
- epe,
pe, lepe çoğul eki. Oxor-epe:
evler. Bere-pe:
çocuklar. Kva-lepe: taşlar.
- e do
e, e yani, sonra, sonuçta. e
do mu ôat?
e yani ne yapalım?
- eba,
baba atn., beba arş.
baba. eba şüimi
so idu? Babam nereye gitti.
- ebalu
gebalu ark.,
meobğalu moyobğalu
atn., not. ölçüp
biçmek, iyice hesaplamak.
- ebçi
yoldaş, arkadaş. ebçi
şüimi
komoxûu:
yoldaşım geldi.
- ebdi
ark. kayıkların
alt tarafında, suya değen kısmındaki tıkaç.
kayıkların yıkanması sırasında,
içiriye doldurulan suyun boşaltılması için kullanılır
ve kayık karadayken çıkarılır, denizdeyken
takılır.
- ebğa
meçamu atn.,
omğezu ark.
kışkırtmak, azdırmak, provoke etmek. ebğa
meçams do oüoilapams:
kışkırtıp kavga
ettiriyor.
- ebza
1. Kibrit. 2. kibrit çöpü. a
ebza komomçi üibri
vinzgilare. bana bir kibrit çopü ver,
dişimi karıştıracağım.
- eça atn.
hey gidi. harcanan yılları, verilen emekleri özlem ve
pişmanlıkla anarken kullanılır. eça
woxleni
ndğalepe şüimi:
hey gidi eski günlerim. eça bgarape
şüimi.
hey gidi ağlamalarım.
- eçxalu
atn.,
mec. dalga geçmek, alay etmek. üoçis
var eyuçxaman, oncğoren. insanla dalga geçmezler, ayıptır.
emiçxaman ya do var idu:
benimle dalga geçiliyor diye gitmedi.
- eçxi
meçxi arş.
işkembe.
- eçi yirmi.
Bere-çkimi eçi waneri
divu (vi.): çocuğum yirmi yaşına
girdi. eçi fara dogiwvi
xolo var ogni: yirmi kez söyledim yine
anlamadın.
- eçidovit
otuz. Ma eçidovit
waneri
doviyi: otuz yaşına girdim
[ben otuz yıllık oldum].
- eçkinderi
ark.
ortaya çıkmış, belirmiş, hasıl olmuş,
peydah olmuş.
- eçkindu
ark.,
eşüundu
arş., dosvalu atn. ortaya çıkmak, belirmek, hasıl olmak, peydah
olmak. solen eçkindi: nerden
çıktın, belirdin.
- eçoreri
atn.
çarçabuk bitirilmiş, alelacele kaldırılmış.
eçoreri dulya: acelelikle
bitirilmiş iş.
- eçorinu,
eyoçorinu atn.
çabucak bitirmek, alelacele halletmek. duşinit
a svacis evoçorinat: acele edin bir nefeste bitirelim.
- eçoroba
atn.,
eöüvadala
ark.
son, bitiş, tükeniş. ğura do eçoroba süani.
ölümün ve bitişin, ölümün ve sonun.
- eçoru
sonlanmak, sonuçlanmak.
- eçouri
bitiş, sonlanış. Dulyaşi
eçouris moxûu
do kelemixedu: işin bitmesine
doğru gelip yanıma oturdu.
- eçvalu
atn.
üstünü açmak. dudi mot eiçum. başını açma.
- eçveri
atn.
üstü açık. üapaği
eçveri: kapağı
açık.
- eöirdu
atn.,
eöüidu
ark.
yukarıya doğru çekip koparmak. dudi
eyuöirdu:
tepesini çekip kopardı.
- eöüideri
ark.,
eöirderi
atn.
koparılmış. dudi eöüideri:
tepesi koparılmış.
- eöüvadala
ark., eçoroba,
enüaluri
atn. son, bitiş,
tükeniş. ğura
do eöüvadala
skani: ölümün ve bitişin, ölümün
ve sonun.
- eöoperi,
eöopineri
1. ark.
satın alınmış. modvalu eöopineri
miğun: ayakkabıyı satın
almış durumdayım. 2.
alınmış. noğaşe
eöoperi:
çarşıdan alınmış.
- eöopu
ark.,
oqindru xp.,
oindru atn. satın almak.
Noğaşe gyari eöopums:
çarşıdan ekmek satın
alıyor.
- eöopu,
eöopinu,
eöopumu
almak. camüusu
do tudendo a kva keöopu:
yere çömelip bir taş aldı.
- edanâu,
eyodanâu,
enûoru
yukarı çekmek, yükseltmek. lambas
fiûili
eyudanâu:
lambanın fitilini kaldırdı.
- edazaşe
arş.,
edanâaşe
atn.
değirmende mısırın öğütücü taşa
dökülmesini sağlayan moconi’ye
asılı bulunan ipe bağlı ağırlık.
- efûoşi
atn.
şapşal. haüu
efûoşi
mot ore! niye bu kadar şapşalsın!
- egargalu
atn.
1. kontrol dışı
hareket etmek. gemtumanis
araba var dvagutinu do egargalu: yokuş
aşağı araba durmadı ve kontroldan çıktı.
2. aklına geleni
yapmak, konuşurken kontrollu olmamak.
- egutinu,
eyogutinu atn.,
edgitinu ark. 1.
Üzerine/üzerinde durmak. dudis
mot eyomogutu: başımda durma.
üoçi
moxûu
do keyomogutu: adam gelip üzerime durdu.
2. düşman olmak,
gıcık kapmak. ham üoçis
ebudgiti: bu adama gıcık
kaptım. wiwilas
opşa evure: yılana çok düşmanım.
irik
ma emigutes: herkes bana düşman
oldu. hişo
mo ikum egigutanere: öyle yapma sana
gıcık kapacaklar.
- eğinderi,
eğrinderi 1. ark.
kızışmış (cinsel). eğinderi puci.
kızışmış inek. 2.
mec. şımarık,
şımartılmış. bere eğinderi omordines:
çocuğu şımarık büyüttüler.
- eğindu,
eğrindu 1. kızışmak. 2.
mec. taşkınlık
yapmak, şımarmak. bere eğindu. çocuk taşkınlık
yapıyor.
- eğmaleri
atn.,
eğeri ark. Üste/yukarıya çıkarılmış. ncaşe
eğmaleri toyöi:
ağaca çıkarılmış
ip.
- eğmalu
üste/yukarıya çıkarmak.
arguni ncaşe keyiğu:
baltayı ağaca çıkardı.
- exiru
ark.
1. havaya kaldırmak,
havalandırmak, kaldırmak, havaya kalkmasına neden
olmak (fiziksel bir müdahale ile havaya kaldırmak değil).
üinçepe
ebomüutini
do eboxiri. kuşları ürkütüp
havalandırdım, havalanıp kaçtılar. pirçi
eoxiru. toz kaldırdı, tozu havalandırdı,
tozu havaya kaldırdı, tozuttu. 2.
havalanmak, havaya kalkmak. pirçi
eixiru. toz kalktı. üinçepe
eixires: kuşlar havalandı.
- exondvalu
atn.
1. sorumluluk almak/
yüklenmek/ üstlenmek. bere
o3adu ma exevindvi: çocuk bakmayı ben üstlendim. muti
exondvalu var bgorum: hiçbir şeyin sorumluluğunu
almak istemiyorum. 2.
sorumluluk vermek, sorumluluk yüklemek. noğaşe
mcumu moğmalu himus exomdvi: çarşıdan tuz getirme
sorumluluğunu ona yükledim. 3. sahiplenmek, sahip çıkmak.
çkvaşi bere kexindu:
başkasının çocuğunu sahiplendi. 4. (olayı)
üstlenmek/üzerine almak. Baba
muşik üoçi
wamu,
bere muşik exindu: babası
adam vurdu, çocuğu üstlendi/üzerine aldı.
- exondveri
atn.
sorumlu, sorumluluğu alan kişi. ham
dulyaşi exondveri minon: bu işin sorumlusu kim?
- exozdalu
atn.,
ezdalu
vi.
algılamak, kavramak. ma
ham dulyapes nosi var exomizdams: böyle şeyleri anlamam.
- extimu
ark.,
exûimu
atn. Üste/yukarıya çıkmak.
qomurişe kextu: erik
ağacına çıktı. n3aşa
extit: göğe kadar çıkın, göğe yükselin.
- exvalu
atn.
1. Yukarıya doğru çekmek/kaldırmak, söküp almak.
oxori orûu
svaşe exu do timele kogolanûoru:
evi olduğu yerden kaldırıp
(söküp) öteye yanaştırdı. 2. Toprak vs.’yi alttan
yukarıya doğru kaldırarak/ kazarak delmek, sökmek.
emxuk leûa
exu do kogamaxûu:
köstebek toprağı alttan kaldırıp
dışarı çıktı.
- exveri
atn.
1. Alttan yukarıya doğru kaldırılmış,
delinmiş, sökülmüş. Livadis üaûa
üale
exveri svalepe bâiri:
tarlanın her tarafında alttan delinmiş/ kaldırılmış
yerler gördüm. 2. Alttan yukarıya doğru kaldırarak/
delinerek/ sökülerek.
- ejvalu
atn.,
eputxu ark. uçmak. üinçi
ejun: kuş uçar. vorsepeşi
on ejvasere: iyilerdendir uçacak.
- ek,
eko xp., hek,
heko vi., hik,
hiko atn. 1. orada. ek
vorûi:
oradaydım. 2. oraya. ek moxti: oraya
gel.
- ekanku
1. yukarı doğru dağıtarak
hava almasını sağlamak, havalandırmak, seyreltmek,
sıklığını azaltmak. nçayi
ekankums: çayın sıklığını gidererek
havalanmasını sağlıyor. 2.
tarlanın kazılmasından sonra toprağın
hava alması için büyük toprak parçalarının ufalanması.
- ekole
xp.,
hekole vi., hikele atn.
o yandan, o taraftan, ordan. ekole
moxti: o yandan gel.
- ekolendo xp.,
hekolendo ark., hikolendo
atn. o taraftan, öteki taraftan, öteden. Ô
anda ekolendo goluluûu:
hep o taraftan geçiyordu.
- ekoni
xp., hekoni ark., hikoni
atn. oradaki. ekoni üulanepe
muöo
mskva rûes:
ordaki kızlar ne kadar da güzeldi.
- ekonuri
xp., hekonuri ark., hikonuri
atn. oralı. ôaôuli
çkimi ekonuri rûu:
dedem oralıydı.
- eksale
vi.,
ingsale
kuzen. eksalepe
çkimi mamgure renan: kuzenlerim öğrencidir.
- ekşaşi
bulgur, fasülye ve pekmez karışımı
bir Laz yemeği.
- eüaçeri
ark.,
üateri
atn.
katılmış, eklenmiş. wüari
eüaçeri
gyari: su katılmış yemek.
- eüaçu
ark.,
oüatu
atn.
katmak, eklemek. lus alima
eüaçams:
lahanaya içyağı katıyor.
- eüanu,
eyoüanu
üste doğru atmak. Xami otfa tere keyevuüani:
bıçağı çatıya doğru
attım (o çatıdaydı).
- eüaôinu,
eyoüaôinu
1. yukarı atlamak, üzerine atlamak.
n3xenis keyoüaôu:
atın üzerine atladı. 2. üzerine çullanmak. sum cuma
a beres keyoüaôes
do a vorsi koceçes: üç kardeş
bir çocuğun üzerine çullanıp iyice dövdüler. 3.
mec. aklını
yitirmek, kafayı oynatmak, üşütmek. keyoüaôinapu:
aklını oynattı.
- eüna
atn.,
neüna
ark.
kapı. oxori eüna:
evin kapısı. Vorsi a üoçi
ğuruûaşa
n3a eüna
goninwen:
iyi bir insan ölürken gök kapısı
açılır. eüna
moLazdi: kapıyı kapat.
- eüo,
heüo
ark.,
hiüu
atn. o kadar, onca.
Ma eüo
ti var miğun: ben de o kadar da
yok.
- eüobaleri
atn.,
eüaberi
vi.
içine dökülmüş, var olanın
içine katılmış (sıvı). Meyaperis mjalva eüobaleri
çkar vorsi var iven: içine süt katılmış
yoğurt hiç de iyi olmuyor.
- eüobalu
içine katmak/dökmek/eklemek (sıvı).
ûu3a
waris
ini wari
keüubu:
sıcak suyun içine soğuk su
kattı.
- eüobarbaleri
ark.,
eüobumbuleri
atn.
mırıldanarak, söylenerek, homurdanarak. eüobarbaleri
eüobarbaleri
i3adeburûu:
mırıldana mırıldana
çalışıyordu.
- eüobarbalu
ark.,
eüobumbulu
atn.
mırıldanmak, mırıldanarak dolaşmak, söylenmek,
homurdanmak. guri na muxtuşi
eüemibarbalaman:
bize kızdığı için
arkamızdan söyleniyor.
- eüobaru
1. arkadan esmek. Monöinoras,
avlas elapxeûaşa
na eüibarams
ixişi nosûoni
mutus var uğun: yazları,
avluda otururken esen rüzgarın tadı hiçbir şeyde
yok. 2.
hafif hafif esmek. ixi eüibas:
rüzgâr hafif hafif esiyor.
- eüobazgeri
atn.,
eüobaâgeri
ark.
1. atn.
içine basılmış/ basmış. 2.
ark. Arkasına/arkadan
basılmış/basmış.
- eüobazgu
atn.,
eüobaâgu
ark.
1. atn.
içine basmak. sağas keüubazgu.
ekmek teknesinin içine bastı. 2. ark. arkadan, arkasına
basmak.
- eüobğalu
içine dökmek (bir çırpıda
sayılamaz nesneler için).
neâepe
orubas keüubğes:
cevizleri derenin içine döktüler.
- eüobğeri
içine dökülmüş (bir çırpıda
sayılamaz nesneler için). orubas eüobğeri:
derenin içine dökülmüş.
- eüoboderi
oyalanarak, yavaşça, meşgul
olarak, zaman geçirerek. opşa
eüoboderi
igzas: çok oyalanarak yürüyor.
- eüobodu
yavaş hareket ederek meşgul
olmaya çalışmak. gzas
opşa eüibodu.
yolda çok meşgul oldu, zaman geçirdi.
- eüoborgu
atn.
bir şeye takılmak. dişüas
keüvaborgu
do colu: oduna takılıp düştü.
- eüobumbuleri
atn.
eüobarbaleri
ark.
Peşi/ardı/yanı sıra mırıldanarak,
söylenerek, homurdanarak; bir iş yaparken aynı zamanda
homurdanmak vs.... eüobumbuleri
eüobumbuleri
i3adeburûu:
mırıldana mırıldana
çalışıyordu.
- eüobumbulu
atn.,
eüobarbalu
ark.
mırıldanmak, mırıldanarak dolaşmak, söylenmek.
a mutxaşe xuçe dvauyi
eüobumbulu
kocoöams:
bir şeye kızdı mı mırıldanmaya başlıyor.
- eüoçvalu
ark.,
eüoyondru
atn. Kısa/az bir
süre beklemek. bere eüebiçvi.
çocuğu bekledim (gelmesi için yavaş hareket ettim).
- eüoöinaxeri
içine ezilmiş/ sıkılmış.
limoni eüoöinaxeri
kapça: içine limon sıkılmış
hamsi.
- eüoöinaxu
1. var olanın içine/içinde ekleyerek
ezmek. Çorbas ôiôeri
keüuöinaxu:
çorbanın içine biber ekledi/ezdi.
2. içinde ezilmek.
3. peşinde ezilmek. artepe
şüala
himuti keüiöinaxu:
diğerleri ile birlikte (onların
peşinden) o da ezildi.
- eüoöirdu
peşinden koparıp götürmek.
bere şüimi
keüiöirdes:
çocuğumu peşlerinden sürüklediler.
- eüodvalu
1. atn.
sonradan koymak, eklemek. Ham
para ti artepes eüevudvare:
bu parayı da ötekilere katacağım/
ekleyeceğim. 2.
ark. arkasına koymak.
buröuli
neünas
keüudu:
baltayı kapının arkasına
koydu.
- eüodveri,
eüodvaleri
1. arkasına/ardına/içine
koyulmuş, sonradan eklenmiş. ôaûila
eüodveri
lu: içine içyağı katılmış
lahana. 2. arkasına/ardına/içine koyarak, sonradan ekleyerek.
- eüogutineri
atn.,
eüodgitineri
ark.
1. Arkada/geride durmuş. 2. Arkada/geride durarak.
- eüogutinu
atn.,
eüodgitinu
ark.
geride durmak, yavaşlayıp geride kalmak. bozomota âirus
keüogutu:
kızı görünce geride durdu.
- eüoğmaleri
atn.,
eüoğameri
ark.
takılmış, arkasından takılmış.
xes eüoğmaleri:
eline takılmış.
- eüoğmalu
atn.,
vi.,
eüomalu
ark. 1.
takmak. xe keüuğu.
elini taktı. 2. takılmak, engele takılmak.
anöesi
xes keüvağu:
kanca eline takıldı.
- Gamağmala
1. neşriyat, yayın. 2. baskı,
basım. Majurani gamağmala:
ikinci basım, ikinci baskı.
- eüoxaôaru
atn.,
eüosinapu
ark.
1. söylenmek. caris
eüuxaôas:
ekmek yerken (yediği için) söyleniyor.
üaûa
asere dulyas eüuxaôas:
her yaptığı işe
söyleniyor. 2. birinin
arkasından konuşmak. a
mutxaşe xuçe ayas eüoxaôaru
kocoöams:
bir şeye sinirlenince arkasından
konuşmaya başlıyor. 3.
tek başınayken kendi kendine konuşmak. xvala
xvala ulun a üaleti
eüixaôas:
tek başına gidiyor bir yandanda
kendi kendine konuşuyor.
- eüoxedu,
eüoxedinu
1. içine oturmak, sonradan katılmak.
ûu3a
wüais
keüuxedu.
sıcak suyun içine oturdu. 2.ark.
arkasına oturmak. neüna
üaôulas
eüoxes:
kapının arkasında oturuyor.
- eüoxuneri,
eüoxedineri
içine sonradan oturmuş, aralarına
sonradan katılmış. a bere keüemixunes:
bir çocuğu içimize oturttular (aramıza kattılar).
- eüoxunu
var olanının arasına
oturtmak, katmak. kormepes mumuli keüuxunu.
tavukların arasına horozu kattı.
- eüoxvalu
1. içine öksürmek. sofras mo eüuxvalam!
sofranın içine öksürme! 2.
kendi varlığını gösterme ya da durumdan rahatsızlığını
ifade etme amacıyla öksürmek. dvaguran
ya do a keüixvalu:
duysunlar diye bir kez öksürdü.
