Eyotfale-süani owedi do üuçxe hişote gonâdi.
Yorganına bak da ayağını öyle uzat.


Lazuri genelinde şuan 17 kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu G - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • gagna vi., gnapa atn.1. sezgi. mcveşi üoçepes dido gagna uğuûes: eski insanların güçlü sezgileri vardı. 2. Anlayış,izan. çkar gagna var giğun: hiç anlayışın yok.
  • gale 1. dış, dışarı, dışarda. gale gamaxûi. dışarı çık. galeni mutxa. dışarıya ait olan şey. 2. Tuvalet. 3ad. Çeçme, çenefi.
  • galendo dışardan. galendo moxûes: dışardan geldiler. galendo voer. Dışarıya bakıyorum.
  • galendoni, galeni 1. dışardaki, harici, yabancı. galendonepe komoği. dışarıdakileri getir.
  • galeni osuri el kızı. Nusa galeni osuri on, mo k3aduüo si: gelin el kızıdır, sana niye hizmet etsin.
  • galeni süiri el oğlu. Sica ti galeni süiri on/ ren: damat da el oğludur.
  • galenişi, galeni cin, peri gibi doğa üstü varlıklar.
  • galeni, galendoni dışardaki, harici, yabancı. galeni üoçi: yabancı adam.
  • galenüale dış taraf, dışarısı. galen üale iyondrams: dışarda bekliyor. galen üale eLaâun. dışarda duruyor, dışarda konulmuş.
  • gamabecğeleri kötü, ürkünç ve boğuk bir ses tonuyla uluyarak, bağırarak.
  • gamabecğelu kötü, ürkünç ve boğuk bir ses tonuyla ulumak, bağırmak. möapuk gamibecğelams: çakal boğuk ve ürkünç bir sesle uluyor.
  • gamaburinu vi. 3ad. oboynu, emğuru.
  • gamabuzgeri atn. uyuşuk, uyuşmuş. gamabuzgeri üuçxe. uyuşmuş ayak.
  • gamabuzgu atn. uyuşmak, uyuşukluk duymak. üuçxe gamamobuzgu. ayağım uyuştu.
  • gamacineri sırt üstü yatmış.
  • gamacinu sırt üstü yatmak. laöi sûeri gamancas: köpek gibi sırt üstü uzanmış yatıyor.
  • gamacoxineri ark. yüksek sesle çağırarak (birinin ismini).
  • gamacoxu ark. birinin ismini yüksek sesle çağırmak. nandidi çkimik gamamicoxamüu: büyükannem beni yüksek sesle çağırırdı.
  • gamacoxu ark. Yüksek sesle birini çağırmak.
  • gamaçameri satılmış. gamaçameri nçayi: satılmış çay.
  • gamaçamoni 1. satılık. gamaçamoni xoci: satılık öküz. 2. Satılması gereken. Ham gamaçamoni ren: bu öküzün satılması gerekiyor (bu öküz satılmalı). 3. Satabilecek/satılabilecek durumda. Ma oxori gamaçamoni var vore. Ar oxori xvala miğun: ben evi satabilecek durumda değilim. Çünkü sadece bir evim var.
  • gamaçamu 1. satmak. puci kogamaçu: ineği sattı. 2. satılmak. Noğas iritevuli gamiçen: çarşıda herşey satılıyor. nçayi var gamiçen: çay satılmıyor. noğas kapça gamiçen: çarşıda hamsi satılıyor.
  • gamaçxalu 1. (Derinliği olan bir kabın) içini yıkamak. ôici gamiçxu: ağzının içini yıkadı. uci gamiçxu: kulağının içini yıkadı. 2. ishal olmak. Gamaviçxi, ğomalimci galepes koxovasvi: ishal oldum, dün gece dışarılarda süründüm.
  • gamaçxeri 1. içi yıkanmış, içi çalkalanmış. gamaçxeri boûriüa: içi yıkanmış şişe. 2. ishal olmuş vaziyette. Muüu ndğan gamaçxeri na on şeni soti var alen: kaç gündür ishal olmuş bir vaziyette olduğundan hiçbir yere gidemiyor.
  • gamaçxireri vi. çığlık atarak, çığlık çığlığa. üuüutik oxorişe gamaçxireri kogamuüapu. ‘üuüuûi’ çığlık çığlığa evden dışarı fırladı.
  • gamaçxiru vi. bütün şiddeti ile çığlık atmak. üaûa lumcis eze bulaşi gamaçxiru bognamûi. her akşam eze bula’nın çığlık atışlarını duyardım.
  • gamaçinu ark. 1.tanımaya çalışmak, kim olduğunu çıkarmaya çalışmak. berek musafirepe moxtuis ar üai kogamiçinu: çocuk misafirler gelince onların kim olduğunu anlamaya çalıştı, tanımaya çalıştı. 2.satabilmek. üvali var gamamaçinu: Peyniri satamadım.
  • gamaçodinu sonuna kadar boşaltmak, tamamen boşaltmak. üalati aşvacis gamaçodinu: sepeti bir nefeste boşalttı.
  • gamaçodu sonuna kadar boşalmak, tamamen boşalmak. üalati oşüuri gamaçodu. bir sepet elma tamamen boşaldı, içinde bir şey kalmadı.
  • gamaçoru atn. çabucak bitirmek, bir an önce bitirmek, bitirivermek. ham livadişi nçayi yeine gamapçoratere: bu tarlanın çayını hemencecik bitireceğiz.
  • gamaçvalu 1. atn. uzağa fırlatmak, uzağa atmak, dışarı fırlatmak, atmak. axiri do gale puşüundi kogamuçu: ahırdan dışarı hayvan dışkısını fırlattı. 2. vi. gütmek. puci livadişa kogamuçu: ineği tarlaya doğru güttü, çıkardı.
  • gamaöapxu, gamakotu, gamapeleüu atn., gamaûüva3u, gamaöüidu ark., mec. tokat atmak, tokatlamak. a jur kogamaöapxu do naşüu: bir iki tokat atıp bıraktı.
  • gamaöirdu atn.,gamaöüidu vi. 1.yırtıp delmek, yırtıp geçmek. orubak zenepe gamaöirdu. dere düzlükleri yırtıp geçti. eüvağu do porça gamaöirdu. takılıp gömleğini yırttı.2.dibini yırtmak,alt tarafını yırtmak,dibini koparmak.üalatis mundi gamuöüidu. Sepetin dibini kopardı.
  • gamaöüideri ark., gamaöirderi atn. dibi yırtık, yırtılmış, dibi delikli. mundi gamaöüideri ponûuli. kıçı yırtık pantolon.
  • gamadaweri, gamağureri, gamaileri, domxaneri, gamapatxeri kapanmış, sönmüş, viran. gamadaweri oxori. kapanmış ev, viran kalmış ev.
  • gamadawu, gamağuru, gamailu, domxanu, gamapatxu viran olmak. a oxori gamidawu: bir ev viran kaldı. a oxori gamadawes: bir evi viraneleştirdiler.
  • gamadvalu atn. 1.yere bırakmak, yere koymak, yere sermek. üoçi dowamu do noğa oşüendas kogamadu. adamı vurup çarşı ortasında uzattı, çarşı ortasına serdi. 2. yere serilmek. puci gza oşüendas kogamidu. inek yolun ortasında kendiliğinden  yere serildi.
  • gamadveri atn. yere uzatılmış, yere serilmiş. üoçi noğa oşüendaş gamadveri naşüves: adamı çarşının ortasından yere serilmiş olarak bıraktılar.
  • gamafüilu dışa doğru çekerek yolmak. üinçis üudeli gamufûilu: kuşun kuyruğunu yoldu. üinçis msva gamufüilu: kuşun kanadını çekip yoldu. gufûilu: etrafını yoldu. elufûilu: bir tarafını yoldu.
  • gamagnu durumdan sonuç çıkarmak, anlamak. giwvipe gamagnii? söylediklerimi anladın mı? hiüupe diyu, iyupe ti koâiru do xolo muti var gamagnu. o kadar şey oldu, olanları da gördü ama yine bir şey anlamadı
  • gamagubu atn. gamacibu atn. alelacele pişirmek, pişiri vermek, içi dışı pişmek. aşvacis kogamagubu. bir nefeste pişirdi.
  • gamağalu atn. gözükmek (ufuktan, uzaktan). mjora gamağalu: güneş ufukta gözüktü.
  • gamağmalu 1. dışarı çıkarmak (cansızlar için). öuüani axirişe kogamiğu. kazanı ahırdan çıkardı. 2. mec. adını kötüye çıkarmak. oxorcas yoxo kogamuğu. kadının adını kötüye çıkardı. 3. Fotoğrafını(resmini) çekmek. a resimi kogamamiği. benim bir resmimi çek. 4. hıncını çıkarmak, intikamını almak. himuşi xuçe artişe kogamaviği. ona olan kızgınlığımı diğerinden çıkardım.
  • gamağureri herkesin ölmüş olduğu, yaşayan hiç kimsenin bulunmadığı, viran yer. gamağureri oxori. viran ev.
  • gamağurinu tümünü ya da tamamını öldürmek, viran bırakmak. oxori gamağurinu: evi viran bıraktı.
  • gamağuru ölümler neticesinde tamamen tükenmek, viran kalmak. mawupxe obğe gamağuru: eşek arısı yuvası tümden öldü, yuvada canlı yok, viran kaldı.
  • gamaxaôareri atn. 1. Sayıklayarak,sayıklaya sayıklaya. gamaxaôareri gamaxaôareri ikteûu: Sayıklaya sayıklaya dolaşıyordu. 2. sayıklamış.
  • gamaxaôaru atn. 1. Kapalı iç mekandan dışarıya doğru konuşmak. 2. sayıklamak. nciris gamixaôas: uykuda sayıklıyor.
  • gamardu vi. İyice büyümek, büyüyüp serpilmek. öuüa bozo çkimi ham orapes kogamirdu: küçük kızım bu aralar iyice büyüdü, büyüyüp serpidi.
  • gamaxawu, gamağawu 1. dışa doğru kazımak. 2. Vücudun herhangi bir yerinde bulunan iltihabı dışarı akıtmak; vücut üzerindeki iltihabı boşaltmak, kazımak. 3. Vücut üzerindeki iltihabın kendiliğinden boşalması, kazınması fiili.
  • gamaxedu mec. keyifle oturmak, rahat bir ortamda keyif ve zevkle oturmak. üonaği sûeri oxoris gamaxes: konak gibi evde keyifle oturuyor.
  • gamaxlanüu ark. dışa çıkmak,şişkinleşmek,göbeklenmek (göbek vb. için). korba gamamaxlanüu: göbeğim dışarı çıktı.
  • gamaxonwu dışa doğru kazımak. ğuni gamaxonwu: kovanı kazıdı.
  • Amayona, amamtume atn. yatay bir düzlemde dıştan içe doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ tarla/ yer.
  • amamtume atn., amamtumani, amamti vi. yatay bir düzlemde dıştan içe doğru uzayan yer.
  • celayona atn., gelaona ark. Az meyilli arazide aşağıya doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ yer.
  • Celamtume atn., gelamtumani, gelamti ark. aşağıya doğru eğik bir düzlem boyunca yayılan bölge.
  • gelaona ark. celayona.
  • ceyona atn., geona ark. Dik eğimli bir arazide yukarıdan aşağıya doğru uzayan ve ve aynı coğrafi yapıya sahip olan bölge.
  • geona ark. 3ad. Ceyona.
  • Ewoyona alttan üste doğru, diklemesine uzayan ve ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ alan.
  • Elayona hafif meyilli bir arazide aşağıdan yukarıya doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan yer.
  • elamti ark., Elamtume atn. aşağıdan yukarıya doğru yayılan dik eğimli bölge/yer.
  • üayona aşağıdan yukarıya doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan alan.
  • üamtume atn., eşamti, eşamtumani ark. aşağıdan yukarıya doğru uzayan dik eğimli bölge.
  • Gamayona atn. Dışa/uzağa doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan alan. ona gamayona: Dışa/uzağa doğru uzayan tarla.
  • gamamtume atn., gamamtumani ark. Dışa doğru açılan bölge/ alan.
  • üowoyona bir yamacın altında kalan ve yamaç boyunca uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan alan/ tarla/ yer.
  • Meşüayona atn. yatay-derinliği olan, iç bölgeye doğru uzayan ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ yer.
  • Meşüamtume atn. Yatay derinliği olan ve içeriye doğru açılan bölge.
  • Molayona atn. Ötede başlayıp beri tarafa doğru uzayıp genişleyen ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ yer.
  • molamtume atn. Ötede başlayıp beri tarafa doğru uzayan bölge/ yer.
  • golayona atn. öteye doğru uzayıp genişleyen ve aynı coğrafi yapıya sahip olan arazi/ yer. golayonape ôaôu süanis uyindrapun. bundan öte olan yerleri deden satın almış.
  • golamtume atn., golamtumani ark. öteye doğru uzayan bölge.
  • gamaxtimu xp., gamolva atn. 1. çıkmak. xapisişe kogamaxüu: hapisten çıktı. 2. atn. ayrılmak, terketmek. üoçimuşişe kogamaxüu: kocasından ayrıldı, kocasını terketti. berepe şüimi şeni kianaşe kogamafüaûi. çocuklarım için dünyadan çıkardım.
  • gamaxuüoleri kemirilerek içi oyulmuş, oyuk. gamaxuûoleri nca. oyulmuş ya da oyuğu olan ağaç.
  • gamaxuüolu kemirerek içini oymak, dışa doğru delmek. mtugik ğurni gamaxuüolu: fare kovanı kemirerek deldi.
  • gamaxvalu 1. dışarı dökmek. xoşüa gumûu do mawupxe obğe gamaxu: sırığı sokup eşek arılarını dışarı döktü. 2. dışarı dökülmek. mjora ndğas ğunişe buûüucepe gamixves: güneşli günde kovandan arılar dışarı döküldü. 3.delik açmak,delmek. Omxapulete aüoşka gamaxumûu: Matkapla pencerenin çerçevesini deliyordu.
  • gamaxvalu aksırmak. a kogamixvalu do kodonövalu: bir kez aksırarak tükürdü.
  • gamaxvaüeri kemirilerek delinmiş. gamaxvaûeri ğuni: kemirilerek delinmiş kovan.
  • gamaxvaüu kemirip delmek. mludik ğuni gamaxvaûu: sincap kovanı kemirip deldi.
  • gamaxveri dışarı dökülmüş. obğeşe gamaxveri ôuüuci. yuvasından dışarı dökülmüş arı.
  • gamaileri, gamaôileri, gamaüileri tamamı vurulmuş, tümü öldürülmüş, geriye canlı bırakılmamış. gamaileri oxori. tüm ailenin öldürülmüş olduğu ev.
  • gamailu, gamaüilu, gamaôilu vurarak kökünü kazımak, vurarak tamamen yok etmek. mtutik a ğuni gamailu: ayı bir arı kovanını yok etti, tüm arıları öldürdü.
  • gamajguru yakıp delmek, yakarak delmek. menöveşete oncire gamajguru: sigara izmariti ile yatağı yakıp deldi. 2. yanıp delinmek. oncire gamijguru: yatak yanarak delindi.
  • gamajvalu 1. dışarı uçmak. üvinçi oxorişe gamaju. kuş evden dışarı uçtu. 2. dışarı uçurmak. üinçi odaşe gamajulinu: kuşu odadan dışarı uçurdu. 3. ark. soluklaşmak.
  • gamajvaûu 1. dışaya doğru savurmak. 2. başını alıp gitmek, koyverip gitmek, boş verip gitmek. berepe noğa tere kogamijvaûes: çocuklar kendilerini çarşıya doğru koyverdiler.
  • gamakaçu ark., gamaüaçu atn. dışa doğru tutmak, dışarı tutmak. ûufeği eünaşe gamaüaçu do ğecis koduüanu. tüfeği kapıdan dışa doğru tutup domuza ateş etti.
  • gamakçaneri ark., gamakçanderi atn. beyazlamış, soluk, solgun. gamakçaneri mandili doloüoruûu: solmuş bir başörtüsü bağlamıştı.
  • gamakçanu ark. gamakçandu atn. solmak, beyazlamak. yaluği gamikçanu. mendilim soldu, beyazladı.
  • gamakorinu içini soğutmak. oxori gamakorinu: evin içini soğuttu.
  • gamakoru 1. kapalı mekandaki sıcaklığın dışarı çıkması, kapalı ortamın soğuması. oxori eüna gonwes do gamakoru. evin kapısını açtılar da ısı dışarı çıktı. 2. sinirli birinin gevşemesi,kızgınlığının geçmesi.
  • gamakotu atn.,gamakoûu vi.1. dışa doğru katlamak, tersine katlamak,ters yüz edip katlamak. wendeöi gamapkoti. çorabı dışa doğru katladım, içini dışına çevirdim, 2. mec. tokatlamak. a kogamavokoti. bir tokat patlattım.
  • gamakukudu atn. 1. vücudun herhangi bir yerinde kabarcık oluşması, kabarcıkların dışa vurması. dudis pupulepe gamikukudu: başından çıbanlar dışa vurdu, dışarı çıktı, başından çıbanlar çıktı. 2. tomurcuklanmak, dallardan tomurcuklar çıkmak. nçaepe gamikukudes: çaylar tomurcuklandı.
  • gamaüaôinu dışarı fırlamak, koşarak dışarı çıkmak. müyapu obğe muşişe gamuüaôu. çakal yuvasından koşarak dışarı çıktı. doüanaşe üaçaperi oxorişe gamuüaôu. silah elde evden dışarı fırladı.
  • gamaüateri 1. ayrılmış, ayrı. a oxorişe gamaüateri orües: bir evden ayrılmışlardı, ‘bir evden ayrılma’ idiler. oroperişe gamaüateri üoçi: sevdalısından ayrılmış adam. dobadona muşişe gamaüateri süudun. yurdumdan ayrı yaşıyor. 2. boşanmış, ayrılmış. üoçişe gamaüateri oxorca. kocasından ayrılmış (boşanmış)kadın.
  • gamaüatu 1. ayırmak. nana do bere gamaüates: ana ile çocuğu ayırdılar. ma ti lu gamamiüatit. bana da lahana ayırın.2.pay etmek. cumalepek leüape gamaviüatit. kardeşler toprakları pay ettik(ayırdık). 3. ayrılmak. biöi do bozo gamiüates: erkek ile kız ayrıldılar. cumalape gamaviüatit. kardeşler ayrıldık. 4. boşanmak, ayrılmak. çili do komoci gamiüates: karı ile koca ayrıldılar. üoçi şüimi şüala gamaviüatit. kocam ile ayrıldık.
  • gamaüature atn. 1. Ayrılınan yer, ayrım yeri, ayrım noktası, ayrımın başladığı yer. gza gamaüature: yol ayrımı. 2. ayrım, ayrılık. gamaüature şüuni: bizim ayrılığımız. 3. Ayrılma zamanı, ayrılma anı, ayrılınan zaman. Nana şüala gamaüatures tolepe mapşu: annemle ayrılma anıda gözlerim doldu.
  • gamaüau ark. iyice iyileşmek, hastalığın tüm belirtilerini üzerinden atmak, tam olarak sağlığına kavuşmak. gamabiüai. iyice iyileştim.
  • gamaüiyinu, gamaüriinu içerden dışarıya bağırmak. müyapuk obğe muşişe gamaüiyams: çakal yuvasından dışarı bağırıyor. doloxendo tigale gamaüiyams: içerden dışarıya bağırıyor.
  • gamaüu3xeri atn., gamaüun3xeri ark. 1.derin uykudan uyanmış. Oxorişa moptisis bere gamaüu3xeri bâiri. Eve geldiğimde çocuğu uyanmış buldum. 2.derin uykudan uyandırılmış.
  • gamaüu3xinu atn., gamaüun3xinu ark. herhangi bir iç etki tarafından uykudan uyandırılmak (kabus vs.).ezmoces ti memoüvatamüesşa gamaôüun3xi. düşümde başımı keserlerken uyandım.
  • gamaüu3xu atn., gamaüun3xu ark. herhangi bir iç etkiden dolayı uykudan uyanmak.
  • gamaüvateri kesilip delinmiş.
  • gamaüvatu kesip delmek, keserek delmek. mjorak gamaüvatu: güneş havayı delip geçti, kesip geçti.
  • gamalagu ark. pislikleri dışarı atarak temizlemek, kullanılır duruma getirmek. axiri kogamalages: ahırdaki pislikleri dışarı atıp temizlediler.
  • gamalam3keri ark., gamamwvaleri atn. sivriltilmiş.
  • gamalam3ku, gamamulu ark., gamamwulu, gamamwvalu atn. ucunu sivriltmek. üalemi kogamalam3ku. kalemin ucunu sivriltti.
  • gamalanderi atn. yankılı. gamalanderi nena uğun: yankılı sesi var.
  • gamaleri yerinden çıkmış. üuçxeşe gamaleri çabla. ayaktan çıkmış çarık.
  • gamalosku vi., gamalosüu atn. iyice yalamak, hiçbir şey kalmamacasına yalamak. pucik öuüi gamalosku. inek kazanın içini iyicene yaladı, herşeyi bitirene kadar yaladı.
  • gamalosüeri, gamaloskeri yalanarak bitirilmiş.
  • gamalveri atn. 1. çıkmış, ayrılmış. gale gamalveri bere: dışarı çıkmış (olan)çocuk. 2. mec. ayrılmış, terketmiş. gamalveri oxorca. kocasından ayrılmış kadın.
  • gamambareri kabarcık, şişik. üoôas gamambareri miğun: alnımda şişik var.
  • gamambaru kabarmak, şişmek, kabarcık oluşmak. üoôa gamamambaru: alnımda şişik oluştu.
  • gamamendra nispeten uzak, diğerlerine göre uzak, daha uzak,uzakça. ona gamamendra dosüudun. tarla daha uzakta kalıyor, o biraz uzak.
  • gamamğoru bütün şiddeti ile böğürmek.
  • gamamkvalu çabucak öğütmek, öğütüvermek. karmaûek ar svacis gamamkums: değirmen çabucak öğütüyör.
  • gamamüutu 1.korkuyla uyanmak. xavi ezmoce bâiri do gamamüuti. kötü bir rüya görüp uyandım.2.irkilmek,ürkünmek
  • gamamûinu dışarı kaçırmak. tigale gamamûinu: dışarıya doğru kaçırdı.
  • gamamwulu, gamamwvalu atn., gamamulu, gamalam3ku ark. 1.ucunu sivriltmek. üelemi gamamwulu: kalemin ucunu sivriltti. 2. sivrilmek. gamimwulen. sivriliyor.
  • gamancupalu ark. gamacibalu atn. bir iş yaparken o arada ikinci bir işi daha çıkarmak, aradan çıkarmak. axiri dulya ikumûuşa oxori dulya ti gamincupalu: ahır işini yaparken ev işlerini de aradan çıkardı.
  • gamançaüeri,gamarçaüeri dışa doğru tıkanmış, fırlamış. tolepe gamançaüeri memowes: gözleri fal taşı gibi açılmış bana bakıyor.
  • gamançaüu, gamarçaüu 1. dışa doğru tıkanmak, çıkarmak. ma mâirus tolepe gamançaüu: beni görünce gözlerini fal taşı gibi açtı.
  • gamançxiüu, gamançxiüolu eşelemek. kormepek puşüundi gamançxiües: tavuklar pisliği eşelediler.
  • gamanöalu 1. dışarı uzatmak. pencereşe xe gamunöu. pencereden elini dışarı uzattı. wiwilak nena gamanöu. yılan dilini dışarı çıkardı. 2. dışarı uzanmak. tigale mo gaminöe! dışarıya doğru uzanma! 3. vermeye kıymak, esirgememek. a markvalis tina var gaminöu. bir yumurtayı vermeye bile kıyamadı, esirgedi.
  • gamanöaru 1. yazıvermek, acelece yazmak. oroperi muşis karûali gamunöaru: sevgilisine bir mektup yazıverdi. 2. meyve ve sebzelerin ilk nüvesinin oluşumu. şuüa kogaminöaru: hıyarın ilk nüvesi oluştu.
  • gamanöeri 1. dışarı uzanmış, dışarı çıkmış. nena gamanöeri: dili dışarı çıkmış. 2. dışarıya doğru uzatarak.
  • gamanöilu dışa doğru deşmek, dışa doğru yarmak. korba gamavunöili. karnını dışa doğru deştim.
  • gamanöoreri, gamaxuüoleri, gamaxveri delinmiş, delik. gamanöoreri pi3ari: delinmiş tahta.
  • gamanöoru, gamaxuüolu, gamaxvalu delmek. ti gamunöoru. kafasını deldi.
  • gamaninkteri atn., gamanktineri ark. 1. ters yüz edilmiş. gamaninkteri wendeöi. ters yüz edilmiş çorap. 2. devrilmiş. gamaninkteri keLaâin. devrilmiş bir kenarda duruyor. 3. farklılaşmış, başkalaşmış (olumsuz yönde).bozo ôolişa iduşuüale gamininkteri on/ ren: istanbula gittiğinden beri farklılaşmış bir haldedir (kötü huylar edinmiş bir haldedir).
  • gamaninktu atn., gamanktinu ark. 1. içini dışına getirmek, çevirmek. doloxemuşi tigale gamaningtu: içini dışa çevirdi. 2. devrilmek. dgutu svas gamininktu: durduğu yerde devrildi. 3. devirmek. ar montxapus gamaninktu: bir vuruşta devirdi. 4. mec. davranış ve düşünce yapısında köklü değişiklikler yaratmak, düşünce ve davranışı değiştirmek, düşünce ve davranışlarında farklılıklar yaratmak (olumsuz). osinapute berepe gamaninktu: konuşmayla çocukların fikrini değiştirdi. 5. mec. düşünce ve davranışları değişmek, farklılaşmak (olumsuz yönde). mcveşi süeri varen, gamininktu: eskisi gibi değil, farklılaştı.
  • gamanüaleri boşaltılmış, dışarı kaldırılmış. gamanüaleri oxori. boşaltılmış ev.
  • gamanüalu boşaltmak, dışarı kaldırmak. oxori gamanüalums: evi boşaltıyor.
  • gamanüoreri kör düğüm olmuş, düğümlenmiş. gamanüoreri toüi. düğümlenmiş ip.
