yanında türkü söylemek. nanciras ya do beres eluûrağodams: uyusun diye çocuğun yanında türkü söylüyor. moğordinu şeni bozomatalepes eluûrağodams: kandırmak için kızların yanında türkü söylüyor. 2. Bir kenarda şarkı söylemek.
  • elaûroxu 1. kenarından kırılmak, kenarı kırılmak. kva elaûroxu: taşın kenarı kırıldı. 2. bir kenarda kırılmak.
  • elavelu, elolva 1. kenarından, yanından kopmak. a oröe elavelu: bir parça koptu. 2. atn., mec. yakışmak, uygun düşmek. biöis bozo opşa eluvelu: erkeğe kız çok yakıştı. möita elegivelu: sana kırmızı yakıştı. 3. işine gelmek, uygun olmak. ma oçilera var elemivelu: evlilik benim işime gelmiyor.
  • elavraûu arş. çabucak yanından (rüzgâr gibi) geçmek. elemavraûûen. rüzgâr gibi yanımdan geçiyor.
  • elayoxu atn., elacoxu ark. 1. yukarıya doğru ses vermek, çağırmak. elevuyoxina ti var dvaguru: yukarıya doğru çağırdıysam da duymadı. 2. ark. öylesine uğramak, geçerken uğramak.
  • elayonu 1. (canlılar için) yukarı götürmek, yukarı çıkarmak. ağani nusa jileni oxoişe keleviyonit. yeni gelini yukarıdaki eve götürdük. 2. eşlik etmek, aynı telden çalmak. hamuti himus kelvayonu. buda ona uydu, onunla aynı telden çalıyor.
  • eLazdalu 1. yana çekmek, bir tarafa yamulmak, bir tarafı çarpılmak. tijile opşa elizdu. yukarıya doğru fazla çarpıldı. 2. yana çekilmek bir tarafa çarpıtmak, yamultmak. leşüi eLazdu. dudağını büktü. 3. atn., mec. beğenmemek, tepeden bakmak.
  • eLazderi bir tarafa çarpılmış, bir tarafa çekilmiş. eLazderi leşüi. bir tarafa çarpılmış dudak.
  • eLazgimoöu atn. 1. bir tarafa eğilmek, bir tarafa yamulmak, çarpılmak. leşüepe eLazgimoöu. dudaklarını büktü. 2. yana eğilmek, bükülmek, çarpılmak. şüurinate elizgimoöu. korkudan çarpıldı.
  • eLazgvalu atn., eLaâgvalu ark. bir kenara sıçmak. karmaûe avlas eLazgu. değirmenin avlusuna sıçtı.
  • eLazoğoni ark., eLazoğona vi. 1. vi. ekşimtrak, ekşimsi, kekre. 2. meyvenin doğasından kaynaklı ekşilik, kekre, ekşi. eLazoğona ombri: ekşi erik.
  • ela3i3olaşe xp., nonâgile, oâinâgale vi., üibri onzgilaşe atn. kürdan.
  • ela3oneri 1. bir kenara iliştirilmiş. 2. yanına dikmek (kazık).
  • ela3onu 1. bir kenara iliştirmek, bir tarafına takmak. doüanaşe şüas keli3onu. silahı beline taktı. 2. yanına dikmek (kazık).
  • elawalu atn., elaalu ark. yanından çekmek, sökmek (kazık, fidan). 2. yandan sıyırmak, yandan çıkarmak. şüaşe doüanaşe eliwu: belinden silahı çıkardı.
  • elawelimu atn., elaomilu ark. yukarıya bakmak, tijile elawes: yukarı bakıyor.
  • elawoneri bir tarafa meyletmiş.
  • elawonu dengeyi bozmak, dengeyi bir tarafa bozmak, bir tarafa doğru tartmak. serende eliwonu, ciningtasere: serende bir tarafa yattı, bir tarafa dengesi bozuldu yıkılacak.
  • elawunu atn., elaunu ark. hafiften ağırmak, bir tarafı ağırmak. ti elomawunen. başım hafiften ağırıyor. şüa elemawunen. biraz belim ağrıyor.
  • elemiûa ark., eleminöi atn. kızamık hastalığı. Ma ti elemiûa maünu : ben de kızamık hastalığına yakalandım.
  • elolva atn., elaxtimu ark. yukarıya doğru çıkmak. mo iyondram hanepes, yeine tijile kelaxûi: buralarda bekleme, hemen yukarı çık.
  • elonktalu, elaniktu 1. bir tarafa eğilmek. timele eliningtu: öte tarafa eğildi. 2. mec. isteği yerine gelmemek, isteği karşılanamamak. a wulu elvanktasi guri mvalen. küçük bir isteği yerine gelmese darılıyor.
  • elva, eyolva 1. yukarıya/üste çıkmak. üoma tijin eyulun: duman yukarı çıkıyor. ncaşe eyulun/yulun: ağaca çıkıyor. 2. Yerinden çıkmak, Kopmak, sökülmek. Cen3xodureşe pi3ari elu/eyolu: döşemeden tahta söküldü.
  • em xp., hem ark., him atn. Üçüncü tekil şahıs zamiri, o. em berek ari momçes: o çocuk bize su verdi. 2. işaret sıfatı, o. em ndğas gzas kogebdgitit: o gün yola koyulduk.
  • emçxu tedavi amacı ile yarayı deşmek. pupuli emimçxu: yaramı deşti (tedavi için).
  • emöüu vi. 1. Batmış dikeni çıkarmak. 2. diken batmış bir yeri ya da bir yarayı iğneyle deşerek pisliğini çıkarmak.
  • emğuru atn. eşaborinu ark., gamaborinu vi. geğirmek. üaûa lu pşüomare eyomamğuren: her lahana yeyişimde geğiriyorum.
  • emxu atn., muxuxi ark. köstebek. emxuk leûaşe dudi kogamiğu. köstebek topraktan başını çıkardı.
  • emüele xp., hemüele ark., himüale atn. o taraf, o tarafta, o tarafa/o tarafı. oxori çkuni emkele doskidun. evimiz o tarafta kalıyor.
  • emüuteri çarpılmış, ürkmüş, korkmuş. emüuteri vore. Çarpılmışım/ürkmüşüm.
  • emüutineri ürkütülmüş, çarpılmış.
  • emüutinu ürkütmek, ürkmesine sebep olmak. bere mot eyomüutinam. çocuğu ürkütme.
  • emüutu bir varlıktan çok korkup kaçmak, ürkmek, korkudan dolayı şoka girmek.
  • empala atn. taşma, taşkınlık. empala komomalu: taşkınlığım geldi.
  • empalu atn., epalu ark. 1. taşmak. mjalva empu/mja epu: süt taştı. 2. mec. aniden kızmak, parlamak. ôaôulis mot elabu yeine empun. dedeye dokunma hemen parlıyor/kızıyor.
  • epalu vi. 3ad. empalu.
  • mpula xp., môula vj. 1. Sis. ngolas empula yulun xolo öima öimasen: dağa sis yayılıyor yine yağmur yağacak. 2. Bulut.
  • empunu atn., epinu ark. taşırmak. var 3adu do mjalva eyompunu. dikkat etmediğnden sütü taşırdı. 2. mec. kızdırmak, parlamasına sebep olmak. ixaôa do üoçi mo eyompunam. konuşup adamı kızdırma.
  • emti, emtumani 1. dik. 2. yokuş, yokuş yukarı, yukarıya doğru dik yer.
  • emu şeni xp., hemu şeni ark., himu şeni atn. 1.oyüzden, ondan dolayı, ondan ötürü, onun için. 2. şunun için.