- eüokoseri
1. peşi sıra/arkasına
süpürülmüş. 2. İçine süpürülmüş. 3. Büyük derenin
ya da selin süpürüp götürdüğü şeyler. 4. Büyük derenin
ya da selin süpürdüğü yerler.
- eüokosu
1. peşi sıra/arkasından/ardından
süpürmek. Şüawale
muşik üapulando
eüikosams:
eteği (kendi yürürken) ardından (yerleri) süpürüyor.
2. süpürüp gitmek/götürmek. oruba
moxûu
do iri tevuli keüikosu:
dere gelip herşeyi süpürüp götürdü.
3. Var olanın içine süpürmek/süpürüp katmak. Lazuûişi
nokosepes lobya ntolepe keüukosu:
mısır süprüntülerinin içine
fasülye tanelerini süpürdü.
- Nokose
süprüntü. Menöveşeşi
nokosepe ğalis keüubğu:
sigara izmaritlerinin süprüntüsünü
ırmağa döktü.
- eüoksineri
yellenerek (sessiz). eüoksineri
gulun: yellenerek dolaşıyor (sessiz).
- eüoksinu
peşi sıra yellenmek. mot
eüiksinam!
sakın yellenme!
- eüoüaôinu
1. içine atlamak. nosi var giğun
na idi do zuğas keüuüaôi.
aklın yoksa git de denize atla. 2.
mec. bilmeden, düşünmeden
bir işe girmek, paldır küldür dalmak. var gişüun dulyas yeine mo eüuüaôam.
bilmediğin işe hemen dalma.
- eüoüoreri
arkasına bağlanmış,
peşine bağlanmış.
- eüoüore3xu,
eüoüoro3xu
var olanın üzerine saymak, eklemek.
artepes hamu ti keüuüore3xi.
ötekilerin üzerine bunu da say, bunu da ekle.
- eüoüoru
arkasına bağlamak, peşine
bağlamak. üaôulas
keüuüores:
arkasına bağladılar.
- eüoüvançxeri
ark.,
eüonçxvaleri,
eüonçxveri
atn.
içine doğranmış (ekmek vs.). lu üvaneris
kovali eüoüvançxeri:
lahana yemeğinin içine doğranmış buğday
ekmeği.
- eüoüvançxu
ark.,
eüonçxvalu
atn.
içine doğramak (yemeğe ekmek doğramak vs.).
- eüolva
ark.,
eüovelu
atn.
içine düşmek. mawüindi
keüemilu:
yüzüğüm düştü.
- eüolva
1. geri düşmek, geri kalmak. ma
keüabli.
ben geri kaldım, geri düştüm/kaldım.
2. Ardınca düşürmek. Genöareri
gzas eüemilu:
parayı ardınca düşürdüm.
- eüomöeşeri,
eüomöüeşeri
yanına alarak, peşine götürerek.
bere eüomöüeşeri
germaşe keşaxtu: çocuğu
peşine alarak dağa çıktı.
- eüomöeşu
atn.,
eüomöüeşu
ark.
yanına almak, peşine almak.
noğaşe olvas siti eüegimöeşare.
çarşıya giderken seni de yanıma alacağım.
- eüomxacu
atn.,
eüomxvacu
ark.
1. arkadan itmek, desteklemek,
destek vermek, destek olmak. m3xulişe evuluûişa
eüemimxacu.
armuta çıkarken bana destek oldu. 2.
mec. yardımcı
olmak. si var eüemimxaciüo
ma hak vati vorûiüo.
sen arkadan desteklememiş olsaydın ben burda olmazdım.
- eüomxvacu
ark.,
eüomxacu
atn.
arkadan destek vermek/ itmek. baba
çkimik var eüemimxvacuüo
ncas var emaleûu:
babam desteklememiş/arkadan itmemiş
olsaydı ağaca çıkamazdım.
- eüomorderi
peşi/ardı sıra büyümüş.
Berepe ti eüomorderi
miyonun: çocuklarım da peşi
sıra büyümüş haldeler.
- eüomordineri
peşi sıra büyütülmüş.
- eüomordinu
atn.,
eüordinu
ark.
peşi sıra büyütmek. ma
askerluği vikumûişa
bere ti keüemimordines:
ben askerlik yaparken o arada çocuğumu
da büyüttüler.
- eüomordu
atn.,
eüordu
ark.
Peşi/ardı sıra büyümek. Ma
vibadeûişa
berepe ti kekomamordes: ben yaşlanırken
çocuklar da peşi sıra büyüdüler.
- eüomsüvalu
atn.,
eüoskvalu
ark.
var olanın içine yumurtlamak. kormek
âiru
ogvaces keüumsüu:
tavuk gördüğü folluğun içine
yumurtladı.
- eüomsüveri,
eüosüveri
atn.,
eüoskveri
ark.
var olanın içine yumurtlanmış. öumanişe
p3adisis folis ağani eüomsüveri
makvalepe bâiri:
sabah bakınca folluğun içine
yeni yumurtlanmış yumurtalar gördüm.
- eüomşareri
1. arkadan iteklenmiş. 2.
arkadan itekleyerek.
- eüomşaru
arkadan itmek, iteklemek. a
wulu
keüevumşari
do kexûu:
biraz arkadan ittim de çıktı.
- eüom3xvalu
arkadan eklemek. toüi
keüum3xu:
ipi arkasından ekledi.
- eüom3xveri,
eüom3xvaleri
arkadan eklemeli, arkadan eklenmiş.
- eüonçaneri,
eüoçaneri
sonradan bitmiş/ oluşmuş.
- eüonçanu,
eüoçanu
sonradan var olanın içine bitmek,
oluşmak, (bitkiler için) yetişmek. şuüapes
ar üasûane
keüvançanu.
hıyarların içinde bir kabak bitti. a cuma keüogançanes:
sizin içinize bir kardeş bitti, oluştu, bir kardeş
eklendi.
- eüonçxvaleri,
eüonçxveri
atn.,
eüoüvançxeri
ark.
içine doğranmış. meyaperis
cari eüonçxvaleri
vimxoûit:
içine ekmek doğranmış yoğurt yerdik.
- eüonçxvalu
atn.,
eüoüvançxu
ark.
içine doğramak (yemeğe ekmek doğramak gibi). mjas gyari eüunçxums:
ayrana ekmek doğruyor.
- eüonçoreri
atn.
1. peşinden sürüklenmiş.
2. peşinden sürükleyerek.
bozomota eüonçoreri
oxorişe mendiyonu: kızı
peşinden sürükleyerek eve götürdü.
- eüonçoru
atn. peşinden sürüklemek,
arkadan sürüklemek. bereşi porça mo eüinçoram.
çocuğun gömleğini arkadan sürükleme.
- eüonöareri
sonradan yazılıp eklenmiş,
var olanın içine yeniden yazılmış. Cuzdani
şüimis
mitişi nçayi eüonöareri
var miğun: kendi cüzdanımda
başkasına ait çay yazılmış/var olana
eklenmiş değildir.
- eüonöaru
içine yazmak, var olana yazıp
eklemek, sonradan yazıp eklemek. iba3aşi
cuzdanis xu çilo nçayi keüevunöari:
iba3a'nın cüzdanına beş
kilo çayı sonradan yazdım, sonradan ekledim.
- eüonövaleri
atn.,
eüonöüvaleri
ark.
1. içine tükürülmüş.
eüonövaleri
wari
moşum! içine tükürülmüş suyu içme! 2.
atn. içine sağılmış.
- eüonövalu
atn. eüonöüvalu
ark. 1.
içine tükürmek. wüaris
keüunöüvalu:
suyun içine tükürdü. 2.
atn. içine sağmak.
arti pucişi ti hak keüunövali.
diğer ineğinkini de buraya sağ.
- eüontxapu
1. arkadan azıcık çarpmak,
arkadan dürtmek. dişüa
keüvantxu:
odun arkadan hafiften çarptı, değdi. 2. mec. el atmak, biraz
yardımcı olmak. ham dulya oxinapus ar keüemintxiüo
demibağun: bu işi
yaparken biraz el atsan yeter.
- eüontxozineri,
eüontxozeri
peşine takmış halde.
biöepe
eüontxozineri
gulun: erkekleri peşine takmış geziyor.
- eüontxozinu
peşine koşturmak, peşine
takmak. bozok biöi
eüintxozinams:
kız erkeği peşinde koşturuyor. him ham mo
eüintxozinam.
onu bunu peşine takma.
- eüonûaleri
sonradan eklenmiş, sonradan katılmış.
txas şoroni eüonûaleri:
keçiye koyun katılmış.
- eüonûalu
sonradan eklemek, var olana katmak.
ma ti keüovanûali.
ben de katıldım, eklendim. miti mo eüinûalamt.
aranıza kimseyi katmayın.
- eüonûoru
içine doğru kaydırmak, içine
itmek. keüunûori
noüançxule
gamiöu.
ileri doğru itele, odun sonuna dek yandı.
- eüonwalu
ateşe vermek, ateşe verip
yakmak. oxori keüunwu:
evi ateşe verdi, ateşe verip
yaktı.
- eüonwalu
1. içine değmek/ dokunmak. şüawale
wais
keüvanwu:
etek suyun içine değdi, dokundu.
2. değdirmek,
dokundurmak. xe wais
keüunwu:
elini suyun içine değdirdi, batırdı.
- eüopatxeri
1. içine silkelenmiş. 2.
atn., mec. zengin olmuş,
köşeyi dönmüş.
- eüopatxu
1. içine silkelemek. 2.
mec. köşeyi dönmek.
môolişe
idu do keüipatxu:
istanbul'a gitti de köşeyi döndü.
- eüopiçeri
atn.
içine toz vb. katılmış. eüopiçeri
gyari: içine toz vb.
düşmüş ekmek.
- eüopiçu
içine toz vb. düşmek. gyaris keüvapiçu.
ekmeğin içine toz vb. düştü.
- eüopineri
1. peşine takmış. 2. peşine takarak. berepe eüopineri gulun: çocukları
peşine takarak geziyor.
- eüopinu
peşine takmak, peşine bağlamak, peşinden katmak.
oxorcak berepe muşi keüipinu:
kadın çocuklarını peşine kattı, onları
peşi sıra götürüyor.
- eüopsalu
1. içine işemek. orubas eüupsu.
derenin içine işedi. 2.
işeyerek, işeye işeye. eüopseri
gulun: işeye işeye geziyor.
- eüosüudu
atn.,
eüoskidu
ark.
1. Geride/arkada kalmak.
oxaôaru
kodolvayonu do keüosüudu:
konuşmaya dalarak arkada kaldı,
geri de kaldı. 2.
artmak, arta kalmak. gyari
mitik var şüomu
do keüosüudu:
kimse yemediğinden dolayı
yemek arttı.
- eüosôinu
atn.,
eüostvinu
vi.
bir yandan ıslık çalmak, ıslık çalarak dolaşmak.
a üale
igzas a üale
eüisôinams:
hem yürüyor hem ıslık çalıyor.
- eüostvineri
ark., eüosôineri
atn.
ıslık çalarak, ıslık
çala çala.
- eüostvinu
ark.,
eüosôinu
atn.
bir yandan ıslık çalmak, ıslık çalarak dolaşmak.
- eüosvalu
1. arkadan sürünmek, hafiften sürünmek,
değmek. üaûu
üudeli
sofras keüvasu.
kedinin kuyruğu sofraya süründü, değdi. 2. sürmek, değmek. üaûuk
üudeli
sofras keüusu.
kedi kuyruğunu sofraya sürdü.
- eüosvareri
işler yoluna koyulmuş, düzenlenmiş.
eüosvareri
oxori. dağınıklığı
giderilmiş, işleri yoluna koyulmuş ev.
- eüosvaru
1. ardına dizmek. 2. mec. işleri yoluna
koymak, düzenlemek, dolanmak, işlerini yapmak. oxorcak oxori
keüisvaru:
kadın ev işlerini yaptı, ev işlerini yoluna
koydu.
- eüosveri
1.
arkadan sürülmüş. 2.
arkadan sürerek.
- eüoşüomeri
atn.,
eüoöüomeri
ark.
1. içinde yenmiş.
ham gyaris eüoşüomeri
ren: bu yemeğin içinde yenmiş
(ayrı bir kaba konarak değilde o kabın içinde yenmiş).
2. Peşi/ardı sıra yenmiş, bir iş yaparken
bir yandan da (bir şeyler) yenmiş. A
üale
dulya ikums a üale
m3xuli eüoşüomeri
gulun: Bir yandan iş yapıyor
bir yandan da armudu atıştırarak geziyor.
- eüoşüomu
atn.,
eüoöüomu
ark.
1. içinde yemek. lu tenceres keüuşüomu.
lahana tenceresinin (ayrı kaba
koyup yemedi) içinde yedi. 2.
Ardı sıra yemek atıştırmak, ayak üstü
aparatif yemek. İgzaûaşa
oşüuri
eüişüomams:
Yürürken elma atıştırıyor,
elma yiyerek dolaşıyor, bir yandan da elma yiyor, bir
yandan yürüyor.
- eüoöüomu
ark.
3ad. eüoşüomu.
- eüoşolu
atn.,
eüoşvelu
ark.
içine yoğurmak. caris
kapça keüuşolu:
ekmeğin içine hamsi yoğurdu.
- eüoşvanu
içine ya da yukarıya doğru
üflemek.
- eüoşoleri
atn.,
eüoşveleri
ark.
içine yoğrulmuş. kapça eüoşoleri
cari: içinde hamsi yoğrulmuş
ekmek.
- eüoşvelu
vi., eüokiminu
xp., eüoşolu
atn.
içine yoğurmak. mkveris
kapça keüuşvelu:
unla birlikte (içine) hamsi yoğurdu.
- eüokiminu
xp.
3ad. eüoşvelu.
- eüoşvelu
vi.
el atmak, yardımcı olmak.
- eüotanu
ardından ışık tutmak.
- eüotoreri
1. sürükleyerek. ham nca eüotoreri
moviği. bu ağacı sürükleyerek
getirdim. 2. sürüklenmiş.
eüotoreri
nca. sürüklenmiş ağaç.
- eüotoru
peşinden/peşi sıra/ardından/arkasından
sürüklemek. dudis toyöi
cudu do keüitoru.
başına ip bağlayıp
peşi sıra sürükledi.
- eüoûaxeri
içine kırılmış.
dişüa
eüoûaxeri:
içine odun kırılmış.
- eüoûaxu
içine kırmak. xaşüaleri
wais
lu keüuûaxu:
kaynamış suyun içine lahana
doğradı.
- eüoûalu
1. geride bırakmak. berepe
oxoris keüeviûi.
çocukları evde bıraktım.
2. Bir işi tam yapmamak/bitirmemek. dulyape
keüeviûi.
işleri tam olarak yapmadım,
onları yarım bıraktım.
- eüoûiğaneri
atn.,
eüoûağaneri
ark.
içinde tavalanmış, tavalanmış bir şeye
sonradan tavalanmak üzere eklenmiş.
- eüoûiğanu
atn.,
eüoûağanu
ark.
içine tavalamak, önceden tavalanmış olanın içine
tavalamak.
- eüoûüoçeri
ark.,
eüoûoçeri
atn.
içine atılmış. ûobas
eüaûüoçeri
mawüindi
kobâiri:
gölün içine atılmış
yüzüğü gördüm.
- eüoûüorineri
ark., eüoûorineri
atn. yellenerek, yellene
yellene (sesli). eüoûüorineri
gulun: yellenerek dolaşıyor.
- eüoûoçu
atn.
eüoûüoçu
ark.
1. içine fırlatmak,
içine atmak, içine düşürmek. ûobas
mawüindi
keüuûoçu:
göle yüzük düşürdü. 2.
ardından yitirmek, düşürmek. movuluûişa draôani
keüeviûoçi:
gelirken orağı düşürdüm.
- eüoûorinu
atn.,
eüoûüorinu
ark.
yanı sıra yellenmek, bir iş anında yellenmek.
- eüoûrağoderi
atn.
yanı sıra türkü söyleyerek.
ôanda
eüoûrağoderi
gulun: her zaman türkü söyleyerek dolaşıyor.
- eüoûrağodu
bir işin yanı sıra türkü
söylemek. a üale
ibgas a üale
eüiûrağodams:
bir yandan ağlıyor, bir yandan
şarkı söylüyor.
- eüovelu
atn.,
eüolva
içine düşmek. pavrepes mawindi
keüuvelu:
yaprakların içine yüzük düştü.
wais
kudi keüemivelu:
suyun içine fesimi düşürdüm.
- eüoyondru
atn., eüoçvalu
ark.
kısa bir süre beklemek. memöişas
ya do eüuyondramûu:
yetişsin diye adımlarını
yavaşlattı, bekledi.
- eüoyoneri
atn.,
eüooneri
vi.
1. peşine alarak/ takarak. nusa
eüoyoneri
noğaşe kocexûu:
gelin peşine takarak çarşıya indi. 2. Bir kızı
(isteği üzerine) kaçırmak. oxorca
muşi eüoyoneri
eöopudon:
karısını kaçırarak
almış. 3. Bir kızın isteği ile birine
kaçması. eüoyoneri
komocişe idudon: kaçarak erkeğe
varmış.
- eüoyonu
atn.,
eüoonu
vi.
1. peşinde ya da yanında
götürmek. puci eüiyonu
do axirişe kociyonu. ineği
peşine alıp ahıra indirdi. 2.
İsteği doğrultusunda kız kaçırmak. a
msüva
bozomota keüiyonu.
güzel bir kız kaçırdı.
- eüoyoreri
atn.
Akıtarak, süzülerek. üoôaşe
din3xiri eüoyoreri
imûeûu:
alnından kan süzülerek kaçıyordu.
- eüoyoru
atn.
Ardı sıra akıtmak/ süzülmek, bir yandan akmak.
ôicişe
lerwi
eüvayoren.
ağzından salya akıyor/süzülüyor.
arabak maâoûi
eüiyorams:
araba mazot akıtıyor.
- eüozdalu
atn. kaldırmak.
monüa
mo eüozdum.
ağır kaldırma.
- eüozgvalu
atn.,
eüoâgvalu
ark.
1. içine sıçmak.
A mutxa aseûu
himus ti eüuzgu:
bir şey yapacaktı onun da
içine sıçtı. 2. oraya buraya/sağa sola sıçmak.
- eüozgveri
atn.,
eüoâgveri
ark.
1. içine sıçılmış. 2. Var olanın içine
sıçmak. 3. İçine sıçarak, sağa sola sıçarak.
eüozgveri
gulun: Sağa sola sıçarak
geziyor.
- eüoziûu
atn.
söylenmek. hik hak eüiziûams:
orda burda söyleniyor.
- eüowelimu
atn.
ewüomilu
ark.
1. üste doğru
bakmak. n3as eüo3es/eiwüen.
göğe bakıyor. 2.
bir şeyin içine bakmak. ûobas
eüuwes:
gölün içine bakıyor.