  • gamanüoru 1. kör düğüm yapmak, düğümlemek, düğüm atmak. toüi gamanüoru. ipi düğümledi. 2. düğümlenmek, kör düğüm olmak. toüi gaminüoru. ip düğümlendi. 3. mec. çözümsüz hale gelmek, tıkanmak, düğümlenmek. bozomotaşi okomocera dulya gaminüoru. kızın evlilik işi düğümlendi, tıkandı, çözümsüz hale geldi. 4. ters bağlamak. mandili gaminüoru. yazmayı başına ters bağladı.
  • gamantanu atn. gamatanu ark. 1. atn. şeffaf olmak, geçirgen olmak, geçirmek. şüawale gamintas: etek ışığı geçiriyor. 2. dışarıya ışık vermek. kyona gamatans. ışık dışarı yansıyor.
  • gamantxalu 1. dışa doğru atmak. 2. mec. olur olmaz konuşmak, saçmalamak. iri şüala mo gamantxam! herkesle olur olmaz konuşma, herkesle saçmalama!
  • gamanüoru dışa doğru çekilmek. iövare, daçxurişe gaminüori. yanacaksın ateşten uzaklaş.
  • gamanûra3eri ark., gamaşüulineri atn. 1.şiddetli bir biçimde heyelana maruz kalmış(olan). gamanûra3eri livadi. şiddetli bir şekilde heyelana maruz kalmış (olan) bahçe.2.tümüyle heyelana maruz kalmış (olan) bölge. Gamanûra3eri zeni.tümüyle heyelana maruz kalmış (olan) düzlük.        gamanûro3inu ark., gamaşüulinu atn. 1.Şiddetli bir şekilde heyelan olmak, kopup ayrılmak. 2.tümüyle heyelana maruz kalmasına neden olmak. Nöalak livadepe gamanüro3inu:dere bahçelerin tümüyle heyelana maruz kalmasına neden oldu.
  • gamanüro3u ark., gamaşüvalu atn. 1.ortasından ya da arasından kopup çıkmak, heyelan olmak. ona gamanüro3u: tarlanın ortasından toprak koptu. 2.tümüyle heyelana maruz kalmak (bölge vs.). zeni gamanüro3u: Düzlük tümüyle heyelana maruz kaldı.
  • gamanâğalu atn. iyice doymak, doyuma ulaşmak. var gaminâğare (mçm.): “yaşama doyamadan ölesin”.
  • gamanora asimilasyon, özümseme. devleûepeşi gamanoraşi poliûiüa öuüa xalüepe gamaninktums: devletlerin asimilasyon politikası küçük halkları yapılarını değiştiriyor.
  • gamanoru ark. 1.asimile etmek, özümsemek. henterek çku gamamores: onlar bizi asimile ettiler. 2. asimile olmak, özümsenmek. môoliz na skidunan Lazepe gaminoranen. istanbul’da yaşayan Lazlar asimile olacaklar. 3.çocuk sahibi olamamaktan ötürü neslini devam ettirememek, zürriyetsiz kalmak.
  • gamauru ark., gamayoxu atn. 1. Haykırmak (iii huu huu huuuu!). 2. Haykırış, haykırma.
  • gamapatxeri 1. dışarı silkelenmiş, dışarı dökülmüş. 2. mec. viran kalmış.
  • gamapatxu 1. dışarı silkelemek, boşaltmak, dışarı dökmek, içini tamamen boşaltmak. üalati gamapatxu: sepeti boşalttı. 2. tamamen boşalmak. 3. mec. viran kalmak. ar oxori gamipatxu: bir ev boşaldı, evde yaşayan kimse kalmadı, ev viran oldu.
  • gamapeleüu 1. tersten çarpmak. 2. mec. tokatlamak. xayaris kogamapeleüu: suratına bir tane çarptı, tokat attı.
  • gamapinu 1. dışarı çıkarmak, dışarı salmak, dışarı gütmek. axirişe puci kogamupinu: ahırdan ineği dışarı çıkardı, dışarı saldı. 2. sürü halinde dışarı çıkmak. pucepe axirişe kogamipinu: inekler dışarı çıktılar.
  • gamapsalu dışarı işemek. pencereşe gamapsu. pencereden dışarı işedi.
  • gamaôeüelu 1. ark. melemek. 2. atn. kötü kötü bağırmak. liôardek gamiôe ûelams: erkek çakal kötü kötü bağırıyor.
  • gamarçinu xp., omüinu kovmak, kaçırmak, uzaklaştırmak. berepe oxori üodaşe gamarçinu: çocukları evin avlusundan kovdu.
  • gamargalu atn. tepmek, tekme çıkarmak, tekmelemek. pucik gamirgams: inek tepiyor, tekme çıkarıyor. marüi muzari süeri mo gamirgam! mart danası gibi tepme/tepinme!
  • gamargva xp., gomorgva etraf, çevre. gamargva çkimis dido üoçi va ren. etrafımda çok adam yok.
  • gamasüiôolu atn., gamaniôolu ark. 1. cımcıklamak. iri şüala muti var maxenus ma ti gamavusüiôoli: herkesle bir şey yapamayınca ben de cımcıkladım. 2. Mec. Ani ve keskin olarak vücudun bir yerinde ağrı duymak. Xepe gamamisüiôolams: elimde zaman zaman ani ve keskin ağrı duyuyorum.
  • gamawiru çınlamak. uci gamamiwirams: kulağım çınlıyor.
  • gamasüvalu atn., gamaskvalu ark. son olarak yumurtlamak. kormek gamisüu: tavuk son olarak yumurtladı.
  • gamasüveri atn., gamaskveri ark. son olarak yumurtlamış. gamasüveri korme. son yumurtasını yapmış tavuk.
  • gamasoneri atn., meğireri ark. 1. hedef belirlemiş, hedef almış. xolo ar mutxa gamasoneri ore. yine bir şeyi hedef almış durumdasın. 2. nişan almış. üufeği gamasoneri iyondrams: tüfeği nişan almış bekliyor. 3. nişan alarak.
  • gamasonu atn., meğiru ark. 1. atn. hedef belirlemek. him xolo a sotxa kogamisonu do oxorişe gamaxüu: o yine bir yeri (yere gitmeyi) hedef aldı da evden çıktı. 2. nişan almak. üufeğite gamavisoni do üinçi doôwami. tüfekle nişan alıp kuşu vurdum.
  • gamasüiüu atn., gamastiku ark. 1. çekip koparmak, yolmak. 2. atn., mec. Kendini aşağıya doğru vermek, koşarak aşağıya doğru inmek. üabani do wale kogamisüiüu: bayırdan aşağı koşarak indi. 3. tokatlamak, tokat atmak. üoçis kogamosûiüu: adamı tokatladı.
  • gamasüulinu atn. dışa doğru kaydırmak, arasından kaydırmak. ncalepe gamavosüulinit. ağaçları kaydırdık.
  • gamasüvalu atn., gamastvalu ark. 1. dışa doğru kaymak, arasından kaymak. mûva lemşişe gamasüu: iplik iğneden (deliğinden) çıktı. 2. mec. ağzından kaçırmak. ôicişe gamusüu: ağzından kaçırdı.
  • gamasvalu sıvazlamak. pimpilepe gamisums: sakallarını sıvazlıyor.
  • gamasvaru 1. düzenli bir şekilde sıraya koymak. 2. ark. Başetmek (bir olay ya da durumla). ham bere üala var gamamasvaren. bu çocukla baş edemiyorum. 3. çözüme kavuşturmak, çözmek. 4. Çözümlemek, analiz etmek, tahlil etmek.
  • gamaşifonu atn. 1. sümkürmek, burun temizlemek. iri şüala çxindi mo gamişifonam: herkesle sümkürme, burnunu silme. beres çxindi gamuşifoni. çocuğun burnunu sil.
  • gamaşüideri atn., gamaşkideri ark. boğulmuş, boğuk. warite gamaşüideri: suyla boğulmuş.
  • gamaşüidu atn., gamaşkidu ark. 1. boğmak. zuğas gamaşüidu. denizde boğdu. 2. boğulmak. zuğas gamişüidu. denizde boğuldu.
  • gamaşüomeri atn., gamaöüomeri ark. yeyilmiş, yenmiş, yenip bitirilmiş.
  • gamaşüomu atn., gamaöüomu ark. yiyip bitirmek, yiyip delmek. mludik ğurni gamaşüomu do kogamaxûu: sincap kovanı yiyip delerek dışarı çıktı.
  • gamaşüoru atn., gamaöüoru ark. biçmek. (bitki için orakla vs.).
  • gamaşüoru atn., oxexu ark. biçmek (hızarla, tahta, ağaç vs.).
  • gamaşüulineri atn., gamanûra3eri ark. kopup çıkmış, heyelan olmuş.
  • gamaşüulinu atn., gamanüro3inu ark. kopmak, heyelan olmak, kopup ayrılmak.
  • gamaşüvalu atn., gamanüro3u ark. ortasından ya da arasından kopup çıkmak, heyelan olmak. ona gamaşüu: tarlanın ortasından toprak koptu.
  • gamaşüvalu atn., gamaşkvalu ark. 1. dışarı çıkarmak, dışarı çıkmasına izin vermek. ûobaşe vixaôaratere ya do gale kogamamoşüves: gizli konuşacağız diye bizi dışarı çıkardılar. 2. mec. yollamak, evine yollamak. nusa kogamaşüves: gelini evine yolladılar.
  • gamaşüveri atn., gamaşkveri ark. çıkarılmış, dışarı çıkarılmış, dışarı gönderilmiş.
  • gamaşvalu bitenedek emmek, içmek. buûüucik topuri gamaşu. arı, balı bitene dek emdi.
  • gamaşvanu dışa doğru derin nefes vermek. a şuri kogamişvanu do doğuru: derin bir nefes verip öldü.
  • gamaşveri bitene dek emilmiş, içilmiş. Gamaşveri buzi beres komeludu: emilmiş memeyi çocuğun ağzına verdi.
  • gamatxeri ark., komoceri atn. evlenmiş kız.
  • gamatxuşi ark., okomoconi atn. evlenecek çağa gelmiş. gamatxuşi bozomota: evlenecek çağa gelmiş kız.
  • gamatxvalu ark., okomocu atn. evlenmek (bayanlar için). jur tutaşakiz gamabitxvae: iki aya kadar evleneceğim.
  • gamatxveri, gamatxueri ark., komoceri atn. (kadınlar için) evlenmiş, evli. dalepe çkimi mteli-xolo gamatxveri ren: kız kardeşlerimin hepsi evlenmiş.
  • gamatoru dışarı doğru çekmek, çekip almak. wiwila, üudelişe diüaçu do gamatoru: yılanı kuyruğundan tutup dışarı çekti. xepeşe gamamitoru: elimden (zorla) çekip aldı.
  • gamaüaxeri kırılarak delinmiş, dışa doğru kırılmış. gamaûaxeri üoda: arasından (dışarıya doğru) kırılmış duvar.
  • gamaüaxu kırarak delmek, kırarak geçmek. dudi gamuûaxu: başını kırdı, kırıp deldi. oşüendaşe üoda gamaûaxu: ortasından duvarı kırdı.
  • gamaüoçu atn., gamaûüoçu ark. 1. dışarı fırlatmak. tigale kogamavoüoçi: evin dışına fırlattım. 2. mec. laf kaçırmak. ixaôaûuşa gamaüoçu: konuşurken lafı kaçırdı.
  • gamaüraüu ishal olmak. bere gamiûraüu: çocuk ishal oldu.
  • gamaüva3u atn., gamaûüva3u vi., gamaöapxu atn., gamakotu, gamasüiüu atn., gamastiku vi. tokatlamak, tokat atmak. ar jur fara kogamavoüva3i. bir iki kez tokat attım.
  • gamaveleri, gamaleri çıkmış olan. üuçxe gamaveleri: ayağı çıkmış. xe gamaveleri: eli çıkık.
  • Gamavelu atn., gamolva vi.yerinden çıkmak. üuçxe gamuvelu/gamulu: ayağı çıktı. xe gamuvelu/gamulu: eli çıktı.
  • gamayazeri atn., gamaazeri vi., gamaqazeri xp. ucu yontularak sivriltilmiş. gamayazeri môalu: ucu yontularak sivriltilmiş kazık.
  • gamayazu atn., gamaazu vi., gamaqazu xp. ucunu yontmak, ucunu yontup sivriltmek. xoşüape gamayazu. sırıkların ucunu sivriltti.
  • gamayoxeri atn., gamaurineri ark. haykırarak, haykıra haykıra. gamayoxeri gamayoxeri raüani kogolafûi. haykıra haykıra (haykırarak) tepeyi geçtim.
  • gamayoxu, gamayoxinu atn., gamauru ark. 1.haykırmak. raüanis celagutu do a kogamiyoxu: tepede durup haykırdı. si nusa domaxenu na ar gamaviyoxare. seni gelin yapabilirsem bir haykıracağım. 2. Haykırış, haykırma. süani gamayoxinu mitişis var numgus. senin haykırışın kimseninkine benzemiyor.
  • gamayoneri 1. çıkarılmış. 2. mec. evli bir kadını evinden çıkarmak. ağani komoceri oxorca kogamiyones: yeni evli kadını evinden çıkardılar.
  • gamayonu 1. canlı bir varlığı dışarı çıkarmak, dışarı götürmek. doloxe gvancuüus gale kogamaviyoni. içerde sıkılınca dışarı çıkardım. 2. evden çıkarmak, ayırmak. nusa kogamiyones: gelini çıkardılar. 3. başını alıp belirsiz bir yere gitmek. ar ndğas ma ti gamavayonare. bir gün ben de başımı alıp gideceğim. 4. sürüp gitmek, devam edip gitmek. haşo orûu, haşo gamvayonasere: böyleydi, böyle sürüp gidecek, böyle devam edip gidecek.
  • gamazdalu dışa doğru çekmek. xerxi gamizdams: hızarı dışa doğru çekiyor. xalavida gamizdams: çekmeceyi çekiyor.
  • gamazderi 1. dışa doğru çekilmiş. 2. dışa doğru çekerek.
  • gamazgvalu atn., gamaâgvalu ark. çabucak sıçmak. idi do tamli tuden üale gamizgvi. gidip çalının altına çabucak sıç.
  • gamaziüu atn. xi.lafı ağzından kaçırmak. mitis va uwomeûu, ixa ôaûuşa gamaziüu: kimseye söylemiyordu, konuşurken ağzından kaçırdı.
  • gamaalu ark., gamawalu atn. xi.1.çıkarmak. xetatu gamiu: eldiveni çıkardı. oçxeşe xami gamau: kınından bıçağı çıkardı. wineüi üuçxeşe gamiu: çorabı ayağından çıkardı.2.sökmek.nöerişen pi3ari gamaums:tavandan tahta söküyor.
  • gamaeri ark., gamaweri atn. çıkarılmış, sökülmüş. gamaeri üafri. sökülmüş çivi.
  • gamaomilu ark., gamawelimu atn. xi.dışarı bakmak. xuüulaşe gamies: delikten dışarı bakıyor.
  • gamawuwonu bitene kadar emmek, emip bitirmek. nana muşişi buâi gamawuwonu. annesinin memesini bitene kadar emdi.
  • gamolva , gamaxtimu 1. dışarı çıkmak. gale gamulun: dışarı çıkıyor. dulyaşe gamulun: işten çıkıyor. 2. ayrılmak. bereşe var gamvalen. çocuktan ayrılamıyor, çıkamıyor. oxorişe gamulun: evden ayrılıyor. 3. terketmek, boşanmak. nusa oxorişe kogamaxüu: gelin (evini) terk etti. üoçişe kogamaxûu: kocasından ayrıldı, kocasını terk etti.4.eli, kolu, ayağı vs. yerinden çıkmak. xe gamamilu: Elim çıktı.
  • ganga ark., loduri atn. aptal, şapşal. jileni ganga. yukarıdaki aptal.
  • gargala, üaüala atn., üaüali ark. tane. toli gargala: gözün herbir tanesi; iri göz.
  • gebaderi ark., cebaderi atn. mahluk, yaratık. ğormotişi gebaderi: tanrı yaratığı.
  • gebadu ark., cebadu atn. xi.var olmak, yaratılmak, doğmak. gebibadi ndğa. var olduğum gün.
  • gebalu ark., cebalu atn. xi.1. üzerine dökmek. angis ari kogyobu. kaba su döktü. 2. içirmek. beres ari gyubams: çocuğa su içiriyor. 3. emzirmek. beres mja gyubams: çocuğu emziriyor.
  • gebalu vi., geüidu vi., cebalu atn. xi.asmak.
  • gebaniüu vi., cebraniüu atn. xi.1. eğmek, bükmek. mşkvelas dudi gyubaniüu: fidanın tepesini eğdi. 2. eğilmek. üepris dudi gyabaniüu: Kendirin tepesi eğildi.
  • gebaru vi., cebaru atn. xi.1.üzerine üflemek. 2. atn., mec. üzerine titremek, üzerine çok düşmek, itina ile bakmak, çok özen göstermek.
  • gebaâgineri vi., cebazgineri atn. üzerine basılmış. ûoûlo3is gebaâgineri çumes: çamurun üstüne basmış bekliyor. 2. basarak, basa basa. 3. basılmış.
  • gebaâgu ark., cebazgu atn. xi.üstüne basmak. üundis kogyobaâgu. pisliğe bastı.
  • gebencelu vi., cebincolu atn. xi.köreltmek. xamis ôici gyubencelu: bıçağın ağzını köreltti. 2. körelmek. argunis ôici gyabencelu: baltanın ağzı köreldi.
  • geberi ark., ceberi, cebaleri atn. 1. içirilmiş. pucis ari geberi ren. ineğe su verilmiş, içirilmiş. 2. emzirilmiş. mja geberi berek mot ibgas? emzirilmiş çocuk niçin ağlıyor?
  • gebğalu ark., cebğalu atn. xi.üzerine dökmek (sayılamayan nesneler için). on3xones ntxiri kogyobğu. tavan arasına fındık döktü.
  • gebğeri ark., cebğeri, cebğaleri atn. 1.üzerine dökülmüş. dişkape gzas gebğeri naşku. odunları yolun üzerine dökülmüş halde bıraktı. 2. üzerine dökerek, üzerine döke döke.
  • gebiru vi., cebiru atn. xi.1. atmacayı cezbetmek için başka bir kuşu bir değnek üzerinde oynatmak. sifteris ğaöo gyubirams: atmacayı cezbetmek için çekirge kuşunu (değnek üzerinde) oynatıyor. 2. vi. Bir atışmada söylenen ilk söze mukabil cevap niteliğinde melodik bir tarzda karşılık vermek. 3ad. Mebiru.
  • gebonu ark., cembonu atn. xi.(canlılar için) üzerinde yıkamak, yıkanmak.
  • gebaniüeri eğik, bükük, eğilmiş, bükülmüş. mşkvelas ti gebaniüeri uğun: fidanın başı eğiktir, eğik vaziyettedir.
  • gebureri ark., cebureri atn. 1.yamalı. ha pontuli gebureri ren. Bu pontolon yamalıdır. 2. yamalanmış. gebureri foûa. yamalanmış peştemal.
  • geburoni ark., ceburoni, atn. yamalanması gereken, yamalanacak kadar yırtık olan. ham ponûuli ceburoni diyu. bu pantolon yamalanacak duruma geldi.
  • geburu ark., ceburu atn. xi.yamalamak. gamaxareri porça kogyoburu: yırtık gömleği yamaladı.
  • gebu3xu vi., cebu3xu atn. xi.tırmıklamak (üzerinde). txirepe on3xones kogebu3xu: fındıkları tavan arasında tırmıkladı.
  • gecgineri vi., cejgineri atn. üstünlük kurmuş, galip gelmiş, öne çıkmış.
  • gecginu ark., cejginu atn. xi.yenmek, galip gelmek, üstünlük kurmak, üstün gelmek.
  • gecunculeri, gebenceleri vi., ceüusûoreri, cebincoleri atn. ağzı körelmis, kesicilik özelliğini yitirmiş. gecunculeri xami. kör bıçak.
  • gecunculu, gebencelu vi., cebincolu, ceüusûoru atn. xi.köreltmek, körelmek. argunis ôici gyacunculu: baltanın ağzı köreldi.
  • geçama ark., ceçama atn. dayak, kötek, dayak atma, dövme. si geçama giüoroms. sana dayak gerekiyor.
  • geçameri ark., ceçameri atn. 1. döverek, döve döve. xoci geçameri geçameri kogamuçu. öküzü döve döve ahırdan dışarıya doğru güttü. 2. dayak yemiş (olan).
  • geçamoni ark., ceçamoni atn. dayaklık, dayak yemeyi hak eden. geçamoni üoçi: dayaklık adam.
  • geçamu ark., ceçamu atn. xi.dövmek, dayak atmak. gepçi, gepçi do dudepe devuyoli.dövdüm, dövdün kafasını ezdim.
  • geçaneri ark., ceçaneri, cençaneri atn. 1. takılı. 2. mec. asker ya da polis. geçanerepe mulunan: askerler geliyor.
  • geçanu ark., cençanu, ceçanu atn. xi.1. bir şeyin üzerinde bitmek, oluşmak ya da oluşturmak. 2. düğme vb. dikmek, yaka ya da omuza apolet takmak. porças mpuli gyoçanams: gömleğe düğme dikiyor.
  • geçxalu vi., ceçxalu atn. xi.yerleri yıkamak. möima moxûu do gzalepe geçxu: yağmur gelip yolları yıkadı.
  • geçxapuloni, geçxapa xp., geçaçxaloni vi. şelale. geçxapulonis kewevuxedi. şelalenin altına oturdum.
  • geçxeri vi., ceçxeri, ceçxaleri atn. yıkanmış. möimate geçxeri gza. yağmurla yıkanmış yol.
  • geçilu vi., ceçilu, eyoçilu atn. xi.birinin üstüne evlenmek, kuma getirmek. oxorca muşis kogyaçilu: karısının üstüne evlendi, kuma getirdi.
  • geçinadu vi., ceçinadu atn. xi.görevlendirmek, iş vermek, işe koşmak. ôaôulik ôanda gemiçinadvamûes: dedemiz bizi hep görevlendirirdi, işe koşardı.
  • geçitu vi., ceçitu atn. 1. üzerinde yarmak, bir şeyin üzerine koyarak yarmak. dişkas gedu do kogeçitu: odunun üzerine koyarak yardı. 2. atn. son anda kurtulmak, sıyırmak, paçayı kurtarmak. oğvaruşe kocevuçiti. ıslanmaktan son anda kurtuldum.
  • geöaberi vi., ceöamberi atn. üzerine yapışmış.
  • geöabu vi., ceöambu atn. 1. üzerine yapıştırmak. memsofas olağune kogyoöabu. oturacağa sakız yapıştırdı. 2. üzerine yapışmak. olağune orâos kogyaöabu. sakız iskemleye yapıştı.
  • geöareli xp., genöareri vi., cenöareri atn. para. geöareli var domiskidu: param kalmadı.
  • geöalu vi., ceöalu atn. bir şeyin üzerine dikmek. mpuli porças kogyoöu. düğmeyi gömleğin üzerine dikti.
  • geöapa ark. vasiyet. Lazonas doxvalu çkimi geöapa ren: Lazona’da gömülmek benim vasiyetimdir.
  • geöeri vi., ceöeri atn. üzerine yamanmış. mbela gyeöeri foûa. üzerine bez yamalanmış peştemal.
  • geöibru vi. sakınmak, kaçınmak. korbas çkar mutu var geiöibrams: karnından hiçbir şeyi sakınmıyor, hiçbir şeyi yemekten kaçınmıyor.
  • geöüaderi vi., ceöaderi atn. üzerine çakılmış. ncas geöüaderi pi3ari: Ağacın üzerine çakılmış tahta.
  • geöüadu vi., ceöadu atn. üzerine ya da üzerinden çakmak. pi3aris üafri kogyoöüadu. tahtanın üzerine çivi çaktı.
  • geöüapa, geöüapule ark., ceöapa atn. 1.baslangıç. dulyaş geöüapa. işin başlangıcı. 2. başlangıç yeri. gzaş geöüapas elamçvi. yolun başında beni bekle. 3. önsöz. Lazuri nenapunaşi geöüapule: Lazca sözlüğün önsözü.
  • geöüu ark., ceöalu atn. başlamak. obgarus kogyoöüu: ağlamaya başladı. dulyas ağne gyoöüu: işe yeni başladı.
  • geöüeri ark., ceöeri atn. başlanmış. geöüeri dulya. başlanmış iş.
  • geöüomeri ark., ceşüomeri atn. 1.yiyilmiş. lu gverdi geöüomeri naşku. lahanayı yarısı yiyilmiş halde bıraktı. 2. yemek artığı. kapça geöüomeri: yenmiş hamsi artığı.
  • geöüomu ark., ceşüomu atn. yiyip bitirmek, var olanın tamamını yemek. pucik öuüis na rûu malezi geöüomu. inek, kaptaki bulamacı yedi, bitirdi.
  • geöüoreri vi., geöüireri xp., ceşüoreri atn., olduğu yerde kesilmiş, doğranmış. buâi geöüoreri: memesi kesilmiş.
  • Geöüoru vi., geöüiru xp., ceşüoru atn. olduğu yerde biçmek (orakla vs.). livadis Lazuûepe kogeöüoru. mısırları bahçede olduğu yerde kesti.
  • geöveri vi., ceöveri atn. 1. üzeri yanmış. 2. üzerinde yanmış, pişik.
  • geövineri ark., cenöuneri atn. aşırı kuruluktan dolayı bir şeyin üzerine ya da dibine yapışmış. papa geövineri ûağani. dibine lapa yapışmış tava.
  • geövinu ark., cenöunu atn. kuruyup katılaşmak, kuruyup sertleşmek, fazla yanmaktan dolayı kabın dibine yapışmak. kapça, ûiğanis kogyaöu. hamsi, tavaya yapıştı.
  • gedageri vi., cedageri atn. bir yüzeyin üzerinde kesilmiş, enlemesine doğranmış, çentilmiş, çentik. üudeli gedageri üaûu: kuyruğu kesilmiş kedi (Lazlar sofraya değmemesi için kedinin kuyruğunu keserler).
  • gedagu vi., cedagu atn. 1.üzerinde kesmek, üzerinde çentmek. üaûus üudeli dişkas gyudves do kogyudages: kedinin kuyruğunu odunun üzerine koyup kestiler. 2. çentik açmak, işaret koymak. üeûis gyudagams: değnek üzerinde çentik açıyor.