  • emzgudu 1. yerden bitmek, aniden oluşmak. 2. mec. aniden ortaya çıkmak, belirmek. nak na vidit hik emzgudu: nereye gittiysek orda ortaya çıktı, hemen orda belirdi.
  • emwvamu arş. çabuk gitmek. emwvi: çabuk git.
  • ena, ina atn. hayret bildiren ünlem. ina… hamuk mu iûus! aa. bu ne diyor!
  • enana, enanas ya atn. hayret belirten bir ifade. enana ham âiyem i? aa şunu görüyormusun?
  • encami atn., muöotiren ark. nasıl olsa, her nasılsa. encami moxûare xolo. nasıl olsa geleceksin yine. encami xolo ma cemalare. nasıl olsa yine bana düşeceksin, bana muhtaç olacaksın.
  • enöalu yetmek, kafi gelmek. ham cari kemanöasere: sanırım bu ekmek bana yeterli gelir.
  • enöalu 1. yukarı uzatmak, yukarıya vermek. öubri enöili on3xenişe keminöu. kestane bağını tavan arasına uzattı. 2. asmak, idam etmek. layöi keyonöu. köpeği astı.
  • enöeri üste uzatılmış, yukarı çekilmiş. nçalape serende perçeşe enöeri var on/ ren: mısır samanları serender balkonuna çekilmemiş, çıkarılmamış.
  • enöili atn., inüili xp. bağ (ot, saman vs.). nçala enöili. saman bağı. nçala enöili sûeri ofidi uğun: mısır samanının bağı gibi kaşı var.
  • enöilu atn., enöüilu arş. deşmek. korba eyunöilu: karnını deşti.
  • enöina vi., atn., dobağine xp. 1. yeteri kadar, yeterince. ma enöina nosi komiğun: yeterince aklım var. 2. azık. enöina var demisüudes: azığımız kalmadı.
  • enöinu 1. Yettirmek. miğuran ai evinöinatere: sahip olduğumuz suyu yettireceğiz. 2. Yetinmek.
  • enöuşu, eyonöuşu yukarıya doğru uzanmak, yetişmeye çalışmak, erişmeye çalışmak. bere üanças var eyanöuşinen. çocuk askıya uzanamıyor.
  • enda, endra, enda cenda atn. fark, ayrım, farklılık. arti şüala enda cenda var uğun: diğeri ile farkı yok.
  • endğulinu ark. üzerine eritmek. nazari ağodu ya do nukla endğulinu: nazar değdi diye bal mumunu üzerine eritti.
  • endi cendi arş. her tarafı kazmak. endi cendi dontxoru. her tarafı kazdı.
  • endra gendra ark., enguşi cenguşi atn. engebeli, girintili çıkıntılı, çukur ve tümsekten oluşan zemin.
  • enduri oxinapu umursamak, kaale almak. enduri var ikums: umursamıyor, kaale almıyor.
  • endvalu ark., exondvalu atn. 1. üzerine almak, sorumluluğunu üzerine almak. tis var ebindvi. sorumluluğunu üzerime almadım. var exevindvi. üzerime almadım, sorumluluk almadım. 2. Vi. Dert edinmek.
  • enguşi cenguşi ant. 3ad. endra gendra.
  • enüaluri, eçoroba arn., eöüvadala ark. yokoluş, son, tükeniş. ğura do enüaluri süani. ölümün ve yokoluşun.
  • entepe xp., hentepe, hentere ark., hini atn. onlar. entepe so renan? onlar nerdeler?
  • entepe xp., hentepe, hentere ark., hini atn. onlar. entepes uwvi komoxtan. onlara söyle gelsinler.
  • entxozi arş. örnek, misal.
  • entia atn. fıtık. entia miğun: fıtığım var.
  • enûoreri yukarı kaldırılmış, yukarı çekilmiş.
  • enûoru yukarı kaldırmak. lambas fiûili eyunûori. lambanın fitilini kaldır. ar meûro çkva eyonûori. bir metre daha yukarı kaldır.
  • enûro3eri ark., üveri atn. yıkılmış, devrilmiş. enûro3eri öuburi nca goxoxes: yıkılmış kestane ağacını budadılar.
  • enûro3u ark., üvalu atn. (ağaçlar için) köküyle birlikte sökülmek, yıkılmak, devrilmek. ar didi möüoni nca enûro3u: koca bir meşe ağacı devrildi (kökten).
  • enâiüeri atn., enâikeri ark. yukarı kıvrılmış. üudeli enâiüeri üaûu: kuyruğunu yukarı kıvırmış kedi.
  • enâiüu atn., enâiku ark. yukarıya doğru bükmek, yukarı kaldırmak. üaûuk üudeli enâiüu: kedi kuyruğunu yukarıya doğru büktü, kaldırdı.
  • enwa cenwa atn. tahterevalli. enwa cenwate ibis. tahterevalli ile oynuyor.
  • enworu atn., enwiru xp. yukarı çekmek (sıvı). orubaşe ai enworums: dereden su çekiyor.
  • enwiru xp. 3ad. enworu.
  • epatxeri atn. 1. silkelenmiş. 2. açık ateşten çıkarılmış ekmek.
  • epatxu atn. 1. silkelemek. 2. açık ateşte pişirilen ekmeği (pilekide) külden çıkarmak. 3. Yağmurdan sonra bitkiler üzerinde biriken çisenin kuruması/kaybolması. şetxi epatxu: çise kurudu.
  • epsiüo atn. kibirli, şımarık. epsiüo bere: şımarık çocuk.
  • epto ark. Oldukça, bir hayli. epto mskva ren. oldukça güzeldir. epto didi. oldukça büyük. (kay: fahri Lazoğlu).
  • eputxineri 1. uçurulmuş. 2. atn. ürkütülmüş.
  • eputxinu 1. uçurmak. üinçi evoputxinit. kuşu uçurduk. 2. atn. korkutmak.
  • eputxu 1. uçmak. üinçi eputxu: kuş uçtu. 2. atn. ürkmek, korkmak.
  • ereüi vi., ireüi xp. ‘mçiki’ adındaki bir kuşu yakalamak için kullanılan bir tuzak.
  • ergaûi atn. 1. kayıkları karaya çekmek için kullanılan bir düzenek. 3ad. wiği. 2. Bir noktadan diğer bir noktaya yük taşımaya yarayan bir tür teleferik. tasavatişe karmaûe zenişa ergaûi govombit. tasavati’den karmaûe zeni’ye teleferik uzattık. ergaûite nçayi toruman: teleferikle çay taşıyorlar.
  • esaleûe atn. sağlam olmayan, sağlıklı bir yapıya sahip olmayan, kalıcı olmayan, her an düşmeye, yıkılmaya, kırılmaya hazır. msüala esaleûe medgun. iskele durduğu yerde sağlam değil. esaleûe dulya xaâi var maen. sağlıklı olmayan işi sevmem.
  • eselu ark., moselu atn. 1. kalkmak. üulişe eviseli. iskemleden kalktım. 2. kaldırmak. üulişe evoseli. iskemleden kaldırdım.
  • esûulineri, esûveri atn., estvineri ark., elabareri, elajvareri atn. üşütük, kaçık. nosi esûulineri: aklını kaçirmiş, kafasını yemiş.
  • esvaru yeniden dizmek, dizilmiş olanı kaldırıp yeniden dizmek. dişüa epsvari: odunları yeni baştan dizdim.
  • eşaborinu ark. 3ad. emğuru, oboynu.
  • eşabğeri ark., üabğeri atn. arasına dökülmüş.