- eüowileri
var olanın içine toplanmış.
- eüowilu
önceden toplanmış olanın
içine toplamak/devşirmek. hamu ti keüuwili.
bunu da var olanın içine topla.
- eüowoneri
var olanın içine tartılmış.
- eüowonu
var olan tartının üzerine
yeni tartı eklemek, ek tartı yapmak. woneris
hamu ti keüuwonit.
tartılmış olanın içine bunu da tartın.
- eüurüulu
atn. suyun kaynağından
çıkarken çıkardığı ses; suyun kaynağından
fokurdayarak çıkması fiili. wai
eüurkulu:
su kaynağından fokurdayarak çıkıyor.
- eüvatu
dibinden kesmek, kesmek. ncalepe eüvates:
ağaçları kestiler.
- ela (<pon.
atn.)., moxti gel. hak ela/moxti. buraya
gel. (zaman ve kişilere göre çekimi yoktur. Lazca’daki tam
karşılığı ‘moxti’dir.)
- elaazeri,
elaôazeri
bir tarafı yontulmuş.
- elayazu
atn., elaazu
vi., elaôazu
bir tarafını yontmak, rendelemek.
mwu
ncas eluyazu. karamış ağacının
bir tarafını yonttu.
- elabaleri
atn., elaüideri
ark. kenara asmış, bir tarafa
takmış. şüas
doüanaşe
elabaleri: silahı belinde, silahı
beline takmış halde.
- elabalu
1. ayırmak, ayırıp başka
bir kaba koymak (sıvı). a
sağanis tani elemibi. benim için bir sağana ayran
ayır. 2. Bir kenara dökmek (sıvı).
- elabalu
atn.,
elaüidu
ark.
1. Yan/kenar tarafa asmak. doüanaşe
muşi şüas
kelibu/keliüidu.
silahını beline taktı. doüanaşe
elabun. silah belindedir. 2. Rahatsız
etmek, dokunmak. Da şüimis
mo elabu: kız kardeşime dokunma/rahatsız
etme. 3. Şaka
yollu takılmak. Berepes
opşa elvabeûu:
çocuklara şaka yollu çok takılırdı.
- elabareri
atn.,
mec. üşütük, kaçık, oynatmış.
ham a m3iüa
elabareri ren, mot naxolet. bu biraz
kaçıktır, yaklaşmayın. haşo
elabareri mo ore e bere şüimi.
niye böyle kaçıksın ey oğul!
- elabaru
1. aşağıdan yukarıya
doğru esmek. oruba
do jile ixi elabas: dereden yukarı rüzgâr esiyor, 2. mec. kafayı oynatmak,
aklını kaçırmak, delirmek. muya
gağodu e bereşüimi,
kelabari i? ne oldu sana oğlum,
aklını mı kaçırdın?
- elaberi,
elabaleri atn.,
elaüideri
ark. yan tarafına
takmış/asmış halde. doüanaşe
elabaleri guluûu:
silahı beline takmış
halde dolaşırdı.
- elabraniüu
atn.,
elabaniüu
vi. 1.
yana eğilmek/ yatmak. mşkvelas
dudi elvabraniüu:
fidanın başı yana eğildi.
2. bastırarak
yana eğmek.
- elacineri
1. yana devrilmiş/ yıkılmış/
yatmış. 2.
yana yatırılmış. 3.
bir kenara yatmış/ ilişmiş. üera
üala
elacineri incirûu:
ocaklığın yanında
yatmış uyuyordu. 4.
birinin yanına yatmış. 5.
birinin yanına yatırılmış. 6.
cinsel anlamda biri ile yatmış, karşı cinsle
ilişki kurmuş.
- elacinu
1. yana devirmek, yıkmak,
yatırmak. eüvatu
do nca kelocinu: kesip ağacı
yana yatırdı, yana yıktı. 2.
yana yatmak, yana devrilmek, yıkılmak. dido mtviri
mtuis mandalinape kelicines: çok kar yağınca mandalinalar yana yattı, devrildi.
3. bir kenara yatmak,
bir kenara ilişmek. vidi do daçxuri üaôulas
kelevicini. gidip ateşin arkasında
yattım. nciri momalus a sotxa kelevicini. uykum gelince
bir yere ilişip yattım, bir kenara yattım. 4.
birinin yanına yatmak. ini maus da şüimis
kelovacini. üşüyünce kız
kardeşimin yanına yattım. 5. birini yanına yatırmak. bere kelevicini. çocuğu
yanıma yatırdım. 6.
cinsel anlamda yatmak, karşı cinsle ilişki kurmak.
amseri a oxorcas kelovacini. bir kadınla yattım,
kadınla birlikte oldum.
- elacoxu
ark., elayoxu atn. 1.
yukarıya doğru ses vermek, çağırmak. 2.
ark. öylesine uğramak, geçerken uğramak. golobulurûişa
ôaôulis
kelebacoxi. geçerken dedeme öylesine
uğradım.
- elaçama
lakap, takma isim. xasaşi elaçama xasuüa’ûu:
hasan’ın lakabı ‘xasuüa’
idi.
- elaçamu
1. kenardan destek vermek. 2.
ark., mec. yardım
etmek. 3. lakap takmak.
- elaçanu,
elançanu yan tarafından bitmek, oluşmak, sonradan
bitmek, oluşmak, eklenmek. luğis a mşüvela
kelvançanu. incirin yanına bir
fidan eklendi, bitti, oluştu. a
cuma kelomaçanes: bize yeni bir kardeş eklendi, katıldı.
- elaçiteri
kenarından yarılmış.
dişüa
elaçiteri mvaûu
do dudi üoüvaçitu:
kenarından yarılmış
odun parçası vurup kafası yarıldı.
- elaçitu
1. kenarını yarmak, kenarından
yarmak. cireüis
eluçitu: kütüğün kenarını
yardı. 2. kenarından
yarılmak. cireüi
keliçitu: kütük kenarından yarıldı.
- elaşüineri
atn.
kulak kabartarak, kulak vererek.
- elaçvalu
atn.
bir kenarını açmak, kenarından açmak, aralamak.
ixik şüawale
eluçu: rüzgâr eteğini (kenardan)
açtı.
- elaçveri
atn.
kenarından, yanından açılmış, aralanmış.
şüawale
elaçveri gulun: eteği yanından
açılmış geziyor.
- elaöalu,
elaöamu
kenarını dikmek, kenarından
dikmek. ponûuli
elemiöordu
kelemiöi.
pantolonumun kenarı yırtıldı, kenarını
dik.
- elaöapxeri
atn.,
mec. garip, acaip, çarpık. melenurepek Lazuri elaöapxeri
ixaôaran:
ötedekiler Lazcayı çarpık
konuşuyorlar.
- elaöapxu
atn.
kenarına çarpmak, vurmak. ucis a kelemiöapxu:
kulağıma bir çarptı.
- elaöeri
kenarından, yanından dikilmiş.
elaöeri
porça. bir kenarından dikilmiş gömlek.
- elaöinaxeri
1. bir kenarda ezilmiş. gzas elaöinaxeri
kodosüudu:
yolun bir kenarında ezilmiş kaldı. 2.
kenarı ezilmiş, kenarı ezik. elaöinaxeri
uşkuri: bir kenarı
ezilmiş elma.
- elaöinaxu
1. bir kenarda ezmek. arabak coğori
üodas
kelaöinaxu:
araba köpeği duvarın kenarında ezdi. 2.
bir kenarda ezilmek. üoda
tude keliöinaxu:
duvarın dibinde ezildi. 3.
bir kenarını ezmek. ti eluöinaxu:
kafasının bir tarafını ezdi.
- elaöirdu
atn.,
elaöüidu
ark.
1. kenarından
yırtmak, kenarını yırtmak, koparmak. ponûulis
eluöirdu/eluöüidu:
pantolonun kenarını yırttı.
2. kenarda yırtmak.
oruba üele
karûalepe
kelaöirdu:
derenin kenarında mektupları
yırttı.
- elaöordu
atn., elaöüodu
ark. kenarı yırtılmak,
kopmak. mxuci eluöordu/eluöüodu:
omuzu koptu.
- elaöüideri
ark.,
elaöirderi
atn.
1. kenarı yırtılmış,
koparılmış. elaöüideri
ponûuli.
kenarı yırtılmış
pantolon. 2. kenarda
yırtılmış.
- elaöüidu
ark.,
elaöirdu
atn.
1. kenarından
yırtmak, kenarını yırtmak, koparmak. ponûuli
eluöüidu.
pantolonun kenarını yırttı.
2. kenarı yırtılmak,
kopmak. mxuci eluöüodu.
omuzu koptu. 3. kenarda yırtmak. gza
üele
karûalepe
kelaöüidu.
yolun kenarında mektupları
yırttı.
- elaöüoreri
ark.,
elaşüoreri
atn.
1. bir kenarı
biçilmiş. 2. bir
kenarda biçilmiş.
- elaöüoru
ark.,
elaşüoru
atn.
1. kenarı ya da
kenardan biçmek. ncas mûoûi
elebuöüori.
ağacın dalını kestim. 2.
bir kenarda biçmek.
- elaöopu
1. bir kenarda yakalamak, bir kenarda
sıkıştırmak. miti na var orûu
svas kelavoöopi.
kimsenin olmadığı kenar bir yerde yakaladım,
sıkıştırdım. 2.
bir kenarını yakalamak, bir yerinden yakalamak. üiti
bardağis keluöopu.
- elaövalu
1. bir tarafını
yakmak, bir kenarını yakmak. xayari
elemaöu:
suratımın bir tarafı yandı. 2.
bir kenarda yakmak.
- elaöveri
1. bir tarafı yanmış.
xayari elaöveri:
yüzünün bir tarafı yanmış.
2. bir kenarda/tarafta
yakılmış.
- eladgalu
1. Bir şeyin yanına koymak.
dişüa
piliûa
şüala
keladgu: odunu sobanın yanına
koydu. 2. cansız bir varlığı ayakları
üzerine oturtmak.
- eladgeri
bir kenara konulmuş. üalati
avlas eladgeri mo naşüum:
sepeti avluda kenara konulmuş
halde bırakma.
- eladgineri
bir kenarda durmuş. üodas
eladgineri iyondrams: duvarın
kenarında durmuş bekliyor.
- eladginu
bir kenara durdurmak. nusa
do sica ar üele
keladgines: gelin ile damadı bir
kenara durdurdular.
- eladgiteri
ark.,
elaguteri atn.
1. kenarda durarak. 2. kenarda durmuş.
- eladgitu
ark.,
elagutu atn. bir kenarda durmak. gza
üele
keladgitu: yol tarafında durdu.
- eladvalu
1. bir kenara koymak. kvalepe timele keladu. taşları öteye koydu. 2. ayırmak. obadera şeni
leûa
elidu. yaşlılık için
kendime toprak ayırdı. 3.
mec. biriktirmek, bir
kenara koymak. üaûa
tutas oşi lira elabdum. her ay
yüz lira ayırıyorum, bir kenara koyuyorum. 3.
mec. vurup bir kenara
koymak. bâirare
svas elabdvare. gördüğüm yerde
vuracağım, vurup bir kenara koyacağım.
- elafelu
1. kenarından
bir parça kesmek. üasûanes
a m3iüa
elufelu: kabaktan bir parça kesti.
- elafroni
hafifçe.
- elafûileri
atn.,
elastikeri ark.
bir tarafı yolunmuş. msva
elafûileri
üinçi.
kanadı yolunmuş kuş.
- elafûilu
atn.,
elastiku ark.
Kenarından/ kenarını yolmak/ koparmak. caris
elevufûili.
ekmekten bir parça kopardım. üinçis
msva elufûilu:
kuşun kanadının bir bölümünü ya da bir parça tüyünü
yoldu.
- elagutineri
atn.,
eladgitineri ark.
1. bir kenarda durarak, kenara çekilerek. 2. bir kenarda durmuş.
- elagutinu
atn.,
eladgitinu ark.
kenarda durmak. gza timele
kelagutu: yolun öbür tarafında durdu. 2.
kenara çekilmek. timele
kelagutu do gza komeçu. diğer tarafa çekilip yol verdi.
- elagvacu
atn.
1. ezmek, ayak altı
etmek. 2. bir kenarda
yuva yapmak, bir kenara yuvalanmak. a
sotxa kelevigvaci: bir kenarda yuvalandım.
- elagza
uğrak yol, yol üstü, gelip geçilen
yer, aleni yer, aşağıdan yukarı az eğimli
yol. woxles
elagzas doxeduûes
do ôaliüarepek
ibirûes:
eskiden delikanlılar elagza’da
oturup türkü söylerlerdi.
- elagzalu
atn., elagzu
vi.
bir kenara ateş yakmak. gzas
daçxuri kelavogzit. yolun kenarına ateş yaktık.
- elagzeri
bir kenara yakılmış
(ateş).
- elağaleri
atn.
biraz olgunlaşmış, bir parça olgunlaşmış.
- elağalu
atn.
( meyve ve sebzeler için) olgunlaşmaya
başlamak. mbulepe elağales: kirazlar olgunlaşmaya başladı.
- elağmaleri
atn.,
elağameri ark.
1. yukarı çıkarılmış (az eğimli
yer). 2. kenarından
filizlenmiş. mandalina
ağani elağmaleri orûu:
mandalina kenarından yeni filizlenmişti.
- elağmalu
1. (cansızlar için) az eğimli
arazide yukarıya doğru yakın bir yere çıkarmak.
ergaûite
dişüa
eliğaman. teleferikle yukarıya
odun çıkarıyorlar. 2. yandan çıkarmak (dal, filiz). öubrik
keliğu: kesûane
yanından filiz çıkardı.
- elağureri
1. bir kenarda ölmüş (yalnız
başına, kimsesiz). ar
sotxa elağureri âires:
bir köşede ölü halde bulundu.
2. vücudun bir tarafı
ya da bir kenarı ölmüş. a
xanöali
elağureri: bir kolu ölü halde.
3. vücudun bir tarafı ya da bir kenarı işlevini
yitirmiş.
- elağuru
1. bir kenarda ölmek. umiteli
a svas elabğuratere: kimsesiz bir kenarda öleceğiz.
2. bir tarafı ölmek. a
mxuci elamoğuru: bir omuzum öldü. 3. İşlevini
yitirmek.
- elağvaüeri
atn. yamuk yumuk, çarpık,
biçimsiz, yamulmuş. elağvaüeri
üoçi:
çarpık, biçimsiz adam.
- elağvaüu
bir tarafı yamulmak, çarpılmak,
biçimsiz hale gelmek. şüurinate
eliğvaüu:
korkudan çarpıldı, çarpılıp biçimsizleşti.
- elağvanöa
vi. düzgün olmayan ağaç, çırpıya
gelmeyen ağaç.
- elağvaru
bir kısmı ıslanmak,
bir kenarı ıslanmak. a polo elomağvaru:
bir bacağım ıslandı.
- elaxaôaru
atn.,
elasinapu vi.
bir kenara çekip konuşmak. miti na varon sva tere miyonu
do hik elamoxaôaru:
kimsenin olmadığı bir yere götürüp orda konuştu.
- elaxaşüeri,
elaxaçkeri bir kenara/tarafa ekilmiş. Luu
livadis elaxaşüeri
miğuûu:
tarlanın bir tarafında lahanayı
(tohumunu) ekmiştim.
- elaxaşüu
atn.,
elaxaçku ark.
bir kenara ekmek. luu
ntasi a sotxa kelaxaşüi.
lahana tohumunu bir tarafa ek.
- elaxedu
bir kenara oturmak. mjora
na var ceçams a svas kelapxedi. güneş vurmayan bir yere
oturdum.
- elaxelu
öpücük kondurmak. ğvas
kelvaxelu: yanağına bir öpücük kondurdu.
- elaxmaru
yanı sıra kullanmak, arada
bir kullanmak, zaman zaman kullanmak. unose
koâiru
do elixmarams: akılsızı
buldu arada bir kullanıyor. oxorca
kuyonun do xolo arti elaxmarams: karısı olduğu
halde başkasını kullanıyor.
- elaxoreri
ark.,
elaxvaûeri
atn. bir kenarı dişlenmiş.
- elaxorxu
bir kenarını ya da bir yanını
budamak. 3ipri elaxorxu: gürgenin bir yanını budadı.
- elaxoru
ark.
bir tarafını dişlemek.
- elaxosüinu
atn.,
elaxro3kinu ark.
bir kenarda gebertmek. iyoni do a sotxa kelaxosüini.
götürüp bir köşede gebert.
- elaxosüu
atn.,
elaxro3ku ark.
bir kenarda gebermek. xvala elaxosüare.
yalnız başına, bir kenarda gebereceksin.
- elaxro3kineri
ark.elaxosüineri
atn.
bir kenarda gebertilmiş.
- elaxro3ku
ark.,
elaxosüu
atn.
bir kenarda gebermek.
- elaxtimu
ark.,
elolva atn. yukarı çıkmak. Kelaxûi,
giyondraman. yukarı çık,
seni bekliyorlar.
- elaxuneri
1. bir kenara oturmuş. oruba üale
elaxuneri bâiri.
ırmak kenarında oturmuş halde gördüm. 2. bir kenara
oturtulmuş. 3.
bir kenara oturarak. elaxuneri
elaxuneri emtumani eşüvalen.
otura otura yokuşu çıkabiliyor.
4. mec.
bir kimsenin yanına verilmiş, sonradan katılmış,
yanaşma.
- elaxunoni
bir kimseye yanaşma gidecek kadar
çaresiz olmak. a zenginis
elaxunoni vore. bir zenginin yanına gidecek kadar zor
durumdayım.
- elaxunu
1. bir kenara, bir yana, bir tarafa
oturtmak. nanak bere muşi
kelixunu. anne çocuğunu yanına otuturttu. 2.
mec. yoksul ya da kimsesiz
birini bir başkasının yanına vermek. umiteli
bere viyonit do a didas kelevuxunit. kimsesiz çocuğu
götürüp yaşlı bir kadının yanına verdik.
- elaxuûoreri
atn.
bir tarafı kesilmiş (saç
ve kıl için).
- elaxuûoru
atn.
kenarını ya da bir tarafını kesmek (saç ve
kıl için). toma eluxuûoru.
saçının bir tarafını
kesti.
- elaxvalu
1. kenarını yıkmak,
bir tarafını sökmek. 2.
kenarı ya da yan tarafı yıkılmak, sökülmek.
- elaxvalu
Bir kenarda/kenara öksürmek.
- elaxvaûeri
1. ark.
bir tarafı kemirilmiş. 2.
atn. bir tarafı
dişlenmiş.
- elaxvaûu
1. atn.
bir tarafını dişlemek. 2.
ark. bir tarafını
kemirmek. mtugik üvalis
eluxvaûu:
fare peynirin bir tarafını kemirdi.