  • gedgalu vi., cedgalu atn. 1.mekanizmayı kurmak. saaûi kogedgu: saati kurdu. Mtugis ragi gyudgams: Fareye tuzak kuruyor.2.yerleştirmek,kurmak. bogina wipris kogyudgu: arı kovanını gürgene (üzerine) kurdu.
  • gedgeri vi., cedgeri, cedgaleri atn. 1.kurulmuş/yerleştirilmiş durumda. <wipris gedgeri bogina: gürgene kurulmuş arı kovanı.2.kurulmuş (saat vs.)
  • gedgineri vi., cedgineri atn. 1. bir işe koyulmuş. dulyas gedgineri: işe koyulmuş. 2. yola koyulmuş, yola çıkmış. gzas gedgineri borûi. yola koyulmuş durumdaydım. 3. atn. aşermiş, hamile kadınların bazı yiyecekleri aşırı yeme arzusu içinde olması durumu.
  • gedginu ark., cedginu atn. 1. işe başlatmak, iş başı yaptırmak. dulyas kogyodginu: iş başı yaptırdı. 2. yola koymak, yolcu etmek. üoçimuşi gzas kogyodginu: kocasını (adamını) yola koydu, yolcu etti. 3. yol vermek, göndermek,kovmak. ağne nusa gzas kogyodgines: yeni gelini yola koydular,kovdular. 4. atn., mec. aşermek, aşırı yeme isteği duymak. daha çok kadınların hamilelik dönemlerinde görülür. Nusas cadginen, korbapşa orûasere: Gelin aşeriyor, hamile olmalı.
  • gedgitu ark., cegutu atn. 1.üzerinde durmak. gzas kogedgitu: yolun üzerinde durdu. 2. işe koyulmak, başlamak. dulyas kogebdgitit. işe koyulduk.
  • gedvalu ark., cedvalu atn. 1. üzerine koymak. stolis karûali kogedu. masaya kağıt koydu. 2. isim koymak, isim vermek. beres coxo kogyodu. çocuğun ismini koydu. 3. para yatırmak. bangas genöareri kogedu. bankaya para yatırdı, koydu. 4. atn. yazgılı olmak. haşo cemoâuûes viûu do vibga. alın yazımız böyle idi, söyleyip ağlıyorum. muyape cemoâuûes: neler varmış alın yazımızda, kaderimizde neler varmış.
  • gedveri vi., cedveri, cedvaleri atn. 1. konmuş. stolis gedveri karûali. masanın üstüne konmuş mektup. 2. isim verilmiş, ismi konmuş. coxo gedveri bere: adı konulmuş çocuk. 3. birini adıyla anmak, isim vermek. isinapamûaşa mitiz coxo mot gedum. konuşurken kimsenin adını anma.
  • gefelu vi., cefelu atn. üzerinde dilimlemek, parçalar halinde kesmek. üarüala pi3aris kogyofelu: kabağı tahtanın üzerinde dilimledi.
  • gefroxteri vi., cefloxûeri atn. 1. şişikliği inmiş, sönmüş. froxti kogefroxtu: kabarcık (şişik) indi/söndü. 2. atn., mec. sakinleşmiş, yatışmış. ndğura xuçeli orûu, hus cefloxûeri on/ ren: demin kızgındı, şimdi sakinleşmiş bir haldedir.
  • gefroxtinu vi., cefloxûinu atn. şişikliği indirmek. ineri nudu do froxti kogyufroxtinu: buz koyarak şişiğini indirdi. 2. atn., mec. yatıştırmak, sakinleştirmek. badi mitis var cafloxûinu: yaşlı adamı kimse sakinleştiremedi.
  • gefroxtu vi., cefloxûu atn. 1. inmek, havası kaçmak (şişik). mbarerepe çkimi kogefroxtu: şişiklerim indi. 2. atn., mec. yatışmak, sakinleşmek. opşa xuçeli orûu, uüai kocofloxûu: çok kızgındı daha sonra yatıştı, kızgınlığı geçti.
  • gegaperi ark., cegaperi atn. 1.alışkın, alışık. Lazuri osinapus gegaperi bore. Lazca konuşmaya alışkınım.2.alışmış.
  • gegapu ark., cegapu atn. alışmak. ordo oncirus kogebagi. erken uyumaya alıştım. skani dixo oskidus var gebagi. sensiz yaşamaya alışamadım.
  • gegineri vi., cegineri atn. alıştırılmış, alışkanlık kazandırılmış. ordo oncirus gegineri bore. erken uyumaya alıştırılmışım.
  • geginu vi., ceginu atn. alıştırmak. bere nçayi oşus kogyoginu: çocuğu çay içmeye alıştırdı. ma omçvirus kogemogines: beni yüzmeye alıştırdılar.
  • gegondu ark., guri molva atn. 1.küsmek. ma mutu var goğodi, mu şeni gemigondi (yaşar turna). ben sana birşey yapmadım, niye bana küstün. 2.Darılmak, gücenmek.
  • geguberi vi., ceciberi atn. pişirilmiş, pişmiş (sıvı, yemek vs.). geguberi mja. pişirilmiş süt.
  • gegubu vi., cecibu atn. miktarı az olan bir şeyi suda pişirmek. oxorcak mja gegubums: kadın sütü pişiriyor.
  • gegyali vi. buzağı çağırmak için kullanılan bir ünlem. gegyali, gegyali…
  • gegzu ark., cengzalu atn. 1. tutuşmak, tutuşturmak, kızışmak, üzerine ateş düşmek. onas daçxuri kogegzes do uüule gumi doxaçkes: tarlada ateş yakıp sonra çavdar ektiler. 2. atn., mec. telâşlanmak. mgoru moxûasere ya do bozomotas dudi cangzu: istemeye gelecekler diye kız telâşlandı, kızın başı tutuştu. 3. atn., mec. sırt, arka vb. yerlerde oluşan ağrı, sancı. opşa dişüa ptori do üaôulape cemangzu. çok odun taşıdığımdan sırtıma ağrı saplandı, sırtıma ateş düştü.
  • gegzeri vi., cegzeri, cegzaleri atn. üzerinde yakılmış, yakılmış halde. daçxuri gzas gegzeri naşkves: ateşi yolun üstünde yakıp bıraktılar.
  • geğmalu vi., ceğmalu atn. indirmek, aşağı indirmek. on3xoneşe ntxiri kogeiğu: tavan arasından fındık indirdi. na uğuûu n3umu noğaşe kogeiğu: elindeki yağı çarşıya indirdi.
  • geğareri ark., ceğareri atn. üzerinde çizgi çekilmiş, dik çizgili.
  • geğaru ark., ceğaru atn. dik çizgi çekmek, düz bir yüzeyin üzerinde veya üzerini çizmek. stoli kogeğaru: masanın üzerine çizgi çekti.
  • geğeri, geğameri vi., ceğeri, ceğmaleri atn. indirilmiş, aşağı indirilmiş. ncaşe geğeri uşkuri: ağaçtan indirilmiş elma.
  • geğiru vi., ceğiru atn. 1.yere doğru işaret etmek, yerdeki bir şeyi göstermek. üiti üuçxe muşis gyoğirams: parmağını ayağına doğru işaret ediyor.2. yere doğru tutmak, yere doğrultmak. biga na gyoğiru svas ari gamaxtu: Sopayı doğrulttuğu yerden su çıktı.
  • geğoberi ark., ceğoberi atn. kesilmiş, çitlenmiş, kapatılmış yol. gza geğoberi na rûu şeni var golalu: yol çitlenmiş olduğundan geçemedi.
  • geğobu ark., ceğobu atn. kesmek, kapatmak, geçişine izin vermemek, çitle kapamak. gza gemiğobes, var golomoşkumenan: yolumuzu kapattılar, geçmemize izin vermiyorlar.
  • geğureri ark., ceğureri atn. bir şeyin üzerinde ölmüş. üaûu on3xones geğureri bâirit. kediyi tavan arasında ölmüş halde bulduk.
  • geğurineri ark., ceğurineri atn. bir şeyin üzerinde öldürülmüş. gzas geğurineri âirûu: Yolun üzerinde öldürülmüş halde yatıyordu.
  • geğurinu ark., ceğurinu atn. üzerinde öldürmek. oncires kogyoğurines: yatağında öldürdüler.
  • geğuru ark., ceğuru atn. üzerinde ölmek. badi memsofas kogeğuru: yaşlı adam sedirin üzerinde öldü.
  • gexaüaru vi., cexaüaru atn. üzerini kazımak, kazıyıp almak. üodas na âiûu inûili gexaüaru: avludaki kuş pisliğini kazıdı, kazıyıp aldı.
  • gexarxalu, gexaçkalu vi., cexarxalu, cexaşüalu atn. kısa bir süre kaynamak. a kogexarxalas dubağun: biraz kaynasın yeter.
  • gexaru vi., cexaru atn. 1. vi. üzerinde yırtmak. karûali orâos kogexaru: mektubu iskemlenin üzerinde yırttı. 2. atn. üzerini tırnaklamak. xe cuxaru: elini tırnakladı.
  • gexedu vi., cexedu, cexedinu atn. üzerine oturmak, binmek. n3xenis kogexedu. ata bindi.
  • gexelu vi., cexelu atn. dost olmayanların yaşanan olumsuzluktan ötürü sevinmesi fiili. mitis mot gyaxel, siti do gağodaseren. yaşadığı olumsuzluktan dolayı kimseye gülme, senin başına da gelir.
  • gexoreri, geüibineri ark., cexvaûeri atn. dişlenmiş, ısırılmış. gexoreri uşkuri: ısırılmış elma.
  • gexorxu vi., cexorxu atn. üstten aşağıya doğru gelişi güzel budamak. luği gexorxu: inciri budadı.
  • gexoronu vi., cexoronu atn. olduğu yerde, yerli yerince horon oynamak. tamlis gyaünu do geixorons. çalıya tutunmuş horon oynuyor.
  • gexoru ark., geüibinu xp., cexvaûu atn. dişlemek, ısırmak, ısırmak suretiyle koparmak. m3xuli gexoru. armutu dişledi, ısırdı, ısırıp bir parçasını kopardı.
  • gexosaru vi., cexosaru atn. üstten alta doğru dikizlemek, gözlemek, aşağıya doğru gözünü dikmek. jindolen gemoxosarams: beni üstten dikizliyor.
  • gexraşeri vi. gerektiği şekilde yapılmamış iş, alışılanın dışına çıkılarak gerekli işlemlerden geçirilmemiş (olan). n3omis va navuşa furnis komeşadgu dorûun, na bimxort gyari gexraşeri ren. Hamuru mayaya gelmeden fırına vermişti, yediğimiz ekmek gerektiği şekilde pişirilmiş değildir.
  • gexraşu, mexraşu vi. öylesine, alelacele bir şekilde yapmak alışılanın dışına çıkarak gerekli işlemlerden geçirmemek. gyari gexraşu. ekmeği alelacele yoğurup ekmek haline getirdi (mayaya gelmesini beklemedi). nçayi gexraşu. Suyu biten demliğe su ekleyip dem elde etti, demi gerektiği şekilde elde etmedi,gerektiği şekilde demlemedi.
  • gexro3kinu vi., cexosüinu atn. bir şeyin üzerinde gebertmek, üaûuk mtugi on3xones kogyoxro3kinu: kedi fareyi tavan arasında gebertti.
  • gexro3ku vi., cexosüu atn. olduğu yerde gebermek. coğori na ncanûu svas kogexro3ku. köpek uyuduğu yerde geberdi.
  • gextimu ark., celva atn. 1. aşağı inmek. ncaşen kogextu: ağaçtan indi. 2. mec. muhtaç durumuna düşmek. çkimde kogyales: onlar bana muhtaç oldular.
  • gexuneri vi., cexedineri, cexuneri atn. 1. üzerine oturtulmuş. 2. üzerine oturmuş. orâos gexuneri lurams: iskemleye oturmuş uyukluyor. 3. üzerine oturarak. üulis gexuneri ixvamams: iskemleye oturarak ibadet ediyor. 4. binerek. n3xenis gexuneri moişvacams: ata binerek dinleniyor.
  • gexunu vi., cexunu atn. 1. üzerine oturtmak. bere oncires kogyoxunu. çocuğu yatağa oturttu. 2. bindirmek. nana muşi jvalas kogyoxunu. annesini uçağa bindirdi.
  • gexvalu ark., cexvalu atn. 1. aşağıya doğru dökmek. meoktaşe leûa gexu: yamaçtan aşağı toprağı döktü. 2. dökülmek. maröaşe dişka geixu: odun yığınından odun döküldü.
  • gexvalu vi., cexvalu atn. balgam çıkarmak, öksürmek. badik gyoxvalams: yaşlı adam öksürüyor.
  • gexveri ark., cexveri atn. üsten aşağıya dökülmüş. maröaşe gexveri dişka. yığından dökülmüş odun.
  • geileri ark., geqvilu xp., ceyileri atn. üzerinde vurulmuş. o3xones geileri âires: tavan arasında vurulmuş buldular.
  • geilu ark., geqvilu xp., ceyilu atn. 1.üstünde vurmak. karmaûes kogeiles: değirmende vurdular. 2. vurulmak. karmaûes kogeiilu: değirmende vuruldu.
  • gejilaşe vi., cejgiraşe, cejiraşe atn. silgi. gejilaşe gomindunu. silgimi kaybettim.
  • gejileri ark., cejireri atn. silinmiş, silik. nöarape gejileri na ren şeni var iüitxinen. yazılar silinmiş olduğundan okunamıyor.
  • gejilu ark., cejiru atn. 1. silmek. berepek soti üaseûi ren kogejiles doren. çocuklar buldukları tüm kasetleri silmişler. 2. silinmek. üaseûepe kogeijilu: kasetler silindi.
  • gekaçinu vi., ceüaçinu atn. velveleye vermek, gürültüye boğmak.
  • gekçaneri vi., cekçanderi atn. 1. ağarmış, beyazlaşmış. ti gekçaneri: saçı başı ağarmış, kırlaşmış, kır saçlı. 2. soluk, solgun, soluklaşmış.
  • gekçanu ark., cekçandu atn. 1. ağarmak, kırlaşmak. mezmonute ti gyakçanu. meraktan başı ağardı. 2. soluklaşmak.
  • gekosu vi., cekosu atn. silip süpürmek, süpürüp götürmek. ğali moxtu do gzalepe gekosu. ırmak gelip yolları süpürdü, süpürüp götürdü.
  • gekoûeri vi., cekoteri atn. aşağıya doğru katlanmış, bükülmüş.
  • gekoûu vi., cekotu atn. aşağıya doğru katlamak, bükmek. üuçxe modvala mot gekoûum. ayakkabını aşağıya doğru katlama (arkasına basma).
  • geksinu ark. 3ad. Cengsinu.
  • gekteri ark., cenigteri atn. yıkılmış, devrilmiş, devrik. gekteri üoda: yıkılmış duvar.
  • gektinu vi., conomsüu xp., ceningtu atn. devirmek, yıkmak. üoda gyoktes: duvarı yıktılar, devirdiler.
  • gekturu ark., cekturu art, cemturu atn. yenisi ile değiştirmek. üaûa ndğas porça gekturums: hergün elbise değiştiriyor
  • gekurdinu vi. bir şeyin üstünde duranı kaldırmak, gözden saklamak. xami gyokurdinu: bıçağı kaldırdı, gözden sakladı.
  • geüaôinu vi.,geüaôu vi., ceüaôinu, ceüaôu atn. 1. atn. koşarak ya da çabuk bir şekilde üstten aşağıya inmek. ncaşe cuüaôu. çabucak ağaçtan indi. 2. çabucak ısırmak, ağızla kapmak, dalmak. coğorik üuçxes kogemaüaôu. köpek ayağıma daldı.
  • geüibinu xp., gexoru ark. cexvaûu atn. dişlemek, ısırmak (meyve, ekmek vs.).
  • geüideri ark., celaberi atn. asmış, asılmış. nanaşi şeepe geüideri ren. annenin çamaşırları asılmış.
  • geüidu vi., gebalu vi., cebalu atn. asmak.
  • geqilu xp., geilu vi., ceilu atn. bulunduğu yerde vurmak. üoçi oxori muşis kogeqviles: adamı evinde vurdular.
  • geüitxala vi. beddua amaçlı söylenen söz. üemxeliş ekremi. ‘üemxeli’n ekrem.
  • geüitxu ark., ceüitxu atn. 1. tekrar sormak, bir daha sormak. geôüitxi. tekrar sordum. 2. ark. beddua etmek. üaûa ndğas berepemuşis gyoüiûxams: her gün çocuklarına beddua ediyor.
  • geünimeri vi., ceülimeri atn. 1. tutunmuş. neünas geünimeri isinapams: kapıya tutunmuş konuşuyor. 2. tutunarak. berek nanamuşiş xes geünimeri igzals. çocuk annesinin elinden tutarak yürüyor.
  • geünimu ark., ceülimu atn. tutunmak, tutarak kavramak. xes kogemaünu. elime tutundu.
  • geüoreri vi., ceüoreri atn. bir yere bağlanmış. bere oncires geüoreri naşkves: çocuğu yatağa bağlanmış halde bıraktılar.
  • geüoro3xu ark., ceüore3xu atn. üzerine saymak. okro xez kogyuüoro3xu: altını (onun) eline saydı.
  • geüoru vi., genüoru vi., ceüoru, cenüoru atn. 1. bağlamak, bir zemin üzerine monte etmek. pavri enüili kogeüoru. yaprak demetini bağladı. 2. atn. bağlamak, sarmak. meüvateri üiti kocinüoru. kesilmiş parmağını sardı. 3. düğümlenmek, bağlanmak. a ğuveli dişüa koconüoru. bir yük odun bağladı.
  • geüun3xeri vi., ceüu3xeri atn. uyanmış, uyanık. ncirişe ağne geüu3xeri borûi. uykudan yeni uyanmıştım.
  • geüun3xineri vi., ceüu3xineri atn. uyandırılmış.
  • geüun3xinu ark., ceüu3xinu atn. uyandırmak. bere gyoüu3xinu: çocuğu uyandırdı.
  • geüu3xu ark., ceüu3xu atn. uyanmak. ncirişe ağne geüu3xu: uykudan yeni uyandı.
  • gek3alu ark., cek3alu atn. oldugu yerde ya da bir şeyin üzerinde çürümek. tipepe onas kogek3es: çayırlar tarlada çürüdüler. dida mitik var 3adu do oncires kogek3u: yaşlı kadını kimse bakmadığı için yatağında çürüdü.
  • gek3eri ark., cek3eri atn. üzerinde, üstünde çürümüş.
  • gek3inu ark., cek3inu atn. bir şeyin üzerinde ya da oldugu yerde çürütmek. uşkurepe serenderis kogyok3ines: elmaları serenderde çürüttüler.
  • gelaazu ark., gelaqazu xp., celayazu atn. bir kenarını ya da bir yüzeyini aşağıya doğru yontmak.
  • gelabalu vi., celabalu atn. aşağıya dökmek (sıvı). xes ari gelubams: eline su döküyör.
  • gelabaru vi., celabaru atn. aşağıya doğru esmek. ixi gelabars. rüzgâr aşağıya doğru esiyor.
  • gelabaâgu vi., celabazgu atn. ucuna ya da kenarına basmak. mûoûis üuçxe kogelabaâgu. bir budağa ayağını bastı.
  • gelabğalu vi., celabğalu atn. 1.üzerine ya da içine dökmek. memsofas neâi kogelabğu. oturacağın üzerine ceviz döktü. 2. aşağıya doğru traş etmek. Pimpilepe gelibğams: Sakallarını traş ediyor.
  • gelaçitu vi., celaçitu atn. aşağıya doğru yarmak, bir parça kesip koparmak. nca gelaçitu: ağaçtan bir parça kesip kopardı.
  • gelaöüoreri ark. yoğurt ya da peynir muhlaması. gelaöüoreri nostoneri iven. muhlama lezzetli olur.
  • gelaöüidu vi., celaöirdu atn. aşağıya doğru çekip koparmak. luğiş mûoûi gelaöüidu. incirin dalını çekip kopardı.
  • geladgitineri ark., celagutineri atn. 1. kenarında durmuş. 2. kenarında durarak. 3. atn., mec. kekeleyerek. celagutineri ixaôas: kekeleyerek konuşuyor.
  • geladgitinu ark., celagutinu atn. 1. ucunda ya da kenarında durmak. 2. atn., mec. durarak konuşmak, kekeleyerek konuşmak. çeçezi diyu, ixaôaûaşa celagutun. kekeme olmuş, konuşurken kekeliyor.
  • geladvalu ark., celadvalu atn. 1. koymak, kenarına ya da ucuna koymak. owudes üuzepe geladumes: rafa kaşıkları koyuyor. 2. ark. olur olmaz söze karışmak, sözünü kesmek. mod gelemadve! olur olmaz sözüme karışma! 3. boğazına tıkanmak, takılmak. gyari xurûulis kogelemadu. ekmek boğazıma takıldı. 4. mec. üzerine eklemek, üzerine koymak, katmak. porça eöopumu şeni genöareri var eanöuis ôroğoni muşik geludu: gömlek almak için para yetmeyince üvey çocuğu (para) kattı/ekledi.
  • gelağameri ark., celağmaleri atn. aşağıya doğru indirilmiş (cansız).
  • gelağmalu ark., celağmalu atn. (cansızlar için) aşağıya doru indirmek. nana süanik livadi üudelis kçumes, toüi eöopi do kogeluği. annen bahçenin sonunda seni bekliyor, ipi alıp ona götür.
  • gelağareri ark., celağareri atn. yukarıdan aşağıya doğru çekilmiş çizgi, dik çizgi. celağareri xayari: çizilmiş surat.
  • gelağaru ark., celağaru atn. aşağıya doğru çizmek, çizgi çekmek. üodas noşkerite gelağaru: duvara kömürle aşağıya doğru çizgi çekti.
  • gelaxedinu ark., celaxedu, celaxedinu atn. ucuna ya da kenarına oturmak.
  • gelaxtimu ark., celolva atn. aşağıya doğru inmek. wale kogelaxti. aşağıya in. wale celulun: Aşağıya doğru iniyor.
  • gelaxuna ark., celaxuna atn., 3xadari arş., mesofa atn., memsufa ark. sedir, oturacak. gelaxunas kogelinciru. sedire uzandı.
  • gelaxunu ark., celaxunu atn. ucuna ya da kenarına oturtmak. üaûu üaûaûiris kogelaxunu. kediyi kapı eşiğine oturttu.
  • gelakosu ark., celakosu atn. 1.aşağıya doğru süpürmek. punçxape gelakosums: ekmek kırıntılarını aşağıya doğru süpürüyor. 2. atn., mec. bir durumdan dolayı kişi ya da grubun tüm olumlu yönlerini yok saymak. a na giwvasere var gaxenuüo iritevuli celakosums: söylediğini bir kez yapamazsan, herşeyi siliyor, yok sayıyor.
  • gelaüaôinu ark., celaüaôinu atn. aşağıya doğru koşmak, koşarak inmek.
  • gelaüidu ark., celabalu atn. 2. asmak. porça üanças kogelaüidu. gömleği askıya astı.
  • gelaüvançxeri ark., oüonçxveri, oüonçxvaleri atn. ayran, yoğurt ve herhangi bir sulu yemeğin içine doğranmış (olan). Kovali gelaüvançxeri mevaperi: İçine ekmek doğranmış yoğurt.
  • gelaüvançxu ark., oüonçxvalu atn. sulu yemeklerin içine ekmek parçaları katmak, ekmeği parçalayıp doğramak. moağaperis kovali kogelebuüvançxi. kaymağa buğday ekmeği doğradım.
  • gelamtumani, gelamti ark. 3ad. Celamtume.
  • gelaona ark., celayona atn. çok dik olmayan yerler için aşağıya doğru olan güzergâh.
  • gelaonu ark., celayonu atn. canlıyı aşağıya doğru indirmek. bere gelionams: çocuğu aşağıya doğru indiriyor.
  • gelaonu ark., meonu atn. koruma, kollama ya da uğurlama amacıyla biriyle birlikte gitmek. beres kogelaonu. çocukla birlikte gitti.
  • gelapinu ark., celapinu atn. 1.aşağıya doğru gütmek, sürmek, yollamak. pucepe gelupinams: sığırları aşağıya doğru güdüyor. 2. ucuna sermek, kenarına sermek, aşağıya doğru sermek, yaymak. ntxiri kvamçires kogelupinu: fındıkları geniş bir taşa yaydı, serdi.
  • gelapsalu ark., celapsalu atn. aşağıya doğru işemek. pencereşen gelapsu. pencereden aşağıya işedi.
  • gelaskidinu ark., celasüudu atn. ucunda kalmak.
  • gelastvalu ark., celasûvalu atn. aşağıya doğru kaymak.
  • gelasvaru ark., celasvaru atn. ucuna dizmek. kitabepe owudes kogelasvaru: kitapları rafa dizdi.
  • gelaûaxeri ark., celaûaxeri atn. kenarından kırılmış, kenarı kırılmış, ucu kırılmış. gelaûaxeri gresta. kenarı kırılmış pileki.
  • gelaûaxu ark., celaûaxu atn. kenarını kırmak, ucunu kırmak, ucundan kırmak.
  • gelaûeri ark., celaûeri atn. (metaller için) ezilmiş, yamultulmuş, eğilmiş halde bulunan metalden nesne. gelaûeri sağani. ezilmiş sağan.
  • gelaûu ark., celaûu atn. metalden yapılmış bir nesneyi ezmek, yamultmak, eğmek, bükmek.
  • gelaalu ark., celawalu atn. sıyırmak, aşağı indirmek. ponûuli geliwüu: pantolonunu sıyırdı, aşağı indirdi.
  • gelaomilu ark., celawelimu atn. aşağıya doğru bakmak. gelaerûu: aşağıya doğru bakıyordu.
  • gela3xonûu vi. nefes borusuna herhangi bir şeyin kaçması, gıcıklanmak. ari gelemi3xonûu: boğazıma su kaçtı, böylece gıcıklandım. üoma gelemi3xonûu: boğazıma duman kaçtı, bu yüzden gıcıklandım.
  • gelobineri ark., celobineri atn. suya bastırılmış, suda bekletilmiş. gelobineri porüa. suya bastırılmış elbise.