  • eşabğalu ark., üabğalu atn. arasına dökmek (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için).
  • eşacinu ark., üacinu atn. 1. arasına yatmak. 2. arasına yatırmak. 3. arasına, ortasına devirmek, yıkmak.
  • eşaçanu ark., üançanu, eşüaçanu atn. ortasında, arasında bitmek.
  • eşaçxamu ark., üaçxalu atn. içini çalkalamak, yıkamak.
  • eşaçodinu ark., üaçodinu ark. içindekileri bitirmek.
  • eşaçodinu ark., üaçodinu atn. içindekileri bitirmek.
  • eşaöüidu ark., üaöirdu atn. arasından yırtmak, arsını yırtmak.
  • eşadgamu ark., üadgalu atn. arasına ya da ortasına koymak, eklemek.
  • eşağmalu ark., üağmalu atn. (cansız varlıklar için) yukarya çıkarmak.
  • eşaxaru ark., üaxaru atn. 1. atn. arasını tırnaklamak. 2. ark. arasını yırtmak.
  • eşaxedu, eşaxedinu ark., üaxedinu, üaxedu atn. arasına oturmak.
  • eşaxtimu xp.,üolva atn. yukarı çıkmak. germaşe eşüulun:
  • eşaxtimu, eşolu ark., üaxûimu, üolva atn. (uzak ve dik bir yerde) çıkmak.
  • eşaxunu ark., üaxunu atn. araya ya da ortaya oturtmak.
  • eşaüitxu ark., üaüitxu atn. derinden soruşturmak, araştırmak.
  • eşaüodu ark., üaüodu atn. arasına ya da ortasına bölme koymak.
  • eşaüvatu ark., üaüvatu atn. arasını kesmek, arasından kesmek.
  • eşancğonu ark., üancğonu atn. yukarıya göndermek.
  • eşanûalu ark., üanûalu atn. 1. arasına ya da ortasına katmak.
  • eşapinu ark., üapinu atn. yukarıya doğru sürmek, yaymak, sermek.
  • eşapsalu ark., üapsalu atn. arasına işemek.
  • eşastvalu ark., üasûvalu atn. 1. yukarıya doğru kaymak, yukarıya doğru kayıp çıkamak. 2. arasından kaymak.
  • eşastvinu ark., üasûulinu atn. arasına ya da arasından kaydırmak.
  • eşasvalu ark., üasvalu atn. 1. arasına sürmek. 2. arasına sürünmek.
  • eşatoru ark., üatoru atn. yukarı çekmek, çekip almak.
  • eşaûaxeri ark., üaûaxeri atn. arası kırılmış, ortası kırılmış.
  • eşaûaxinu ark., üaûaxinu atn. arasını kırmak, kırarak oymak.
  • eşaûaxu ark., üaûaxu atn. arasını ya da ortasını kırmak.
  • eşayonu ark., üayonu atn. (kendi başına gidemeyen canlı varlıklar için) yukarıya götürmek.
  • eşaâgvalu ark., üazgvalu atn. arasına pislemek. tipepunas eşüazgu. çimenlerin arasına sıçtı.
  • eşaamu ark., üawalu atn. arasından çekip almak, arasından çıkarmak, arasını çıkarmak, sökmek.
  • eşaomilu ark., üawelimu atn. yukarıya doğru bakmak.
  • eşiüu boğazdan hıçkırık gelmek, hıçkır sesi çıkarmak. emaşiüen. hıçkırıyorum. emaşiüas wai pşum. hıçkırınca su içiyorum.
  • üabğaleri atn., eşabğaleri ark. arasına dökülmüş.
  • üabğalu atn., eşabğalu ark. (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için) arasına dökmek. caris helva keşüabğu. ekmeğin arasına helva döktü, koydu.
  • üacinu atn., eşacinu ark. 1. arasına yatmak. bozopes keşüvacinu: kızların arasına yattı. 2. arasına yatırmak. a biöi keşüucinu: arasına bir erkek yatırdı. 3. arasına, ortasına devirmek, yıkmak.
  • üaçxalu atn., eşaçxamu ark. içini çalkalamak, yıkamak. üuüma eşüaçxu: güğümün içini yıkadı, içini çalkaladı.
  • üaçodinu atn., eşaçodinu ark. içindekileri bitirmek.
  • üaöirdu atn., eşaöüidu ark. arasından yırtmak, arsını yırtmak. çitabi eşüaöirdu. kitabın arasını yırttı.
  • üadgalu atn., eşadgamu ark. arasına ya da ortasına koymak, eklemek. kçe porças uça mbela keşüudgu: beyaz gömleğin orta yerine siyah bez koydu, ekledi.
  • üağmalu atn., eşağmalu ark. (cansız varlıklar için) yukarya çıkarmak. orubaşe kva eşüams: dereden taş çıkarıyor.
  • üaxaru atn., eşaxaru ark. 1. atn. arasını tırnaklamak. 2. ark. arasını yırtmak.
  • üaxawu atn. arasını kazımak. bu3xapete caris eşüuxawu: ekmeğin arasını tırnakları ile kazıdı.
  • üaxedinu, üaxedu atn., eşaxedu, eşaxedinu ark. arasına oturmak. biöepe oşüendas keşüaxedu. erkeklerin arasına oturdu.
  • üaxûimu, üolva atn., eşaxtimu, eşolu ark. (uzak ve dik bir yerde) çıkmak.
  • üaxunu atn., eşaxunu ark. araya ya da ortaya oturtmak. bozopek biöi koüüixunes: kızlar aralarına erkeği oturttular.
  • üaxuûoru atn. arasını kesmek (saç vs. kılcal varlıklar için). toma eşüuxuûoru. saçını arasından kesti.
  • üaüitxu atn., eşaüitxu ark. derinden soruşturmak, araştırmak. him dulya eşüiüitxams: o işi derinden soruşturuyor.
  • üaüoderi atn., eşaüoderi ark. arasına bölme konmuş, arası örülmek suretiyle bölünmüş.
  • üaüoderi atn., eşaüoderi ark. arasına bölme konmuş, arası örülmek suretiyle bölünmüş. eşüaüoderi oxori. arasına bölme konulmuş ev.
  • üaüodu atn., eşaüodu ark. arasına ya da ortasına bölme koymak. oxori eşüapüodit. evi böldük, evin arasına bölmeler koyduk.
  • üaüvatu atn., eşaüvatu ark. arasını kesmek, arasından kesmek. a üiti eşüikvatu: bir parmağını aradan kesti.
  • üancğonu atn., eşancğonu ark. yukarıya göndermek. noğaşe mcumu eşüancğomu. çarşıdan yukarı doğru (köye) tuz gönderdi.
  • üançanu, üaçanu atn., eşaçanu ark. ortasında, arasında bitmek. jur nca oşüendas a mşüvela keşüinçanu. iki ağacın arsına bir fidan bitti.
  • üanûalu atn., eşanûalu ark. 1. arasına ya da ortasına katmak. kormepes mamuli keşüunûalu: tavukların arasına horoz kattı. 2. arasına ya da ortasına katılmak.
  • üapinu atn., eşapinu ark. yukarıya doğru sürmek, yaymak, sermek. pucepe oxorişe keşüupinu: inekleri aşağıdan eve doğru çıkardı.
  • üapsalu atn., eşapsalu ark. arasına işemek. nçalapunas eşüapsu. samanlığın arasına işedi.
  • üasûulinu atn., eşastvinu ark. arasına ya da arasından kaydırmak.