- elaxveri
1. bir tarafı sökülmüş. elaxveri ponûuli.
bir tarafı sökülmüş pantolon.
2. bir tarafı
yıkılmış, harap olmuş. elaxveri
oxori. bir tarafı yıkılmış ev.
- elaileri
vi.,
elaqvileri xp. 1. bir tarafı
vurulmuş, öldürülmüş. 2.
bir kenarda öldürülmüş, vurulmuş.
- elailu
vi.,
elaqvilu xp. 1. bir tarafını
(uzuv) öldürmek. momintxu
do a polo elemiilu: vurup bir bacağımı öldürdü.
2. bir kenarda ya da
tenha bir yerde öldürmek, vurmak. Ham üoçi
miti na var on svas elaôilare:
bu adamı kimsenin olmadığı
yerde, bir kenarda öldüreceğim.
- elajgureri
atn.
1. bir kenarda yakılmış.
mele elajgureri bâiri.
ötede bir kenarda yanmış
olarak buldum. 2. bir
kenarı yanmış. xayari
elajgureri: yüzünün bir tarafı yanmış.
- elajguru
atn.
1. bir kenarda yakmak.
timelepe tere iği do
kelajguri: öte taraflara götürüp bir kenarda yak. 2.
bir tarafını yakmak. a
xanöali
elvajguru: bir kolu yandı.
- elajvaleri
ark.
bir tarafı soluklaşmış,
soluk. elajvaleri porça. bir tarafı soluklaşmış
gömlek.
- elajvalu
ark.
bir tarafı soluklaşmak, solmak. porça elemajvalu: gömleğimin bir tarafı soluklaştı.
- elajvalu
atn.
1. kenarından
uçup geçmek, sıyırıp geçmek. üinçi
elemiju. kuş yanımdan uçup
geçti. 2. kenardan
uçmak.
- elajvareri
mec.
kaçık, çılgın. si opşa
elajvareri bere ore. sen çok kaçık, çılgın bir
çocuksun. elajvareri on hamu şüala
mot ixaôa.
bu kaçıktır, bununla konuşma.
- elajvaru
mec.
aklını kaçırmak, aklını
oynatmak, çılgınlaşmak. muya ikum e bere şüimi
kelajvari i? ne yapıyorsun
çocuğum aklını mı oynattın?
- elakçanderi,
elakçaneri bir tarafı solmuş, beyazlamış,
ağarmış. elakçaneri
mandili. bir tarafı beyazlaşmış peştemal
(baş).
- elakçandu,
elakçanu bir tarafı
beyazlamak, bir tarafı solmak. mandili elikçandu. başörtüsünün
bir tarafı soldu.
- elakçineri
atn.
bir tarafı ağarmış. toma elakçineri:
bir tarafı ağarrmış saç.
- elakçinu
atn.
bir tarafı ağarmak, beyazlamak. toma elomakçinu: saçımın
bir tarafı ağardı, beyazladı.
- elaklimu
atn., elankfinu ark. bir kenarını
kesmek, kesilip temizlemek. danâepuna elaülimu.
dikenliğin bir tarafını kesip temizledi.
- elakoseri
1. bir tarafı silinmiş. 2.
Bir tarafı süpürülmüş. 3.
bir tarafa doğru silinmiş. 4. Bir tarafa doğru
süpürülmüş.
- elakosu
1. kenarını süpürmek. gzalepe
elakosums: yolların kenarlarını süpürüyor.
2. bir tarafa ya da kenara doğru süpürmek. gza tere elakosums:
yolun kenarına doğru süpürüyor. 3. Bir kenarını
silmek. 4. Bir kenara doğru silmek.
- elakteri,
elaninkteri 1. yana
eğik, eğimli, yana eğilmiş. colasere, elakteri
dgun. düşecek, yana eğik duruyor. 2.
devrik. 3. yana doğru eğilerek.
- elaüaçeri
atn.,
elakaçeri ark.
kucaklamış, bir tarafından kucaklamış.
- elaüaçineri
atn.,
elakaçineri ark.
bir kenara kıstırılmış, sıkıştırılmış.
- elaüaçineri
atn.,
elakaçineri ark.
bir tarafa sıkıştırılmış.
- elaüaçinu
atn.,
elakaçinu ark.
1. bir kenara kıstırmak, sıkıştırmak.
xvala svas elavoüaçinu:
yalnız bir yere sıkıştırdım.
2. bir kenara sıkışmak.
- elaüaçu
atn.,
elakaçu ark.
kucaklamak, kollarının arasına almak. bere
keliüaçu.
çocuğu yandan kucakladı. mâirus
kelemiüaçu.
beni görünce kucakladı, sarıldı. elaüaçun.
kollarının arasında, kucaklamış halde.
- elaüaxa
atn.,
elaülifa
vi.,
elaülita
ark.
kuytu, tenha, kenar yer.
- elaüaôinu
yukarıya doğru koşarak
çıkmak. eluüaôamûuşa
a kocemavalu: koşarak yukarıya
doğru çıkarken gözüme ilişti.
- meüaru
(<oüau)
vi.
iyiden saymak, iyi gözle bakmak, iyiden sayıp kendinden
görmek. var memiüares:
beni iyi biri olarak görmeyip yanlarına almadılar, beni
kendilerinden saymadılar.
- elaüaru
(<oüau)
vi.
iyiden saymak, iyi gözle bakmak, iyiden sayıp kendinden
görmek. var elemiüares:
beni iyi biri olarak görmeyip yanlarına almadılar, beni
kendilerinden saymadılar.
- elaüateri
(<tur.
katmak) 1. bir tarafa
ayrılmış, ayırtılmış. elaüateri
toma. yana ayrılmış saç. 2.
sonradan katılmış, eklenmiş.
- elaüatu
(<tur.
katmak) bir tarafa ayırmak, biraz ayırmak. üorüoûişe
berepes ti eluüati.
muhallebiden çocuklara da ayır.
- elaüideri
ark.,
elabareri atn.
delirmiş, üşütmüş, üşütük.
- elaüidu
vi.,
elabaru atn.
delirmek, üşütmek. öinüa
ewawiuis
kelaüidu.
peri görünce delirdi.
- elaülimeri
atn., elaünimeri
ark.
koluna takmış halde, kolunda. bozo elaülimeri
gulun: kızı koluna takmış geziyor.
- elaülimu
atn.,
elaünimu
ark.
koluna takmak. oxorca muşi keliülimu. karısını
koluna taktı.
- elaüoderi
1. bir tarafta inşa
edilmiş. 2. bir
tarafı inşa edilmiş.
- elaüodu
1. bir kenarda inşa etmek. a
wulu
svas a üalivi
kelaôüodi:
küçük bir yerde bir kaliv inşa
ettim. 2. bir tarafını
çevirmek, çevrelemek. 3. Bir kısmını, bir yanını
inşa etmek. Serendeşi
perçe kelaôüodi:
serenderin balkonunu inşa ettim.
4. Bir kenarına inşa etmek. Oxoris
a çeçme kelebuüodi:
evin bir yanına bir tuvalet inşa
ettim.
- elaüoreri
bir yanına bağlanmış,
bir tarafına bağlanmış.
- elaüore3xu
atn.,
elaüoro3xu
vi.
1. bir kenarda saymak.
2. yanında, yanı
başında ağıt yakmak. ğureris eluüorewxams:
ölünün yanı başında ağıt yakıyor.
- elaüoroni
1. bir kenara bağlanması
gereken. 2. mec.
bağlanması gerekecek kadar deli. elaüoroni bere giyonun. bağlanması
gerekecek kadar deli çocuğun var.
- elaüoru
1. yanına bağlamak, bir kenara
bağlamak. puci axiris
kelaüores:
ineği ahırın bir kenarına
bağladılar. ôuûucik
purkepe şüas
eliüorams:
arı çiçekleri beline bağlıyor.
2. atn.,
mec. aklında tutmak, ezberlemek, bellemek. xocak
na ûüupe
keleviüori.
hocanın dediklerini ezberledim.
badi deviyi, üaûa
mutxa var elomaüoren.
ihtiyarladım, herşeyi aklımda
tutamıyorum.
- elaürisa
kuzey, kuzeye bakan yer.
- elaüvateri
1. bir tarafı kesilmiş, 2.
bir tarafından kesilmiş.
- elaüvatu
kenarını ya da kenarından
kesmek. m3xulis ara eluüvatu:
kenardan armudun dalını kesti.
- elakqilu
xp.,
elailu ark., elaôilu
atn.
1. bir kenarda vurmak,
öldürmek. ğeci kaelaqviles
do naşüves:
domuzu vurup bir kenarda bıraktılar.
2. bir tarafını
vurmak, öldürmek.
- elak3alu
1. bir kenarda çürümek. üasûanepe
meleni avlas kelak3u: kabaklar öte avluda çürüdüler. 2. bir tarafı çürümek. pululi ayu do a uci eüuk3u:
çıban olup bir kulağı çürüdü.
- elak3eri
1. bir tarafta çürümüş. 2. bir tarafı çürümüş.
- elak3inu
1. bir tarafını çürütmek.
pupulik a uci eluk3inu: çıban bir kulağını
çürttü. 2. bir kenarda
çürütmek. ar svas kelabğu do kelak3inu: bir kenara döküp
çürttü.
- elalateri
1. bir tarafı yamulmak, ezilmek.
2. bir tarafını yamultmak, ezmek.
- elalaûu
1. (madenler için)
bir kenarını ezmek, yamultmak. sağa elalaûu:
hamur teknesinin kenarını ezdi, yamulttu. 2.
bir kenarı ezilmek, yamulmak. sağa elilaûu: hamur teknesinin kenarı
ezildi, yamuldu.
- elambareri,
elambarineri 1. bir tarafı şişik. toli elambareri:
bir gözü şişik. 2.
bir tarfı şişirilmiş.
- elambarinu
bir tarafını şişirmek.
ôuûucik
a toli kelumbarinu: arı bir gözünü şişirdi.
- elambaru
bir yanı şişmek. a xanöali
kelomambaru: bir kolum
şişti.
- elambineri
atn.
bir tarafa iliştirilmiş.
- elambinu
atn.,
eladaâu
ark.
iliştirmek, takmak. ela3ona porças kelimbinu: çengelli iğneyi
gömleğinin bir tarafına iliştirdi, taktı.
- elamburineri
kıvırmış (burun).
çxindi elamburineri: burun yapmış halde.
- elamburinu
burun kıvırmak. çxindi elamburinams:
burun kıvırıyor.
- elamcveri,
elancvaleri bir kenarları
otlanmış.
- elamöeşu
atn., elamöüeşu
ark.
yanına vermek, katmak, eş etmek, eşlemek. mgeris
ûiüani
kelumçeşu. kurda kuzuyu eş etti ya da kurdun yanına
kuzuyu kattı.
- elamöitaneri
bir yanı kızarmış. elamöitaneri
ğva. kızarmış yanak.
- elamöitanu
bir yanı kızarmak. ma mâirus
ğva elvamöitanu.
beni görünce yanağı kızardı.
- elamöoxaneri
ark.,
elasûiôoneri
atn.
ekşimiş.
- elamöoxanu
ark.,
elasûiôonu
atn.
bir parça ekşileşmek.
- elamöoxura
ark. elasûiôoneri
(<pon., atn.)
ekşimtırak, ekşimsi. elamöoxura
mjalva. ekşimtrak ayran. 3ad.
eLazoğoni.
- elamüolaneri
ark.,
elaôriüeri,
elaôriüaneri
atn.
kısmen acılaşmış, acımtrak. elamüolaneri
şuüa.
acılaşmış hıyar, acımtrak hıyar.
- elamüolanu
ark., elaôriüu
atn.
kısmen acılaşmak. şuüa
elimüolanu.
hıyar acılaştı.
- elamonöineri
atn.
1. bir tarafı olgunlaşmış.
2. biraz olgunlaşmış.
- elamonöinu
bir kısmı olgunlaşmak.
- elamonöu
atn.
bir tarafı olgunlaşmak, bir yanı olgunlaşmak.
m3xuli elimonöu.
armudun bir tarafı olgunlaştı.
- elamsüu
atn., elam3kvalu
ark. kasınmak, şımarık davranmak. a mitxa âiras
elimsüven.
birisini görünce şımarıyor, kasınıyor.
- elamsüveri
atn., elam3kveri
ark. kasıntı, şımarık. elamsüveri
bozomota. şımarık, kasıntı
kız.
- elamti,
elamtumani vi., elamtume atn.
(çok dik olmayan yerler için) yukarıya doğru hafif meyilli.
- elamtume
atn. 3ad. elamti.
- elam3ku
ark., elanimsüu
atn.
1. yana eğilmek,
yana yatmak, devrilir gibi olmak. nca
elim3ku. ağaç yana yattı. 2.
mec. sağa sola kırıtmak, şımarmak, şımarıklıktan
dolayı kırıtmak, havaya girmek. a
mitxa koâirui
elim3kven. birini gördü mü şımarıyor.
- elam3kvalu
ark.
elamsüu
atn. kasınmak,
şımarık davranmak. a
mitxa âirais
elim3kven. birisini görünce şımarıyor,
kasınıyor.
- elam3kveri
ark.,
elamsüveri
atn.
Havalı, kasıntı, şımarık. elam3kveri
bozomota. şımarık, kasıntı kız.
- elam3kveri
ark.,
elanimsüeri,
elamsüveri
atn.
1. yana eğilmiş,
yana yatmış. elam3kveri
nca. yana yatmış, eğilmiş ya da yamulmuş
ağaç. 2. mec.
kırıtarak, sağa sola yamularak, kırıta
kırıta. elam3kveri
gulun: kırıtarak, sağa sola yamularak geziyor.
- elamwalu
atn., elanwüimu
ark.
yana doğru ayırmak, aralamak, açmak. toli a m3iüa
elamwu/elanwüu:
gözünü biraz araladı. polo
elamwu:
bacağını araladı.
eüna
elam3u: kapıyı birazcık
araladı. 2. biraz
açılmak, aralanmak.
- elancğoneri
yukarıya gönderilmiş (cansız). Him
ôi
moxûuşe
ma doüanaşe
muşi elancğoneri vorûi:
o gelmeden önce ben silahını
yukarıya göndermiş durumdaydım.
- elancğonu
yukarı göndermek (cansız).
jilenepes xorwi
elevuncğonit. yukardakilere et
gönderdik.
- elancinu
atn.,
elamcvinu ark. 1. bir kenarda otlatmak.
2. bir kenarını
otlatmak. 3. mec.
kandırmak, yalan vaatlerle oyalamak, bu şekilde
oyalayıp kullanmak. eüöopare
ya do bozomota elancinams: seni alacağım
diye kızı kandırıp oyalıyor.
- elancvalu
atn.,
elamcvalu ark. 1. bir kenarda otlamak.
puci kelaüorit
do elancvas: ineği bir kenara
bağlayın da otlasın. 2.
bir kenarını otlamak.
- elançaneri,
elaçaneri kenarına
eklenmış, kenarında ya da yanında oluşmuş,
bitmiş, sonradan eklenmiş, sonradan katılmış.
uüaçxeneri
biöi
morderepes elançaneri on. sonraki erkek çocuk büyüklere eklenmiş,
onlara sonradan katılmış.
- elançanu,
elaçanu yandan eklemek, sonradan eklenmek. ncas a ara kelvançanu.
ağaca bir dal eklendi, ağacın gövdesinin yanından
bir dal çıktı. ncas a mşüvela
kelvançanu. ağacın yanından bir fidan çıktı,
bir fidan bitti. a cuma kelomançanes:
bize bir kardeş eklendi.
- elanöareri
bir kenara yazılmış.
sotxa elanöareri
miğuûu:
bir kenara yazmıştım.
- elanöaru
bir kenara yazmak, kenarına yazmak.
a sontxa kelanöaru:
bir tarafa yazdı.
- elanöileri
atn.
bir tarafı deşilmiş.
- elanöilu atn.
bir kenarını deşmek, kenarından deşmek.
mxucişe elanöilu:
omzundan deşti.
- elankaleri
zedelenmiş, örselenmiş, hırpalanmış.
pupuli elankaleri: örselenmiş
çıban.
- elankalu
1. yara ya da çıbanı
zedelemek/ örselemek; hafifçe değmek. pupuli
eleminkalu: çıbanımı zedeledi, örseledi. 2. ark. (yara ya da çıban)
kanamak.
- elankfineri
ark.,
elaklimeri atn.
bir tarafı kesilip temizlenmiş (taralada diken vs. Gibi
yabani otların temizlenmesi, bu temizlik işleminin bir
kenarda yapılması ya da tarlanın bir kenarının
temizlenmesi gibi).
- elanktalu
1. yana eğmek, devirmek. Onçaxule elanktu do sağanis mja kocemibu: yayığı
yana yatırıp sahana ayran döktü. 2.
yana devirmek, döndürmek, çevirmek, eğmek.
- elanktalu
atn.
1. ayırmak, kenara
koymak. a m3iüa
ti haşo elankti. birazını
böyle ayır, kenara koy. 2.
başka bir tarafa aktarmak.
- elanktinu
ark.,
elaninktu atn. yana
eğmek, döndürmek, eğim vermek. mskala kelonktu: iskeleyi
yana yatırdı.
- elanüaleri
atn.
bir yana toplanmış, bir kenara kaldırılmış.
dişüape
pa3xa tuden üale
elanüaleri
vore. odunları pa3xa’nın altına kaldırmış
durumdayım.
- elanüalu
atn.
boşaltıp diğer tarafa yığmak, bir tarafa
toplamak. avlas na dobğutu
dişüape
serende tere elanüalu:
avludaki odunları serender tarafına
topladılar, serender tarafına yığdılar.
- elantaleri
atn.
1.
Yün veya yapağıyı bir
kenarda vurarak liflerine ayrılmış/yumuşatılmış.
2. Yatak vs.’nin bir kenarı/tarafının dövülerek
yumuşatılmış hali. 3. Bir ağacın
bir tarafının/yanının alelade bir şekilde
yontulmuş hali. 4. Bir tarafta/kenarda alelade bir şekilde
yontulmuş ağaç.
- elantalu
atn. 1. Yün veya yapağıyı
bir kenarda vurarak liflerine ayrmak/yumuşatmak. 2. Yatak
vs.’nin bir kenarı/tarafının dövülerek yumuşatılması
fiili. 3. Bir ağacın bir tarafının/yanının
alelade bir şekilde yontulması fiili. 4. Bir tarafta/kenarda
alelade bir şekilde ağacı yontmak.
- elanûaleri
bir gruba sonradan katılmış,
dahil olmuş.
- elanûalu
1. (bir gruba) sonradan
katılmak, sonradan dahil olmak. obiyus uüai
himu ti kelomanûales:
sonra o da oyuna katıldı. 2.
ortama kabul etmek, araya almak. hamu ti kelevinûalat.
bunu da aramıza kabul edelim.