  • gelobinu ark., celobinu atn. suya bastırmak, suda bekletmek, suda bekleterek yumuşatmak. bir şeyin suya bastırılıp bekletilmesi ve bu yolla kirlerinin çözülmesini sağlamak amacıyla yapılan bir işlemdir. fiûiüozepe gyolobinams: atletleri suya bastırdı, suda bekletiyor (yumuşatıyor).
  • geloskeri ark., celosüeri atn. yalanmış, yalanıp bitirilmiş. geloskeri xica. yalanmış kap.
  • gelosku ark., celosüu atn. içini ya da üzerini yalamak, yalayıp bitirmek. coğorik xica gelosku. köpek kabı yaladı.
  • geluru ark., celuru atn. üzerinde uyuklamak. didak memsofas geilurams: yaşlı kadın oturacakta uyukluyor.
  • gema, germa ark. dağ. germa üoçi: dağ adamı. germaşe keşaxtu: dağa çıktı. germak ranalamüu: dağ çınlıyordu.
  • gembaxu ark., cembaxu atn. 1. bir şeye tozunu almak amacıyla vurmak, dövmek. 2. mec. dövmek. bere gembaxu: çocukları dövdü. 3. atn., mec. rüyada orgazm olmak, cünüp olmak. ezmoces cambaxu: bu akşam rüyada orgazm oldu.
  • gembraleri ark., cexveri atn. 1. çoğalmış, artmış, türemiş. 2. üremiş.
  • gembralu ark., cexvalu atn. 1. üreyip çoğalmak. geimbrales: çoğaldılar, türediler. 2. çoğaltmak, türetmek. berepe gyombrales: çocukları çoğalttılar, türettiler.
  • gemçxupora vi., mçxuoci xp., cemçxupora atn. kalınca, nispeten daha kalın.
  • gemçxvinu ark., cençxunu atn. 1. üstüne ya da üzerine tutup ısıtmak, kızdırmak (metal). 2. üstüne ya da üzerine tutup ısınmak.
  • gemçinadva, gemçinadu ark., ceçinadvaşe atn. işe koşulan, iş yaptırılan. a gemçinadva giüoroms. sana işe koşacağın biri lâzım.
  • gemöipora ark., cemöipora atn. daha ince, biraz daha ince. a gemöipora dişka kodikaçu. eline ince bir odun aldı.
  • gemöüvalu ark., cenövalu atn. 1.aşağı tükürmek. gzas kogyomöüvalu: yola tükürüyor. 2. sağıvermek, süt damlatmak.
  • gemxvalu ark., cemxvalu atn. çömelmek. dida dopsumu şeni kogyamxu: yaşlı kadın işemek için çömeldi. 2. atn., mec. kandırmak, dolandırmak, kazıklamak.
  • gemxvineri ark., cemxuneri atn. 1.çömelmiş. gemxvineri do moçvapes: çömelmiş vaziyette beklettiler. 2. çömelerek.
  • gemxvinu ark., cemxunu atn. çömeltmek. bere kogyomxvinu do kodoâgvapu. çocuğu çömeltip kakasını yaptırdı.
  • gemkvalu ark., cemkvalu atn. öğütmek. karmaûek Lazuûi aşvacis kogemku. değirmen mısırı kısa bir sürede öğüttü.
  • gemüuseri ark., cemüuseri atn. çömelmiş. gemüuseri ma miyondrams: çömelmiş beni bekliyor.
  • gemüusu ark., cemüusu atn. çömelmek. livadişe şuüa mevixiyamûişa oxori dida emaûu: yeine vorûi svas kocevamüusi/kogebamüusi. bahçeden hıyar çalarken evin yaşlı kadını rast geldi. hemen olduğum yerde çömeldim.
  • gemôoneri ark., ceyoneri atn., oxyari arş. aşılanmış, aşılı. gemôoneri m3xuli. aşılanmış armut.
  • gemôonu vi., oxyaru., ceyonu atn. yarma aşı ile fidan aşılamanın bir türü. m3xulişi mşkvela kogemôonu. armut fidanını aşıladı.
  • gemskvaneri ark., cemsüvaneri atn. güzelleşmiş. gemskvaneri bozo. güzelleşmiş kız.
  • gemskvanu ark., cemsüvanu atn. güzelleşmek, güzelliğe kavuşmak. bozope geimskvanes: kızlar güzelleşti.
  • gemti ark. yokuş aşağı, aşağıya doğru dik yer, iniş.
  • gemtumani ark., cemtumani atn. yokuş aşağı dik eğimli güzergâh.
  • gemzuleri ark., cezurineri atn. hüzünlü, hüzünlenmiş, mahzun, gamlı, kederli, tasalı, üzgün, üzüntülü. xvala xvala gemzuleri elaxeûu: yapayalnız hüzünlü bir şekilde bir kenarda oturuyordu.
  • gemzuli ark. hüzün, gam, keder. raüanis mot geladgir, gemzuli xvala xvala: tepede niye duruyorsun, gam içinde ve yalnız.
  • gemzulu ark., cezurinu atn. hüzünlenmek, tasalanmak, kederlenmek.
  • genaxu ark., cenaxu atn. bir şeyin üzerinde yıkamak. şeepe kogenaxu: çamaşırları yıkadı.
  • gencaxu ark., cencaxu atn. üzerinde ya da yerde ezmek. üromi gencaxums: soğanı eziyor.
  • gencğoneri lider, önder. didi gencğoneri: büyük lider.
  • gencireri xp., asûenari atn., astenyari ark. yatalak.
  • genciru ark., cenciru atn. üzerinde uyumak. memsofas kogeinciru. oturacağın üzerinde uyudu.
  • gençaxu ark., cençaxu atn. bir şeyin üzerine ya da yere çalkalamak/çarpmak.
  • gençxalu ark., cençxalu atn. yukarıdan aşağıya doğru silkelemek. ceviz vb. silkelemek için kullanılır.
  • gençxileri ark., cençxileri atn. bozuk, bozulmuş. gençxileri nüola. bozuk anahtar.
  • gençxilu ark., cençxilu atn. 1. bozulmak, kilitlenmek. (kilit için). 2. bozmak, kilitlemek. 3. mec. zora girmek, bozulmak. dulya gemançxilu: işim bozuldu.
  • genöalu ark., cenöalu atn. 1.üsten aşağıya uzatmak, aşağıya sarkıtmak. serendeşe Lazuûi geminöamûu: serenderden aşağıya mısır uzatıyordu. 2. üsten aşağıya uzanmak, aşağıya sarkmak. <wiwila jindole kogeinöu. yılan üstten aşağıya sarktı.
  • genöareri ark., geöareli xp., cenöareri atn. 1.üzerinde yazı bulunan, üzerine ya da üstüne yazılmış. noşkerite genöareri pi3ari: üzerine kömürle yazılmış tahta. 2. mec. para. genöareri var domiskidu. param kalmadı.
  • genöaru ark., geöaru xp., cenöaru atn. üzerine yazmak noşkerite pi3aris gyonöarams: tahtanın üzerine yazıyor.
  • genöereri ark., cesûera atn. kabak sergisi. orepes genöereri duxenes: kabaklara sergi yaptılar.
  • genöeru 1. kabak ya da salatalık için direkler üzerinde yüksekçe sergi hazırlamak. şuüas gyunöeraman. salatalığa sergi hazırlıyorlar. 2. ark. bir çukurun üzerini çubuklarla veya benzeri bir şeyle örterek tuzak hazırlamak.
  • genöuşeri, genöuşineri ark., cenöuşeri, cenöuşineri atn. 1. üzerine uzanmış, aşağıya doğru uzanmış. 2. aşağıya doğru uzanarak.
  • genöuşu ark., cenöuşu atn. aşağıya doğru uzanmak, yere doğru uzanmak.
  • gendğaneri ark., cendğaneri atn. yarından bir sonraki güne ilişkin olan, ertesi güne ilişkin olan. gendğaneri dulyaşi derdi handğaşe mot nworum? Ertesi gün yapman gereken işin derdini niye çekiyorsun?
  • gendğani ark., cendğani atn. yarından sonraki gün. ôaôulik gendğani noğaşe miyonanen. dedemiz yarın değil bir sonraki gün bizi çarşıya götürecek.
  • gendriüeri ark., cendriüeri, cendriüineri atn. aşağı eğilmiş, aşağı bükülmüş (metalik nesneler için ancak genel bir kullanımı vardır). dudi gendriüeri nca. tepesi eğilmiş ağaç.
  • gendriüu ark., cendriüu atn. 1. aşağıya doğru eğmek, bükmek. mşkvelas dudi gyundriüu: fidanın başını eğdi. 2. eğilmek. mşüvelas dudi gyandriüu: fidanın başı eğildi.
  • gendugeri ark. kaçamak yemeği.
  • gekteri ark., ceningteri atn., genomskeri xp. 1.yıkılmış, devrilmiş. gekteri kva. devrilmiş taş. 2. ters tarafa dönmüş. üaôula gekteri dinciru. sırtını dönmüş olarak yattı.
  • gektinu ark., ceningtu atn., genomsüu xp. 1.devirmek, yıkmak. oüipines do gyoktes: bir araya gelip devirdiler. 2. atn. ters çevirmek, altını üstüne getirmek, alt üst etmek. cari coningtu: ekmeği çevirdi, altını üstüne getirdi. 3. atn. diğer ya da öbür tarafa dönmek, aşmak. raüani ceviningtit. tepeyi aştık.
  • genüaneri vi., ceüaneri atn. 1. aşağıya doğru atmış. 2. aşağıya doğru sallamış. 3. aşağıya doğru sallayarak, atarak.
  • genüanu ark., ceüanu atn. 1. aşağıya doğru atmak. kva mandreşen kogyonüanu. taşı ‘mandre’den aşağıya doğru attı. 2. aşağıya doğru sallamak. ti geminüanams: bana başını sallıyor.
  • genüoleri ark., cenüoleri atn. kilitli, kilitlenmiş, kapalı. nüna genüoleri ren. kapı kilitlenmiş, kilitlidir.
  • genüolu ark., cenüolu atn. 1. kilitlemek. eüna genüolu: kapıyı kilitledi. 2. kilitlenmek. eüna geinüolu: kapı kilitlendi.
  • genüoreri ark., cenüoreri atn. bağlanmış, bağlı, düğümlenmiş. genüoreri toüi. düğümlenmiş ip.
  • genoreri ark., cenoreri atn. durulanmış (suyla). genoreri noçxeşe. durulanmış bulaşık.
  • genoru ark., cenoru atn. suyla durulamak. nusak noçxeşepe genoru. gelin bulaşıkları duruladı.
  • genpaxu vi. kırpmak, kırpıştırmak. toli genpaxums: gözlerini kırpıştırıyor.
  • gentxalu ark., centxalu atn. 1.yere çarpmak, yere vurmak. ti kvas kogyontxu: başını taşın üzerine çarptı. 2. atn., mec. saldırmak. möapupek kormepes kocantxes: çakallar tavuklara saldırdılar.
  • gentxozinu ark., centxozinu atn. kovalatmak, peşine koşturmak. bere bozos gebuntxozini. çocuğu kızın peşine koşturdum.
  • gentxozu ark., centxozu atn. kovalamak, peşine düşmek. bozos gebantxozi. kızın peşine düştüm, onu kovaladım.
  • genûaleri ark., cenûaleri atn. az miktarda karışmış, bulaşmış, katılmış.
  • genûalu ark., cenûalu atn. 1.az miktarda karışmak, katılmak. 2. az miktarda karıştırmak.
  • genûra3eri ark., ceşüulineri atn. göçertilmiş, bir dış etki ile heyelan oluşmuş.
  • genâgilu ark., cenzgilu atn. yeşil bitkilerin yapraklarını gagalamak. mamulik lus dudi gyunâgilams: horoz lahanayı gagalıyor.
  • genwalu ark., cenwalu atn. 1. üstüne dokunmak, üzerine dokunmak. 2. bandırmak. gyari, mcumu aris gyonwams: ekmeği, tuz suyuna bandırıyor. 3. tutuşturmak. daçxuri kogyunwu: ateşi tutuşturdu. 4. tüttürmek. wiüara kogyunwu: sigarayı tüttürdü.
  • genworeri vi., cenworeri atn. 1.. süzülmüş (sıvı). 2. atn. başka bir tarafa akıtılmış. cenworeri oruba. suyu başka tarafa akıtılmış dere.
  • genworu ark., cenworu atn. 1. süzmek. mja wuüalis kogenworu: sütü bakracın içine süzdü. 2. atn. bir yerin suyunu kesmek, suyunu kesip başka bir tarafa aktarmak. oruba cunwori! derenin suyunu kes, başka bir tarafa akıt! çxombis cunwores: balığın suyunu kestiler.
  • geoneri ark., ceyoneri atn. üstten aşağa indirilmiş. n3aşe geoneri: gökten indirilmiş (canlı).
  • gepalu ark., cempalu atn. 1.kaynamak (sıvı). mja kogepu: süt kaynadı. 2. Taşmak (sıvı). Mja kogemipu. Sütüm taştı.
  • genûonu vi. 1. batmak. mjoras gyanûonu. Güneş battı. üaravis gyanûonu. Gemi battı. 2. Çok fazla bulunan bir şeyin içinde kaybolmak, söz konusu bu şeyin içine boğulmak. Okropes gebanûoni. Altınların içine boğuldum, onların içinde kayboldum.
  • gepatxu ark., cepatxu atn. 1. aşağıya silkelemek, üzerine silkmek, sallamak. 2. kırpıştırmak. toli gyopatxams: gözlerini kırpıştırıyor.
  • gepineri vi., cepineri atn. 1. atn. sarkmış, sarkıtmış, sarkık. 2. yayılmış, serilmiş. ntxiri o3xones gepineri ren: fındık tavan arasına yayılmış. 3. aşağıya doğru salınmış, güdülmüş, indirilmiş. noğaşa gepineri puci opuûeşa keşupinu: çarşıya indirilmiş ineği köye geri çıkardı.
  • gepinu ark., cepinu atn. 1. atn. sarkıtmak. 2. aşağıya doğru indirmek, gütmek, salmak. 3. yaymak, serpmek. neâi serenderişi perçes kogyupinu: cevizi serenderin balkonuna serdi.
  • gepsalu ark., cepsalu atn. 1. üzerine işemek, aşağıya doğru işemek. 2. yatağa işemek. berek oncires gepsu: çocuk yatağa işedi.
  • geputxineri vi., cejulineri atn., ceputxineri arş. uçurulmuş. geputxineri üinçi: uçurulmuş kuş.
  • geputxinu ark., cejulinu atn., ceputxinu arş. 1. uçurmak. üinçepe geputxinu: kuşları uçurdu. 2. ürkütüp kaçırmak. müyapuk kotume kogyoputxinu: çakal tavuğu ürkütüp kaçırdı.
  • geputxu ark. ceputxu arş., cejvalu atn. 1. uçmak, uçup gitmek. üinçi geputxu: kuş uçup gitti. 2. ürküp kaçmak.
  • gepxasu ark. 1. rezil olmak, uygunsuz bir durumda yakalanmak. gebipxasit. rezil olduk. 2. rezil etmek, uygunsuz bir durumda yakalamak. Oxori moskaûeri miğurûezşa moxtez do gemapxases evimiz dağınık bir durumdayken gelip (bizi uygunsuz yakalayarak) rezil ettiler.
  • gepxasinu vi. alay konusu olacak bir duruma düşmek. noğarepe mot gebibxasinat? çarşılılara neden alay konusu olalım? xoüovaturepe kogebibxasinit. ‘xoüovat’lılara alay konusu olduk.
  • gerçalu ark., cerçalu atn. üzerine sermek. memsofas mbela kogyorçu. oturacağın üzerine bezi serdi.
  • gerçeri ark., cerçeri atn. üzerine serilmiş. mbela gerçeri: serilmiş bez.
  • germa üoçi Laz halk inancına göre ‘germa üoçi’nin ocak ayında bağırarak denize denize atladığına inanılır.
  • germa, gema dağ. germaşe çkva var gextu: dağdan henüz inmedi.
  • geskideri ark., cesüuderi atn. 1. Arta kalmış, artık. 2. vi. sınıfta kalmış. cuma çkimi mautxani sinifis geskideri ren. kardeşim dördüncü sınıfta kalmış durumda.
  • geskidineri ark., cesüudineri atn. artık olarak bırakılmış. Geskidineri kapça. Artık olarak bırakılmış hamsi.
  • geskidinu ark., cesüuledinu atn. geriye bırakmak.
  • geskidu ark., cesüudu atn. 1. arta kalmak. 2. olduğu yerde kalmak. gzas kogeskidu. yolda kaldı. 3. vi. sınıfta kalmak. maşüvitani sinifis kogepskidi: yedinci sınıfta kaldım.
  • geskvalu ark., cesüvalu atn. bir şeyin üzerine yumurtlamak.
  • gestvaleri ark., cesûulineri atn. 1.aşağıya doğru kaydırılmış. 2. aşağıya doğru kayarak.
  • gestvalu ark., cesûvalu atn. aşağıya doğru kaymak.
  • gestveri ark., cesûveri atn. aşağıya doğru kaymış.
  • gestvinu ark., cesûulinu atn. 1. kaymak. 2. kaydırmak.
  • gesvalu ark., cesvalu atn. 1. üstüne, üzerine sürmek. 2. üzerine sürülmek. 3. sürtmek. mundi leûas gyusvams: kıçını toprağa sürtüyor.
  • gesvareri ark., cesvareri atn. üstüne, üzerine dizilmiş, üst üste dizilmiş. gesvareri dişka. dizilmiş odun.
  • gesvaru ark., cesvaru atn. 1. üstüne, üzerine dizmek, üst üste dizmek. dişka gyosvarams: odun diziyor, odunları üst üste diziyor. 2. Hiç birşeyi gizlememecesine konuşmak, her konuyu açık ve seçik bir şekilde konuşmak.
  • gesveri ark., cesveri atn. sürülmüş. yaği gesveri ûağani.üzerine yağ sürülmüş tava.
  • geşabğeri ark., öüabğeri atn. 1. İçine/arasına herhangi bir şey dökülmüş olan. kva geşabğeri çai. İçine taş dökülmüş olan (taze) çay. 2. Bir şeyin içine/arasına dökülmüş olan. Çais geşabğeri kvanöala: Çayın (taze) arasına dökülmüş çakıl.
  • geşadgeri ark., öüadgeri atn. içine, arasına koyulmuş. daçxuris üuüuma geşadgeri naşku. ateşin içine güğümü bıraktı.
  • geşadginu ark., öüadginu atn. ortasında, merkezinde durdurmak.
  • geşadgitineri ark., öüagutineri atn. ortasında durmuş halde bulunan.
  • geşadgitinu ark., öüagutinu atn. ortasında, merkezinde durmak.
  • geşaxaçku ark., öüaxaşüu atn. Ortasına/arasına ekmek. lupe nçayi oşkenas kogeşaxaçku: lahanaları çayın içine/arasına ekti.
  • geşolva ark., öüavelu atn. içine, ortasına, merkezine düşmek. daçxuris kogeşalu: ateşin içine düştü.
  • geşaleri ark., ceşaleri atn. 1. boşalmış (tuzak, zemberek vs. gibi kurulu düzenek). geşaleri ragi. boşalmış tuzak. 2. hevesi kaçmış, hevesi kırılmış, şevki kaçmış. guri geşaleri memaşku: beni şevkim kaçmış bir şekilde bıraktı.
  • geşalu vi., ceşalu atn. 1.vi. düzenek ya da mekanizmanın boşalması. saaûiş zembeleği kogeişalu: saatin zembereği boşaldı. mtugi ragi geişalu: fare kapanı boşaldı. 2. atn. azmini kırmak, hevesini kaçırmak, hevesini kırmak. a mutxa ôaûu himu ti si cemişali. bir şey yapacaktım hevesimi kırdın. guri cemişalu: içimdeki isteği kırdı, hevesimi kaçırdı.
  • geşatxeri ark., ceşatxeri atn. 1. aşağıya doğru sallamış. 2. aşağıya doğru sallayarak. mundi geşatxeri igzas: kıçını aşağıya doğru sallayarak geziyor.
  • geşatxu ark., ceşatxu atn. üstten aşağıya doğru sallamak. mundi gyoşatxams:kıçını aşağıya doğru sallıyor.
  • geşaûüva3u ark., öüaûva3u atn. arasına, ortasına düşmek, patlatmak.
  • geşkideri ark., ceşüideri atn. boğulmuş. on3xones geşkideri âires: tavan arasında boğulmuş halde buldular.
  • geşkidu ark., ceşüidu atn. 1. boğmak. üoçi on3xonez gyoşkidu: adamı tavan arasında boğdu. 2. boğulmak. nayLaz geişkidu. ‘nayla’da boğuldu.
  • geşkvalu ark., ceşüvalu atn. 1. aşağı inmesine izin vermek. berepe ncaşe var gyoşku. çocukları ağaçtan indirmedi, inmelerine izin vermedi. 2. aşağı göndermek. nusa noğaşe kogyoşku. gelini çarşıya gönderdi. 3. yutmak. wiwilak mjvabu geişku. yılan kurbağayı yuttu.
  • geşkveri, geşkvineri ark., ceşüveri, ceşüvaleri atn. 1. indirilmiş. ncaşe geşkveri: ağaçtan indirilmiş. 2. gönderilmiş. noğaşe geşkveri: çarşıya gönderilmiş. 3. yutulmuş. mjvabu geşüveri wiwila. kurbağa yutmuş yılan.
  • geşutxeri ark. havası kaçmış. geşutxeri burti. havası kaçmış top.
  • geşutxu ark. havası kaçmak. burti kogeşutxu: topun havası kaçtı.
  • geşvaceri ark., ceşvaceri atn. dinlenmiş, yorgunluk atmış.
  • geşvacu ark., ceşvacu atn. üstünde dinlenmek. gzas a m3ika kogebişvaci. yolun üstünde biraz dinlendim.
  • geşvalu ark., ceşvalu atn. bir kapta bulunan sıvının tamamını içmek.
  • geşvalu ark.,ceşvalu atn. Üzerini örmek, üzerini dokumak. Orâo kogeşu. Sandalyenin üzerini ördü.
  • geşvaneri ark., ceşvaneri atn. dışarıya nefes vermiş (olan).
  • geşvanu ark., ceşvanu atn. dışarı nefes vermek.
  • geşveleri vi., ceşoleri atn. yoğrulmuş. sağras geşveleri xaôa. teknede yoğrulmuş mısır hamuru.
  • geşvelu ark., cexvalu atn. yoğurmak. gyari kogeşvelu: ekmek yoğurdu.
  • geşvelu ark., ceşolu atn. bir şeyin üzerinde yoğurmak. sağras gyari kogeşvelu: ekmek teknesinde ekmeği yoğurdu.
  • geşveri ark., ceşveri atn. 1. üzeri örülmüş, işlenmiş.
  • geşveri ark., ceşveri atn. 2. tümü içilmiş.
  • getanu ark., cetanu atn. 1. üstten aşağa aydınlanmak, gün ışımak, aydınlanmak. gematanes:üzerimize gün doğdu. 2. sahura kalkamamak, gün ışığına yakalanmak. hamseri gemitanes: sahura kalkamadık. 3. üstten aşağa aydınlatmak. mjorak gemitanaman. güneş bizi aydınlatıyor.
  • getasu ark., centasu atn. tohumu serpmek, dağıtmak. livadis Lazuûi ntasi kogetasu. tarlaya mısır tohumlarını dağıttı, serpti.
  • getasule ark. cetasule atn. orûvini, orûvili meg. bostan, fidelik, sebze vs. yetiştirilen yer. getasules lu xaçkums:bostana lahana tohmu ekiyor.
  • getfalu ark., cetfalu atn. üstüne, üzerine örtmek, kapamak. kudi kogeitu: fes giydi.
  • getferi ark., cetferi atn. örtük, örtülmüş, örtünmüş. kudi getferi: şapka örtünmüş.
  • getoru ark., cetoru atn. aşağıya doğru çekmek.
  • getragu ark., ceturgu atn. girilmeyecek şekilde üzerini örtmek/ kapamak, üzerine bir şeyler çakarak kapamak. otfa kogetragu. çatıyı örttü/kapadı. ûikşari kogetragu. çit kapısını çaktı/örttü.
  • geûağaneri ark., ceûiğaneri atn. tavalanmış. geûağaneri kapça. tavalanmış hamsi.
  • geûağanu ark., ceûiğanu atn. tavalamak. kapça kogeûağanu. kendine hamsi tavaladı.
  • geûaxeri ark., ceûaxeri atn. üstüne kırılmış.
  • geûaxu ark., ceûaxu atn. 1.üzerine kırmak. Dişka tiz kogyuûaxu: odunu kafasında kırdı. 2. üstünü kırmak. mşkvelas ti gyuûaxu: fidanın tepesini kırdı.
  • geûaleri ark., ceûaleri atn. bırakılmış, arttırılmış.
  • geûalu ark., ceûalu atn. bırakmak, tamamını kullanmamak. gelaöüoreri kogemiûalu: bana yemek bıraktı (tümünü yemedi).
  • geûinu ark., ceûinu atn. üstüne, üzerine isabet etmek, vurmak, çarpmak. guris gemaûu: üzüldüm, içime değdi.
  • geûüoberi ark., ceûoberi atn. pusuya yatmış, saklanmış. geûüoberi ğeci çumers:pusuya yatmış domuz bekliyor.
  • geûüobu ark., ceûobu atn. pusuya yatmak, saklanmak. ğecis gyuûüobu. pusuya yatmış domuzu bekliyor.
  • geûüoçu ark., ceûoçu atn. üzerine, üstüne fırlatmak, fırlatıp atmak. xvewi on3xones kogeôûüoçi: ‘xvewi’yi tavan arasına attım.
  • geûüorinu ark., ceûorinu atn. bir şeyin üstüne yellenmek.
  • geûüva3u ark., ceûva3u atn. üzerine çarpmak. karûali stolis gyoûüva3ams:kağıdı masanın üzerine çarpıyor.
  • geûroxu ark., ceûroxu atn. 1. üzerinde kırılmak. 2. üst tarafı kırılmak. ncas dudi gyuûroxu: ağacın tepesi kırıldı. 3. mec. üzerine yüklenmek, üzerine binmek. soti dulya ren ma kogemoûroxu: bütün işler bana yüklendi.
  • gevalu ark., cevalu atn. gözükmek, kısa süreli görünmek, bir an gözüne ilişmek, bir an gözükmek.. nana mendrale a kogemavalu: annem uzaktan bir an gözüme ilişti.