  • üasûvalu atn., eşastvalu ark. 1. yukarıya doğru kaymak, yukarıya doğru kayıp çıkamak. 2. arasından kaymak.
  • üasvalu atn., eşasvalu ark. 1. arasına sürmek. 2. arasına sürünmek.
  • üatoru atn., eşatoru ark. yukarı çekmek, çekip almak. dolozuûu svaşe eşüaptori. içine düştüğü yerden çekip aldım.
  • üaûaxeri atn., eşaûaxeri ark. arası kırılmış, ortası kırılmış.
  • üaûaxinu atn., eşaûaxinu ark. arasını kırmak, kırarak oymak.
  • üaûaxu atn., eşaûaxu ark. arasını ya da ortasını kırmak. üoda eşüaûaxu: duvarın arasını kırdı. dudi eşüuûaxu: başının ortasını, arasını kırdı.
  • üayonu atn., eşayonu ark. (kendi başına gidemeyen canlı varlıklar için) yukarıya götürmek. opuûeşe puci keşüeviyoni. köye ineği çıkarttım.
  • üazgvalu atn., eşaâgvalu ark. arasına pislemek. tipepunas eşüazgu. çimenlerin arasına sıçtı.
  • üawalu atn., eşaamu ark. arasından çekip almak, arasından çıkarmak, arasını çıkarmak, sökmek.
  • üawelimu atn., eşaomilu ark. yukarıya doğru bakmak. germa tere eşüawes: dağa doğru bakıyor.
  • üolva atn., eşaxtimu ark. yukarı çıkmak. germaşe eşüulun: dağa çıkıyor. tuden do eşüulun: alttan çıkıyor.
  • üoru atn., eöüoru ark. alttan, dipten biçmek. nca eşüoru. ağacı kökünden biçti.
  • üulineri atn., enûro3ineri ark. yıkılmış ağaç vs.(dış etki ile).
  • üulineri atn., enûro3ineri ark. yerinden sökülüp kalkmış, yıkılmış.
  • üulinu atn., enûro3inu ark. dibinden yıkmak, devirmek. nca eyoşüulinu: ağacı yıktı, devirdi.
  • üundu arş., eçkindu vi., dosvalu atn. aniden yerden bitmek, birdenbire ortaya (yerden) çıkmak.
  • üvalu atn. enûro3u ark. kökten devrilmek, yıkılmak. nca eyaşüu: ağaç devrildi.
  • üveri atn., enûra3eri ark. dibinden yıkılmış, devrilmış. eşüveri mbuli. kökten yıkılmış kiraz ağacı.
  • eşo xp., heşo ark., hişo atn. öyle. eşo mot ikip! öyle yapma!
  • eşomçinu ark., omçinu iletmek, haber vermek. ambari eşumçinu:
  • eşvanu nefes almak. şuri var emaşvanen. nefes alamıyorum.
  • etfalu, eyotfalu üstünü örtmek, üstünü kapamak. otvas bedarva keyutu: çatıya ‘kiremit’ örttü.
  • etoru yukarı çekmek. xepeşe demiüaçu do tijin emtoru. ellerimden tutup yukarı kaldırdı. işûoni eyitoru. donunu yukarı çekti.
  • eûaxeri dipten kırılmış, kökten kırılmış. eûaxeri nca. kökten kırılmış ağaç.
  • eûaxu 1. kökten kırmak, dipten kırmak. ixik nca eûaxu: rüzgâr ağacı kökten kırdı. 2. kökten, dipten kırılmak. nca eûroxu: ağaç kökten kırıldı.
  • eûalu, eyoûalu 2. üzerine salmak, üzerine doğru bırakmak. ari zenis eyuûu: suyu düzlüğün üzerine bıraktı.
  • eûalu, eyoûalu atn., moxvadu ark. 1. mec. rastlamak, denk gelmek, bir iş üstünde yakalamak. nca nixiyamûuşa evaûi. ağaç çalarken üstüne geldim, rastladım.
  • eûoçu, eyoûoçu atn., eûüoçu ark. alttan üste fırlatmak, yukarı doğru atmak, yukarı doğru kopmak. otva tere a kva keyoûoçu: çatıya doğru bir taş fırlattı. bu3xa emiûüoçu: tırnağım attı.
  • eûonu, enûonu 1. suyun altından suyun üstüne çıkmak. zuğas eviûoni. denizde suyun üstüne çıktım. 2. suyun yukarı kaldırması. waik emûonu. su beni yüzeye çıkardı.
  • eveleri, eyoleri atn., eleri ark. 1. kopup yukarı çıkmış. eveleri piéari: yukarıya doğru kopup çıkmış tahta. 2. normal davranışının dışına çıkmış, hayLazlaşmış.
  • evelu atn., elu ark. 1. yukarıya doğru kopmak. bu3xa emivelu: tırnğım kalktı. 2. atn., mec. normal davranışların dışına çıkmak, davranışlarda aşırıya kaçmak, hayLazlaşmak. bere keyovelu: çocuk normalinden çok hayLazlaştı.
  • evro ark., evre atn. kıble rüzgârı. evro ren andğa, çonçi var ikosen: kıble rüzgârı var bugün, kuru yaprak süpürülmez.
  • eya xp., heya vi., him atn., hemu ark. o. eya momçi. onu ver.
  • e'yi efendim, sesle yapılan çağrıya cevap verme.
  • eyobalu, eyobamu üstüne dökmek, üstüne asmak. saôules ari keyobes: mezarın üzerine su döktüler. dudis ai keyobes: başına su döktüler.
  • eyobaâgu, eyobazgu, ebazgu üstüne basmak. mjabus keyobazgu. kurbağanın üstüne bastı.
  • eyoberi üstüne dökülmüş. ai eyoberi: üzerine su dökülmüş.
  • eyobğalu 1. üstüne dökmek (bir çırpıda sayılamaz katı varlıklar için). ğureris leûa keyobğes: ölünün üstüne toprak döktüler. 2. mec. üstüne üstüne gitmek, üzerine varmak, yüklenmek. süiri muşis opşa eyabğu. oğluna çok yüklendi, üzerine çok vardı. mo eyomabğet, meviüaçe. üzerime varmayın, beni sıkıştırmayım, bunalıyorum.
  • eyobğeri üstüne dökülmüş (bir çırpıda sayılamaz katı varlıklar için). leûa eyobğeri üundi. üstüne toprak dökülmüş pislik.
  • eyoburderi atn. üzeri buruşmuş, üzeri buruşuk (sıvılar için). eyoburderi mjalva. üzeri buruşmuş süt.
  • eyoburdu atn. üzeri buruşmak, büzüşmek. mjalva keyoburdu. sütün üzeri buruştu, büzüştü.
  • eyocineri üzerine yatmış, abanmış, yıkılmış, devrilmiş. laüi beres eyocineri âires: köpeği çocuğun üzerine yatmış halde buldular.
  • eyocinu 1. üzerine yatmak. tipepes keyicinu: çimenlerin üzerine yattı. oncires eyoncas: yatağın üzerinde yatıyor. 2. üzerine yatırmak. a didi nca onas keyocinu: büyük bir ağacı tarlanın üzerine yatırdı, devirip yatırdı. 3. üzerine abanmak. üoçis keyacinu: adamın üzerine abandı, yattı.
  • eyoçilu, ceçilu atn., geçilu vi. (erkekler için) üstüne evlenmek, kuma getirmek, üzerine evlenmek. xorâamuşis keyaçilu: karısının üzerine evlendi.