- elanûoreri
yukarı kaydırılmış,
yanaştırılmış.
- elanûoru
1. yukarı kaydırmak, yukarıya
doğru yanaştırmak. serende oruba tere kelavonûori. serenderi dereye doğru
yanaştırdım. 2.
yukarı doğru yanaşmak, kaymak.
- elanûro3u
ark.,
elaşüvalu
atn. bir tarafı
kopmak (heyelan).
- elanâiüeri
atn.,
elanâikeri
ark.
1. kıvırmak,
kıvrılmak. porça
elanâiüeri
mo xer? gömleğini kıvırmış
halde niye oturuyorsun? 2. mec.
kıvrılmış, kıvırmış.
çxindi elanâiüeri:
burnunu kıvırmış.
leşüi
elanzikeri: kıvrılmış
dudak.
- elanâiüu
atn.,
elanâiku
ark.
kenarından ya da ucundan bir yere sıkıştırmak,
iliştirmek, kıvırmak. foûa
şüaorûapus
kelinâiüu:
peştemalı kemerine sıkıştırdı,
iliştirdi, kemerin içine kıvırdı. xuçe komomaluna
üoôas
kuşumi eleginâiüare.
kafam bozulursa kurşunu alnının bir köşesine
sıkıştırırım, iliştiririm.
leşüi
mo elanâiüam.
dudağını kıvırma.
- elanwaleri,
monwaleri
atn.
şımarık, şımarmış. opşa
elanwaleri omordines: çok şımarık büyütmüşler.
- elanwalu
atn.
şımarmak. mo elinwale
oncğoren. şımarma ayıptır. biöepe âirus
moywalu:
erkekleri görünce şımardı.
- elan3xoneri
bir tarafa taranmış, bir yana taranmış.
- elan3xonu
bir tarafa doğru taramak. toma
kelin3xonu do caralvaşe igzalu:
saçını yana tarayıp düğüne gitti.
- elapatxeri,
elajvareri atn.
1. Bir kenara silkelenmiş. 2. Bir kenarda silkelenmiş.
3. Mec. kafayı yemiş, yarım akıllı, kafadan
hafif sakat. ar m3iüa
elapatxeri orûu:
biraz kafayı yemişti, yarım
akıllıydı.
- elapatxu
1. bir kenara silkelemek, bir tarafa
silkeleyip dökmek. kumepe
üodas
kelapatxu: “kumi”yi avluya silkeledi,
döktü. 2. atn., mec. işi gücü bırakmak, elini eteğini çekmek.
iritevuli kelapatxu, hus
kelaxes: herşeyi bıraktı, şimdi bir kenarda
oturuyor. 3. atn.,
mec. kafayı yemek, aklını yitirmek, delirmek.
uğuûu
nosi ti kelapatxu: var olan aklını
da yitirdi, bir kenara silkeleyip bıraktı.
- elapineri
1. yukarıya doğru güdülmüş
(sürü). 2. yukarıya
doğru serilmiş, yayılmış, yatmış.
- elapinu
1. yukarıya doğru gütmek.
şoronepe kelupinu: koyunları yukarıya doğru
güttü. 2. yukarıya
doğru serilmek, yatmak. Lazuûepe
kelipines: mısırlar
yukarıya doğru serildiler, yattılar.
- elapi3xolu,
elapu3xolu 1. kenarından tırnaklamak/tırmalamak.
2. mec.
kenarından küçük bir parça koparmak. gyaris elupi3xolams:
ekmeğin kenarından bir parça kopardı. 3.
mec. kenarından
küçük bir parça kopmak.
- elapor3u
atn.
elaôro3u
vi.
1. kenarından
soymak (meyve, sebze kabuğu). oşüuris
elupor3u: elmanın kenarını
soydu. arguni muntxu do
üoôa
elupor3u: balta vurup alnının
kenarını soydu. 2. bir kenarda soymak.
- elapsalu
1. bir kenara işemek. gzas elapsu. yolun kenarına işedi. 2. Bir kenarına/yanına
işemek.
- elapseri
1. bir kenara işemiş/ işenmiş.
2. Bir kenarına işenmiş.
- elapşalu
1. bir kenara doldurmak.
neâite
oda kelapşu. cevizle odanın bir tarafını doldurdu.
2. bir tarafını doldurmak.
- elapşeri
1. bir kenarı doldurulmuş.
2. bir kenarda doldurulmuş.
- elapu3xoleri
1. kenarından tırnaklanmış.
2. mec. kenarından
koparılmış.
- elaôriüeri,
elaôriüaneri
atn.,
elamüolaneri
ark.
kısmen acılaşmış, acımtrak. elamüolaneri
şuüa.
acılaşmış hıyar,
acımtrak hıyar.
- elaôriüu
atn.,
elamüolanu
ark.
Kısmen/birazcık acılaşmak.
şuüape
eliôriüanes/elimüolanes:
salatalıklar birazcık acılaştı.
- elaôro3eri
ark.,
elapor3eri atn.
1. bir kenarı soyulmuş (meyve, sebze kabuğu vs.). 2.
bir kenarda soyulmuş.
- elarçalu
kenara sermek. oncire oxoris kelarçu.
yatağı evin bir kenarına serdi.
- elarçeri
bir kenara serilmiş.
- elaskideri
ark.,
elasüuderi
atn.
bir kenarda kalmış. elaskideri
ma manöu:
kenarda kalmış olanı bana düştü.
- elaskidu
ark.,
elasüudu
atn.
bir kenarda kalmak. a sotxa kelaskidu. bir yerde, bir kenarda
kaldı.
- elasüvalu
atn.,
elaskvalu vi. bir kenara yumurtlamak. kormek hik hak elasüums:
tavuk oraya buraya yumurtluyor.
- elasôinu
atn.,
elastvinu vi.
1. yukarıya doğru ıslık çalmak. tijile
elevuspininati var dvaguru:
yukarıya doğru ıslık çaldıysam da duymadı.
2. Birinin yanında ıslık çalmak. oncğoreşi,
badi üoçiş
eluspinams: ayıp, yaşlı
adamın yanında ıslık çalıyor. 3. Bir
kenarda ıslık çalmak.
- elastikeri
ark.,
elafûileri
atn.
bir tarafı yolunmuş, koparılmış.
- elastikeri
ark.,
elasûiüeri
atn.
1. bir kenarı yolunmuş, koparılmış.
2. bir kenarda yolunmuş.
- elastiku
ark.,
elafûilu
atn.
kenarından yolmak, kenarını yolmak, koparmak. gyaris
elustiku. ekmekten bir parça kopardı. üinçis
msva elustiku. kuşun kanadını ya da tüyünü yoldu,
kopardı.
- elasûiüu
atn.,
elastiku ark. 1. kenarını
yolmak, koparmak. muntxus uci elusûiüu:
vurunca kulağını yırttı, yoldu. 2.bir
kenardan yolmak, koparmak.
- elasûiôoneri
atn.,
elamöoxaneri
ark.
ekşimiş. elasûiôoneri
mja: ekşimiş ayran.
- elasûiôonu
atn.,
elamöoxanu
ark.
biraz ekşileşmek. meyaperi
elisûiôonu:
yoğurt biraz ekşidi.
- elasûvalu
atn.,
elastvalu vi.
yandan kayıp geçmek, yanından sıyırıp
geçmek, kenarından sekmek. üuşumi
elemisûu:
kurşun yanımdan sıyırıp
geçti. himus elusûu
do ma komomaûu:
onu sıyırdı bana vurdu.
- elasvareri
bir kenara dizilmiş. xoşüape
gzas elasvareri naşüu:
fasülye sırıklarını
yolun kenarına dizilmiş bıraktı.
- elasvaru
bir yana ya da bir kenara dizmek. dişüape
jilemonas kelasvaru:
odunları evin arkasına kenara dizdi.
- elaşina
anma, hatırlama, hatırlatma. üaûa
elaşinas süani
şeni vibga. her anmada senin için
ağlıyorum.
- elaşinaxeri
bir kenara saklanmış. nana şüimis
a m3iüa
para elaşinaxeri kuğuûu:
annemin bir kenarda saklanmış
bir miktar parası vardı.
- elaşinaxu
bir kenarda saklamak, gelecekte lâzım
olacağı düşüncesiyle bir kenarda saklamak. ntxiri
elemişinaxit. bana bir kenarda fındık saklayın,
ayırın.
- elaşinu
anmak, lafını yapmak. hus
si elegişinit: şimdi seni andık. yoxo
süani
var ti elevişina: adını
anmayacağım.
- elaşireri
1. bir tarafı aşınmış/
aşındırılmış. 2. Bir kenarda aşındırılmış.
- elaşiru
1. bir kenarını ya da bir
tarafını aşıtmak. memintxu
memintxu do mxuci elemişiru. vura vura omuzumu aşındırdı.
2. Bir kenarda aşıtmak.
- elaşüinu
atn.
gizlice dinlemek. ma elemişüinams:
gizlice beni dinliyor.
- elaşüomeri
atn.,
elaöüomeri
ark.
1. bir kenarda yenmiş.
korme oruba üale
elaşüomeri
bâirit.
tavuğu dere tarafında yenmiş halde bulduk. 2. bir tarafı yenmiş.
- elaşüomu
atn.,
elaöüomu
ark.
1. bir kenarda yemek. zuğa üale
vidit do cari kelapşüomit.
deniz tarafına gidip ekmeğimizi yedik. 2. bir tarafını yemek. mtugik üvalis
eluşüomu.
fare peynirin bir tarafını yedi. dvaxenuüo kvas eluşüomase
ûu:
yapabilse taşın kenarını yerdi. 3.
bir şeyle birlikte yemek. caris şuüa
elevuşüomit.
ekmeği hıyarla birlikte yedik. cari imxoûuşa
nosi ti keluşüomu.
ekmek yerken aklını da beraberinde yedi.
- elaşüvalu
atn., elanûro3u
ark.
bir tarafı kopmak (heyelan). livadişi melendo elvaşüu:
tarlanın öte tarafından göçük oldu.
- elaşüvalu
atn.,
elaşkvalu
vi.
(canlılar için) yukarı göndermek.
mutxa oziûuşe
jile kelavoşüvi:
bir şey söylemeye yukarı
gönderdim.
- elaşolu
atn., elaşvelu ark. bir kenarda
yoğurmak.
- elaşoru
bir tarafını sıyırmak,
sıyırıp almak (kabuk, deri vs.), soymak. ğva
eluşoru. yanağını sıyırdı.
nena dvaguru şüala doüanaşe
elişoru. sesi duymasıyla birlikte tabancayı sıyırdı.
- elataneri
kısmen aydınlanmış,
kısmen aydınlık.
- elatanu
kısmen aydınlatmak. mjorak
elatanu. güneş kısmen aydınlatıyor.
- elatrageri
ark., elaturgeri atn. bir tarafı
örtülmüş, kapatılmış.
- elatragu
ark.
3ad. elaturgu.
- elaturgeri
atn.,
elatrageri ark.
bir tarafı örtülmüş, kapatılmış (çatı).
- elaturgu
atn.,
elatragu ark. bir tarafını ya da bir kenarını örtmek, kapamak
(çatı). otvaşi walen
üale
muşi elapturgit. çatının aşağı tarafını
örttük, kapadık.
- elaûaxeri
1. kenarı kırık. cari elaûaxeri:
kenarından kırılmış
ekmek. elaûaxeri
kva. kenarından kırık
taş. 2. bir kenarda
kırılmış.
- elaûaxu
1. kenarından kırmak, kenarını
kırmak. a m3iüa
cari elemiûaxi
do komomçi. bana biraz ekmeği kenarından kırıp
ver. 2. bir kenarda
kırmak.
- elaûalu
atn. şaka yollu
takılmak, şaka yapmak, şakalaşmak. üarti
üartis
elovaûet.
birbirimize takılıyoruz, şakalaşıyoruz.
badis hiüu
mo elvaûet
guri mvalasere: yaşlı adama o kadar takılmayın
darılır.
- elaûirûilu
1. yanında laflamak. dolumcaşa
elemixes do elemiûiûilams:
gün kararana kadar oturup yanımda laflıyor. 2.
dırdır yapmak. mo elemiûirûilam!
yanımda dırdır yapma!
- elaûüoçeri
ark.,
elaûoçeri
bir kenara fırlatılmış.
xmareri do elaûüoçeri:
kullanılıp bir kenara fırlatılmış.
elaûüoçeri
toüi.
bir kenara fırlatılmış ip.
- elaûüoçu
ark., elaûoçu
atn.
1. bir kenara fırlatılmış/
atılmış. süepali
oxmares oxmares do kelaûoçes:
keseri kullanıp kullanıp bir kenara attılar. 2. mec. kullanılıp
terkedilmiş, bir kenara atılmış. nosi
na var uğun doxmaraman do kelaûüoçaman.
aklı olmayanı kullanırlar ve bir kenara atarlar.
3. mec. uydurmak, uygun
bir şey söylemek. ağodupe
domagurus a birapa kelevuûüoçi:
başına gelenleri duyunca
yaşadıklarına atfen bir türkü uydurdum.
- elaûoberi
atn.,
elaûüoberi,
elaûüobineri
ark. bir kenarda pusmuş,
gizlenmiş, sinmiş. tamlepes elaûoberi
vorûi.
çalıların arasında pusuya yatmış haldeydim.
- elaûobu
atn., elaûüobu
ark.
bir kenarda pusmak, sinmek, saklanıp
beklemek. nca üaôulas
elevuûobi.
ağacın arkasında pusuya yattım.
- elaûrağodu
1. birinin yanında türkü söylemek.
nanciras ya do beres eluûrağodams:
uyusun diye çocuğun yanında
türkü söylüyor. moğordinu
şeni bozomatalepes eluûrağodams:
kandırmak için kızların
yanında türkü söylüyor. 2. Bir kenarda şarkı söylemek.
- elaûroxu
1. kenarından kırılmak,
kenarı kırılmak. kva elaûroxu:
taşın kenarı kırıldı. 2.
bir kenarda kırılmak.
- elavelu,
elolva 1. kenarından, yanından kopmak. a oröe
elavelu: bir parça koptu.
2. atn.,
mec. yakışmak, uygun düşmek. biöis bozo opşa eluvelu: erkeğe kız çok yakıştı. möita elegivelu: sana kırmızı yakıştı. 3.
işine gelmek, uygun olmak. ma oçilera var elemivelu: evlilik benim işime gelmiyor.
- elavraûu
arş. çabucak yanından
(rüzgâr gibi) geçmek. elemavraûûen.
rüzgâr gibi yanımdan geçiyor.
- elayoxu
atn.,
elacoxu ark. 1. yukarıya doğru
ses vermek, çağırmak. elevuyoxina ti var dvaguru: yukarıya doğru çağırdıysam da duymadı.
2. ark. öylesine uğramak,
geçerken uğramak.
- elayonu
1. (canlılar için)
yukarı götürmek, yukarı çıkarmak. ağani nusa
jileni oxoişe keleviyonit. yeni gelini yukarıdaki eve
götürdük. 2. eşlik
etmek, aynı telden çalmak. hamuti himus kelvayonu. buda ona
uydu, onunla aynı telden çalıyor.
- eLazdalu
1. yana çekmek, bir tarafa yamulmak,
bir tarafı çarpılmak. tijile opşa elizdu. yukarıya
doğru fazla çarpıldı. 2.
yana çekilmek bir tarafa çarpıtmak, yamultmak. leşüi
eLazdu. dudağını büktü. 3.
atn., mec. beğenmemek,
tepeden bakmak.
- eLazderi
bir tarafa çarpılmış, bir tarafa çekilmiş.
eLazderi leşüi.
bir tarafa çarpılmış
dudak.
- eLazgimoöu
atn.
1. bir tarafa eğilmek,
bir tarafa yamulmak, çarpılmak. leşüepe
eLazgimoöu.
dudaklarını büktü. 2.
yana eğilmek, bükülmek, çarpılmak. şüurinate elizgimoöu.
korkudan çarpıldı.
- eLazgvalu
atn.,
eLaâgvalu
ark.
bir kenara sıçmak. karmaûe
avlas eLazgu. değirmenin avlusuna sıçtı.
- eLazoğoni
ark.,
eLazoğona
vi.
1.
vi. ekşimtrak,
ekşimsi, kekre. 2.
meyvenin doğasından kaynaklı ekşilik, kekre,
ekşi. eLazoğona
ombri: ekşi erik.
- ela3i3olaşe
xp.,
nonâgile,
oâinâgale
vi.,
üibri
onzgilaşe
atn.
kürdan.
- ela3oneri
1. bir kenara iliştirilmiş.
2. yanına dikmek (kazık).
- ela3onu
1. bir kenara iliştirmek,
bir tarafına takmak. doüanaşe
şüas
keli3onu. silahı beline taktı. 2.
yanına dikmek (kazık).
- elawalu
atn., elawüalu
ark.
yanından çekmek, sökmek (kazık, fidan). 2. yandan sıyırmak, yandan çıkarmak. şüaşe
doüanaşe
eliwu:
belinden silahı çıkardı.
- elawelimu
atn.,
elawüomilu
ark.
yukarıya bakmak, tijile elawes: yukarı bakıyor.
- elawoneri
bir tarafa meyletmiş.
- elawonu
dengeyi bozmak, dengeyi bir tarafa
bozmak, bir tarafa doğru tartmak. serende eliwonu, ciningtasere: serende
bir tarafa yattı, bir tarafa dengesi bozuldu yıkılacak.
- elawunu
atn., elawüunu
ark.
hafiften ağırmak, bir tarafı ağırmak.
ti elomawunen.
başım hafiften ağırıyor. şüa
elemawunen.
biraz belim ağrıyor.
- elemiûa
ark., eleminöi
atn.
kızamık hastalığı. Ma
ti elemiûa
maünu
: ben de kızamık hastalığına
yakalandım.
- elolva
atn., elaxtimu ark. yukarıya
doğru çıkmak. mo
iyondram hanepes, yeine tijile kelaxûi:
buralarda bekleme, hemen yukarı
çık.
- elonktalu,
elaniktu 1. bir tarafa
eğilmek. timele eliningtu:
öte tarafa eğildi. 2.
mec. isteği yerine gelmemek, isteği karşılanamamak.
a wulu
elvanktasi guri mvalen. küçük bir isteği yerine gelmese darılıyor.
- elva,
eyolva 1. yukarıya/üste
çıkmak. üoma
tijin eyulun: duman yukarı çıkıyor.
ncaşe eyulun/yulun:
ağaca çıkıyor. 2. Yerinden çıkmak, Kopmak,
sökülmek. Cen3xodureşe
pi3ari elu/eyolu: döşemeden tahta söküldü.
- em xp.,
hem ark.,
him atn. Üçüncü tekil şahıs zamiri, o. em berek wüari
momçes: o çocuk bize su verdi. 2. işaret
sıfatı, o. em
ndğas gzas kogebdgitit: o gün yola koyulduk.