  • geineri ark., ceyineri atn. 1. üzerinde doğurulmuş. 2. üstünde doğmuş.
  • geinu ark., ceyinu atn. 1. üzerinde doğmak, üstünde doğmak. bere so geiinu? çocuk nerde doğdu? 2. üstünde doğmak, üzerinde doğurmak. nanak bere so geinu? anne çocuğu nerde doğurdu?
  • geyona ark., ceyona atn. aşağıya doğru olan bölge.
  • geyonu ark., ceyonu atn. üstten aşağıya doğru canlı bir varlığı indirmek. on3xoneşen üaûu kogeiyonu. çatı arasından kediyi indirdi.
  • gezaderi ark., cezaderi atn. 1. atn. razı olmuş, kabullenmiş. 2. vi. tahmin etmiş, tahminde bulunmuş.
  • gezadu ark., cezadu atn. 1. atn. razı olmak, kabullenmek. Muya na üowudvanere himus cazaden: önüne ne koyarlarsa ona razı oluyor. 2. vi. tahmin etmek, tahminde bulunmak, kestirmek. handğa möima na ivasûu var gemazadu do mtel dobişui. bugün yağmur yağacağını tahmin edemediğimden iyice ıslandım. 3. arş. Bir şeye değer biçmek, değer belirlemek, fiyat biçmek. 4. vi. tasavvur etmek, tasarlamak. Na üodasen oxori gezadums: İnşa edeceği evi tasarlıyor. 5. vi. tahayyül etmek, göz önüne getirmek, hayalde canlandırmak. Nandidik nusaliüoba muşişi noderepe mimeselamûu, hem orapes bere na borûişi var gemazadeûu: Babaannem gelinlik çağındaki imeceleri anlatırdı, o zamanlar çocuk olduğum için (bu anlatılanları) gözümün önüne getiremezdim, tahayyül edemezdim. 6. vi. Kurgulamak. Oxori ar-jur fara komeawopxuşkule va mowondu do xol gezadums: Evi bir kaç kez dekore ettikten sonra beğenmedi, yine (zihninde) kurguluyor. 7. Talip olmak. üaûa na âirasere müva bozos kocazaden: nerde güzel bir kız bulursa ona talip oluyor. 8. barışmak.
  • gezalu ark., cezalu atn. üstüne basmak, üstüne basıp ezmek. üundis kogyazu. bokun üstüne bastı.
  • gezdalu ark., cezdalu atn. 1. aşağıya doğru çekmek. 2. mec. sağmak.
  • gezderi ark., cezderi, cezdaleri atn. 1.aşağıya doğru çekilmiş. 2. atn., mec. sağılmış (küçümseme var). gezderi puci: sağılmış inek.
  • gezliôeri ark., cezlaôeri atn. üzerine basılarak ezilmiş. gezliôeri m3xuli. üzerine basılarak ezilmiş armut.
  • gezliôu ark., cezlaôu atn. üzerine basarak ezmek.
  • geâgvalu ark., cezgvalu atn. üzerine pislemek. berek oncires geâgu. çocuk yatağa pisledi.
  • geâgveri ark., cezgveri atn. üzerine pislenmiş.
  • geâi3ineri vi., cedi3ineri atn. alaylı alaylı, alay ederek. a m3ika geâi3ineri isinapams:biraz alaylı konuşuyor.
  • geâi3inu vi., cedi3inu atn. alay etmek, alaylı alaylı gülmek. Cuma muşik na uwu şeepe ognuis gyaâi3inu: Kardeşinin söylediklerini duyunca alaylı alaylı güldü(gülebildi).
  • ge3aderi ark., ce3aderi atn. sınanmış, denenmiş, kontrol edilmiş, bakılmış.
  • ge3adu ark., ce3adu atn. 1. sınamak, denemek, kontrol etmek. 2. tadına bakmak. kapçaşi nostoni a kogei3adi. hamsinin tadına bir bak.
  • ge3oneri ark., ce3oneri atn. saplanmış, batırılmış. xami ge3oneri: bıçak saplanmış.
  • ge3onu ark., ce3onu atn. üstten aşağıya doğru batırmak, saplamak. xami gyaris kogyo3onu. bıçağı ekmeğe sapladı, batırdı.
  • ge3uru vi. taklit etmek, taklidini yaparak bir kişiyi ve davranışı anlatmak. berepek ôaôuli nişis gya3u(r)nan: çocuklar dedelerini (dedelerinin davranışlarını) taklit ediyorlar.
  • gewamu ark., cewamu atn. üzerinde gebertmek, vurmak.
  • gewileri ark., cewileri atn. 1.ucundan koparılmış, ucu koparılmış. 2. boğa ile çiftleştirilmesine rağmen gebe kalmayan ineklerin dişilik organlarının üzerinde buğday tanesi büyüklüğündeki et parçasının koparılması.bu et parçasının koparılması durumunda ineğin gebe kalacağına inanılır.
  • gewilu ark., cewilu atn. 1.tepesini koparmak, ucunu koparmak. 2. boğa ile çiftleştirilmesine rağmen gebe kalmayan ineklerin dişilik organlarının üzerinde buğday tanesi büyüklüğündeki et parçasını koparmak. bu et parçasının koparılması durumunda ineğin gebe kalacağına inanılır.
  • gealu ark., cewalu atn. 1. çözmek, sökmek. pucik doüoru geiwüu: inek bağını çözdü. 2. yüksekteki bir şeyi söküp indirmek. Na go<wobuûu svaz xuûuôali kogemies: asılı olduğu yerden ‘küçük zembili’mi indirdiler.
  • geeri ark., ceweri atn. sökülmüş, sökük, çözülmüş.
  • geomilu ark., cewelimu atn. 1.üsten aşağıya doğru bakmak. 2. Fal bakmak. Ya gemiedi,muperepe minöarun. Falıma bir bak hele, (kaderimde) neler var.
  • gewonu ark., cewonu atn. dengenin bir tarafa ağır basması.
  • gewopxeri ark., cewopxeri atn. 1.düzenli, tertipli. 2. işleme, nakış. gewopxeri wineüi: nakışlı çorap. 3. İyileşmiş olan.
  • gewopxu ark., cewopxu atn. 1.belirli bir düzen kazandırmak, düzen vermek, düzenlemek, yoluna koymak. dulyape kogeôwopxi: işleri düzenledim, yoluna koydum. 2. nakış işlemek. bozok gewopxums:kız nakış işliyor. 3. yoluna girmek, düzelmek. Dulyape kogeiwopxu: İşler yoluna girdi. 4. sağlığı yerine gelmek, iyileşmek. Ağne gebiwopxi, zabuni borûi. Yeni iyileştim, hastaydım.
  • gewuôinu ark. atmacayı çağırmak. sifteris gyuwuôinams:atmacayı çağırıyor.(yansıma)
  • ge3ureri vi. taklit ederek,taklit yaparak. ge3ureri isinapams: taklit ederek konuşuyor.
  • gingila 1.ark. diken dalının kıvrılmasıyla yapılan çember. 2. atn. mec. olgunlaşmamış, taze, körpe (bitki, et vs.). gingila pavri. çok taze yaprak.
  • gingili vi., fingili ark., xvali atn. sümük. gingili gegixtams: sümüğün akıyor.
  • gingiloni, gingilyayi vi., xvalyayi atn. sümüklü. gingiloni biöi. sümüklü erkek çocuk.
  • ginon xp., gorum atn. (sen) istiyorsun. mu ginon? sen ne istiyorsun?
  • ginonan xp., gorumt atn. siz istiyorsunuz. mu ginonan? ne istiyorsunuz?
  • ginâe ark., gunâe atn. uzun. ginâe üoçi: uzun adam.
  • girini xp., guruni ark. Eşek, merkep. girini steri: eşek gibi.
  • gnapa atn., gognapa atn., gagna vi. atn. 1. atn. anlama, anlayış. gnapa var uğun: anlayışı yok. 2. ark. duyuş, duyma.
  • gnaperi, gneri 1. atn. anlamış. muti gnaperi var vore. bir şey anlamış değilim. 2. ark. duymuş.
  • gobalu etrafına ya da üzerine dökmek (sıvılar için). pukurepes ari gobams:çiçeklere su döküyör, suluyor.
  • gobareri 1. üflenmiş. 2. üfleyerek.
  • gobaru 1. farklı yönlerden esmek. ixi gogobarasere doloxe kamaxûi. üzerine rüzgâr vuracak, esecek, içeri gir. 2. etrafına üflemek. xocak gomibaruna ti var mapelu: hoca üflediyse de faydasını göremedim.
  • gobazgu atn., gobaâgu ark. sağa sola basmak, her iki ayağını gererek basmak.
  • gobergu 1. etrafını bellemek. mşüvelas gubergams:fidanın etrafını belledi. 2. mec. saçını kazımak. dudi gubergu. saçını kazıdı.
  • gobgaru yitirilen ya da ulaşılamayan bir şeyin çevresinde, üzerinde ağlamak. üaûuk xorwis gvabgaren. kedi ete ağlıyor.
  • gobğalu 1. (bir çırpıda sayılamaz nesneler için) çevresine ya da üzerine dökmek. kapças mcumu gobğams:hamsinin üzerine tuz döküyor. 2. mec. sitem etmek, fırçalamak. komoxûui ar vorsi govobğare. geldiğinde iyice sitem edeceğim, fırçalayacağım.
  • gobğalu atn. 2. alel usul traş etmek. toma gubğu. saçını alel usul traş etti.
  • gobi xp., sağa atn., sağra vi. hamur teknesi.
  • gobriweri her tarafı yırtılmış, parçalanmış, yırtık pırtık. gobriweri gulun: yırtık pırtık dolaşıyor.
  • gobuzu gezinmek (böcekler için). raxna üiûis gomobuzun. örümcek elimde dolaşıyor.
  • gocareri atn. yemlenmiş, yedirilmiş.
  • gocibu atn., gogubu ark. alelacele pişirmek. xorwi gocibes do oşüomes:eti alelacele pişirip yediler.
  • gocicileri atn. 1. sırıtık, sırıtmış. 2. sırıtarak. gocicileri mo memowe. sırıtarak bana bakma.
  • gocicilu atn., circili ostiku vi. sırıtmak, dişlerini ya da diş etlerini göstererek gülmek. mo gocicilam! sırıtma!
  • gocinu 1. etrafına yatmak. berepe nana nişis kogvacines:çocuklar annelerinin etrafında yattılar. 2. mec. etraflıca dişlemek, etrafına diş geçirmek. oşüuris kogucinu: elmaya çepeçevre diş geçirdi.
  • goçanu, gonçanu 1. her tarafında bitmek, çevresinde bitmek. üoôas simadepe kogomaçanu. alnımda benler bitti, benler oluştu. 2. tek tük bitmek (meyve, sebze). m3xuli hik hak gonças:bir orda bir burda armut bitmiş.
  • goçxalu suyla yıkamak. dixamarkvalepe gopçxi. patatesleri yıkadım.
  • goçxeri yıkanmış. möima arite goçxeri: yağmur suyuyla yıkanmış(olan).
  • goçvalu korumak, kollamak. oxoris guçums:evi kolluyor, evi koruyor. bozomotas biöepe guçums:kızı erkeklerden koruyor.
  • goçvalu 1. atn. soyunmak (açmak anlamında). çona noxosüinu do goyçu: ışığı söndürüp soyundu. 2.atn. Soymak (açmak anlamında). baba muşi goçu do üaôula umbonu. babasını soyup sırtını yıkadı. 3. vi.soyulmak, dolandırılmak, gaspedilmek. 5. vi.soymak, dolandırmak, gaspetmek. mxiacepek gomçves: hırsızlar beni soydu. 6. kumarda kaybetmek. Zai oûüomerüişa gokçves doren, heşo bogni. Zar atarken kaybetmişsin (seni soymuşlar), öyle duydum.
  • goçveri 1. Soyulmuş/çıkarılmış (giysi). şeepe goçveri bere: Elbiseleri çıkarılmış çocuk 2. Soyunmuş (kimse). goçveri üoçi: Soyunmuş adam. 3. Soyulmuş. goçveri banüi. Soyulmuş banka. 4.kazıklanmış.
  • goçveri goôaüileri atn. 1. çırılçıplak, soyulmuş. gomapines do goçveri goôaûileri memaşüves:üzerime üşüşüp beni çırılçıplak bıraktılar. 2. mec. soyguna maruz kalmış, soyulmu.
  • goöadu atn., goöüadu ark. 1. etrafına çakmak. pi3aris üafri kogoöadu. tahtanın etrafına çivi çaktı. 2. vi. sıkıca sarmak (tayt vs.). Pontuli kogomaöüadu. Pantolon (beni) sıkıca sardı. 3. vi.İyice yapışmak (kir, pislik vs.). lebi kogomaöüadu. Kir (bedenime) iyice yapıştı.
  • goöambu atn., goöabu vi. 1. etrafa, sağa sola yapıştırmak. 2. etrafa yapışmak.
  • goöangalu ark. etrafına ya da çevresine pençe atmak. coğorik gomöangalu: köpek beni pençeledi.
  • goöapxu 1. sağa sola ya da etrafa çarpmak. dudi üodapes goöapxams:başını duvarlara çarpıyor. mturi goöapxams:kar serpiştirerek yağıyor. 2. mec. tartaklamak, pataklamak. berepes kogoöapxu: çocukları patakladı.
  • goöimberi atn. sıkı, dar, daralmış, daraltılmış. goöimbreri ponûuli. dar pantolon.
  • goöimbru atn. her tarafı ya da her yanı sıkmak. mot goiöimbre! kendini sıkma! lemşi cuçamüanşa goniöimbren. iğne vurulurken kendini sıkıyor.
  • goöimoşeri 1. kıvrım kıvrım, eğri büğrü, yamru yumru. 2. mec. cüsseli, iri yarı. goöimoşeri üoçi: iri yarı adam.
  • goöimoşu 1. eğirmek, kıvırmak, burmak. toüi guöimoşu. ipi kıvırdı. 2. eğrilmek, kıvrılmak. ali gvaöimoşu. boğazı kıvrıldı. 3. mec. çarpılmak. şüurinate goyöimoşu. korkudan çarpıldı.
  • goöirderi gopeleüeri atn., âonâola ark. yırtık pırtık. goöirderi gopeleüeri gulun: yırtık pırtık dolaşıyor.
  • goöirdu atn. etrafı yırtmak, sağı solu yırtmak, yırtınmak, koparmak. didas naöapxu do şeepe goöirdu. yaşlı kadına saldırıp elbiselerini yırttı. tomalepe goyöirdu. saçını yırttı.
  • goöüenderi ark., goöüonderi vi., goöonderi atn. 1. Unutmuş. 2. unutulmuş.
  • goöüendineri ark., goöüondineri vi., goöondrineri atn. unutturulmuş (olan). mtel şeyi goöüendineri: herşey unutturulmuş olan.
  • goöondrinu atn., goöüondinu vi., goöüendinu ark. unutturmak. beres nana muşi guöondrines:çocuğa annesini untturdular.
  • goöondru atn., goöüendu ark., goöüondu vi. unutmak. woxleni dulyape açkva gomoöondru. eski işleri artık unuttum.
  • goöoperi atn. çepeçevre sarmış, çepeçevre sarıp sıkmış. iri üaleşe goöoperi vore. her taraftan çepeçevre sarılmış durumdayım.
  • goöopu atn. çepeçevre sarıp sıkmak, etrafından sıkmak, orüapuk şüa kogomiöopu. kemer belimi çepeçevre sardı, sıktı.
  • goövalu kavurmak. üurşis üromi kogoöu. turşuya soğan kavurdu.
  • godageri etrafı kesilmiş. godageri nca. etrafı kesilmiş ağaç.
  • godagu etrafını çentmek. xombas ya do möüoni ncas gudagu. kuruması için çınar ağacının etrafını kesti.
  • godgalu 1. etrafına koymak.üeras üuüumape kogudgu: ocağın etrafına kazanları koydu. 2. mec. laf almak için zarf atmak, laf almaya çalışmak. opşa gomidgu ama var axaôarapu. laf almak için çok uğraştı ama beni konuşturamadı.
  • godgeri 1. etrafına konulmuş, eklenmiş. 2. mec. laf almaya dönük konuşma. godgeri ixaôas:laf almaya dönük konuşuyor.
  • godvalu 1. etrafına koymak. daçxuris dişüape kogovudvit. ateşin etrafına odunlar koyduk. 2. etrafına işlemek. mandilis bedali gudums:peştemalın etrafına boncuk işliyor.
  • gofüilu atn., gostiku etrafını yolmak, tüylerini yolmak. kormes msva gufüilu: tavuğun tüylerini yoldu. ofidepe goyfûilu: kaşlarını yoldu.
  • gofurüu atn. 1. hırçın davranmak, sert davranmak. üaûuk monta muşis gufurüams: kedi yavrusuna hırçın davranıyor. 2. mec. kazıklamak, soymak. porça na memoindres üoçik kogomifurûes:gömlek satan adam bizi kazıkladı, bizi soydu.
  • gogangu gevelemek, (lafı) evirip çevirmek, lafı ağızda dolandırmak. üoçi sûeri isinapi, mogangum. adam gibi konuş, geveleme.
  • gognapa, gnapa atn., gagna ark. 1. anlayış, kavrayış. mitis gognapa var dusüudu: hiç kimsede anlayış kalmadı. 2. ark. duyuş, duyma.
  • gognapu 1. atn. anlamak, kavramak. iri tevuli var gognams:herşeyi anlamıyor. 2. anlatmak, kavratmaya çalışmak. iyenpe a kogogognapa. sana olanları bir anlatayım. 3. ark. duymak. si iôaramiti, ma bognam. sen konuş, ben duyuyorum.
  • gogoru 1. bakınmak, aranmak. limcitere so on ya do a kogovigori. akşama doğru nerdedir diye bir bakındım. 2. vi. Küfretmek, sövmek. Si gogorare. Sana söveceğim.
  • gogurcolu atn. çevresine sürtmek. üaûuk nuüu gomigurcolams: kedi çenesini bana sürtüyor.
  • goguteri, gogutineri atn., godgitineri ark. etrafına dikilmiş, çevresinde durmuş.
  • gogutu, gogutinu atn., godgitu ark. etrafında dikilmek, çevresinde durmak. üoçis gugutes do var coçumapes:adamın etrafında durup dövülmesine engel oldular. tolepes çilambri kogugutu: gözlerine yaş durdu.
  • goğareri etrafı çizilmiş. intxorasere svalepe goğareri miğuran: kazılacak yerlerin etrafını çizmişiz.
  • goğaru etrafını çizmek. kvas noşüerite koguğaru: taşın etrafını kömür ile çizdi.
  • goğaru, gomçxoru mec. kendini feda etmeyi göze alabilecek kadar çok sevmek. sevilen kişinin etrafını kişinin kendi varlığı ile çizmesi, üzerinde sevgi ile çizgiler çizmesi. "goğaru" temelde çok güçlü bir sevgiyi anlatır. adeta sevilen kişinin etrafında sevgi ile yapılan tavaf ifade edilmektedir. e na gogağarare, e bere şüimi! seni varlığımla tavaf edeyim, ey sevgili çocuğum!
  • goğaşüu atn. karalamak. çitabi kogoğaşüu: kitabı karaladı.
  • goğirğilu atn. 1. (köpek vb. için) hırlamak. layöik gomiğirğiles:köpek bize hırladı. 2. mec. hırçın davranmak, sert davranmak. beres mo guğirğilam. çocuğa sert, hırçın davranma.
  • goğiru rastgele hedef gözetmeden doğrultmak, etrafa doğrultmak, etrafa işaret etmek. hik hak üiti goğirams:sağa sola parmağını doğrultuyor. doüanaşe goğirams:silahı etrafa doğrultuyor.
  • goğmalu atn.,vi., gomalu ark. 1. gezdirmek, yanında taşımak, dolaştırmak (cansızlar için). xami goyğams:bıçak gezdiriyor. doüanaşe var goyğams:silah taşımıyor. 2. etrafını çevirmek, çembere almak. müyapupes koguğes:çakalların etrafını çevirdiler.
  • goğoberi etrafı çevrilmiş, çitlenmiş. iri üaleşe goğoberi vorüi, var mamûinu: her tarafım çevrilmişti, kaçamadım.
  • goğobu etrafını çevirmek. getasules n3xiüepete govuğobi. fideliği çalı çırpıyla çevirdim.
  • goğvaru atn., goşuvu ark., goşuu vi. ıslanmak (biraz). livadişe elafûişa goviğvari/gobişuvi. tarladan çıkıncaya kadar (biraz) ıslandım.
  • goxaüaru kazımak. kapça ûiğani goxaüaru: hamsi tavasını kazıdı.
  • goxaôaru atn. ‘zarf atmak’, bir mesaji vermeye çalışmak. para ogoru şeni opşa gomoxaôaru ama muti var aziûu: para istemek için çok ‘zarf attı’ ama bir şey diyemedi.
  • goxareri 1. atn. tırmalanmış olan. üaüuş goxareri: kedi tarafından tırmalamış. 2. ark. Yırtılmış olan.
  • goxaru 1. atn. tırnaklamak, tırmalamak. üaüuk xe gomixaru: kedi elimi tırnakladı, tırmaladı. 2. ark. yırtılmak. 3. ark. yırtmak.
  • goxaru ark., goöirdu atn. etrafı yırtmak, sağı solu yırtmak, yırtınmak, koparmak.
  • goxaâiru atn, goxaziru vi.(<tur. hazır) 1. hazırlanmak, hazır hale gelmek. kogoyxaâiru. hazırlandı, hazır hale geldi. 2. hazırlamak. nusa goxaâirums:gelini hazırlıyor. 3. giyinmek, süslenmek. şeepe kogovixaâiri. giysilerimi giyindim, giyinerek hazırlandım.
  • goxawu atn. etrafını kazımak ( kabuk vb. için). xamite biüas guxawams:bıçakla çubuğun etrafını kazıyor.
  • goxedu etrafına oturmak. sofras koguxedes:sofranın etrafına oturdular.
  • goxelu atn., goxvelu ark. 1. sevgiyle sarıp sarmalamak. 2. öpmek. bozos a kogvaxelu: kızı bir kez öptü.
  • goxiru çalıp çırpmak, soyup soğana çevirmek. oxori gomixires:evimi çalıp çırptılar.
  • goxmaru işine geldiğinde kullanmak, işine geldiği gibi kullanmak, kendi işinde kullanmak. koâiru ar ûişuça goyxmarams:buldu bir zavallıyı işine geldiği gibi kullanıyor.
  • goxombu kurumaya yüz tutmuş, biraz kurumuş. puci meçamape goxombu. inek yemleri kurudu.
  • goxorxeri atn., goxoxeri ark. budanmış. goxorxeri 3ipri. budanmış gürgen.
  • goxorxu atn., goxoxu ark. budamak. oşüuri goxorxu: elmayı budadı.
  • goxosüinu atn. gebertmek. ar möapu goxosüines:bir çakalı geberttiler.
  • goxosüu atn. gebermek, geberip gitmek. goxosüu do dopçitit. geberip gitti de kurtulduk.
  • goxtimu ark., golva atn. gezmek. goxüimu minon: gezmek istiyorum.
  • goxulagu atn. alelade çevresini inşa etmek, öylesine örmek, dizmek, sıralamak, çevirmek. obardales nçala koguxulargu. kazığın etrafında mısır samanlarını alelade dizdi.
  • goxuneri 1. etrafına oturulmuş, oturtulmuş. muüu üoçi sofras goxuneri vorüit gişüuni? kaç kişi sofranın etrafına oturmuştuk biliyor musun? 2. boğazına kadar oturmuş, dolmuş. alişa goxuneri ren, ham ipşu. boğazına kadar oturmuş, bu doldu.
  • goxunu 1. etrafına oturtmak. berepe üeras koguxunu. çocukları ocaklığın etrafına oturttu. 2. atn. boğazına kadar doldurmak, oturtmak. 3. mec. kazıklamak. üoçik kogomoxunes do var vognit. adam bizi kazıkladı da anlayamadık.
  • goxuüoru atn. kırpmak, kesmek (saç ve kıl için). şoronepe gopxuüori. koyunları kırptım. beres toma govuxuüori. çocuğun saçını kırptım.
  • goxuwolu atn. etrafını kemirmek (küçük parçalar halinde). mtucik cari goxuwolu: fare ekmeğin etrafını kemirdi.
  • goxvaüu etrafını kemirmek, etrafına dişlemek. bobolapek lu cici guxvaües: böcekler lahananın kökünü kemirdiler.
  • goxveri dökülmüş. toma goxveri: saçı dökülmüş.
  • goxvewebu xp., goxvewu vi., obalakaru atn. yalvarmak. gixvewebu mu iven goikti. sana yalvarıyorum ne olur geri dön.
  • goi atn., şuri ruh. goi gogindinare. senin ruhunu kaybedeceğim.
  • gocoğoru vi. ad. golaöu.
  • golaöu atn., gocoğoru vi. köpekleşmek. badi iyus goylaöu/goicoğoru. yaşlanınca köpekleşti. 2. çirkinleşmek, güzelliğini yitirmek. imordus msüvanoba gundunu do goylaöu. büyüyünce güzelliği kaybedip çirkinleşti.
  • gojgivoreri atn., mec. biçimsiz, şekilsiz, kaba saba. gojgivoreri a nca eüvatu: biçimsiz bir ağacı kesti.
  • gojgureri atn. etrafı yanmış, yanık. gojgureri dişüa. yanık, yanmış odun.
  • gojguru atn. 1. etrafı yanmak. toma gomajguru: saçlarım yandı. 2. etrafını yakmak. ncas dudi govujgurit: ağacın tepesini yaktık.
  • gojvalu ark. 1. soluklaşmak, solmak. ponüuli gomajvalu: pantolonum soluklaştı, rengini yitirdi.
  • gojvalu atn. 2. sağından solundan uçmak, sıyırp geçmek, uçup geçmek. nçayi pwilumûişa ôuûucepe gomiju. çay toplarken etrafımdan arılar uçuştu.
  • goklimu atn., gokfinu vi. etrafı kesmek, temizlemek, etrafını kesmek, etrafını kesip temizlemek. ntxirepuna doloxe na orûu danâepe goklimes: fındıklığın içindeki dikenleri temizlediler.