  • eyoçvalu atn. 1. üstünü açmak. tenceres üapaği eyoçu: tencerenin kapağını açtı. 2. üstü açılmak. beres yoğani eyaçu. çocuğun üzerinden yorgan açıldı.
  • eyoçveri atn. üstü açılmış, üstü açık. bere eyoçveri ncas: çocuk üzeri açık yatıyor.
  • eyoöapxu üstüne çarpmak. dudis xe keyoöapxu: başına elini vurdu.
  • eyoöirderi atn., eyoöüideri ark. 1. atn. üstü yırtılmış, yırtılarak açılmış. 2. ark. üstüne vurulmuş, çarpılmış.
  • eyoöirdu atn., eyoöüidu ark. 1. atn. üstünü yırtmak. karûali eyoöirdu. mektubun üstünü açtı, üstünü yırttı. 2. atn. üstü yırtılmak. 3. ark. üzerine vurmak, çarpmak. xe sûolis keyeboöüidi: elimi masanın üzerine çarptım, vurdum.
  • eyoöopinapu, eöopinapu aldırmak. baba şkimis a wendeöi keyevoöopinapi. babama bir çorap aldırdım.
  • eyodgalu 1. üstüne koymak. piliûas öuröi keyodgu: sobanın üstüne kazanı koydu. 2. kat atmak. oxoris majurani üaûi keyodgu: evin üzerine ikinci katı attı.
  • eyodgeri, eyodgaleri üstüne koyulmuş. üeras üawi eyodgeri: ocağın üzerine koyulmuş kap.
  • eyodvalu 1. üstüne koymak. nçai onabure, üalatis keyodu. çay makasını sepetin üstüne koydu. 2. mec. (suç) üstüne atmak. üoçi dowames do ma keyomodves: adam vurup benim üzerime attılar. mo ulu, a mutxa diyas ûo si keyogdvanere: gitme, bir şey olur da senin üstüne atarlar.
  • eyodveri üstüne konmuş, koyulmuş. tiz eyodveri: başının üzerine konmuş.
  • eyoxedineri 1. üstüne oturmuş. kvas eyoxedineri: taşın üstüne oturmuş. 2. üstüne oturarak. n3xeniz eyoxuneri raüani moyilu: atın üzerine oturmuş tepeyi aştı.
  • eyoxedinu, eyoxedu 1. üstüne oturmak. oncires keyoxedu. yatağın üzerine oturdu. 2. atn., mec. tepesi atmak, aşırı öfkelenmek, fıttırmak. mogorams domagurus ma keyopxedi. bana küfrettiğini duyunca tepem attı.
  • eyoxomberi üstü kurumuş.
  • eyoxombu üstü kurumak. tipepes ti eyuxombu. çimenlerin tepeleri, üst kısımları kurudu.
  • eyoxtimu, eyolva 1. üstüne çıkmak. n3aşe kexûu: göğe çıktı. 2. yukarı tırmanmak. ncas kexûu: ağaca tırmandı.
  • eyoxuneri 1. üzerine oturtulmuş. otfas eyoxuneri: çatıya oturmuş. 2. salınmış, bırakılmış, serbest bırakılmış. gzas ai eyoxuneri naşüu: suyu yolun üzerine salınmış bıraktı. 2. mec. aklını kaçırmış, kafayı yemiş, üşütük, aşırı öfkeli. nosi eyoxuneri üoçi nak iyonamt. aklını kaçırmış adamı nereye götürüyorsunuz?
  • eyoxunu 1. üzerine oturtmak. üaûu dudis keyixunu. kediyi kendi başına oturttu. 2. salmak, üzerine salmak. gza do wale ai keyoxunu. yoldan aşağıya suyu saldı. n3xenimuşi livadi do wale keyoxunu. atını bahçeden aşağı saldı. 3. atn., mec. kafayı yemek, aklını kaçırmak. a himus nosi uğuûu, himukti keyoxunu. bir onun aklı vardı, o da kafayı yedi.
  • eyoxuûoru atn. üzerini kırkmak, kesmek (saç ve kıl için). nçayi jin do jin eyoxuûoru. çayı üstten kırktı.
  • eyoxvalu üzerini sökmek, yıkmak, bozmak. otva eyoxu: çatıyı söktü, üzerini açtı.
  • eyoxvaûu üstünü kemirmek. m3xviûurak lupes dudi eyuxvaûu: tavşan lahanaların tepesini yedi.
  • eyoxveri üzeri sökülmüş, açılmış. otfa eyoxveri oxoris xeran: çatısı sökülmüş evde oturuyorlar.
  • eyojguru atn. üstünü yakmak. mturik nçayepe eyojguru: kar çayların üzerini yaktı.
  • eyokotu, eyokoûu 1. üstüne katlamak, üzerine doğru katlamak. 2. tokat vurmak (ensesine ya da başına vs.). üoûulas keyokotu: ensesine tokat patlattı, ensesine vurdu.
  • eyoüaçu, eyokaçu üzerine doğru tutmak. xepe daçxuris keyoüaçu. ellerini ateşin üzerine doğru tuttu.
  • eyoüore3xu, eyoüoro3xu olanın üzerine saymak.
  • eyoüumuleri üst üste konmuş, yığın yapılmış, iyice tepelenmiş. nçayite eyoüumuleri araba. çayla üzeri yiğin yapılmış araba.
  • eyoüumulu üst üste yığmak, iyice yığıp tepelemek, yığın yapmak. axiri ôici puşüundite keyoüumulu: ahırın önünü hayvan gübresi yığını haline getirdi, hayvan gübresi ile tepeledi.
  • eyolu üzerine düşmek. bere daçxuris keyolu: çocuk ateşin üzerine düştü.
  • eyolveri, elveri atn. üzerine çıkılmış. ncas eyolveri: ağaca çıkılmış.
  • eyonçxalu, eyoragadu mec. konuşma sırasında ölçüyü kaçırıp olur olmaz ya da gereksiz şeyleri söylemek, çok ve gereksiz konuşmak. ôici var aüaçen, mi na orûasere şüala keyonçxalams: ağzını tutamıyor kim olursa olsun ölçüsüzce konuşuyor.
  • eyondvalu atn. görevlendirmek, sorumluluk yüklemek.
  • eyondveri sorumluluğu üzerine almış, yüklenmiş. dulyape ma eyondveri vore. işleri kendim üzerime almışım.
  • eyonktalu üzerine akmak, üzerine boşalmak, rengini aktarmak. porças möita eyanktu: gömleğe kırmızı bulaştı. dvagurus ini wai eyanktu: duyunca üzerine soğuk sular boşaldı.
  • eyonkteri, enkteri kçes, skiûa eyonkteri: beyaza sarı bulaştı.
  • eyonûoru, enûoru yukarı kaldırmak, yukarı çekmek. a m3iüa eyonûori. biraz yukarı çek, kaldır.
  • eyonwineri atn. üzerine eritilmiş. mçiri eyonwineri: üzerine bal mumu eritilmiş.
  • eyonwinu atn., endğulinu ark. üzerine eritmek. nazari ağodu ya do mçiri eyunwinaman. nazar değdi diye bal mumunu üzerine eritiyorlar.
  • eyopordu üstüne titremek. berepe muşis eyopordun. çocuklarının üzerine titriyor.
  • eyopsalu üzerine işemek. nçayepes eyopsu. çayların üzerine işedi.
  • eyopşalu üzerine doldurup tamamlamak, tepeye kadar doldurmak. nçayi doloğeri üalati meçamate keyopşu. çay doldurulmuş sepeti ot ile iyice tepeledi, üstüne ot ekleyerek tepeledi.
  • eyopşeri üzerine doldurulup tamamlanmış, tepelenmiş.