- emçxu
tedavi amacı ile yarayı deşmek.
pupuli emimçxu: yaramı
deşti (tedavi için).
- emöüu
vi.
1. Batmış dikeni çıkarmak.
2. diken batmış bir yeri ya da bir yarayı iğneyle
deşerek pisliğini çıkarmak.
- emğuru
atn.
eşaborinu ark., gamaborinu vi.
geğirmek. üaûa
lu pşüomare
eyomamğuren: her lahana yeyişimde
geğiriyorum.
- emxu
atn.,
muxuxi ark. köstebek. emxuk leûaşe
dudi kogamiğu. köstebek topraktan
başını çıkardı.
- emüele
xp.,
hemüele
ark.,
himüale
atn.
o taraf, o tarafta, o tarafa/o tarafı. oxori çkuni emkele doskidun. evimiz o tarafta kalıyor.
- emüuteri
çarpılmış, ürkmüş, korkmuş. emüuteri
vore. Çarpılmışım/ürkmüşüm.
- emüutineri
ürkütülmüş, çarpılmış.
- emüutinu
ürkütmek, ürkmesine sebep olmak. bere
mot eyomüutinam.
çocuğu ürkütme.
- emüutu
bir varlıktan çok korkup kaçmak, ürkmek, korkudan dolayı
şoka girmek.
- empala
atn.
taşma, taşkınlık. empala
komomalu: taşkınlığım geldi.
- empalu
atn.,
epalu ark. 1. taşmak. mjalva
empu/mja epu: süt taştı. 2.
mec. aniden kızmak,
parlamak. ôaôulis
mot elabu yeine empun. dedeye dokunma
hemen parlıyor/kızıyor.
- epalu
vi. 3ad. empalu.
- mpula
xp.,
môula
vj. 1. Sis. ngolas empula yulun xolo öima
öimasen:
dağa sis yayılıyor yine
yağmur yağacak. 2. Bulut.
- empunu
atn.,
epinu ark. taşırmak. var 3adu do mjalva eyompunu. dikkat etmediğnden
sütü taşırdı. 2.
mec. kızdırmak, parlamasına sebep olmak. ixaôa
do üoçi
mo eyompunam. konuşup adamı kızdırma.
- emti,
emtumani 1. dik. 2. yokuş, yokuş yukarı, yukarıya doğru dik
yer.
- emu şeni
xp., hemu şeni ark., himu
şeni atn. 1.oyüzden, ondan dolayı,
ondan ötürü, onun için. 2.
şunun için.
- emzgudu
1. yerden bitmek, aniden
oluşmak. 2. mec. aniden ortaya çıkmak, belirmek. nak na vidit hik emzgudu:
nereye gittiysek orda ortaya çıktı, hemen orda belirdi.
- emwvamu
arş.
çabuk gitmek. emwvi:
çabuk git.
- ena,
ina atn. hayret bildiren ünlem. ina… hamuk mu iûus!
aa. bu ne diyor!
- enana,
enanas ya atn.
hayret belirten bir ifade. enana ham âiyem
i? aa şunu görüyormusun?
- encami
atn., muöotiren
ark. nasıl olsa,
her nasılsa. encami moxûare
xolo. nasıl olsa geleceksin yine. encami xolo ma cemalare.
nasıl olsa yine bana düşeceksin, bana muhtaç olacaksın.
- enöalu
yetmek, kafi gelmek. ham cari kemanöasere:
sanırım bu ekmek bana yeterli gelir.
- enöalu
1. yukarı uzatmak, yukarıya
vermek. öubri
enöili
on3xenişe keminöu.
kestane bağını tavan arasına uzattı.
2. asmak, idam etmek. layöi keyonöu.
köpeği astı.
- enöeri
üste uzatılmış, yukarı
çekilmiş. nçalape serende
perçeşe enöeri
var on/ ren: mısır samanları
serender balkonuna çekilmemiş, çıkarılmamış.
- enöili
atn.,
inüili
xp.
bağ (ot, saman vs.). nçala enöili. saman bağı.
nçala enöili
sûeri
ofidi uğun: mısır
samanının bağı gibi kaşı var.
- enöilu
atn.,
enöüilu
arş.
deşmek. korba eyunöilu:
karnını deşti.
- enöina
vi., atn., dobağine
xp. 1. yeteri kadar, yeterince.
ma enöina
nosi komiğun: yeterince
aklım var. 2.
azık. enöina
var demisüudes:
azığımız kalmadı.
- enöinu
1. Yettirmek. miğuran wüai
evinöinatere:
sahip olduğumuz suyu yettireceğiz. 2. Yetinmek.
- enöuşu,
eyonöuşu
yukarıya doğru uzanmak, yetişmeye
çalışmak, erişmeye çalışmak. bere üanças
var eyanöuşinen.
çocuk askıya uzanamıyor.
- enda,
endra, enda cenda atn.
fark, ayrım, farklılık. arti
şüala
enda cenda var uğun: diğeri
ile farkı yok.
- endğulinu
ark.
üzerine eritmek. nazari
ağodu ya do nukla endğulinu: nazar değdi diye
bal mumunu üzerine eritti.
- endi
cendi arş.
her tarafı kazmak. endi cendi dontxoru. her tarafı kazdı.
- endra
gendra ark.,
enguşi cenguşi
atn. engebeli, girintili
çıkıntılı, çukur ve tümsekten oluşan
zemin.
- enduri
oxinapu umursamak, kaale almak. enduri var ikums: umursamıyor, kaale almıyor.
- endvalu
ark.,
exondvalu atn. 1. üzerine almak, sorumluluğunu üzerine almak. tis
var ebindvi. sorumluluğunu üzerime almadım. var
exevindvi. üzerime almadım, sorumluluk almadım.
2. Vi. Dert edinmek.
- enguşi
cenguşi ant. 3ad.
endra gendra.
- enüaluri,
eçoroba arn., eöüvadala
ark.
yokoluş, son, tükeniş. ğura
do enüaluri
süani.
ölümün ve yokoluşun.
- entepe
xp.,
hentepe, hentere ark.,
hini atn. onlar. entepe so renan?
onlar nerdeler?
- entepe
xp., hentepe, hentere ark.,
hini atn. onlar. entepes
uwvi
komoxtan. onlara söyle gelsinler.
- entxozi
arş.
örnek, misal.
- entia
atn. fıtık.
entia miğun: fıtığım
var.
- enûoreri
yukarı kaldırılmış,
yukarı çekilmiş.
- enûoru
yukarı kaldırmak. lambas
fiûili
eyunûori.
lambanın fitilini kaldır. ar meûro
çkva eyonûori.
bir metre daha yukarı kaldır.
- enûro3eri
ark.,
eşüveri
atn.
yıkılmış, devrilmiş. enûro3eri
öuburi
nca goxoxes: yıkılmış
kestane ağacını budadılar.
- enûro3u
ark., eşüvalu
atn.
(ağaçlar için) köküyle birlikte sökülmek, yıkılmak,
devrilmek. ar didi möüoni
nca enûro3u:
koca bir meşe ağacı devrildi (kökten).
- enâiüeri
atn.,
enâikeri
ark.
yukarı kıvrılmış.
üudeli
enâiüeri
üaûu:
kuyruğunu yukarı kıvırmış kedi.
- enâiüu
atn.,
enâiku
ark.
yukarıya doğru bükmek, yukarı kaldırmak. üaûuk
üudeli
enâiüu:
kedi kuyruğunu yukarıya doğru büktü, kaldırdı.
- enwa
cenwa
atn.
tahterevalli. enwa
cenwate
ibis. tahterevalli ile oynuyor.
- enworu
atn.,
enwiru
xp. yukarı çekmek (sıvı).
orubaşe wüai
enworums:
dereden su çekiyor.
- enwiru
xp. 3ad.
enworu.
- epatxeri
atn.
1. silkelenmiş.
2. açık ateşten çıkarılmış ekmek.
- epatxu
atn. 1. silkelemek. 2. açık
ateşte pişirilen ekmeği (pilekide) külden çıkarmak.
3. Yağmurdan sonra bitkiler üzerinde biriken çisenin kuruması/kaybolması.
şetxi epatxu: çise kurudu.
- epsiüo
atn.
kibirli, şımarık. epsiüo
bere: şımarık çocuk.
- epto
ark.
Oldukça, bir hayli. epto
mskva ren. oldukça güzeldir. epto didi. oldukça büyük. (kay:
fahri Lazoğlu).
- eputxineri
1. uçurulmuş. 2.
atn. ürkütülmüş.
- eputxinu
1. uçurmak. üinçi evoputxinit. kuşu
uçurduk. 2. atn.
korkutmak.
- eputxu
1. uçmak. üinçi
eputxu: kuş uçtu. 2.
atn. ürkmek, korkmak.
- ereüi
vi., ireüi
xp.
‘mçiki’ adındaki bir kuşu yakalamak için kullanılan
bir tuzak.
- ergaûi
atn.
1. kayıkları
karaya çekmek için kullanılan bir düzenek. 3ad.
wiği.
2. Bir noktadan diğer
bir noktaya yük taşımaya yarayan bir tür teleferik.
tasavatişe karmaûe
zenişa ergaûi
govombit. tasavati’den karmaûe
zeni’ye teleferik uzattık. ergaûite
nçayi toruman: teleferikle çay taşıyorlar.
- esaleûe
atn. sağlam olmayan,
sağlıklı bir yapıya sahip olmayan, kalıcı
olmayan, her an düşmeye, yıkılmaya, kırılmaya
hazır. msüala esaleûe
medgun. iskele durduğu yerde sağlam değil. esaleûe
dulya xaâi
var maen. sağlıklı olmayan işi sevmem.
- eselu
ark.,
moselu atn. 1. kalkmak. üulişe
eviseli. iskemleden kalktım. 2.
kaldırmak. üulişe
evoseli. iskemleden kaldırdım.
- esûulineri,
esûveri
atn.,
estvineri ark.,
elabareri, elajvareri atn.
üşütük, kaçık. nosi esûulineri:
aklını kaçirmiş, kafasını yemiş.
- esvaru
yeniden dizmek, dizilmiş olanı
kaldırıp yeniden dizmek. dişüa
epsvari: odunları
yeni baştan dizdim.
- eşaborinu
ark.
3ad. emğuru, oboynu.
- eşabğeri
ark.,
eşüabğeri
atn.
arasına dökülmüş.
- eşabğalu
ark., eşüabğalu
atn.
arasına dökmek (bir çırpıda sayılamaz katı
nesneler için).
- eşacinu
ark.,
eşüacinu
atn.
1. arasına yatmak.
2. arasına yatırmak.
3. arasına, ortasına
devirmek, yıkmak.
- eşaçanu
ark., eşüançanu,
eşüaçanu
atn. ortasında,
arasında bitmek.
- eşaçxamu
ark., eşüaçxalu
atn.
içini çalkalamak, yıkamak.
- eşaçodinu
ark.,
eşüaçodinu
ark.
içindekileri bitirmek.
- eşaçodinu
ark.,
eşüaçodinu
atn.
içindekileri bitirmek.
- eşaöüidu
ark.,
eşüaöirdu
atn.
arasından yırtmak, arsını yırtmak.
- eşadgamu
ark.,
eşüadgalu
atn. arasına ya
da ortasına koymak, eklemek.
- eşağmalu
ark.,
eşüağmalu
atn.
(cansız varlıklar için) yukarya çıkarmak.
- eşaxaru
ark., eşüaxaru
atn.
1. atn.
arasını tırnaklamak. 2.
ark. arasını
yırtmak.
- eşaxedu,
eşaxedinu ark.,
eşüaxedinu,
eşüaxedu
atn.
arasına oturmak.
- eşaxtimu
xp.,
eşüolva
atn.
yukarı çıkmak. germaşe eşüulun:
- eşaxtimu,
eşolu ark., eşüaxûimu,
eşüolva
atn. (uzak ve dik bir
yerde) çıkmak.
- eşaxunu
ark., eşüaxunu
atn.
araya ya da ortaya oturtmak.
- eşaüitxu
ark.,
eşüaüitxu
atn.
derinden soruşturmak, araştırmak.
- eşaüodu
ark.,
eşüaüodu
atn.
arasına ya da ortasına bölme koymak.
- eşaüvatu
ark., eşüaüvatu
atn.
arasını kesmek, arasından kesmek.
- eşancğonu
ark.,
eşüancğonu
atn.
yukarıya göndermek.
- eşanûalu
ark., eşüanûalu
atn.
1. arasına ya
da ortasına katmak.
- eşapinu
ark., eşüapinu
atn.
yukarıya doğru sürmek, yaymak, sermek.
- eşapsalu
ark.,
eşüapsalu
atn.
arasına işemek.
- eşastvalu
ark.,
eşüasûvalu
atn.
1. yukarıya doğru
kaymak, yukarıya doğru kayıp çıkamak. 2.
arasından kaymak.
- eşastvinu
ark.,
eşüasûulinu
atn.
arasına ya da arasından kaydırmak.
- eşasvalu
ark.,
eşüasvalu
atn.
1. arasına sürmek.
2. arasına sürünmek.
- eşatoru
ark.,
eşüatoru
atn.
yukarı çekmek, çekip almak.
- eşaûaxeri
ark.,
eşüaûaxeri
atn.
arası kırılmış, ortası kırılmış.
- eşaûaxinu
ark.,
eşüaûaxinu
atn. arasını
kırmak, kırarak oymak.
- eşaûaxu
ark.,
eşüaûaxu
atn.
arasını ya da ortasını kırmak.
- eşayonu
ark.,
eşüayonu
atn.
(kendi başına gidemeyen canlı varlıklar için)
yukarıya götürmek.
- eşaâgvalu
ark.,
eşüazgvalu
atn.
arasına pislemek. tipepunas eşüazgu. çimenlerin arasına
sıçtı.
- eşawüamu
ark.,
eşüawalu
atn.
arasından çekip almak, arasından çıkarmak, arasını
çıkarmak, sökmek.
- eşawüomilu
ark.,
eşüawelimu
atn.
yukarıya doğru bakmak.
- eşiüu
boğazdan hıçkırık gelmek, hıçkır
sesi çıkarmak. emaşiüen.
hıçkırıyorum. emaşiüas
wai
pşum. hıçkırınca
su içiyorum.
- eşüabğaleri
atn.,
eşabğaleri ark.
arasına dökülmüş.
- eşüabğalu
atn.,
eşabğalu ark.
(bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için)
arasına dökmek. caris helva keşüabğu.
ekmeğin arasına helva döktü, koydu.
- eşüacinu
atn.,
eşacinu ark.
1. arasına yatmak. bozopes keşüvacinu:
kızların arasına yattı. 2.
arasına yatırmak. a biöi
keşüucinu:
arasına bir erkek yatırdı. 3.
arasına, ortasına devirmek, yıkmak.
- eşüaçxalu
atn.,
eşaçxamu ark.
içini çalkalamak, yıkamak. üuüma
eşüaçxu:
güğümün içini yıkadı, içini çalkaladı.
- eşüaçodinu
atn.,
eşaçodinu ark.
içindekileri bitirmek.
- eşüaöirdu
atn.,
eşaöüidu
ark.
arasından yırtmak, arsını yırtmak. çitabi
eşüaöirdu.
kitabın arasını yırttı.
- eşüadgalu
atn.,
eşadgamu ark.
arasına ya da ortasına koymak, eklemek. kçe porças uça
mbela keşüudgu:
beyaz gömleğin orta yerine siyah bez koydu, ekledi.
- eşüağmalu
atn.,
eşağmalu ark.
(cansız varlıklar için) yukarya çıkarmak. orubaşe
kva eşüiğams:
dereden taş çıkarıyor.
- eşüaxaru
atn.,
eşaxaru ark.
1. atn. arasını
tırnaklamak. 2.
ark. arasını yırtmak.
- eşüaxawu
atn.
arasını kazımak. bu3xapete caris eşüuxawu:
ekmeğin arasını tırnakları ile kazıdı.
- eşüaxedinu,
eşüaxedu
atn.,
eşaxedu, eşaxedinu
ark. arasına oturmak. biöepe oşüendas
keşüaxedu.
erkeklerin arasına oturdu.
- eşüaxûimu,
eşüolva
atn.,
eşaxtimu,
eşolu ark. (uzak ve dik bir yerde) çıkmak.
- eşüaxunu
atn.,
eşaxunu ark.
araya ya da ortaya oturtmak. bozopek biöi
koüoşüixunes:
kızlar aralarına erkeği oturttular.
- eşüaxuûoru
atn.
arasını kesmek (saç vs. kılcal varlıklar için).
toma eşüuxuûoru.
saçını arasından kesti.
- eşüaüitxu
atn.,
eşaüitxu
ark.
derinden soruşturmak, araştırmak. him dulya eşüiüitxams:
o işi derinden soruşturuyor.
- eşüaüoderi
atn.,
eşaüoderi
ark.
arasına bölme konmuş, arası örülmek suretiyle bölünmüş.
- eşüaüoderi
atn.,
eşaüoderi
ark.
arasına bölme konmuş, arası örülmek suretiyle bölünmüş.
eşüaüoderi
oxori. arasına bölme konulmuş ev.
- eşüaüodu
atn.,
eşaüodu
ark.
arasına ya da ortasına bölme koymak. oxori eşüapüodit.
evi böldük, evin arasına bölmeler koyduk.
- eşüaüvatu
atn.,
eşaüvatu
ark.
arasını kesmek, arasından kesmek. a üiti
eşüikvatu:
bir parmağını aradan kesti.
- eşüancğonu
atn.,
eşancğonu ark.
yukarıya göndermek. noğaşe mcumu eşüancğomu.
çarşıdan yukarı doğru (köye) tuz gönderdi.
- eşüançanu,
eşüaçanu
atn.,
eşaçanu ark.
ortasında, arasında bitmek. jur nca oşüendas
a mşüvela
keşüinçanu.
iki ağacın arsına bir fidan bitti.
- eşüanûalu
atn.,
eşanûalu
ark.
1. arasına ya
da ortasına katmak. kormepes mamuli keşüunûalu:
tavukların arasına horoz kattı. 2.
arasına ya da ortasına katılmak.
- eşüapinu
atn.,
eşapinu ark.
yukarıya doğru sürmek, yaymak, sermek. pucepe oxorişe
keşüupinu:
inekleri aşağıdan eve doğru çıkardı.
- eşüapsalu
atn.,
eşapsalu ark.
arasına işemek. nçalapunas eşüapsu.
samanlığın arasına işedi.
- eşüasûulinu
atn.,
eşastvinu ark. arasına ya da arasından kaydırmak.
- eşüasûvalu
atn.,
eşastvalu ark. 1. yukarıya doğru
kaymak, yukarıya doğru kayıp çıkamak. 2.
arasından kaymak.