  • gokoseri 1.süpürülmüş. üodape gokoseri naşüves do hişote ides: avlunun her tarafını süpürüp ondan sonra gittiler. 2. silinmiş
  • gokosu 1.etrafı/etraflıca süpürmek. oxori var gokosuşa raxaüi var iyu. evi etraflıca süpürmeden rahat edemedi. 2. Etrafı/ etraflıca silmek. tolişi çilamurepe xepe şüimite govukosi. gözlerinin yaşını kendi ellerimle sildim.
  • gokoteri atn., gokoüeri ark. etrafı katlanmış, etrafına katlanmış. baûaniye vorsi kogoykotu: battaniyeyi iyice kendi etrafına katladı, iyice battaniye ile sarmalandı.
  • gokotu atn., gokoüu ark. etrafını katlamak, etrafına katlamak.
  • goktala, goktapa atn. 1. dönüş, dönme, geri dönüş. olva mutu var orûu, goktala xavi iyu. gidiş bir şey değildi, dönüş zor oldu. 2. dönemeç. araba goktalaşe goyktu: araba dönemeçten döndü.
  • goktalu 1. dönmek, geri dönmek. gverdi gzaşe govikti. yarı yoldan döndüm. ğuraşe govikti. ölümden döndüm. 2. döndürmek, geri çevirmek. aris gza govukti. suyun yolunu çevirdim, değiştirdim. uluûuşa govokti. giderken geri çevirdim. 3. mec. iade etmek, geri çevirmek. mogorus mati govukti. küfredince ben de geri çevirdim, küfrünü iade ettim. momincğonu karüali govukti. gönderdiği mektubu iade ettim, geri çevirdim. 4. mec. değiştirmek. ar oxaôarute bere goktes: bir konuşma ile çocuğu değiştirdiler. 5. mec. değişmek. môolişe mendaxûuna yeine goyktasere: istanbula giderse hemen değişecek.
  • gokteri 1. dönmüş, geri dönmüş. ağani gokteri vore. yeni geri dönmüşüm. 2. iade edilmiş. gokteri karûali. iade edilmiş mektup. 3. dönek. hamuti gokterepeşi ren. bu da döneklerden.
  • goktureri ark., gomtureri atn. değiştirilmiş, değişmiş. heya üala maindi goktureri miğunan: onunla yüzüklerimiz değiştirilmiş durumdadır.
  • gokturu ark., gomturu atn. 1. değiştirmek. maindepe goyktures: yüzükleri değiştirdiler. 2. değişmek, farklılaşmak. badi iyas üoçi goykturen. erkek yaşlanınca değişiyor. woxleni süeri var on, yopşa goikturu: eskisi gibi değil çok değişti.
  • goüaçeri atn., gokaçeri ark. 1. çevresinden tutup sarmış, kavramış. 2. etrafından sararak, tutarak, kavrayarak. jur xete goüaçeri mendiyonu. iki elle tutarak götürdü (canlı).
  • goüaçu atn., gokaçu ark. 1. çevreleyip tutmak, kavramak, sarmalamak. üaôulaşe kogovuüaçi. arkadan kavradım, arkadan sarmaladım. 2. mec. tümünü sahiplenmek, tümüne sahip çıkmak. üata na âiru koguüaçu. her gördüğüne sahip çıktı.
  • goüaôinu 1. koşuşturmak, koşturmak. ar hik ar hak gomoüaôinapams: beni bir oraya bir buraya koşturdu. bere süeri mo gomoüaôinapam. çocuk gibi ne koşuşturuyorsun beni. 2. işsiz güçsüz dolanmak, avare dolanmak. hişo haşo govuüaôam. şöyle böyle koşuşturuyorum/dolanıyorum.
  • goüirüoleri iç içe dolanmış, sarmal.
  • goüirüolu 1. sarmal hale getirmek. ntxiri biüa goüirüolu: fındık çubuğunu büküp daire haline getirdi. 2. sarmal hale gelmek.
  • goüitxu atn. etrafa sormak, araştırmak, soruşturmak. mik na ûüu goviüiûxina ti var vogni: kimin dediğini etrafa sorduysam da anlayamadım.
  • goüoderi etrafı çevirilmiş, çitlenmiş, çitli. goüoderi livadi. etrafı çitlenmiş tarla.
  • goüodu 1. etrafını çit ile çevirmek, çitlemek. oxoris kogovuüodit. evin etrafını çitledik, çevirdik. 2. etrafını çevirmek, etrafına inşa etmek.
  • goüoreri etrafını sarmış, etrafına bağlamış. mbela goüoreri üiti. bez sarılı parmak.
  • goüorobu geride kalanları toplamak, tek tük kalmış olanları toplamak. dosüudu nçayepeti kogoüorobit. geriye kalan çayları da toplayın.
  • goüoru çevresine sarmak, bağlamak, dolamak. üitis mbela kogoyüoru. parmağınaı bez sardı.
  • goüuüaru atn. bükülmek, eğrilmek.
  • goüu3xeri atn., goüun3xeri ark. uykudan uyanmış. ağani goüu3xeri vorüi, eünas niüaüulu: yeni uyanmıştım, kapı çalındı.
  • goüu3xinu atn., goüun3xinu ark., goüure3xinu uyandırmak. umeşonu oras moxûu do gomoüu3xinu! umulmadık bir zamanda gelip beni uyandırdı.! üaüa öumanişe nanaşüimik gomoüu3xinams: her sabah annem beni uyandırıyor.
  • goüu3xu atn., goüun3xu ark. uyanmak. goüu3xu, toli gonwus ma mâiru. uyandı, gözlerini açtığında beni gördu.
  • gok3alu etrafı çürümek, dış tarafı çürümek. ncas ûüebi guk3u: ağacın kabuğu çürüdü.
  • gok3eri etrafı çürümüş, dışı çürümüş. ûüebi gok3eri nca. dış tarafı çürümüş ağaç.
  • golabğalu 1. dökmek (raf, oturacak vs. yere). ôocas neâi kocelubğu. kucağına ceviz döktü. 2. (bıyıkları) traş olmak, traş etmek. musûaöepe golibğu. bıyıklarını traş etti.
  • golacinu 1. yana doğru yatmak. nanaşüimişi ôocas kogolovacini, himukti dudi misu. annemin kucağına yattım, o’da başımı okşadı. 2. yana yatırmak, yana devirmek.
  • golaçilu evlenmek (keyif duyarak, istekle, gerekli ya da zorunlu olmadan). sumeneçi waneri badi kogoliçilu: altmış yaşında adam evlendi.
  • golaçitu 1. yatayda kesmek, yarmak. argunite üoôa goluçitu: baltayla alnını yardı, kesti (yatay). 2. mec. kesişememek, çakışamamak, karşılaşmamak. nakele na elaxüu var mişüun golamçitu, var oüovagit. yukarıya nerden çıktığını bilmiyorum benimle çakışamadı, karşılaşamadık.
  • golaöapxu atn. yatay doğrultuda sallamak, vurmak, çarpmak. biüa şüas kogolavoöapxi: sopayı beline doğru salladım, vurdum.
  • golaöirderi atn., golaöüideri ark. enlemesine yırtılmış, enlemesine yırtık. tudendo golaöirderi foûa üowutuüu: alt tarafı enlemesine yırtık peştimalı takmıştı (belden aşağı).
  • golaöirdu atn., golaöüidu ark. 1. enlemesine yırtmak. diüaçu do şüawale goluöirdu: tutup eteğini enlemesine yırttı. 2. enlemesine yırtılmak. eüvağu do şüawale golaöordu: takılıp eteği enlemesine yırtıldı.
  • goladgalu koymak, yerleştirmek, kurmak, ayakları üzerine oturtmak (raf vb. bir yere). isüiüani noşonis kogoladgu: bardağı rafa koydu.
  • goladvalu koymak, yanlamasına koymak (raf, oturacak vs. yere). gzas nca kogoladu, miti vati golovişüva ya ûüu: yola enlemesine ağaç koydu, kimseyi geçirmeyeceğim dedi. eünas üulaöidi kogoludu: kapıya sürgüyü (koydu) geçirdi.
  • golagutinu atn., goladgitinu ark. karşısına durmak. beres ceçaneûu, kogolovuguti, var cevoçumapi. çocuğu döveceklerdi, karşılarına durdum, dövdürmedim.
  • golağareri yatay çekilmiş çizgi. öumanişe moviselis oxori do mele golağareri bâiri, ham muyan ma do kewevuüaôi. sabah kalktığımda evden öte tarafa doğru çizilmiş olduğunu gördüm, bu nedir diye havaya fırladım.
  • golağaru yatay çizgi çizmek. melendo coöes do moleşa golağares, gza hikele golaxûasere: öteden başlayıp beriye kadar yatay çizgi çektiler, yol ordan geçecek.
  • golağmalu 1. öteye götürmek, öteye taşımak (cansızlar için). arguni mele kogolobiği: baltayı öteye götürdüm/taşıdım. 2. mec. (ağrı/acı) geçmek, kesilmek. wuna golomiğu, a şuri kodovoşvani: ağrım geçti, rahat bir nefes aldım.
  • golağobu yatay doğrultuda çitlemek, kesmek, kapamak. gza golomiğobes, tina vati golomişüvani? bize yolu kapadılar, gerçekten de geçmemize izin vermeyecekler mi?
  • golağunu ağızda kalan son kırıntıları çiğnemek. coğorik oöüomu gyari muşi do goilağunams: köpek yemeğini yedi ağzındaki son kırıntılarını çiğniyor.
  • golaxareri 1. enlemesine tırnaklanarak yırtılmış olan. korbas na miğuûu üaûuşi golaxareri açkva var maüau. karnımdaki kedi yırtığı henüz iyileşmedi. 2. ark. enlemesine yırtılmış (kağıt, kumaş vs.). golaxareri üazeta.enlemesine yırtılmış gazete.
  • golaxaru 1. enlemesine tırnaklayarak yırtmak. üaûuk a öangi golomiûüva3u do korba golomixaru: kedi bir pençe salladı ve karnımı (enlemesine) tırnakladı. 2. ark. enlemesine yırtmak. (kağıt, kumaş vs.). foûa golaxaru: peştemalı enlemesine yırttı. 3. ark. enlemesine yırtılmak. foûa golixaru: peştemal enlemesine yırtıldı.
  • golaxedu oturmak. memsofas kogolaxedu do na memoweûu var gomoöondrun. oturacağa oturup bana bakışını unutamıyorum.
  • golaxtimu ark., gololva atn. geçmek, öteye ya da karşıya geçmek. ôi cemavaluşe timele kogolaxüu: bana hiç gözükmeden öteye geçti. dersepeşe kogolafüi. derslerden geçtim.
  • golaxunu oturtmak. iyonu do nana muşişi ôocas kogolaxunu. götürüp annesinin kucağına oturttu.
  • golajvalu atn., golaputxu ark. 1. öteye doğru uçup gitmek. üinçepe hakele golajves: kuşlar burdan öteye uçup geçtiler. 2. mec. sağdan soldan sıyırmak. kuşumepe golomiju. kurşunlar yakınımdan sıyırıp geçti.
  • golakotu atn., golakoüu ark. 1. katlamak. ponüulis toûi golukotams: pantolonun paçasını katlıyor. 2. enlemesine sallamak, vurmak. üoçis buröuli kogolakotu: adama kulplu baltayı fırlattı, atıp vurdu.
  • golaktalu atn., golanktinu ark. ters dönmek, öbür tarafa dönmek. hamuşüala dulya var demisüudus, arti tere golovikti. bununla işim bitince diğerine döndüm. üaôula tere golovikti. arkaya doğru döndüm.
  • golakteri 1. ters dönmüş. ma var nawelimen, yeşeni timele golakteri ixaôas: bana bakamıyor, bu yüzden öteye dönüp konuşuyor. 2. çevrilmiş. cari golakteri na var övey şeni oijguru: ekmeği çevirip pişirmedikleri için bir tarafı yandı.
  • golakturu ark., golamturu atn. 1. sıra ile değiştirmek. dulyape golobikturit: İşlerimizi değiştik. 2. sıra ile değiştirmek. dulyaz na domaöüines oxowonaüuşkule golomokturamües: işte yorulduğumuzu anlayınca bizi değiştiriyordu (o).
  • golaüaçeri atn., golakaçeri ark. 1. kucağına almış. bere golaüaçeri imüeûuşa miâirapun. çocuğu kucağına almış kaçarken görmüşüm.
  • golaüaçu atn., golakaçu ark. 1. kucağına almak. bere kogoliüaçu. çocuğu kucağına aldı. 2. kucağına vermek. bere nana muşis kogolaüaçu. çocuğu annesinin kucağına verdi.
  • golaüaôinapu koşturarak öteye doğru geçirmek, kaçırmak, kovmak. berepe muşi golaüaôinapu. çocuklarını kaçırdı, kovdu.
  • golaüaôu koşarak öteye doğru geçmek. miyoxams domagurus tasavati tere golovuüaôi. çağırdığını duyunca tasavat’a doğru koşarak geçtim.
  • golaüvatu enlemesine, yana doğru kesmek. foûa golakvatu: peştemalı enlemesine kesti.
  • golalu amaçsızca kendi kendine havlamak. layöik goylalams: köpek, kendi kendine, nedensiz, amaçsız bir şekilde havlıyor.
  • golalveri geçmiş, geçilmiş. ti una golaleri miğuüu: başımın ağrısı geçmişti.
  • golamamuli vi., golamumuli atn., opampe xp. ibibik kuşu, çavuş kuşu.
  • golamburinu atn. kıvırmak, surat yapmak. çxindi mo golamburinam. burnunu ne kıvırıyorsun!
  • golancğonu 1. yol vermek, öne geçmesine izin vermek, öne geçirmek. him golavincğonit, gza mowiraman. onu öne geçirdik, bize yol gösteriyor. 2. öteye, öte tarafta olan birine göndermek. melenepes cari kogolovuncğoni. ötedekilere yemek gönderdim.
  • golançxalu atn. ceviz ya da armut gibi meyvelere alttan taş ya da odun parçası atarak meyvesini düşürmeye çalışmak.
  • golandriüu yana doğru bükmek. çxindi golandriüu: burnunu yana büktü.
  • golaninkteri atn., golankteri, golakteri ark. 1. öbür tarafa dönmüş. 2. yana bükülmüş.
  • golaninktu 1. yana dönmek, diğer tarafa dönmek. timele golininktu: öbür tarafa döndü. 2. yana ya da diğer tarafa çevirmek. dudi golaninktu: başını yana çevirdi.
  • golanûoru atn. 1. öteye kaydırmak. ham üuli timele golanûori. bu iskemleyi öteye kaydır. 2. öteye kaymak. a m3iüa golinûori. biraz öteye kay.
  • golanûro3u ark., goloşüvalu atn. boydan boya kopmak (toprak için), heyelan olmak.
  • golanâiüu atn., golanâiku ark. yana kıvırmak, yana katlamak. ponûuli golanâiüu: pantolonu yana katladı.
  • golan3u dinmek (yağmur, kar). möima golan3u: yağmur dindi.
  • golaonu canlı bir varlığı öteye geçirmek, öteye götürmek. bere meleni odaşe kogoloviyoni. çocuğu öteki odaya geçirdim, götürdüm.
  • golapinu 1. öteye doğru gütmek, öteye doğru sürmek. pucepe meleni livadişe kogolupini. inekleri ötedeki tarlaya sür, götür. 2. yayarak sermek, boydan boya sermek. nçalape kogolupinu: samanları yayarak serdi.
  • golaputxu ark., golajvalu atn. öteye doğru uçup gitmek. üinçepe hakole kogolaputxes: kuşlar burdan öteye uçup geçtiler.
  • golarçalu yayarak sermek. celaxunas foûa kogolarçit. oturacağa peştemal serin.
  • golargalu atn. bayır bir yerde dikmek. oktis 3ipri mşkvelape kogolargu. bayıra gürgen fidanlarını dikti.
  • golasüulinu atn., golastvinu vi. öteye doğru kaydırmak. ncalepe timele golasüulini. ağaçları öteye kaydır. İnüilepe kogolobostvini. ot demetlerini öteye doğru kaydırdım.
  • golasüvalu atn., golastvalu ark. 1. öteye doğru kaymak. mturi timele golasûu: kar öteye doğru kaydı. 2. mec. kaçırmak, arabayı kaçırmak. araba golomisüu: arabayı kaçırdım.
  • golasvalu 1. öteye doğru sürmek. xe timele golusums: elini öteye doğru sürüyor. çemenöes yayi golusums: kemençeye yay sürüyor. 2. mec. umursamamak. si na iûupe ma kogolovusvi. senin dediklerini ben umursamıyorum.
  • golasvaru yanyana dizmek. ğurerepe kogolasvares: ölüleri yanyana dizdiler. noşonis isûiüanepe kogolasvares: rafa bardakları yanyana dizdiler.
  • golaşüvalu atn., golaşkvalu vi. öteye doğru göndermek (canlılar için). berepe meleni livadişe kogolavoşüvi. çocukları öteki bahçeye gönderdim.
  • golatoru 1. atn. öteye doğru çekmek, kaydırmak. süani üale golatori. kendi tarafına çek. 2. ark. öteye doğru sürüklemek.
  • golaüoçu atn., golaûüoçu ark. 1. öteye doğru atmak, fırlatmak. 2. mec. geçirmek, atlatmak. ora golovuûoçam. zaman geçiriyorum. opşa xavi ndğalepe golomiûoçun. çok kötü günler geçirmişim. zabunoba kogolovuûoçi: hastalık geçirdim, hastalık atlattım. muyape golomiûoçun. neler atlatmışım.
  • golaürağodu atn. türkü söylemek. (bayır yerlerde söylenen türküler için) golavelu atn., golalapu ark. geçirmek, kaçırmak. dikomoci ora gologivelu: (bayana) evlen zamanın geçti.
  • goLazgimoöu atn. 1. öteye doğru bükmek. çxindi goLazgimoöu. burnunu öteye doğru büktü. 2. öteye doğru bükülmek. çxindi golvazgimoöu. burnu öteye doğru büküldü.
  • gola3onu takmak, asmak. ôaôuşi resimi üodas kogola3onu. dedenin resmini duvara astı.
  • golawelimu atn., golaomilu ark. 1. öteye bakmak. timele golawes: öteye doğru bakıyor. 2. yan yan bakmak. ğuli ğuli mo golomowe. kötü kötü niye bana bakıyorsun.
  • gololva atn., golaxtimu ark. 1.geçmek, öteye geçmek. timele golulun: öteye doğru geçyor. 2. Ders ya da sınıf geçmek. dersepeşe kogolaxüu: derslerden geçti. sinifi kogolaxüu: sınıfı geçti.
  • golosüu atn., golosku ark. yalamak. xica golosüums: çanak yalıyor. üuçxe gulosüu: ayağını yaladı.
  • goltu ark. pay etmek, bölüşmek. cumalepek leüape gobiltit. kardeşler topraklarımızı pay ettik. Cumalepek uşkurepe kogoiltes: Kardeşler elmaları pay ettiler.
  • golva atn., goxtimu ark. 1. gezmek, dolaşmak. raüanepes govuluüi. tepeşeri dolaşıyoruz. 2. Gezi, gezme, seyahat. Golvaşe idu: gezmeye gitti. 3. Xi. Bir şeyin etrafında (sarılı) bulunan nesnenin (kabuk, boya vs.) çözülmesi/ sökülmesi. Ncas ûebi golu: ağacın gövdesinden kabuğu söküldü.
  • gombalu atn.vi., gonüidu ark. 1. bir yerden bir yere uzatmak, karşıdan karşıya germek. toüi gombams/gonüidams: ip geriyor. ergaûi gombaman. teleferik uzatıyorlar, telini geriyorlar. oxorişen ncaşa toüi gombun. Evden ağaca dek ip gerilidir. 2. uzanmak, uzamak, gerilmek. 3. mec. bir yere gitmek, uzaklara gitmek, açılmak. arxave tere govimbe. arhavi'ye doğru gidiyorum, uzanıyorum. 4. mec. uzaklara gitmek, tatil yapmak, rahatlamak. nçayi diçodui môolepe tere govimbare. çaylar bitti mi istanbul’a tatile gideceğim gombazgu atn. 1. etrafa dayamak, dayanmak, etraftan destek almak. 2. dışa doğru baskı yapmak, basınç yapmak.
  • gomçiranu 1. genişlemek. üuçxemodvala muşi opşa goymçiyanu. ayakkabısı çok genişledi. 2. genişletmek. livadis gumçiyanams: tarlasını genişletiyor. 3. emperyal politikalar izlemek, yayılmak. osmanlipe opşa goymçiyanes, uüari var oüvaüorobes: osmanlılar çok yayıldılar (genişlediler) sonra toparlayamadılar.
  • gomçvale soyguncu. gomçvalepek gomoçves: soyguncular bizi soydular.
  • gomçveru atn., gomkveru ark. unlamak, üzerine un serpmek. yoülağis gumçverams: yufkaya un serpiyor.
  • Yoülaği atn., yoklaği xp. Yufka. yoülağis gumçverams: yufkaya un serpiyor.
  • gomöimeri çiseli, hafif yağmur görmüş. gomöimeri ona: çiseli, hafif yağmur görmüş tarla yobepe vi. Lazlarda bir kabile adı.
  • dudulape vi. Lazlarda bir kabile adı (Viwe-Gurupit köyü.)
  • bibinape vi. Lazlarda bir kabile adı.
  • üuxinape Lazlarda bir kabile adı. üuxinaşi memeüi: “üuxina”ların mehmet.
  • gomöimu, goüarüalu atn. çiselemek. andğa a m3iüa kogomöimu. bugün biraz hava çiseledi. Gomöims: çiseliyor.
  • gomğiru atn., gomğiranu ark. 1. bulanmak (su). oruba goimğiru. dere bulandı. 2. bulanıklaştırmak. oruba gomğiru. dereyi bulanıklaştırdı. 3. mec. meöule göndermek, kaybetmek, yok etmek. üoçis dudi gumğires: adamı kaybettiler.
  • gomxanu atn. 1. sağa sola dayamak. dişüa piliüas var inûru, kogoymxanu. odun sobaya sığmadı, sağa sola dayandı. 2. sağa sola dayatmak. mele mole basa kogomxanu. sağa sola kazık dayadı.
  • gomüasu tıka basa doldurmak, her tarafına iyice basarak doldurmak. üalatis nçayi kogomüasu. sepete çayı tıka basa doldurdu.
  • gomla atn. gezmeye meraklı, gezmeyi seven, gezgin. woxles ar gomla didi komiyonuüu: eskiden gezmeye meraklı bir ninem vardı.
  • gompa atn. geniş, açık. guri gompa giğuûas e süiri şüimi: yüreğin geniş olsun, kalbini ferah tut ey oğulum.
  • gompa oxinapu atn. yaymak, açmak, genişletmek. üuçxepe gompa doôi. ayaklarımı uzattım, yaydım. guri gompa i. yüreğini genişlet, yüreğini ferah tut.
  • gomôasalu atn. kaskatı yere uzanmak. Muöe orüu goymôasalu: olduğu yere kaskatı uzandı.
  • gomsumela atn. şaşkınlık ve hayret uyandıran durumlarda tanrı anlamına gelen "moûi" ve "ğormoûi" kelimeleriyle birlikte kullanılır. moûi gomsumela! aman tanrım! ğolesûi gomsumela! aman tanrım! (bu kelimenin sumela manastırı ile bir ilgisi olabilir.).
  • gomturu atn., gokturu ark. 1. degişmek. ar wana doloxe opşa govimturi: bir yıl içinde çok değiştim. 2. değiştirmek. m ôolik üoçi gomturums: istanbul insanı değiştiriyor.
  • gomûalu 1. batmak. üafri gvamûu: çivi battı. 2. batırmak. korbas xami gumûu: karnına bıçak batırdı.
  • gomûeri atn. batmış, batırılmış, sokulmuş, saplanmış. xami gomûeri korbate noğaşa mendaxûu: Karnına bıçak sokulmuş halde çarşıya kadar gitti.
  • gom3udu arş. gom3udelu vi. 1. arş. yalan söyleyerek bir kişiyi veya şeyi korumaya çalışmak. ma gomim3udams: benim için yalan söylüyor, yalan söyleyerek hatamı gizliyor. 2. vi. yalanlamak. çkimi şeni na tkupe goim3udelu: benim için söylediklerini yalanladı. 3. yalan söylemek, bu şekilde kamuoyu yaratmak. na idasen oxorişi üoçepes mtel gum3udams do üoçi goiüatams: gittiği her evin insanlarına yalan söylüyor ve adam kazanıyor.
  • goncaxu 1. çevresini dövmek, yolmak. 2. mec. dövmek. oüöopina gongcaxare. yakalarsam seni döveceğim.
  • goncameri, gonçameri vi. ardına kadar açık, ardına kadar açık bırakılmış. neüna goncameri naşüu: kapıyı ardına kadar açık bıraktı.
  • goncamu, gonçamu vi. ardına kadar açmak. neüna goncamu/gonçamu do igzalu: kapıyı ardına kadar açıp gitti.
  • goncireri uykusu kaçmış. goncireri vorûaşa çitabi viüu: uykum kaçınca kitap okurum.
  • goncuüeri, goncuüineri atn., goncogeri, gocongeri ark. sıkıntılı, sıkılmış, sıkkın, darlanmış. ham ndğalepes opşa goncuüeri vore. lerde çok sıkkınım.
  • goncuüu atn., goncogu, gocongu vi. sıkılmak, darlanmak. xvala gomancuüen, soti mot ulur. yalnız kaldığımda sıkılıyorum, bir yere gitme.
  • gonçaüu 1. arasında sıkışmak. mxucepe kogomançaüu: omuzlarım sıkıştı. 2. birçok şeyin arasında sıkıştırmak.
  • gonçanu tek tük bitmek, çevrede bitmek. hik hak m3xuli gonças: orda burda tek tük armut bitmiş/yetişmiş. xuras toma gunças: vücudunda tek tük tüy bitmiş.
  • gonöeleri ark., üomanderi atn. özlemiş, özlem içinde olan.
  • gonöelu ark., oüomandu atn. özlemek. si ma dido gomanöeli: ben seni çok özledim.
  • gonöunu atn., gomöüvinu ark. 1. etrafı kurumak. nca ûebi kogunöu. ağacın kabukları kurudu. 2. etrafında kurumak.
  • gonöuşu bir noktadan bir noktaya yetişmek, uzanmak. hikele hik toüi vati gonöuşas: ordan oraya ip uzanmaz.