  • eyorçala atn., erçapule arş., meşarçale ark. çartaf. oncires eyorçala var eyorçun. yatağın üzerine çartaf serilmemiş.
  • eyorçalu üzerine sermek, üzerini örtmek. pavri keyorçu. üzerine yaprak serdi, örttü.
  • eyorçeri üzerine serilmiş. pavri eyorçeri: üzerine yaprak serdi.
  • eyosûiüu atn., mec. hafif bir tokat vurmak. üoûulas a keyosûiüu: ensesine bir tokat vurdu.
  • eyosûulinu atn., eyostvalinu, eyostvinu ark. üzerinden kaydırmak. ineri jin üaleşe eyosûulinu: buzun üzerinden kaydırdı.
  • eyosûvalu, eyostvalu üzerinden kaymak. ineri jin üaleşe eyosûu: buzun üzerinden kaydı.
  • eyosvalu üstüne sürmek. caris karaüi eyusums: ekmeğin üzerine yağ sürüyor.
  • eyosvaru üste dizmek, üstüne dizmek, sıralamak. çitabepe sûolis keyosvari: kitapları masanın üzerine diz.
  • eyoşüomeri atn., eyoöüomeri ark. üzerine yenmiş. kapça geöveris meyaperi eyoöüomeri kebiseli. ‘hamsi geöverinin’ üstüne yoğurt yeyip kalktım.
  • eyoşüomu atn., eyoöüomu ark. üstüne yemek. lus termoni keyoşüomu. lahananın üstüne ‘termoni’ yedi.
  • eyoşüoru atn., eyoöüoru ark. üstünü, biçmek, kesmek. öuvali eyoşüoru. çuvalın tepesini kesti.
  • eyoşüulinu, üulinu atn., eyonûro3inu ark. kökünden yıkmak, devirmek. cumalepek nca nomşares do eyoşüulines: kardeşler ağacı itip devirdiler.
  • eyoşüvalu, üvalu atn. eyoşkvalu ark. üstüne çıkarmak, çıkmasına izin vermek. otvaşe keyoşüu: çatıya çıkarttı.
  • eyoşvanu, eşvanu 1. içeri çekmek (nefes için). şuri eşvanums: nefesi içine çekiyor. 2. atn. burnunu çekmek. çxindi eyişvanams: burnunu çekiyor.
  • eyotanu üzerine ışık tutmak. livadis çona eyotanams: tarlanın üzerine ışık tutuyor.
  • eyotfalu atn., eyotfamu ark. üstünü örtmek, kapamak. ğureris eyorçala keyutfes: ölünün üzerine çartaf örttüler. 2. örtünmek, kapanmak.
  • eyoûaxeri üzerine kırılmış.
  • eyoûaxu 1. üstüne kırmak, üstünde kırmak. dudis makvali keyoûaxu: başının üstüne yumurtayı kırdı. 2. üstü ya da tepesi kırılmak. üvan3as dudi keyuûroxu: testinin tepesi kırıldı.
  • eyoûoçu atn., eyoûüoçu ark. üstüne fırlatmak, atmak. xviûi xvaûape on3xenis keyoûoçu: kıvır zıvırları tavan arasına attı.
  • eyoûonu, eûonu suyun yüzeyine çıkmak.
  • eyoûorinu atn., eyoûüorinu ark. üstüne yellenmek.
  • eyoûroxu 1. üstüne ya da üzerine kırılmak. n3a dudis keyoûroxu: gök başına kırıldı.
  • eyoveleri atn., mec. üşütük.
  • eyovelu, eyolu 1. üstü çıkmak, tepesi çıkmak. 2. atn., mec. bir konuşma ya da davranışta ölçüyü kaçırmak, taşkınlık yapmak. oxaôru var uşüun yeine keyovelams: konuşmasını bilmiyor, hemen taşkınlık yapıyor.
  • eyowalu atn., eyoamu ark. 1. üstünü açmak. eyotraga eyowu: üstünden kapağı açtı. 2. yukarı çekmek, çektirmek. üibri eyowapu. dişini çektirdi.
  • eyowelimu atn., eyoomilu ark. üstüne bakmak. otvas eyowes: çatının üstüne bakıyor. oxori muşik zuğas eyowes: evi üstten denize bakıyor.
  • ezazile arş. azrail. ezazile na megaûasen: sana azrail çarpsın.
  • ezdalu 2. muhafaza etmek, saklamak. limcineri cari emizdi. bana akşam yemeğini sakla.
  • ezdalu, eyozdalu 1. yukarı çekmek, kaldırmak.
  • ezderi, ezdaleri saklı, muhafaza altında. oxori nüola ezderi vore. evin anahtarını saklamışım, muhafaza etmişim. parape muşi ezdams: paralarını saklıyor.
  • ezdimu bir şeyi almak. skidalaşen ma na manöen ka ebzdi, ma am dunias em duniaş derdi var bzdi (xasan xelimişi). yaşamdan bana düşeni aldım, ben bu dünyada öteki dünyanın derdini çekmedim.
  • ezmoce oâiru rüya görmek. üaûa limcis xavi ezmocepe bâirem. her gece kötü rüyalar görüyorum.
  • ezmoce, izmoce rüya. ezmoces si gâiri. rüyada seni gördüm.
  • ewaöüoreri ark., ewüoreri atn. altı biçilmiş.
  • ewaöüoru ark., ewüoru atn. altını biçmek.
  • ewagnapu vi. gizliden gizliye yapılan bir işin istenmiyen biri tarafından öğrenilesi, duyulması fiili. ûüobaşe na ôi dulyape noğame çkimis soti kewagnasen ma do dido maşkurinen. gizlice yaptığım işlerin kocam tarafından duyulmasından çok korkuyorum.
  • ewalu atn., eamu ark. yukarı doğru çekmek, sökmek, çekmek. üibri ewams: diş çekiyor. mşüvelape dowu: fidanları söktü.
  • ewaûüobu ark., ewoûobu atn. kaçınmak, gizlenmek, gölgesine sığınmak.
  • eweri atn., eeri ark. çekilmiş, sökülmüş. eweri üibri. çekilmiş diş.
  • eweri çekilmiş, sökülmüş. üibri eweri: dişi çekilmiş.
  • ewilu alel acele toplamak, üstün körü toplamak, üst tarafından toplamak. nçayepe asvacis epwilit. çayları üstün körü topladık.
  • ewimbru ark., owimlu atn. (göz için) çapaklanmak. tolepe emawimbru. gözlerim çapaklandı.
  • eamu ark., ewalu atn. yukarı doğru çekmek, sökmek, çekmek. üibiri yuams: onun dişini çekiyor. mşüvelape dowüu: fidanları söktü.
  • eeri ark., eweri atn. çekilmiş, sökülmüş. eeri üibri. çekilmiş diş.
  • eomilu ark., eüowelimu atn. 1. üste doğru bakmak. n3as eien. göğe bakıyor.
  • ewobalu 1. altına dökmek. piliûas ai kewobu. sobanın altına su döktü. 2. altına dökülmek. tude ai kewibu. altına su döküldü.
  • ewobalu 3. kapmak, omuzlamak, sırtlamak. gzas na âiru üaûu kewibu do mendiyonu. yolda gördüğü kediyi kapıp götürdü.
  • ewobaru alttan esmek, altından esmek. neüna tudeşe ixi ewobas: kapının altından rüzgâr esiyor.
  • ewoberi 1. altına dökülmüş (sıvı). mjalva ewoberi: altına dökülmüş süt.