- eşüasvalu
atn.,
eşasvalu ark.
1. arasına sürmek. 2.
arasına sürünmek.
- eşüatoru
atn.,
eşatoru ark.
yukarı çekmek, çekip almak. dolozuûu
svaşe eşüaptori.
içine düştüğü yerden çekip aldım.
- eşüaûaxeri
atn.,
eşaûaxeri
ark.
arası kırılmış, ortası kırılmış.
- eşüaûaxinu
atn., eşaûaxinu
ark.
arasını kırmak, kırarak oymak.
- eşüaûaxu
atn.,
eşaûaxu
ark.
arasını ya da ortasını kırmak. üoda eşüaûaxu:
duvarın arasını kırdı. dudi eşüuûaxu:
başının ortasını, arasını kırdı.
- eşüayonu
atn.,
eşayonu ark.
(kendi başına gidemeyen canlı varlıklar için)
yukarıya götürmek. opuûeşe puci keşüeviyoni.
köye ineği çıkarttım.
- eşüazgvalu
atn.,
eşaâgvalu
ark.
arasına pislemek. tipepunas eşüazgu. çimenlerin arasına
sıçtı.
- eşüawalu
atn.,
eşawüamu
ark.
arasından çekip almak, arasından çıkarmak, arasını
çıkarmak, sökmek.
- eşüawelimu
atn.,
eşawüomilu
ark.
yukarıya doğru bakmak. germa tere eşüawes:
dağa doğru bakıyor.
- eşüolva
atn.,
eşaxtimu ark.
yukarı çıkmak. germaşe eşüulun:
dağa çıkıyor. tuden do eşüulun:
alttan çıkıyor.
- eşüoru
atn.,
eöüoru
ark. alttan, dipten
biçmek. nca eşüoru.
ağacı kökünden biçti.
- eşüulineri
atn.,
enûro3ineri
ark.
yıkılmış ağaç vs.(dış etki
ile).
- eşüulineri
atn.,
enûro3ineri
ark.
yerinden sökülüp kalkmış,
yıkılmış.
- eşüulinu
atn.,
enûro3inu
ark.
dibinden yıkmak, devirmek. nca eyoşüulinu:
ağacı yıktı, devirdi.
- eşüundu
arş., eçkindu vi., dosvalu atn.
aniden yerden bitmek, birdenbire ortaya (yerden) çıkmak.
- eşüvalu
atn.
enûro3u
ark.
kökten devrilmek, yıkılmak.
nca eyaşüu:
ağaç devrildi.
- eşüveri
atn., enûra3eri
ark. dibinden yıkılmış,
devrilmış. eşüveri
mbuli. kökten yıkılmış kiraz ağacı.
- eşo
xp., heşo ark., hişo
atn. öyle. eşo mot ikip!
öyle yapma!
- eşomçinu
ark., omçinu iletmek, haber vermek. ambari eşumçinu:
- eşvanu
nefes almak. şuri var emaşvanen.
nefes alamıyorum.
- etfalu,
eyotfalu üstünü örtmek, üstünü kapamak. otvas bedarva keyutu:
çatıya ‘kiremit’ örttü.
- etoru
yukarı çekmek. xepeşe demiüaçu do tijin emtoru. ellerimden
tutup yukarı kaldırdı. işûoni
eyitoru. donunu yukarı çekti.
- eûaxeri
dipten kırılmış,
kökten kırılmış. eûaxeri
nca. kökten kırılmış ağaç.
- eûaxu
1. kökten kırmak, dipten kırmak.
ixik nca eûaxu:
rüzgâr ağacı kökten kırdı. 2.
kökten, dipten kırılmak. nca eûroxu:
ağaç kökten kırıldı.
- eûalu,
eyoûalu
2. üzerine salmak, üzerine doğru
bırakmak. wüari
zenis eyuûu:
suyu düzlüğün üzerine bıraktı.
- eûalu,
eyoûalu
atn.,
moxvadu ark.
1. mec. rastlamak, denk
gelmek, bir iş üstünde yakalamak. nca nixiyamûuşa
evaûi.
ağaç çalarken üstüne geldim, rastladım.
- eûoçu,
eyoûoçu
atn., eûüoçu
ark. alttan üste fırlatmak,
yukarı doğru atmak, yukarı doğru kopmak. otva
tere a kva keyoûoçu:
çatıya doğru bir taş fırlattı. bu3xa
emiûüoçu:
tırnağım attı.
- eûonu,
enûonu
1. suyun altından suyun üstüne
çıkmak. zuğas eviûoni.
denizde suyun üstüne çıktım. 2.
suyun yukarı kaldırması. waik
emûonu.
su beni yüzeye çıkardı.
- eveleri,
eyoleri atn.,
eleri ark. 1.
kopup yukarı çıkmış. eveleri piéari:
yukarıya doğru kopup çıkmış tahta. 2.
normal davranışının dışına
çıkmış, hayLazlaşmış.
- evelu
atn., elu ark. 1.
yukarıya doğru kopmak. bu3xa emivelu:
tırnğım kalktı. 2. atn., mec. normal davranışların
dışına çıkmak, davranışlarda aşırıya
kaçmak, hayLazlaşmak. bere keyovelu:
çocuk normalinden çok hayLazlaştı.
- evro
ark.,
evre atn. kıble rüzgârı. evro
ren andğa, çonçi var ikosen: kıble rüzgârı
var bugün, kuru yaprak süpürülmez.
- eya xp.,
heya vi., him atn.,
hemu ark. o. eya
momçi. onu ver.
- e'yi
efendim, sesle yapılan çağrıya
cevap verme.
- eyobalu,
eyobamu üstüne dökmek,
üstüne asmak. saôules
wüari
keyobes: mezarın
üzerine su döktüler. dudis wüai
keyobes: başına
su döktüler.
- eyobaâgu,
eyobazgu, ebazgu üstüne
basmak. mjabus keyobazgu. kurbağanın üstüne bastı.
- eyoberi
üstüne dökülmüş. wüai
eyoberi: üzerine su
dökülmüş.
- eyobğalu
1. üstüne dökmek (bir çırpıda
sayılamaz katı varlıklar için). ğureris leûa
keyobğes: ölünün
üstüne toprak döktüler. 2.
mec. üstüne üstüne gitmek, üzerine varmak, yüklenmek. süiri
muşis opşa eyabğu. oğluna çok yüklendi, üzerine
çok vardı. mo eyomabğet, meviüaçe.
üzerime varmayın, beni sıkıştırmayım,
bunalıyorum.
- eyobğeri üstüne
dökülmüş (bir çırpıda sayılamaz katı
varlıklar için). leûa
eyobğeri üundi.
üstüne toprak dökülmüş pislik.
- eyoburderi
atn.
üzeri buruşmuş, üzeri buruşuk (sıvılar
için). eyoburderi mjalva. üzeri buruşmuş süt.
- eyoburdu
atn.
üzeri buruşmak, büzüşmek.
mjalva keyoburdu. sütün üzeri buruştu, büzüştü.
- eyocineri
üzerine yatmış, abanmış,
yıkılmış, devrilmiş. laüi
beres eyocineri âires:
köpeği çocuğun üzerine yatmış halde buldular.
- eyocinu
1. üzerine yatmak. tipepes keyicinu:
çimenlerin üzerine yattı. oncires eyoncas: yatağın
üzerinde yatıyor. 2.
üzerine yatırmak. a didi nca onas keyocinu: büyük bir ağacı
tarlanın üzerine yatırdı, devirip yatırdı.
3. üzerine abanmak.
üoçis
keyacinu: adamın üzerine abandı, yattı.
- eyoçilu,
ceçilu atn., geçilu vi.
(erkekler için) üstüne evlenmek, kuma getirmek, üzerine evlenmek.
xorâamuşis
keyaçilu: karısının
üzerine evlendi.
- eyoçvalu
atn.
1. üstünü açmak. tenceres
üapaği
eyoçu: tencerenin kapağını açtı. 2.
üstü açılmak. beres yoğani eyaçu. çocuğun üzerinden
yorgan açıldı.
- eyoçveri
atn.
üstü açılmış, üstü açık. bere eyoçveri ncas:
çocuk üzeri açık yatıyor.
- eyoöapxu
üstüne çarpmak. dudis xe keyoöapxu:
başına elini vurdu.
- eyoöirderi
atn.,
eyoöüideri
ark.
1. atn. üstü yırtılmış, yırtılarak açılmış.
2. ark. üstüne vurulmuş,
çarpılmış.
- eyoöirdu
atn., eyoöüidu
ark. 1.
atn. üstünü yırtmak. karûali eyoöirdu.
mektubun üstünü açtı, üstünü yırttı. 2.
atn. üstü yırtılmak.
3. ark.
üzerine vurmak, çarpmak. xe sûolis
keyeboöüidi:
elimi masanın üzerine çarptım, vurdum.
- eyoöopinapu,
eöopinapu
aldırmak. baba şkimis a wendeöi
keyevoöopinapi.
babama bir çorap aldırdım.
- eyodgalu
1. üstüne koymak. piliûas
öuröi
keyodgu: sobanın
üstüne kazanı koydu. 2.
kat atmak. oxoris majurani üaûi
keyodgu: evin üzerine
ikinci katı attı.
- eyodgeri,
eyodgaleri üstüne koyulmuş. üeras
üawi
eyodgeri: ocağın
üzerine koyulmuş kap.
- eyodvalu
1. üstüne koymak. nçai
onabure, üalatis
keyodu. çay makasını sepetin
üstüne koydu. 2. mec. (suç) üstüne atmak. üoçi
dowames
do ma keyomodves: adam vurup benim
üzerime attılar. mo
ulu, a mutxa diyas ûo
si keyogdvanere: gitme, bir şey
olur da senin üstüne atarlar.
- eyodveri
üstüne konmuş, koyulmuş.
tiz eyodveri: başının
üzerine konmuş.
- eyoxedineri
1. üstüne oturmuş. kvas eyoxedineri: taşın üstüne oturmuş. 2.
üstüne oturarak. n3xeniz eyoxuneri raüani moyilu: atın üzerine oturmuş tepeyi aştı.
- eyoxedinu,
eyoxedu 1. üstüne oturmak.
oncires keyoxedu. yatağın üzerine oturdu. 2.
atn., mec. tepesi atmak,
aşırı öfkelenmek, fıttırmak. mogorams
domagurus ma keyopxedi. bana küfrettiğini duyunca tepem attı.
- eyoxomberi
üstü kurumuş.
- eyoxombu
üstü kurumak. tipepes ti eyuxombu.
çimenlerin tepeleri, üst kısımları kurudu.
- eyoxtimu,
eyolva 1. üstüne çıkmak.
n3aşe kexûu:
göğe çıktı. 2.
yukarı tırmanmak. ncas kexûu:
ağaca tırmandı.
- eyoxuneri
1. üzerine oturtulmuş.
otfas eyoxuneri: çatıya
oturmuş. 2. salınmış,
bırakılmış, serbest bırakılmış.
gzas wüai
eyoxuneri naşüu:
suyu yolun üzerine salınmış bıraktı.
2. mec.
aklını kaçırmış, kafayı yemiş,
üşütük, aşırı öfkeli. nosi eyoxuneri üoçi
nak iyonamt. aklını kaçırmış adamı
nereye götürüyorsunuz?
- eyoxunu
1. üzerine oturtmak.
üaûu
dudis keyixunu. kediyi kendi başına oturttu. 2.
salmak, üzerine salmak. gza do wale
wüai
keyoxunu. yoldan aşağıya suyu saldı. n3xenimuşi
livadi do wale
keyoxunu. atını bahçeden aşağı saldı.
3. atn.,
mec. kafayı yemek, aklını kaçırmak. a
himus nosi uğuûu,
himukti keyoxunu. bir onun aklı vardı, o da kafayı
yedi.
- eyoxuûoru
atn.
üzerini kırkmak, kesmek (saç ve kıl için). nçayi jin do jin eyoxuûoru.
çayı üstten kırktı.
- eyoxvalu
üzerini sökmek, yıkmak, bozmak.
otva eyoxu: çatıyı söktü, üzerini açtı.
- eyoxvaûu
üstünü kemirmek. m3xviûurak
lupes dudi eyuxvaûu:
tavşan lahanaların tepesini yedi.
- eyoxveri
üzeri sökülmüş, açılmış.
otfa eyoxveri oxoris xeran: çatısı sökülmüş evde oturuyorlar.
- eyojguru
atn.
üstünü yakmak. mturik nçayepe
eyojguru: kar çayların üzerini yaktı.
- eyokotu,
eyokoûu
1. üstüne katlamak, üzerine doğru
katlamak. 2. tokat
vurmak (ensesine ya da başına vs.). üoûulas
keyokotu: ensesine tokat patlattı, ensesine vurdu.
- eyoüaçu,
eyokaçu üzerine doğru tutmak. xepe
daçxuris keyoüaçu.
ellerini ateşin üzerine doğru tuttu.
- eyoüore3xu,
eyoüoro3xu
olanın üzerine saymak.
- eyoüumuleri
üst üste konmuş, yığın
yapılmış, iyice tepelenmiş.
nçayite eyoüumuleri
araba. çayla üzeri yiğin yapılmış
araba.
- eyoüumulu
üst üste yığmak, iyice yığıp
tepelemek, yığın yapmak. axiri ôici
puşüundite
keyoüumulu:
ahırın önünü hayvan gübresi yığını
haline getirdi, hayvan gübresi ile tepeledi.
- eyolu
üzerine düşmek. bere daçxuris
keyolu: çocuk ateşin
üzerine düştü.
- eyolveri,
elveri atn. üzerine
çıkılmış. ncas eyolveri:
ağaca çıkılmış.
- eyonçxalu,
eyoragadu mec. konuşma
sırasında ölçüyü kaçırıp olur olmaz ya da
gereksiz şeyleri söylemek, çok ve gereksiz konuşmak.
ôici
var aüaçen,
mi na orûasere
şüala
keyonçxalams: ağzını
tutamıyor kim olursa olsun ölçüsüzce konuşuyor.
- eyondvalu
atn. görevlendirmek,
sorumluluk yüklemek.
- eyondveri
sorumluluğu üzerine almış,
yüklenmiş. dulyape ma eyondveri vore. işleri kendim
üzerime almışım.
- eyonktalu
üzerine akmak, üzerine boşalmak, rengini aktarmak. porças
möita
eyanktu: gömleğe kırmızı bulaştı.
dvagurus ini wai
eyanktu: duyunca üzerine soğuk sular boşaldı.
- eyonkteri,
enkteri kçes, skiûa
eyonkteri: beyaza sarı
bulaştı.
- eyonûoru,
enûoru
yukarı kaldırmak, yukarı
çekmek. a m3iüa
eyonûori.
biraz yukarı çek, kaldır.
- eyonwineri
atn.
üzerine eritilmiş. mçiri eyonwineri:
üzerine bal mumu eritilmiş.
- eyonwinu
atn.,
endğulinu ark.
üzerine eritmek. nazari ağodu ya do mçiri eyunwinaman.
nazar değdi diye bal mumunu üzerine eritiyorlar.
- eyopordu
üstüne titremek. berepe muşis
eyopordun. çocuklarının üzerine titriyor.
- eyopsalu
üzerine işemek. nçayepes eyopsu.
çayların üzerine işedi.
- eyopşalu
üzerine doldurup tamamlamak, tepeye
kadar doldurmak. nçayi doloğeri üalati
meçamate keyopşu. çay doldurulmuş sepeti ot ile iyice
tepeledi, üstüne ot ekleyerek tepeledi.
- eyopşeri
üzerine doldurulup tamamlanmış,
tepelenmiş.
- eyorçala
atn.,
erçapule arş., meşarçale ark.
çartaf. oncires eyorçala var eyorçun. yatağın üzerine
çartaf serilmemiş.
- eyorçalu
üzerine sermek, üzerini örtmek. pavri
keyorçu. üzerine yaprak serdi, örttü.
- eyorçeri
üzerine serilmiş. pavri eyorçeri:
üzerine yaprak serdi.
- eyosûiüu
atn.,
mec. hafif bir tokat vurmak. üoûulas
a keyosûiüu:
ensesine bir tokat vurdu.
- eyosûulinu
atn.,
eyostvalinu, eyostvinu
ark. üzerinden kaydırmak.
ineri jin üaleşe
eyosûulinu:
buzun üzerinden kaydırdı.
- eyosûvalu,
eyostvalu üzerinden kaymak. ineri jin üaleşe
eyosûu:
buzun üzerinden kaydı.
- eyosvalu
üstüne sürmek. caris karaüi
eyusums: ekmeğin üzerine yağ sürüyor.
- eyosvaru
üste dizmek, üstüne dizmek, sıralamak.
çitabepe sûolis
keyosvari: kitapları
masanın üzerine diz.
- eyoşüomeri
atn., eyoöüomeri
ark.
üzerine yenmiş. kapça geöveris
meyaperi eyoöüomeri
kebiseli. ‘hamsi geöverinin’
üstüne yoğurt yeyip kalktım.
- eyoşüomu
atn.,
eyoöüomu
ark.
üstüne yemek. lus termoni keyoşüomu. lahananın üstüne
‘termoni’ yedi.
- eyoşüoru
atn.,
eyoöüoru
ark.
üstünü, biçmek, kesmek. öuvali
eyoşüoru.
çuvalın tepesini kesti.
- eyoşüulinu,
eşüulinu
atn.,
eyonûro3inu
ark.
kökünden yıkmak, devirmek. cumalepek nca nomşares do
eyoşüulines:
kardeşler ağacı itip devirdiler.
- eyoşüvalu,
eşüvalu
atn.
eyoşkvalu ark.
üstüne çıkarmak, çıkmasına izin vermek. otvaşe
keyoşüu:
çatıya çıkarttı.
- eyoşvanu,
eşvanu 1. içeri
çekmek (nefes için). şuri eşvanums: nefesi içine çekiyor.
2. atn. burnunu çekmek.
çxindi eyişvanams:
burnunu çekiyor.
- eyotanu
üzerine ışık tutmak.
livadis çona eyotanams: tarlanın üzerine ışık tutuyor.
- eyotfalu
atn.,
eyotfamu ark. üstünü örtmek, kapamak. ğureris eyorçala keyutfes:
ölünün üzerine çartaf örttüler. 2.
örtünmek, kapanmak.
- eyoûaxeri
üzerine kırılmış.
- eyoûaxu
1. üstüne kırmak, üstünde kırmak.
dudis makvali keyoûaxu:
başının üstüne yumurtayı kırdı.
2. üstü ya da tepesi kırılmak. üvan3as
dudi keyuûroxu:
testinin tepesi kırıldı.
- eyoûoçu
atn.,
eyoûüoçu
ark. üstüne fırlatmak,
atmak. xviûi
xvaûape
on3xenis keyoûoçu:
kıvır zıvırları
tavan arasına attı.