  • gonövalu atn., gomöüvalu ark. etrafına tükürmek. beres gonövalams: çocuğa tükürüyor. Ncas gomöüvalams: Ağacın etrafına tükürüyor.
  • gondğvaru karıştırmak (yemek vs.). lu zeri gondğvarums: lahana yemeğini karıştırıyor.
  • gondineri kaybedilmiş, kayıp, yitik. bere şüimi golaxüu tutaşi mavitani ndğaşe şuüale gondineri ren. oğlum geçen ayın onundan beri kayıp, kaybolmuş, kaybedilmiş. gondineri ezmocepeşi üaôulaşe vuüaôam. yitik hayallerin peşinden koşuyorum.
  • gondinu kaybetmek, yitirmek. süani ezmoce môolis gomindunu. senin hayalini istanbul'da kaybettim. si môolis gominduni. seni istanbul’da yitirdim.
  • gondriüu bükmek, eğmek. xanöali gundriüu: kolunu büktü.
  • gondunu kaybolmak, yitmek. zuğaşi didinobas gondunu. denizin enginliğinde kayboldu.
  • gondvalu 1. bir uçtan bir uca koymak, karşıdan karşıya geçirmek. orubas meolva şeni ncalepe gondves: dereden geçmek için karşıdan karşıya ağaçlar koydular. 2. ince bir delikten geçirmek. lemşis mûva kogondu. iğneye iplik geçirdi. 3. yere uzatmak, yere sermek, upuzun yatırmak. jur üuşunite gza oşüendas kogondves: iki kurşunla yolun ortasına serdiler, yere uzattılar. 4. uzanmak, upuzun yatmak, yayılmak. oncires kogoyndu. yatağa uzandı, yayıldı.
  • gondveri 1. bir uçtan bir uca konulmuş. jur üoçik nca gondveri moğes: ağacı iki kişi omuzuna alıp (biri ağacın önünden biri arka tarafından olmak üzere) getirdiler. 2. karşıdan karşıya geçirilmiş. lemşis müva/noüepi gondveri uğurüu: İğneye iplik geçirilmiş durumdaydı. gzas nca gondveri naşüves do var golomaleran: yola ağacı (boydan boya) koydukları için geçemiyoruz.
  • gongzalu atn., gogzalu ark. telâşlanmak, paniğe kapılmak, paniklemek. musafiri moxûus muya pçatere ya do oxorcalepes gvangzes: misafir gelince ne yedireceğiz diye kadınlar telâşlandı.
  • gonkuneri atn., gokuneri ark. üst üste giyinmiş, iç içe giyinmiş, kalın giyinmiş, iyice giyinmiş (olan). hişo gonkuneri orûu çi kuşumi koduüaniüo vati golvaluüo: öylesine üst üste giyinmişti ki kurşun atsan geçemezdi.
  • gokoru 1. Büsbütün soğumak, etraflıca soğumak. Eknape gonweri naşüves do gopkori: kapıları açık bıraktıklarından etraflıca soğudum. 2. Şok/şoke olmak. Ağodupe mimeselus gopkori: başına gelenleri anlatınca şoke oldum.
  • gonkunu atn., gokunu ark. üst üste giyinmek, kalın giyinmek. inuvapes gale ôi gamaxûaşe vorsi kogoynkunamûu: kış aylarında dışarı çıkmadan önce iyice (üst üste) giyinirdi.
  • gonüalu atn. kaldırmak, boşaltmak, toparlamak. ham oxori gonüales arti oxorişe golaxûanen: bu evi boşalttılar diğer eve geçecekler.
  • gonüidu ark., gombalu atn. 1. bir yerden bir yere germek, uzatmak. toüi kogobonüidi: ipi gerdim. 2. bir yerden bir yere gerilmek, uzanmak.
  • gonüoleri her tarafı kilitlenmiş. oxori gonüoleri naşüu do mitis var amvalen/amalen. evin her tarafını kilitlediği için kimse giremiyor.
  • gonüolu her tarafı kilitlemek. oxori gonüolu do noğaşe kocexûu: evin her tarafını kilitleyip çarşıya indi.
  • gonoöapxu atn. 1. sağa sola çarpmak. 2. mec. parçalanmak, yırtınmak, feryad etmek. ma ti môolişe mendemiyonit ya do goniöapxu: beni de istanbula götürün diye yırtındı, feryad etti, kendini parçaladı.
  • gonoüvatu atn. rüyada görülüp olması beklenen kötü bir olayın az zararla atlatılması/geçiştirilmesi.
  • gonomüalu, gomüalu atn. 1. sokmak. ili ôicis gunumüu: kemiği ağzına soktu. 2. sokulmak. ili ôicis gvanamüu: kemik ağzına sokuldu.
  • gononduru ark. duyarsızlaşmak, vurdum duymaz olmak, umursamamak. nandidi kçinobas goinonduru: büyükanne yaşlılığında iyice duyarsızlaştı.
  • gonoreri durulanmış. noçxeşepe gonoreri naşüu do dulyaşe mendaxtu: bulaşıkları durulayıp bıraktı ve işe gitti.
  • gonoru durulamak. noçxeşepe ôi gonoruşe berepe onâğinu: bulaşıkları durulamadan önce çocuklarını doyurdu.
  • gonoseri akıllanmış. gonoseri sûeri iâiren. akıllanmış gibi gözüküyor.
  • gonosu genel olarak davranışlarında belirgin bir değişiklik hissedilecek şekilde akıllanmak. açkva kogoynosu. artık akıllandı.
  • gonoşine ark. hatıra, anı. Gonoşine ivasen ha ndğalepe/moyselasen cumalep do dalepe. (Lazoğlu)
  • gonôasaleri, gonsaleri atn. kaskatı yere uzanmış.
  • gonôasalu, gonsalu atn. kaskatı yere uzanmak.
  • gonsaleri, gonôasaleri upuzun yere uzanmış, yere serilmiş. üoçi dowames do noğa oşüendas gonsaleri naşüves: adamı vurup çarşının ortasında upuzun uzanmış halde bıraktılar.
  • gonsalu, gonôasalu atn. 1. up uzun yere uzanmak, yere serilmek. a montxapus goninsalu: bir vuruşta yere serildi. 2. upuzun yere sermek, yere uzatmak. a montxapus gonsalu: bir vuruşta yere serdi.
  • gontaxu (<ontaxu) vi. yoğurt, ayran, çorba gibi yiyeceklere su katıp karıştırmak.
  • gontalu atn. alelade yontmak. cireüi gontalu: kütüğü alelade yonttu.
  • Gontanu, gotanu bütün her yer ağarmak/ışımak,bütün etraf ağarmak,etraflıca ağarmak. gontanums: gün ağarıyor.
  • gontaseri atn., gotaseri ark. 1. etrafa tohumlanmış, tohum serpilmiş. 2. mec. dağılmış, serpilmiş. berepe muşi hik hak gontaseri naşüu: çocukalarını oraya buraya dağılmış halde bıraktı.
  • gontasu atn., gotasu ark. 1. etrafa tohum serpmek. Lazuûi ntasi livadis kogontasu. mısırın tohumlarını tarlaya serpti. 2. mec. etrafa yaymak, dağıtmak. nanak berepe kogontasu. anne çocuklarını dağıttı, yaydı. 3. mec. etrafa dağılmak, yayılmak. berepe hik hak kogoyntases: çocuklar oraya buraya dağıldılar.
  • gontxalu ark., gonüalu atn. 1. çiçek veya yaprak açmak (bitkiler için). m3xulik purki kogonüxu: armut çiçek açtı.
  • gontxalu ark., gonzdalu atn., gonwuminu arş. gerinmek (uykudan yeni kalkınca).
  • gontxapu 1. sağa sola çarpmak, vurmak. eünapes dudi gontxams: kapılara kafasını vuruyor, çarpıyor. 2. mec. dövmek. oüöopina gogontxare. yakalarsam seni döveceğim.
  • gontxozinu peşine takmak, peşine koşturmak. biöepe goyntxozinams: erkekleri peşinden koşturuyor.
  • gontxozu peşine takılmak, peşine koşmak. bozopes gontxozun. kızlarının peşine dolaşıyor.
  • gontoreri atn. çekip alınmış, çıkarılmış. lemşişe mûva gontoreri ren. iğneden iplik çıkarılmış durumda.
  • gontoru atn. 1. çekip almak, çıkarmak. lemşişe müva gontoru. iğneden ipliği çıkardı. 2. çıkmak. lemşişe müva goyntoru. iğneden iplik çıktı.
  • gontveri xp. evli kadın.
  • gonüalu atn., gontxalu ark. çiçek veya yaprak açmak (bitkiler için). m3xuli purki gonüu/gontxu: armut çiçeği açtı. pavrepe gonûes/gontxes: yapraklar açtı.
  • gonüapa atn. bitkilerin çiçek ve yaprak acma zamanı. purki gonüapa. çiçek açma zamanı, dönemi. pavri gonûapa. yaprak açma zamanı.
  • gonüapu kokmak, koku vermek, koku yaymak. purki gonûams: çiçek kokuyor.
  • gonüeri atn., gontxeri ark. açmış (çiçek, yaprak için). pavri gonüeri: yaprak açmış.
  • gonüinu 1. kokutmak. kapça gonûines: hamsiyi kokuttular. 2. bir şeyin yayılmasına neden olmak. ar mutxa doôûüvi iri üale gonüinu: ben bir şey dedim (onu) her tarafa yaydı.
  • gonüoru 1. ark. çekidüzen vermek, toparlamak. oxori gomüori. eve çekidüzen verdim. 2. atn. açık ateşte uç tarafı yanan odunları ateşin içine doğru itmek.
  • gonzdalu atn. 1. iki taraftan germek, çekmek, uzatmak. toüi gonzdams: ipi geriyor, ipi uzatıyor. 2. uzanmak. opşa goninzdu, meöordasen: çok uzadı, kopacak. 3. atn. gerinmek. miti orüaşa var goynzdinen. birisi varken gerinilmez. 4. mec. çekiştirmek, lafını yapmak. ğureri üoçi mo gonzdamt. ölü adamı çekiştirmeyin.
  • gonzdalu atn., gonwuminu arş., gontxalu ark. gerinmek (uykudan yeni kalkınca).
  • gonzderi atn. uzamış, gerilmiş. ali gonzderi kodusüudu: boğazı gerilmiş halde kaldı.
  • gonzgilu atn., gonâgilu ark. etrafı gagalamak. kormek goninzgilams: tavuk kendini (vücudunu) gagalıyor.
  • gonâiüeri atn., gonâikeri ark. sıyırmış, sıyırarak. xanöali gon âiüeri şei naxums: kolunu sıyırmış çamaşır yıkıyor.
  • gonâiüu atn., gonâiku ark. sıyırmak. xanöali goyn âiüu: kolunu sıyırdı.
  • gonwalu atn., gonalu ark. açmak. neüna gonwu/gonwüu: kapıyı açtı. toli gonwus ma mâiru. gözünü açtığında beni gördü.
  • gonweri atn., goneri ark. açılmış, açık. toli gonweri: gözü açık. gonweri eüna: açık kapı.
  • gonwineri atn., gonineri ark. erimiş, eritilmiş, çözülmüş, eriyik. gonwineri mcumu. erimiş haldeki tuz, tuz eriyiği.
  • gonwinu atn., goninu ark. 1. erimek, çözülmek. mturi goynwinu: kar eridi. 2. eritmek, çözmek. mcumu gonwinu: tuzu eritti. mçveri warite gonwinu: unu su ile eritti, çözdü, katılığını giderdi. 3. Seyreltmek (sıvı için). 4. mec. çok sevinmek, çok mutlu olmak, sevinç ya da mutluluktan erimek, mutluluktan dört köşe olmak. si gâirais govinwine. seni görünce sevinçten eriyorum.
  • goneri ark., gonweri atn. açık, açılmış. goneri neüna: açık kapı.
  • gonwuminu arş., gonzdalu atn., gontxalu ark. gerinmek (uykudan yeni kalkınca). goinwuminay. uykudan yeni kalkmış geriniyor.
  • goparpalu 1. çevresinde kelebek olmak, etrafında kanat çırpmak, etrafında pervane olmak. a mutxa dvaöis xolo goparpalu kocoöu. bir şey lâzım yine, etrafımda kanat çırpmaya başladı. 2. mec. kur yapmak. bozopes gvaparpalen. kızlara kur yapıyor.
  • gopatxu 1. silkmek. foûamuşi gopatxu: peştemalını silkti. 2. silkinmek. kormek leüa goypatxu: tavuk üzerindeki toprağı silkindi. 3. pataklamak. berepe gopaptxi. çocukları patakladım. 4. çiseli bitkilerin üzerindeki ıslaklığın kaybolması. çize/şetxi var on, gopatxu: çise yok, ıslaklıklar kayboldu. 5. Mec. Tartaklamak.
  • gopeleüu atn. her yanını yırtmak, parçalamak. goiöirdu, goipeleüu: yırtılıp parçalanıyor.
  • gopen3xu, gopen3xanu vi. sıcakta yayılmak, gevşemek, gerinmek. ûu3a âiruis üaûuk kogoipen3xu: sıcağı görünce kedi gerindi/gevşedi.
  • gopineri etrafına toplanmış, üzerine üşüşmüş. berepe gopineri cari imxos. çocukları etrafına toplanmış yemek yiyor.
  • gopinu 1. etrafa yaymak. şeepe öarmas kogupinu: giysileri odun yığınına serdi, yaydı. tipepe kogupinu do oxombinams: çayırları serip kurutuyor. 2. üzerine ya da çevresine üşüşmek, etrafına üşüşmek, başına toplanmak. berepe kogomapines: çocuklar çevreme üşüştü, başıma toplandı. ôuûucepe kogomapines: arılar başıma üşüştü.
  • gopor3u atn., goôro3u ark. etrafını soymak (meyve, sebze). oşüurepe gopor3u: elmaları soydu.
  • gopsalu üzerine işmek. berepek mjabus gopses: çocuklar kurbağanın üzerine işediler. Lazlar kurbağaya işemenin uğursuzluk getireceğine inanırlar.
  • gopurceri atn., gopruceri vi. pörsümüş, pörsük. gopurceri oşüuri: Pörsümüş/pörsük elma.
  • gopurcu atn., goprucu ark. etrafı pörsümek. şuüape gopurces: salatalıklar pörsüdü.
  • gopu3xoleri tırmalanmış, tırnaklanmış. üaüuş gopu3xoleri xete gyari imxors/öüomams: kedi tarafından tırmalanmış elleriyle yemek yiyor.
  • gopu3xolu tırmalamak, tırnaklamak. üaüuk xe gomipu3xolu: kedi elimi tırnakladı/tırmaladı.
  • goôabalu ark., goyalu atn. bir meyve ağacını dikenle çevirerek çıkılmayacak duruma getirmek.
  • Goôanûu arş. delirmek, şaşırmak. gogaôanûui? şaşırdın mı, delirdin mi?
  • goôiûolu atn. küçük parçalara ayırmak, param parça etmek.
  • goragaderi her tarafı kırılmış. ncaşe cevoli, xanöalepe goragaderi miğun: ağaçtan düştüm, kolları kırılmış haldeyim.
  • goragadu 1. her tarafını kırmak, kırıp dökmek, dağıtmak. mturik ncalepes arape guragadu. kar ağaçların dallarını kırdı. 2. her tarafı kırılmak. colu do goyragadu. düşüp her tarafını kırdı.
  • gorbagori atn. kötü ruhlu (?). gorbagori, doğuru do dopçitit. kötü ruhlu adam, öldü de kurtulduk.
  • gorçalu 1. etrafına sermek, çevresine sermek. onçaxules mbela kogurçu. yayığın etrafına bez serdi. 2. etrafına serilmek. 3. mec. kazıklamak. ponûuli oindrus üoçik kogomirçes: pantolon satın almakta adam bizi kazıkladı.
  • gorçeri etrafına serilmiş. mbela gorçeri çarniüi. etrafına bez serilmiş çaydanlık.
  • gorgalu atn. etrafına dikmek. getasules mşüvelape kogurgu. fideliğn etrafına fidanlar dikti.
  • goroxi xp., üoüoûi ark., üoôlesûi atn. kesek, toprak keseği.
  • gosüudu atn. 1. etrafında kalmak. 2. mec. donakalmak, şaşırmak, şok olmak. ôaôumuşi ğuru dvagurus gosüudu: dedesinin öldüğünü duyunca şaşırdı, şok oldu.
  • gosüurdu sararmak, beti benzi solmak. şüurinate gopsüurdi. korkudan sarardım.
  • gosüuru atn., goskuru ark. 1. kuruyuvermek, çabucak kurumak (ıslaklık). 2. mec. şaşkınlıktan vs. kurumak, sararmak. şüurinate gopsüuri: korkudan kurudum.
  • gostvelu ark. mevsimi geçtiği zaman bitkilerde meyve ya da yaprak dökülmek. m3xulepe goistvelu: armut ağacının yaprakları/meyveleri döküldü.
  • gosüiüu, gosüiüolu atn., gostiku, gostikolu ark. 1. yolmak. kormes msvalepe gusüiüu: tavuğun tüylerini yoldu. 2. soymak. xe gomisüiüu: elimi soydu. 3. soyulmak. xe gomasüiüu: elim soyuldu.
  • gosüuôalu atn. kıllanmak, tüylenmek. nuüu gvasûupalu: çenesi kıllandı.
  • gosüvalu atn., gostvalu ark. etrafından kaymak, etrafından sıyırmak.
  • gosüveri atn., gostveri ark. 1. kaymış. otvaşe gosüveri mturi: çatıdan kaymış kar. 2. mec. laf kaçırmak. vati ôûviüo ôicişe gomisûu: söylemeyecektim, ağzımdan kaçtı.
  • gosvalu 1. sürmek. çxindis noşüeri kogusu. burnuna kömür sürdü. 2. sürülmek. xepes noşüeri kogvasu/kogasu. eline kömür sürüldü. 3. Makyaj yapmak.
  • gosvareri etrafına dizilmiş, etrafı çevrilmiş, etrafına örülmüş, etrafına sarılmış. didi şüimişi saôules kva gosvareri va ren. ninemin mezarı taşla çevrilmemiş, etrafına taş örülmemiştir.
  • gosvaru 1. etrafına dizmek. ôaôu şüimişi saôules kva kogovusvari: dedemin mezarının etrafına (taş dizdim) taşla çevirdim. 2. etrafına dizilmiş.
  • gosveri 1. sürülmüş, değilmiş. ma muöe eüöopa si, xepe gosveri: ben seni nasıl alayım, sana el sürülmüş (başkasının eli değmiş). 2. makyaj yapmış.
  • goşabalu ark., üüabalu atn. araya (sıvılar için) dökmek.
  • goşacineri ark., üüacineri atn. 1. araya yatmış. 2. araya yatırılmış. 3. araya devrilmiş, yıkılmış. 4. araya yatarak.
  • goşacinu ark., üüacinu atn. 1. araya yatmak. 2. araya yatırmak. 3. araya devirmek, yıkmak.
  • goşaöüaderi ark., üüaöaderi atn. araya çakılmış.
  • goşaöüadu ark., üüaöadu atn. araya çakmak.
  • goşaöüidu ark., üüaöirdu atn. arasından, arasını yırtmak, koparmak.
  • goşaöüomu ark., üüüomu atn. arasını yemek, aradan yemek.
  • goşaöopu ark., üüaöopu atn. arada yakalamak.
  • goşaövalu vi. bir şeylerin arasında yakmak, pişirmek.
  • goşadagu ark., üüadagu atn. araya çentik açmak.
  • goşadgalu ark., üüadgalu atn. arasına koymak, arasına yerleştirmek.
  • goşadgeri ark., üüadgeri atn. arasına (ayakları üzerinde) konmuş olan.
  • goşadginu ark., üüadginu atn. 1. arada durdurmak, arada yerleştirmek. 2. arada dikilmek.
  • goşadgitinu ark., üüagutinu atn. arada (canlılar için) durmak.
  • goşadvalu ark., üüadvalu atn. arasına koymak.
  • goşadveri ark., üüadveri atn. arasına konmuş olan.
  • goşağmalu ark., üüağmalu atn. seçmek, ayıklamak.
  • goşağeri ark., üüağmaleri atn. seçilmiş, arasından seçilmiş.
  • goşaxedu ark., üüaxedu atn. araya oturmak.
  • goşaxoxu ark., üüaxorxu atn. arasını budamak.
  • Goşaxtimu, goşolva ark., üüolva atn. aradan geçmek, arasından geçmek.
  • üüolva atn. 3ad. Goşaxtimu.
  • goşaxuneri ark., üüaxuneri atn. araya oturtulmuş.
  • goşaxunu ark., üüaxunu atn. arasına oturtmak.
  • goşaxvaûeri ark., üüaxvaûeri atn. 1.arası kemirilmiş. 2.arasını kemirerek.
  • goşaxvaûu ark., üüaxvaûu atn. arasını kemirmek.
  • goşakaçeri ark., üüaüaçeri atn. 1. arada tutulmuş. 2. araya sıkışmış.
  • goşakaçu ark., üüaüaçu atn. 1. arada tutmak. 2. araya sıkışmak.
  • goşaüitxu ark., üüaüitxu atn. soruşturmak, ona buna sormak.
  • goşaüoderi ark., üüaüoderi atn. arada inşa edilmiş.
  • goşaüodu ark., üüaüodu atn. araya inşa etmek.
  • goşaüoru ark., üüaüoru atn. araya bağlamak.
  • goşaüvateri ark., üüaüvateri atn. arasından kesilmiş.
  • goşaüvatu ark., üüaüvaûu atn. aradan kesmek.
  • goşolva ark., üüavelu atn. araya, arasına düşmek,
  • goşançanu ark., üüançanu atn. arada bitmek, oluşmak.
  • goşanöalu ark., üüanöalu atn. aradan sarkıtmak.
  • goşantxalu ark., üüantxalu atn. paldır küldür araya düşmek, dalmak.
  • goşanûaleri ark., üüanûaleri atn. araya karışmış.
  • goşanûalu ark., üüanûalu atn. 1. araya katılmak. 2. araya katmak.
  • goşaonu ark., üüayonu atn. 1. bir canlıyı aradan geçirmek. 2. canlılar arasında seçim yapmak.
  • goşarçalu ark., üüarçalu atn. araya sermek.
  • goşarçeri ark., üüarçeri atn. araya serilmiş.
  • goşasaôaru vi. (fındık, ceviz için) besin alamamak, zayıf düşmek.
  • goşastvalu ark., üüasûvalu atn. aradan kaymak.
  • goşastvinu ark., üüasûulinu atn. araya kaydırmak, aradan kaydırmak.
  • goşasvalu ark., üüasvalu atn. arasına sürmek.
  • goşasvaru ark., üüasvaru atn. araya dizmek, araya sıralamak.
  • goşasveri ark., üüasveri atn. araya sürülmüş olan.
  • goşaşkvalu ark., üüüvalu atn. 1.arasından geçirmek. 2. Arasından göndermek.
  • goşataneri ark., üüataneri atn. arası ışıklandırılmış olan.
  • goşatanu ark., üüatanu atn. arayı ışıklandırmak.
  • goşatkvalu ark., üüazitu atn. ortaya laf atmak, ortaya söylemek.
  • goşatoru ark., üüatoru atn. 1. aradan çekip almak, sürüklemek. 2. arasından sürüklemek, çekmek.
  • goşaûaxeri ark., üüaûaxeri atn. 1. arasından kırılmış olan. 2. Arası kırılmış olan.
  • goşaûaxu ark., üüaûaxinu atn. 1. arasını kırmak. 2.arasından kırmak
  • goşaûaxu ark., üüaûaxu atn. arasını kırmak.
  • goşaûüoçu ark., üüaûoçu atn. araya fırlatmak, arasına atmak.
  • goşa3onu ark., üüa3onu atn. 1. araya sokulmak, araya sıkışmak. 2. arasına saplamak.
  • goşa3xoûu ark., üüan3xoûu atn. ağaç ya da büyükçe bir dalın iç tarafında kalan küçük dal parçalarını kesmek.
  • goşaalu ark., üüawalu atn. arasından sökmek.
  • goşaeri ark., üüaweri atn. aradan sökülmüş olan.
  • goşaomilu ark., üüawelimu atn. araya bakmak, içine bakmak.
  • goşawopxeri ark., üüawopxeri atn. 1. atn. araya inşa edilmiş olan. 2. ark. arasına dekore edilmiş.
  • goşawopxu ark., üüawopxu atn. 1. arasına yapmak, inşa etmek. 2. arasına dekore etmek.
  • goşinu 1. hatırlamak, aklına gelmek. nak na vidare him gomaşinen. nereye gitsem onu hatırlıyorum. 2. hatırlatmak, aklına getirmek. him mo gomişinamt. onu bana hatırlatmayın. si na gomişinasere muti var bgorum. seni hatırlatacak hiçbir şey istemiyorum.
  • goşireri etrafı aşınmış. goşireri karmaûe kva. etrafı aşınmış değirmen taşı.
  • goşiru 1. etrafını aşıtmak. karmaûe kvas guşiru. değirmen taşının etrafını aşıttı. 2. etrafı aşınmak. kva goyşiru. taşın etrafı aşındı.
  • goşüomu atn., goöüomu ark. 1. etrafını yemek. gyaris guşüomu. ekmeğin etrafını yedi. 2. mec. sömürmek. koâiru lobuûi do guşüomams: aptalı buldu onu sömürüyor.
  • goşüoru atn., goöüoru ark. 1. etrafını kesmek. pucepes meçama guşüorams: ineklere ot biçiyor. 2. mec. kesilmek, çözülmek. araşe ôuüuci gvaşüoru. arılar daldan çözüldü.
  • goşüulinu atn. 1. etrafını koparmak (heyelan). 2. çözülmek (arılar için) ôuüuci araşe gvaşüu: arılar daldan çözüldü.
  • goşüvalu atn. etrafından çözülmek, sökülmek. ôuüucepe araşe gvaşüves: arılar daldan çözüldüler.
  • goşüvalu atn., goşkvalu ark. gezmesine izin vermek, gezmesini sağlamak. pucepe livadis mot goşüum. inekleri tarlada gezdirme.
  • goşliôu atn. 1. soymak. şoronis ûebi guşliôu. koyunun postunu soydu. 2. soyulmak. xepe gomaşliôu. elim soyuldu.