  • ewoberi 1. omuzlanılmış, sırtlanmış. nca ewoberi uluûu: ağacı sırtlamış gidiyordu.
  • ewobğalu altına dökmek (katı). neâepe piliûas kewobğu. cevizleri sobanın altına döktü.
  • ewobğeri altına dökülmüş (katı). dişüa ewobğeri koxes: altına odun dökülmüş halde oturuyor.
  • ewocineri 1. altında yatmış. tamlis ewocineri ndğalepe goluûoçu: çalının altına yatmış günler geçirdi. 2. altına yatarak.
  • ewocinu 1. altına yatmak. üaûu üulis kewicinu: kedi iskemlenin altına yattı. 2. alttan dayanmak, alttan desteklemek. otxo üoçi ncas kewvacines do var eyaüozdes: dört adam ağacın altına dayandılar ama kaldıramadılar. 3. mec. desteklemek, dayanak vermek.
  • ewoöaderi atn., ewoöüaderi ark. altına çakılmış.
  • ewoöadu atn., ewoöüadu ark. altını çakmak, altına çakmak, altından çakmak. otvas pi3ari kewuöadu. çatının altına tahta çaktı.
  • ewoöapxu atn. altına çarpmak, altından çarpmak, vurmak. mundis xe kewuöapxu: kıçına elini vurdu.
  • ewoöinaxeri altında ezilmiş.
  • ewoöinaxu 1. altında ezilmek. ncas kewiöinaxu: ağacın altında ezildi. 2. altında ezmek.
  • ewoöüaderi ark., ewoöaderi atn. altına çakılmış.
  • ewoöüadu ark., ewoöadu atn. altını çakmak, altına çakmak, altından çakmak.
  • ewodageri altı kesilmiş, çentilmiş.
  • ewodagu altını dilimlemek, altından dilimlemek, altını kesmek.
  • ewodgalu 1. altına koymak. mundis üuli kewudgu: kıçının altına iskemleyi koydu. 2. atn., mec. suçu altına koymak, suçu üstüne atmak, başkasına bulaştırmak. iri üale dolozgu do moxûu ma kewemidgu: her tarafa pisledi sonra gelip benim altıma koydu.
  • ewodgeri altına konulmuş. aris ewodgeri üuüma. suyun altına konulmuş güğüm.
  • ewodgitinu ark., ewogutineri atn. altına girmiş, altında tünemiş.
  • ewodvalu altına koymak, yerleştirmek. wendeçepe wais kewudu: çorapları suyun altına koydu.
  • ewodveri, ewodvaleri altına yerleştirilmiş, konulmuş.
  • ewogutineri altında durmuş.
  • ewogutineri atn., ewodgitinu ark. altına girmiş, altında tünemiş.
  • ewogutinu atn., ewodgitinu ark. altında durmak. möimas kewugutu: yağmurun altında durdu.
  • ewogzalu altında yürümek.
  • ewogzalu atn., ewogzamu ark. altına yakmak. öuröis daçxuri kewugzu. kazanın altına ateş yaktı.
  • ewogzeri altına yakılmış, altında yakılmış.
  • ewoğareri altı çizilmiş.
  • ewoğaru altını çizmek. öeris noşüerite kewaru: tavanın altını kömürle çizdi.
  • ewoğmaleri altından dolanmış, altından geçirilmiş.
  • ewoğmalu atn., vi., ewomalu ark. 1. altından dolamak, altından geçirmek. kvas xe kewuğu. taşın altına elini doladı. 2. altına dolanmak, dolaşmak. berepe üuçxes kewemağu. çocuklar ayağıma dolandı.
  • ewoğureri altında ölmüş, öldürülmüş.
  • ewoğurinu altında öldürmek.
  • ewoğuru altında ölmek. nca tuden üale kewuru: ağacın altında ölmek.
  • ewoxareri 1. atn. alt tarafı yarılmış. 2. vi. alt tarafı yırtılmış.
  • ewoxaru 1. atn. (esnek varlıklar için) altını yarmak. 2. vi. altını yırtmak, dibini yırtmak.
  • ewoxedinu, ewoxedu altına oturmak. möimas kewuxedu. yağmurun altına oturdu.
  • ewoxtimu, ewolva, ewulu 1. altına girmek. nca tuden üale kewoxûu: ağacın altına girdi. 2. mec. köküne girişmek.
  • ewoxuneri altında oturmuş.
  • ewoxunu altına oturtmak. bere möimas kewuxunu. çocuğu yağmurun altına oturttu.
  • ewoxvaûeri altı kemirilmiş.
  • ewoxvaûu altını kemirmek. emxuk lupes cici kewuxvaûu: köstebek lahanaların kökünü kemirdi.
  • ewokfinu ark., ewoklimu atn. meyve ya da bazı ağaç türlerinin altından diken vb. bitkileri keserek temizlemek. ntxirepes tudele kewunkfinu: fındıkların altını temizledi.
  • ewoklimu atn., ewokfinu, ewoğaru ark. meyve ya da bazı ağaç türlerinin altından diken vb. bitkileri keserek temizlemek. m3xulepes na orûu danâepe kewevuklimi. armutların altındaki dikenleri kestim, temizledim.
  • ewokotu atn., ewokoûu ark. altnı katlamak, altına katlamak, kıvırmak. üuçxe kewikotu: ayağını altına kıvırdı. üaûuk üudeli kewikotu: kedi kuyruğunu altına katladı.
  • ewokoûeri ark., ewokoteri atn. altına katlanmış, altına kıvrılmış. üudeli ewokoteri üaûu: kuyruğunu altına katlamış kedi.
  • ewoüaçeri, ewokaçeri altından tutup kaldırarak, yukarı kaldırarak.
  • ewoüaçu, ewokaçu 1. tutup yukarı kaldırmak, yukarıya doğru tutmak. bere kewiüaçu. çocuğu tutup yukarı kaldırdı. 2. mec. gürültü ve bağırtıdan ortalığı havaya kaldırmak. berepek mektebi kewiües: çocuklar gürültü ile okulu havaya kaldırdılar.
  • ewoüaneri yukarı atarak, fırlatarak.
  • ewoüanu, ewonüanu yukarı doğru atmak, havaya atmak, yukarı fırlatmak. xelebate kudi kewoüanu. sevinçten fesini havaya attı, fırlattı
  • ewoüaôineri yukarı zıplayarak.
  • ewoüaôinu 1. yukarı atlamak, yukarı fırlamak, havaya zıplamak. şüurinate n3aşa kewuüaôu. korkudan göğe fırladı. 2. mec. kızgınlıktan havaya zıplamak, aniden parlamak. moxûu dvagurus kewuüaôu. geldiğini duyunca çok kızdı, kızgınlıktan havaya zıpladı.
  • ewoüfineri, ewoğareri ark., ewoülimeri atn. altı yabani otlardan vs. temizlenmiş.
  • ewoüoreri altına bağlanmış. mbela mundis ewoüoreri: altına bez bağlanmış.
  • ewoüoru altına bağlamak, altını bağlamak. mundis mbela kewuüoru. kıçına bez bağladı.
  • ewolva atn., ewoxtimu xp. 1. altına girmek, alta girmek. onövalu şeni pucis kewvalu: sağmak için ineğin altına girdi. üibris ini kewomalu: dişime soğuk girdi. 2. mec. köküne girişmek, rahatsız etmek, sataşmak. iktu iktu xolo ma kewomalu: döndü dolaştı yine gelip bana sataştı.
  • ewomgutu atn., ewodgitu ark. altına girmek, altında tünemek. möima moxûas nca tude ewimguten. yağmur gelince ağacın altına tünüyor.