- eyoûonu,
eûonu
suyun yüzeyine çıkmak.
- eyoûorinu
atn.,
eyoûüorinu
ark.
üstüne yellenmek.
- eyoûroxu
1. üstüne ya da üzerine kırılmak.
n3a dudis keyoûroxu:
gök başına kırıldı.
- eyoveleri
atn., mec. üşütük.
- eyovelu,
eyolu 1. üstü çıkmak, tepesi çıkmak. 2.
atn., mec. bir konuşma
ya da davranışta ölçüyü kaçırmak, taşkınlık
yapmak. oxaôru var uşüun
yeine keyovelams: konuşmasını
bilmiyor, hemen taşkınlık yapıyor.
- eyowalu
atn.,
eyowüamu
ark. 1.
üstünü açmak. eyotraga eyowu:
üstünden kapağı açtı. 2.
yukarı çekmek, çektirmek. üibri
eyowapu.
dişini çektirdi.
- eyowelimu
atn.,
eyowüomilu
ark.
üstüne bakmak. otvas eyowes:
çatının üstüne bakıyor. oxori muşik zuğas
eyowes:
evi üstten denize bakıyor.
- ezazile
arş.
azrail. ezazile
na megaûasen:
sana azrail çarpsın.
- ezdalu
2. muhafaza etmek,
saklamak. limcineri cari emizdi. bana akşam yemeğini
sakla.
- ezdalu,
eyozdalu 1. yukarı çekmek, kaldırmak.
- ezderi,
ezdaleri saklı,
muhafaza altında. oxori nüola
ezderi vore. evin anahtarını saklamışım,
muhafaza etmişim. parape muşi ezdams:
paralarını saklıyor.
- ezdimu
bir şeyi almak. skidalaşen
ma na manöen
ka ebzdi, ma am dunias em duniaş derdi var bzdi (xasan xelimişi).
yaşamdan bana düşeni aldım, ben bu dünyada öteki
dünyanın derdini çekmedim.
- ezmoce
oâiru
rüya görmek. üaûa
limcis xavi ezmocepe bâirem.
her gece kötü rüyalar görüyorum.
- ezmoce,
izmoce rüya. ezmoces si gâiri.
rüyada seni gördüm.
- ewaöüoreri
ark.,
ewoşüoreri
atn.
altı biçilmiş.
- ewaöüoru
ark., ewoşüoru
atn.
altını biçmek.
- ewagnapu
vi.
gizliden gizliye yapılan bir işin
istenmiyen biri tarafından öğrenilesi, duyulması
fiili. ûüobaşe
na ôi
dulyape noğame çkimis soti kewagnasen
ma do dido maşkurinen. gizlice
yaptığım işlerin kocam tarafından duyulmasından
çok korkuyorum.
- ewalu
atn., ewüamu
ark.
yukarı doğru çekmek, sökmek, çekmek. üibri
ewams: diş çekiyor. mşüvelape
dowu:
fidanları söktü.
- ewaûüobu
ark.,
ewoûobu
atn.
kaçınmak, gizlenmek, gölgesine sığınmak.
- eweri
atn.,
ewüeri
ark.
çekilmiş, sökülmüş. eweri
üibri.
çekilmiş diş.
- eweri
çekilmiş, sökülmüş. üibri
eweri: dişi çekilmiş.
- ewilu
alel acele toplamak, üstün körü toplamak,
üst tarafından toplamak. nçayepe asvacis epwilit.
çayları üstün körü topladık.
- ewimbru
ark.,
owimlu
atn.
(göz için) çapaklanmak. tolepe emawimbru.
gözlerim çapaklandı.
- ewüamu
ark.,
ewalu
atn. yukarı doğru
çekmek, sökmek, çekmek. üibiri yuwüams: onun dişini çekiyor.
mşüvelape
dowüu:
fidanları söktü.
- ewüeri
ark., eweri
atn.
çekilmiş, sökülmüş. ewüeri
üibri.
çekilmiş diş.
- ewüomilu
ark.,
eüowelimu
atn.
1. üste doğru
bakmak. n3as eiwüen.
göğe bakıyor.
- ewobalu
1. altına dökmek.
piliûas
wüai
kewobu.
sobanın altına su döktü. 2.
altına dökülmek. tude wüai
kewibu.
altına su döküldü.
- ewobalu
3. kapmak, omuzlamak,
sırtlamak. gzas na âiru üaûu
kewibu
do mendiyonu. yolda gördüğü kediyi kapıp götürdü.
- ewobaru
alttan esmek, altından esmek.
neüna
tudeşe ixi ewobas:
kapının altından rüzgâr esiyor.
- ewoberi
1. altına dökülmüş (sıvı).
mjalva ewoberi:
altına dökülmüş süt.
- ewoberi
1. omuzlanılmış, sırtlanmış.
nca ewoberi
uluûu:
ağacı sırtlamış gidiyordu.
- ewobğalu
altına dökmek (katı). neâepe
piliûas
kewobğu.
cevizleri sobanın altına döktü.
- ewobğeri
altına dökülmüş (katı). dişüa
ewobğeri
koxes: altına odun
dökülmüş halde oturuyor.
- ewocineri
1. altında yatmış.
tamlis ewocineri
ndğalepe goluûoçu:
çalının altına yatmış günler geçirdi.
2. altına yatarak.
- ewocinu
1. altına yatmak. üaûu
üulis
kewicinu:
kedi iskemlenin altına yattı. 2.
alttan dayanmak, alttan desteklemek. otxo üoçi ncas kewvacines
do var eyaüozdes:
dört adam ağacın altına dayandılar ama kaldıramadılar.
3. mec.
desteklemek, dayanak vermek.
- ewoöaderi
atn.,
ewoöüaderi
ark.
altına çakılmış.
- ewoöadu
atn.,
ewoöüadu
ark.
altını çakmak, altına
çakmak, altından çakmak. otvas pi3ari kewuöadu.
çatının altına tahta çaktı.
- ewoöapxu
atn.
altına çarpmak, altından
çarpmak, vurmak. mundis xe kewuöapxu:
kıçına elini vurdu.
- ewoöinaxeri
altında ezilmiş.
- ewoöinaxu
1. altında ezilmek. ncas kewiöinaxu:
ağacın altında ezildi. 2.
altında ezmek.
- ewoöüaderi
ark.,
ewoöaderi
atn.
altına çakılmış.
- ewoöüadu
ark.,
ewoöadu
atn.
altını çakmak, altına çakmak, altından çakmak.
- ewodageri
altı kesilmiş, çentilmiş.
- ewodagu
altını dilimlemek, altından
dilimlemek, altını kesmek.
- ewodgalu
1. altına koymak. mundis üuli
kewudgu:
kıçının altına iskemleyi koydu. 2.
atn., mec. suçu altına
koymak, suçu üstüne atmak, başkasına bulaştırmak.
iri üale
dolozgu do moxûu
ma kewemidgu:
her tarafa pisledi sonra gelip benim altıma koydu.
- ewodgeri
altına konulmuş. wüaris
ewodgeri
üuüma.
suyun altına konulmuş güğüm.
- ewodgitinu
ark.,
ewogutineri
atn.
altına girmiş, altında tünemiş.
- ewodvalu
altına koymak, yerleştirmek.
wendeçepe
wais
kewudu: çorapları suyun altına
koydu.
- ewodveri,
ewodvaleri
altına yerleştirilmiş,
konulmuş.
- ewogutineri
altında durmuş.
- ewogutineri
atn.,
ewodgitinu
ark.
altına girmiş, altında
tünemiş.
- ewogutinu
atn., ewodgitinu
ark.
altında durmak. möimas
kewugutu:
yağmurun altında durdu.
- ewogzalu
altında yürümek.
- ewogzalu
atn.,
ewogzamu
ark.
altına yakmak. öuröis
daçxuri kewugzu.
kazanın altına ateş yaktı.
- ewogzeri
altına yakılmış,
altında yakılmış.
- ewoğareri
altı çizilmiş.
- ewoğaru
altını çizmek. öeris
noşüerite
kewuğaru:
tavanın altını kömürle çizdi.
- ewoğmaleri
altından dolanmış, altından
geçirilmiş.
- ewoğmalu
atn.,
vi.,
ewomalu
ark. 1.
altından dolamak, altından geçirmek. kvas xe kewuğu.
taşın altına elini doladı. 2.
altına dolanmak, dolaşmak. berepe üuçxes
kewemağu.
çocuklar ayağıma dolandı.
- ewoğureri
altında ölmüş, öldürülmüş.
- ewoğurinu
altında öldürmek.
- ewoğuru
altında ölmek. nca tuden üale
kewoğuru:
ağacın altında ölmek.
- ewoxareri
1. atn.
alt tarafı yarılmış. 2.
vi. alt tarafı
yırtılmış.
- ewoxaru
1. atn.
(esnek varlıklar için) altını yarmak. 2.
vi. altını
yırtmak, dibini yırtmak.
- ewoxedinu,
ewoxedu
altına oturmak. möimas
kewuxedu.
yağmurun altına oturdu.
- ewoxtimu,
ewolva,
ewulu
1. altına girmek. nca tuden üale
kewoxûu:
ağacın altına girdi. 2.
mec. köküne girişmek.
- ewoxuneri
altında oturmuş.
- ewoxunu
altına oturtmak. bere möimas
kewuxunu.
çocuğu yağmurun altına oturttu.
- ewoxvaûeri
altı kemirilmiş.
- ewoxvaûu
altını kemirmek. emxuk lupes
cici kewuxvaûu:
köstebek lahanaların kökünü kemirdi.
- ewokfinu
ark.,
ewoklimu
atn.
meyve ya da bazı ağaç türlerinin altından diken
vb. bitkileri keserek temizlemek. ntxirepes tudele kewunkfinu:
fındıkların altını temizledi.
- ewoklimu
atn.,
ewokfinu,
ewoğaru
ark.
meyve ya da bazı ağaç türlerinin altından diken
vb. bitkileri keserek temizlemek. m3xulepes na orûu
danâepe
kewevuklimi.
armutların altındaki dikenleri kestim, temizledim.
- ewokotu
atn.,
ewokoûu
ark.
altnı katlamak, altına katlamak, kıvırmak.
üuçxe
kewikotu:
ayağını altına kıvırdı. üaûuk
üudeli
kewikotu:
kedi kuyruğunu altına katladı.
- ewokoûeri
ark.,
ewokoteri
atn.
altına katlanmış, altına kıvrılmış.
üudeli
ewokoteri
üaûu:
kuyruğunu altına katlamış kedi.
- ewoüaçeri,
ewokaçeri
altından tutup kaldırarak,
yukarı kaldırarak.
- ewoüaçu,
ewokaçu
1. tutup yukarı kaldırmak,
yukarıya doğru tutmak. bere kewiüaçu.
çocuğu tutup yukarı kaldırdı. 2.
mec. gürültü ve bağırtıdan
ortalığı havaya kaldırmak. berepek mektebi
kewiüaçes:
çocuklar gürültü ile okulu havaya kaldırdılar.
- ewoüaneri
yukarı atarak, fırlatarak.
- ewoüanu,
ewonüanu
yukarı doğru atmak, havaya
atmak, yukarı fırlatmak. xelebate kudi kewoüanu.
sevinçten fesini havaya attı, fırlattı
- ewoüaôineri
yukarı zıplayarak.
- ewoüaôinu
1. yukarı atlamak, yukarı
fırlamak, havaya zıplamak. şüurinate
n3aşa kewuüaôu.
korkudan göğe fırladı. 2.
mec. kızgınlıktan
havaya zıplamak, aniden parlamak. moxûu
dvagurus kewuüaôu.
geldiğini duyunca çok kızdı, kızgınlıktan
havaya zıpladı.
- ewoüfineri,
ewoğareri
ark.,
ewoülimeri
atn.
altı yabani otlardan vs. temizlenmiş.
- ewoüoreri
altına bağlanmış.
mbela mundis ewoüoreri:
altına bez bağlanmış.
- ewoüoru
altına bağlamak, altını
bağlamak. mundis mbela kewuüoru.
kıçına bez bağladı.
- ewolva
atn.,
ewoxtimu
xp.
1. altına girmek,
alta girmek. onövalu
şeni pucis kewvalu:
sağmak için ineğin altına girdi. üibris
ini kewomalu:
dişime soğuk girdi. 2.
mec. köküne girişmek,
rahatsız etmek, sataşmak. iktu iktu xolo ma kewomalu:
döndü dolaştı yine gelip bana sataştı.
- ewomgutu
atn., ewodgitu
ark.
altına girmek, altında tünemek. möima
moxûas
nca tude ewimguten.
yağmur gelince ağacın altına tünüyor.
- ewomxaneri
altına destek verilmiş, altına
dayanmış.
- ewomxanu
atn.,
ewomxvinu
ark.
1. altına destek
koymak, altından dayanak vermek. oxoris basa kewumxanu. evin altına
dayanak verdi, destek koydu. 2.
mec. birine destek olmak,
yardımcı olmak. ôanda
berepe şüimis
ewovamxane.
her zaman çocuklarıma destek oluyorum.
- ewongzalu,
ewogzamu
ark.
1. altı tutuşmak.
öuröis
kewugzu.
kazanın altına ateş taktı. 2.
tutuşmak, paniklemek. şüurinate
ewvangzu.
korkudan altı tutuştu, paniklemek.
- ewontxaôu
dontxaôu
atn.
1. hop oturup hop kalkmak. dvagurus
ewintxu
dintxu: duyunca hop oturup hop kalktı. 2. yerden yere vurmak. öopu do ewontxu
dontxu: yakalayıp yerden yere vurdu.
- ewontxu
1. alttan dürtmek, vurmak. nuüus
mcixi kewemintxu:
çeneme alttan yumruk vurdu. 2.
mec. alttan dürtmek.
- eworçalu
1. altına sermek. pucis buûüa
kewurçu.
ineğin altına yaprak serdi. 2.
altına serilmek.
- eworçalu
altına sermek. pucis pavri kewurçu.
ineğin altına yaprak serdi.
- eworçeri
altına serilmiş. pavri eworçeri:
altına yaprak serilmiş.
- eworgalu
altına dikmek. txombus neâi
keworgu.
kızılağacın altına ceviz dikti.
- eworgeri
altına dikilmiş. 3ipris eworgeri
txombu. gürgen ağacının altına dikilmiş
kızılağaç.
- ewoskideri
ark.,
ewosüuderi
atn.
altta kalmış, alt kalmış.
- ewosüudu
atn.,
ewoskidu
ark.
2. altında kalmak.
kvas xepe kewusüudu:
elleri taşın altında kaldı. 2.
altta kalmak, alt kalmak. si tude mot ewsüudu?
se niye altta kalıyorsun?
- ewosûvalu
atn.
ewostvalu
ark.
altından kaymak, altına kaymak. ewosûun.
altından kayıyor. ewusûunams:
altına kayıyor, altından kaydırıyor.
- ewosvalu
1. altına sürmek. 2. sürünmek. üaûu
üudeli
sofras ewvasven.
kedinin kuyruğu sofranın altına sürünüyor. 3. mec. kötü bir durumdan
durumdan etkilenmek. ğura muşi var gomoöondru, ôanda
ewomasvalen.
ölümünü unutamadım her zaman etkileniyorum.
- ewosvareri
altına dizilmiş. celaxunas
dişüa
kewosvaru:
oturacağın altına odunu dizdi.
- ewosvaru
altına dizmek, altına sıralamak.
dişüape
otvas kewosvaru:
odunları çatının altına dizdi, sıraladı.
- ewosveri
altına sürülmüş, alt tarafına
sürülmüş.
- ewoşüoreri
atn.,
ewaöüoreri
ark.
altı biçilmiş, alt tarafından biçilmiş.
- ewoşüoru
atn.,
ewaöüoru
ark.
altını biçmek, alt tarafını biçmek.
- ewotanu
altına ışıl tutmak,
altından ışık tutmak.
- ewoûaxeri
1. altında kırılmış.
2. altı kırılmış.
- ewoûaxu
altını kırmak, alttan
kırmak. tudendo ewoûaxams:
alttan kırıyor. tuden üale
ewuûaxams:
altını kırıyor.
- ewoûaleri
altına girmiş (sıvılar
için).
- ewoûalu
altına bırakmak, altına
salmak. wai kewomaûes: altımıza su kaçtı.
- ewoûüoçu
ark., ewoûoçu
atn.
altına fırlatmak, altından fırlatmak. wendeöi
celaxunas kewuûoçu:
çorabı sedirin altına fırlattı.
- ewoûüorinu
ark.,
ewoûorinu
atn.
altına yellenmek.
- ewoûobu
atn.,
ewaûüobu
ark.
kaçınmak, gizlenmek, gölgesine sığınmak.
- ewoûoçu
atn.,
ewoûüoçu
ark. altına fırlatmak,
altından fırlatmak. wendeöi
celaxunas kewuûoçu:
çorabı sedirin altına fırlattı.
- ewoûorinu
atn.,
ewoûüorinu
ark.
altına yellenmek.
- ewoûroxu
1. altnda kırılmak. boûriüa
kvas kewoûroxu:
şişe taşın altında kırıldı.
2. altında ezilmek,
hırpalanmak. dulyape tuden üale
kewoûroxu:
işlerin altında ezildi.
- ewoyindru
tümünü satın almak. kocik kewemiyindres:
adam bizi herşeyimizle satın aldı.
- ewozliôu
ark.,
ewozlaôu
atn.
altınada ezmek, ayak altı edip ezmek, ayak altında
çiğnemek. morderepe şüala
wulupe
kewizliôes: büyüklerin yanında
küçükler ezildiler.
- ewoâgvalu
ark.,
ewozgvalu
atn.
1. altına pislemek.
üuûavik
neünas
ewoâgu.
köpek kapının altına pisledi. 2.
mec. korkudan altına
pislemek. üoçi
muşiş şkurinate ewiâgvams:
kocasının korkusundan altına ediyor.
- ewowopxu
1. altını tamir etmek. 2.
altını ya da altında inşa etmek. oxoris kva
ewuwopxams:
evin altını taşla inşa ediyor.
- ewuwüu
arş.
güle oynaya, kibirli ve emin adımlarla dolaşmak.
- eéxalu
borç almak, ödünç almak. cenöareri eyiéxams: borç para alıyor. maltepe şüimişe
mcumu ebiéxi. komşularımdan
tuz ödünç aldım.
- eéxeri
borçlanmış, ödünç almış.
oşi lira ewxeri
vore. yüz lira borç almışım.
- eéxonûu
xp.,
enéxoûu
atn.
havaya zıplamak. ma mâirus
eéxonûu:
beni görünce havaya zıpladı.
DİDİ LAZURİ NENAPUNA |
|
Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük
Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...
25 Bin Lazca kelime
Binlerce deyim ve atasözü
Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
ISBN: 978-975-9187-40-8 Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
|
[Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| |
|
|
|
|
|