  • ewomxaneri altına destek verilmiş, altına dayanmış.
  • ewomxanu atn., ewomxvinu ark. 1. altına destek koymak, altından dayanak vermek. oxoris basa kewumxanu. evin altına dayanak verdi, destek koydu. 2. mec. birine destek olmak, yardımcı olmak. ôanda berepe şüimis ewovamxane. her zaman çocuklarıma destek oluyorum.
  • ewongzalu, ewogzamu ark. 1. altı tutuşmak. öuröis kewugzu. kazanın altına ateş taktı. 2. tutuşmak, paniklemek. şüurinate ewvangzu. korkudan altı tutuştu, paniklemek.
  • ewontxaôu dontxaôu atn. 1. hop oturup hop kalkmak. dvagurus ewintxu dintxu: duyunca hop oturup hop kalktı. 2. yerden yere vurmak. öopu do ewontxu dontxu: yakalayıp yerden yere vurdu.
  • ewontxu 1. alttan dürtmek, vurmak. nuüus mcixi kewemintxu: çeneme alttan yumruk vurdu. 2. mec. alttan dürtmek.
  • eworçalu 1. altına sermek. pucis buûüa kewurçu. ineğin altına yaprak serdi. 2. altına serilmek.
  • eworçalu altına sermek. pucis pavri kewurçu. ineğin altına yaprak serdi.
  • eworçeri altına serilmiş. pavri eworçeri: altına yaprak serilmiş.
  • eworgalu altına dikmek. txombus neâi keworgu. kızılağacın altına ceviz dikti.
  • eworgeri altına dikilmiş. 3ipris eworgeri txombu. gürgen ağacının altına dikilmiş kızılağaç.
  • ewoskideri ark., ewosüuderi atn. altta kalmış, alt kalmış.
  • ewosüudu atn., ewoskidu ark. 2. altında kalmak. kvas xepe kewusüudu: elleri taşın altında kaldı. 2. altta kalmak, alt kalmak. si tude mot ewsüudu? se niye altta kalıyorsun?
  • ewosûvalu atn. ewostvalu ark. altından kaymak, altına kaymak. ewosûun. altından kayıyor. ewusûunams: altına kayıyor, altından kaydırıyor.
  • ewosvalu 1. altına sürmek. 2. sürünmek. üaûu üudeli sofras ewvasven. kedinin kuyruğu sofranın altına sürünüyor. 3. mec. kötü bir durumdan durumdan etkilenmek. ğura muşi var gomoöondru, ôanda ewomasvalen. ölümünü unutamadım her zaman etkileniyorum.
  • ewosvareri altına dizilmiş. celaxunas dişüa kewosvaru: oturacağın altına odunu dizdi.
  • ewosvaru altına dizmek, altına sıralamak. dişüape otvas kewosvaru: odunları çatının altına dizdi, sıraladı.
  • ewosveri altına sürülmüş, alt tarafına sürülmüş.
  • ewüoreri atn., ewaöüoreri ark. altı biçilmiş, alt tarafından biçilmiş.
  • ewüoru atn., ewaöüoru ark. altını biçmek, alt tarafını biçmek.
  • ewotanu altına ışıl tutmak, altından ışık tutmak.
  • ewoûaxeri 1. altında kırılmış. 2. altı kırılmış.
  • ewoûaxu altını kırmak, alttan kırmak. tudendo ewoûaxams: alttan kırıyor. tuden üale ewuûaxams: altını kırıyor.
  • ewoûaleri altına girmiş (sıvılar için).
  • ewoûalu altına bırakmak, altına salmak. wai kewomaûes: altımıza su kaçtı.
  • ewoûüoçu ark., ewoûoçu atn. altına fırlatmak, altından fırlatmak. wendeöi celaxunas kewuûoçu: çorabı sedirin altına fırlattı.
  • ewoûüorinu ark., ewoûorinu atn. altına yellenmek.
  • ewoûobu atn., ewaûüobu ark. kaçınmak, gizlenmek, gölgesine sığınmak.
  • ewoûoçu atn., ewoûüoçu ark. altına fırlatmak, altından fırlatmak. wendeöi celaxunas kewuûoçu: çorabı sedirin altına fırlattı.
  • ewoûorinu atn., ewoûüorinu ark. altına yellenmek.
  • ewoûroxu 1. altnda kırılmak. boûriüa kvas kewoûroxu: şişe taşın altında kırıldı. 2. altında ezilmek, hırpalanmak. dulyape tuden üale kewoûroxu: işlerin altında ezildi.
  • ewoyindru tümünü satın almak. kocik kewemiyindres: adam bizi herşeyimizle satın aldı.
  • ewozliôu ark., ewozlaôu atn. altınada ezmek, ayak altı edip ezmek, ayak altında çiğnemek. morderepe şüala wulupe kewizliôes: büyüklerin yanında küçükler ezildiler.
  • ewoâgvalu ark., ewozgvalu atn. 1. altına pislemek. üuûavik neünas ewoâgu. köpek kapının altına pisledi. 2. mec. korkudan altına pislemek. üoçi muşiş şkurinate ewiâgvams: kocasının korkusundan altına ediyor.
  • ewowopxu 1. altını tamir etmek. 2. altını ya da altında inşa etmek. oxoris kva ewuwopxams: evin altını taşla inşa ediyor.
  • ewuu arş. güle oynaya, kibirli ve emin adımlarla dolaşmak.
  • eéxalu borç almak, ödünç almak. cenöareri eyiéxams: borç para alıyor. maltepe şüimişe mcumu ebiéxi. komşularımdan tuz ödünç aldım.
  • eéxeri borçlanmış, ödünç almış. oşi lira ewxeri vore. yüz lira borç almışım.
  • eéxonûu xp., enéxoûu atn. havaya zıplamak. ma mâirus eéxonûu: beni görünce havaya zıpladı.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar
    Monöinora - Yaz
    Stveli - Sonbahar
    İnuva - Kış
    Tutape / Aylar
    Wanagani - Ocak
    Üundura - Şubat
    Marûi - Mart
    Aôrili - Nisan
    Maisi - Mayıs
    Mbulora - Haziran
    Kéala - Temmuz
    Mariaşina - Ağustos
    Çxalva - Eylül
    Guma - Ekim
    Wilva - Kasım
    Xrisûana - Aralı
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi
    İüinaçxa - Salı
    Cumaçxa - Çarşamba
    Çaçxa - Perşembe
    Ôarasüe - Cuma
    Sabaûoni - Cumartesi
    Mjaçxa - Pazar
    Oüoreéxu/Rakam

    1 ar
    2 jur
    3 sum
    4 otxo
    5 xut
    6 aşi
    7 şüit
    8 ovro
    9 nçxoro
    10 vit
    11 viûvar
    12 viûojur
    13 viûosum
    14 viûotxo
    15 viûoxut
    16 viûvaşi
    17 viûüit
    18 viûovro
    19 viûonçxoro
    20 eçi
    21 eçidoar
    30 eçidovit
    40 jurneçi
    50 jurneçidovit
    60 sumeneçi
    70 sumeneçidovit
    80 otxoneçi
    90 otxeneçidovit
    100 oşi
    101 oşidoar
    500 xuûoşi
    1000 şilya / viûoşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena`dan yararlanılmıştır.
    Lazca`da 10`dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11,Lazca`da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10`nun 100`e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca`da 20 ve 10, olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak:Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    anw.: anwala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    lô.: Lazuri Ôaramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: noziûa: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    éad.: 3adit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2017 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.