  • goşobimu xp., goşağmalu vi., goşamalu ark., üüoğmalu atn. seçmek, ayıklamak. wineüi goşubams: çorap seçiyor.
  • goşoru soymak. modvalak üuçxe gomişoru. ayakkabı ayağımı soydu. 2. soyulmak. cevoli do xe gomaşoru. düştümde elim soyuldu.
  • goşvalu, goşvapu etrafını örmek, etrafına örmek. mandilis moni guşuman: baş örtüsünün etrafına boncuk örüyorlar.
  • goşvanu 1. etrafına üflemek. şuri mo gomoşvanam! nefesini bana üfleme! 2. her tarafa/her taraftan esmek. ixik goşvanums: rüzgâr esiyor.
  • goşveri etrafı örülmüş, çevresine örülmüş. kçe mandilis kçe bedali goşveri, mot memaşüum guris kva dolodveri: beyaz baş örtüsüne beyaz boncuk örülmüş…
  • gotaxaleri atn. kendini toparlamış. ham molva şüimis çkva gotaxaleri gâiri. bu gelişimde seni daha toparlanmış buldum.
  • gotaxalu atn. kendini toparlamak, toparlanmak (sağlık, kilo alma vs). mapxapes moxûus pucepe kogoytaxales: yaz gelince inekler toparlandılar.
  • gotfalu 1. etrafını örtmek. pa3xas pi3ari kogovutvit. ‘pa3xa’nın etrafına tahta örttük. 2. örtünmek. ini avus porça kogoytu: üşüyünce gömlekle örtündü.
  • gotoru 1. aylak aylak dolaşmak, boş boş dolaşmak, sürtmek. noğapes goytoren. çarşıda boş boş dolaşıyor, aylak aylak dolaşıyor. 2. peşinde taşımak, sağa sola götürmek, peşinde sürüklemek. çkvaşi bozomota hik hak gotorums: elin kızını orda burda gezdiriyor.
  • goüaxeri 1. etrafı kırılmış, etrafı kırık. 2. mec. kolu kanadı kırılmış. üoçi muşi ğuru şuüale goûaxeri kodosüudu: kocası öldükten sonra kolu kanadı kırılmış halde kaldı.
  • goüaxu etrafını kırmak. mturik mandalinaş arape goûaxu: kar mandalinaların dallarını kırdı.
  • goüaüeri atn. 1. sırıtmış halde. goûaüeri kodosüudu: sırıtmış halde kaldı. 2. sırıtarak. goüaüeri oxaôaru kocagu. sırıtarak konuşmayı adet haline getirdi, buna alıştı.
  • goüaüu atn. sırıtmak. mot goüaüum, muya gağodu? niye sırıtıyorsun, ne oldu?
  • goüalu atn. etrafa çarpmak, sağa sola vurmak. xoşaüali hik hak gvaüen. dolu (yağış) sağa sola çarpıyor.
  • goüarüalu, gomöimu çiselemek. goüarhtalams: çiseliyor.
  • goûaweri atn., goûa3eri ark. sağa sola bulaşmış/sıvaşmış. bere üundi goûaweri docines: çocuğu pisliğe bulaşmış halde yatırdılar.
  • goüawu atn., goüa3u ark. sağa sola bulaştırmak/sıvaştırmak, etrafa sıçramak. öoöoxi kogomaüawu: üzerime çamur bulaştı.
  • goüiüu, goüiüinu atn., gowaôu ark. 1. üzerine damlatmak. nçayis wari goüiüinit, mot xombas: çaya su damlatın, kurmasın. 2. üstüne damlamak. mseli kogvaûiüinu: üzerine sidik damladı.
  • goûüapu ark., gorüapu atn. 1. kuşatmak, dolamak, sarmak. 2. dolanmak, sarılmak.
  • goüoçu atn., goûüoçu ark. tek tük atmak, tek tük düşmek. möima goüams: tek tük yağmur atıyor. livadis Lazuûi ntasi goüams: tarlaya tane tane mısır tohumu atıyor.
  • goüorinu atn., goûüorinu vi. üzerine sesli yellenmek. goüorinu do naşüu: Üzerine yellenip bıraktı.
  • Goûüorinu vi. 3ad. goüorinu.
  • goüraüeri atn. etrafa bulaşmış (ishal olmuş durumdayken).
  • goüraüu atn. 1. ishal sonucu sıçmak, 2. mec. etrafa bulaştırmak.
  • goüraôaneri, gojgivoreri atn. 1. biçimsiz, çarpık. goüraôaneri nca. biçimsiz, çarpık ağaç. 2. mec. çirkin. goûraôaneri üoçi: çirkin adam. (daha çok erkeklere yönelik kullanılır).
  • goüraôanu atn. 1. şekli bozulmak, çarpılmak. üoçi badi iyas goyüraôanen. yaşlanınca insanın şekli bozuluyor. 2. şeklini bozmak, çarpıtmak.
  • goüroxu 1. etrafı kırılmak. didi mturis mandalinapes arape guüroxu: büyük karda mandalınaların dalları kırıldı. 2. mec. kolu kanadı kırılmak. üoçi uğurus oxorca goüroxu: kocası ölünce kadının kolu kanadı kırıldı.
  • goûûonu (<arş., muûafi) çabuk çabuk yemek. goûûonay. çabuk çabuk yiyor.
  • goûu, goûinu üzerine düşmek. tis möima gomaûen. başıma yağmur düşüyor (damlıyor).
  • goüva3u atn., goûüva3u ark. 1. sağa sola çarpmak. üodapes dudi goüva3ams: başını duvarlara vuruyor. 2. mec. Dövmek, dayak atmak. gogoüva3atere mot igoramt. küfretmeyin dayak yersiniz.
  • govaleri atn. üzerine ya da etrafına serpilmiş. mçveri govaleri: üzerine un serpilmiş.
  • govalu atn. 1.üzerine serpmek. çorbas mcumu govalams: çorbaya tuz serpiyor. 2. Gelişi güzel sallamak (mendil vs.) üurta govalums: Donunu sallıyor.
  • govelu atn., golva vi. etrafından sökülmek, çözülmek, sökülüp düşmek. mjora moxüus ncalepeşe xila govelu: güneş gelince ağaçlardaki kar çözüldü. üodas na busvi boya mtel golu doren. Duvara sürdüğüm boya tümüyle çözülmüş.
  • goyaleri atn., goôabaleri ark. etrafı dikenlerle çevrilmiş.
  • goyalu atn., goôabalu ark. ağaçtaki meyveyi kimsenin çıkıp toplayamaması için ağacın etrafında yapılan tuzak. genellikle ağacın etrafına diken sarılır. mxuli danâite goyalu: ağacın etrafını dikenlerle sardı.
  • goyapu atn. doğa dışı bir varlıktan korkmak, etkilenmek. seris gale kogamafüi i gomayen: gece dışarı çıktım mı (bilinmeyen doğa dışı varlıklardan) etkileniyorum. saôuleşe golovuluüaşa gomayen: mezarlıktan geçerken etkileniyorum.
  • goyazeri atn., goazeri vi., goqazeri xp. etrafı yontulmuş. goyazeri nca. etrafı yontulmuş ağaç.
  • goyazu atn., goazu vi., goqazu xp. etrafını yontmak. öubri cireüi goyazu. kestane kütüğünün etrafını yonttu.
  • goyobğalu atn. üzerine dökmek, yığmak. üoçi doğurines do kvalepe kogoyobğes: adamı öldürüp taşları üzerine döktüler, yığdılar.
  • goyobğeri atn. üzerine dökülmüş (katı). dişüa goyobğeri: üzerine odun dökülmüş, yığılmış.
  • goyoçilu atn., geçilu vi. xi. erkeğin bir karısı varken üzerine evlenmesi. xorâa muşis kogoyaçilu: karısının üzerine evlendi.
  • goyoçvalu atn. 1. üstü açılmak, üstten açılmak. yoğani goyomaçu. yorganım açıldı. 2. üstünü açmak. yoğani goyuçu: onun üzerinden yorganını açtı.
  • goyoçveri atn. 1. üzeri açılmış. yoğani goyoçveri: üzerinden yorganı açılmış. 2. Üzerini açarak.goyoöopu atn. üstten aşağıya doğru bastırarak tutmak, baskı yapmak, basmak, basınç yapmak, aşağıya doğru bastırmak.
  • goyodgalu atn. üstüne koymak, üzerine koymak. pilitas öuröi kogoyodgu: sobanın üstüne kazan koydu.
  • goyodvalu atn. 1. üzerine koymak, bindirmek. 2. mec. işi yüklemek. ham dulya ti ma kogoyomdu. bu işi da benim üzerime yükledi.
  • goyogutinu atn. üstünde ya da üzerinde durmak. moxûu do kogoyomogutu: gelip üzerime durdu.
  • goyoxedu, goyoxedinu atn. üstüne oturmak.
  • goyoxu atn. etraftakileri çağırmak. öumanis noderi na uğun şeni goiyoxams: yarın imcesi olduğu için etraftakileri çağırıyor.
  • goyoxunu atn. üzerine oturtmak. bere dudis kogoyixunu. çocuğu başına oturttu.
  • goyoksinu, goyonksinu atn. üstüne, üzerine sessizce yellenmek.
  • goyoüaçu atn. üzerine ya da üstüne doğru tutmak, doğrultmak. üufeği dudis kogoyoüaçu. tüfeği başına doğrulttu.
  • goyoüaôinu atn. üzerine atlamak, üzerine atılmak, üzerine saldırmak. mgerepek a mskeris kogoyoüaôes: kurtlar bir ceylanının üzerine saldırdılar.
  • goyolva atn. üzerinden geçmek. beres mo goyale! çocuğun üzerinden geçme.
  • goyolva atn. üzerinden geçmek. daçxuri jinüaleşe goyulun: ateşin üzerinden geçiyor.
  • goyonkunaşe atn., eyonkunaşe arş. 1. belden yukarı giyilen. 2. mec. bluz.
  • goyontxapu atn. 1. üzerine düşmek, düşürmek (ağır şeyler için). nca goyantxu do doğuru: üzerine ağaç düşüp öldü. 2. üzerine düşürmek, atmak. wiwilas a morderi kva kogoyovontxi. yılanın üzerine büyük bir taş düşürdüm.
  • goyonu 1. gezdirmek. bere orubapes goyonams: çocuğu derelerde gezdiriyor. 2. davranışları birine göre yönlendirmek, birine göre davranmak. cuma muşis gvayonen, üaûa na ûüvasere ikums: kardeşine göre davranıyor, her dediğini yapıyor.
  • goyopsalu atn. üzerine işemek. luğişe goyomopses: incirden üzerimize işedi.
  • goyorçalu atn. üzerine sermek. baüaniye kogoyomirçes: üzerime battaniye serdiler.
  • goyorçeri atn. üzerine serilmiş. baûaniye goyorçeri miyindrams: üzerine battaniye serilmiş bir halde (beni) bekliyor.
  • goyoru atn., gowurulu vi. etrafından akıtmak, sızdırmak. meyaperi mçaxumûaşa onçaxuleşe mja goiyoren/goiwurulen. yoğurt çalkalarken yayıktan ayran sızıyor.
  • goyosvaru atn. üzerine dizmek. meçama jin üale ncalepe kogoyosvaru: otların üzerine ağaçları dizdi.
  • goyoşoru atn. üzerinden çekip almak. yoğani goyomoşores: üzerimden yorganı çekip aldılar.
  • goyotvalu atn. üstünü örtmek. yoğani kogoyomotu: yorganı üzerime örttü.
  • goyoüaxu atn. 1. üstüne kırmak. 2. mec. üstüne yüklemek, üstüne kırmak, bindirmek. dulyape ma kogoyomüaxes: işleri üzerime yıktılar.
  • goyoüiüinu, goyoüiüu atn. 1. üzerine damlatmak. wari goyomoûiüinaman. üzerime su damlatıyorlar. 2. üzerine damlamak. möima goyomoûiüen. üzerime yağmur damlıyor.
  • goyoüoçu atn. üstten aşağıya fırlatmak, üzerine atmak. 3ipri ncaşe toüi kogoyomoûoçu: gürgen ağacından üzerime ip düşürdü.
  • goyoüorinu atn. üzerine sesli olarak yellenmek.
  • goyoüroxu atn. üzerine kırılmak, yıkılmak. dulyape ma kogoyomüroxu: işler üzerime yıkıldı.
  • goyozgvalu atn. üzerine sıçmak.
  • goyozlapu atn. üzerine basıp ezmek.
  • goyowelimu atn. üstten aşağıya doğru bakmak, yukarıdan aşağıya doğru bakmak. jindo goyowes: yukarıdan aşağıya doğru bakıyor.
  • gozgimoöeri atn. 1. eğri büğrü. gozgimoöeri nca. eğri büğrü ağaç. 2. Bükülmüş.
  • gozgimoöu atn. 1. bükmek. xe guzgimoöu. onun elini büktü. 2. bükülmek. xe gvazgimoöu. eli büküldü.
  • gozgvalu atn., goâgvalu ark. bir şeye sıçmak. layöik kvalepes gozgu. köpek taşların üzerine sıçtı.
  • goziüu, goxaôaru atn. dile getirmek, ifade etmek.
  • gozurinu atn. içten sarsmak, içten sarsılmak. doüanaşe eliwus a wulu gomozurinu: silahı çıkarınca beni biraz sarstı.
  • gozurzu atn. böceklerin bir şeyin üzerinde uçması, gezinmesi. şeçeris buûüuci gozurzun. şekerin etrafında arı dolaşıyor.
  • gozuvalu atn. belli bir çevrede kaynaşmak. puûüucepe goyzuvaleran: arılar etrafta kamaşıyor.
  • gozvaüu vi. ıslanmak (yağmurda). ğomaneri möimas kogobizvaüi. dünkü yağmurda ıslandım.
  • gozvanwu, ozuru birileriyle düşüp kalmak. him hamuş üala goizvanwen. onla bunla düşüp kalkıyor.
  • goâabuleri atn. kısmen ıslanmak; ıslaklıktan dolayı çirkin bir görünüm almak. goâabuleri layöi. ıslanmış ve dolayısıyla çirkin bir görünüm almış köpek.
  • go3an3xalu atn., mec. telâşlanmak. moxûes dvaguruis gva3an3xalu: geldiklerini duyunca telâşlandı.
  • goomiloni ark., gowelimoni atn. 1. bakılacak, gözlemlenecek şey. 2. bakılması, gözlemlenmesi gereken şey.
  • goomilu ark., gowelimu atn. bakmak, etrafına bakmak.
  • gowobğalu ark., üowobğalu atn. 1. önüne dökmek. 2. mec. eski şeyleri hatırlamak.
  • go3onu 1. çevresine, sağına soluna sokulmak, batmak, saplanmak. danâi kogva3onu. her tarafına diken battı. 2. her tarafına sokmak, batırmak, saplamak. xuras xami kogo3onu. vücuduna bıçak soktu.
  • go3valu vi. yaranın iyice kötüleşip gittikçe yayılması/büyümesi, genişleyip fenalaşması fiili. hemus pupuli ga3ven. Onun yarası fenalaşıp yayılıyor.
  • gowoçxalu ark., üowoçxalu atn. altını yıkamak.
  • gowoöüidu ark., üowoöirdu atn. 1. alt-dip kısmını koparmak. 2. alt kısmı kopmak.
  • gowoövalu ark., üowoövalu atn. 1. alt-dip kısmını yakmak. 2. alt kısmı yanmak.
  • gowodgalu ark., üowodgalu atn. (ayakları üzerinde) önüne koymak.
  • gowoxaüaru ark., üowoxaüaru atn. 1. önünü ya da altını kazımak, kazıyıp temizlemek. 2. vi. metalleri çizmek; çizilmek.
  • gowoxedu ark., üowoxedu atn. önüne, dibinde oturmak.
  • gowaxoxeri ark., üowoxorxeri atn. altı budanmış.
  • gowoxoxu ark., üowoxorxu atn. altını-dibini budamak.
  • gowoxombu ark., üowoxombu atn. altı kurumak.
  • gowoxtimu ark., gowolva vi., üowolva artn. çekip gitmek, uzaklaşmak. gowoxti hakolen. çek git buradan, defol git buradan.
  • gowoxvalu ark., üowoxvalu atn. önünü ya da altını küremek.
  • gowoxvaûeri ark., üowoxvaûeri atn. altı-dibi kemirilmiş.
  • gowoxvaûu ark., üowoxvaûu atn. altını-dibini kemirmek.
  • gowoilu ark., üowoüilu atn. alt taraftan vurmak, ayaklarından vurmak gibi.
  • gowokoru ark., üowokoru atn. 1. altı soğumak. 2. altını soğutmak.
  • gowokosu ark., üowokosu atn. 1. ön tarafını süpürmek. 2. mec. suçu kendinden uzaklaştırmak.
  • gowokvinu ark., üowoklimu atn. ön tarafta bulunan bitkileri kesmek suretiyle temizlemek, tarlayı tımar etmek.
  • gowaüorale ark., üowotfala atn. peştemal. belden aşağı takılır.
  • gowoürotu vi. soğuktan ötürü belden aşağısı aşırı derecede üşümek. initen kogowaôüroti. soğuktan belden aşağım dondu.
  • gowoüvatu ark., üowoüvatu atn. ön tarafını kesmek.
  • gowok3alu ark., üowok3alu atn. alt tarafı çürümek.
  • gowonüanu ark., üowoüanu atn. 1. asıp salındırmak. 2. asılıp salınmak.
  • gowonûro3u ark., üowüvalu atn. 1. ön-alttan toprağın kayması durumu.
  • gowaôu ark., goüiüu, goüiüinu atn. 1. üzerine damlatmak. 2. üstüne damlamak.
  • goworçalu ark., üoworçalu atn. önüne sermek.
  • gowoskuru ark., üowosüuru atn. 1. altı kurumak. 2. altını kurutmak.
  • gowostvalu ark., üowosûvalu atn. önünden kaymak.
  • gowostvinu ark., üowosûulinu atn. dip tarafından kaydırmak.
  • gowaşuveri ark., gowaşueri vi., üowoûoloberi atn. önü ıslanmış, sırılsıklam olmuş.
  • gowoşuvu ark., gowoşuu vi., üowoğvaru atn. 1. ön tarafı ıslanmak, belden aşağı ıslanmak. 2. ön tarafını ıslatmak.
  • gowoşuvu ark., gowoşuu vi., üowoûolobu atn. önü ya da aşağısı sırılsıklam olmak, ıslanmak.
  • gowotoru ark., üowotoru atn. 1. önünden çekip almak. 2. tetiği çekmek. 3. önünden çekmek, sürüklemek.
  • gowaûaxeri ark., üowoûaxeri atn. altı-dibi kırılmış.
  • gowoûaxu ark., üowoûaxu atn. altını-dibini kırmak. üuçxe gowuûaxu: ayağını kırdı.
  • gowaûüoberi ark., üowoûoberi atn. 1. gizlice. 2. gizleyerek.
  • gowaûüobineri ark., üowoûüobineri atn. 1. gizlenmiş. 2. gizlenerek.
  • gowoûüobinu ark., üowoûobu atn. geçici olarak gizlenmek ya da gizlemek.
  • gowoûüoçu ark., üowoûoçu atn. 1. önüne fırlatmak, atmak. 2. kendini olduğu yere koyvermek.
  • gowoûroxu ark., üowoûroxu atn. altı-dibi kırılmak.
  • gowozdalu ark., üowozdalu atn. 1. önünden çekip almak. 2. geri durmak, çekilmek. 3. mec. çekinmek, geri durmak.
  • gowoâgvalu ark., üowozgvalu atn. alt-ön tarafına sıçmak.
  • gowelimeri atn., goomileri ark. 1. bakılmış. hamus gowelimeri vore. buna bakmış durumdayım. 2. bakarak. şeepes gowelimeri kogolafüi. elbiselere bakarak geçtim.
  • gowelimu atn., goomilu ark. bakmak, incelemek. bozomotas gowes: kıza bakıyor, kızı inceliyor.
  • goweri atn., goeri ark. soyulmuş. dudi goweri: başı soyulmuş, kel. goweri layöi. tüyleri dökülmüş köpek.
  • gowileri 1. tek tük toplanılmış. 2. çabucak toplanılmış. 3. çepeçevre toplanmış, tümüyle toplanmış.
  • gowilu 1. etraftan tek tük toplamak. 2. çabucak toplamak, toplayıvermek. 3. tümünü toplamak. exûes do oşüurepe gowiles: çıkıp elmaları çabucak topladılar.
  • gowinwu ark. iki taraftan çekip germek. lasûiği gowinwums: lastiği iki taraftan çekip geriyor.
  • goalu ark., gowalu atn. soymak, yüzmek (deri vs). genis ûüebi guwüu: buzağının derisini yüzdü. eyorçala gowams: çarşafı soyuyor. ncas ûebi guwams: ağacın kabuğunu yüzüyor, soyuyor.
  • gowo geçen yıl. gowo hak orûu: geçen yıl buradaydı. gowos bâiri. geçen yıl gördüm.
  • gowobalu ark., üowobalu atn. 1. önüne dökmek (sıvı). ari gowomibu. suyu önüme döktü. 2. Önüne dökülmek.
  • gowobuda ark., üowoôoûa, üowoôorûa atn. hem içe hem de dışa doğru açılan kısa kapı.
  • gowocinu ark., üowocinu atn. 1. önüne yatmak. 2. önüne yatırmak. 3. önüne devirmek, önüne yıkmak.
  • gowoöüomu ark., üowüomu atn. 1. ön-dibini yemek. Mtugik pi3aris go<wuöüomu. Fare tahtanın dibini yedi. 2. önündekini yemek.
  • gowoöüoru ark., üowüoru atn. önünü biçmek, aşağısını biçmek.
  • gowodagu ark., üowodagu atn. ön-dip kısmını kesmek, çentmek.
  • gowodginu ark., üowodginu atn. önünde durdurmak, durmak, önüne dikmek, dikilmek.
  • gowodvalu ark., üowodvalu atn. önüne koymak.
  • gowoğmalu ark., gowomalu ark., üowoğmalu atn. 1. önünden uzaklaştırmak. 2. elinden almak, elinden kapmak.
  • gowoxunu ark., üowoxunu atn. önüne-dibine oturtmak.
  • gowoxuûoru ark., üowoxuûoru atn. 1. altını ya da önünü kesmek (saç ve kıl için). 2. traş etmek.
  • gowokorinu ark., üowokorinu atn. 1. altını soğutmak. 2. altı soğumak.
  • gowokturu ark., üowomturu atn. altını-alt tarafını değiştirmek.
  • gowoüideri ark., üowobaleri atn. 1. asılmış. ncas gowoüideri üoçi: ağaca asılmış adam. 2. asılarak. arabas gowoüideri noğaşe gepti. arabaya asılarak çarşıya indim.
  • gowoüidu ark., gowobalu ark., üowobalu atn. asılmak. a mûoûis kogowobiüidi: bir budağa asıldım. 2. asmak. coğori koüowoüides: köpeği astılar.
  • gowoüoru ark., üowoüoru atn. 1. önüne bağlamak. 2. önüne bağlanmak.
  • gowolu ark., üowovelu atn. ön-alt-dip tarafı kopmak.
  • gowoncupalu ark., üowocibalu atn. önünden kapmak, çabuk davranıp önünden kapmak.
  • gowoneri geçen yılki. gowoneri dulya. geçen yılki iş. gowoneri bere: geçen yılki çocuk.
  • Goondu vi. Duvarla, çitle ya da telle çevirmek, çevrelemek. Onüules kvalepete kogobuondit: Bahçeyi taşlarla çevirdik.
  • gowopxu çevresine işlemek, etrafını çevirmek, inşa etmek. oxoris kva koguwopxu: evin etrafını taşla duvarla çevirdi.
  • gowoşkvalu ark., üowüvalu atn. önünden uzaklaştırmak.
  • gowotanu ark., üowotanu atn. altını aydınlatmak.
  • gowotfalu ark., üowotfalu atn. ön tarafını kapamak, örtmek.
  • gowoûroxu arş. rezil olmak, namından düşmek.
  • gowoyinu ark., üowoyinu atn. peydahlamak. ar üopela kogowiyinu: bir piç peydahladı.
  • gowoyonu ark., üowoyonu atn. önünden alıp (canlılar için) götürmek, uzaklaştırmak.
  • gowoalu ark., üowowalu atn. alt kısmını çekmek, altını-dibini sökmek.
  • gowoomilu ark., üowowelimu atn. önüne bakmak.
  • go3xoûu ark., gon3xoûu atn. büyükçe bir dalın etrafındaki diğer küçük dal parçalarını kesmek.
  • gresta, ark., cesûa atn. 50-60 cm çapında bir taşın içi oyularak yapılan, Lazların açık ateş üzerinde ekmek pişirmek için kullandıkları kap, pleki. gesûa te överi Lazuûi gyari: pilekide pişmiş mısır ekmeği.
  • gubaz Lazika devletinin krallarından birinin adı.
  • guberi ark., ciberi atn. pişmiş, pişik. lu guberi: pişmiş lahana.
  • guda 1. buzağı ya da oğlak derisinin bir bütün olarak soyulması ile yapılan çuval biçimindeki tulum. yağ, peynir vs. doldurup muhafaza etmek için kullanılır. 2. oğlak derisinin bir bütün olarak soyulması ile elde edilen bir tür üflemeli müzik enstrumanı. guda dombarinu: tulumu şişirdi.
  • gudastviri bir enstuman olarak tulum.
  • gudeli meyve toplamada kullanılan (daha çok ağaçtan üzüm toplarken) uzun ve ince sepet.
  • guguli ark., üuüu atn. zoo. guguk kuşu.
  • guma ark. başaklı bitkilerin tepelerini alma anlamındaki ogumu fiilinden türemiştir. Genel olarak hasadın yapıldığı ekim ayını belirtir. gumas buûüape gostvelus kogyoöüams: ekimde yapraklar dökülmeye başlıyor. 3ad. üaxva.
  • gunâala ark., gunâelya atn. uzunlamasına olan, uzunca olan. gunâala xanöali uğun: uzunca kolu var.
  • gunâe atn., ginâe xp. uzun. gunâe biüa. uzun sopa. gunâe üoçi: uzun adam.
  • gunâenoba uzunluk. gunâenoba muşi naüu ren?. uzunluğu ne kadar?
  • gurgula atn., xon3ula xp. 1. gök gürültüsü, gök gürlemesi. 2. yıldırım. gurgula cexüu: yıldırım düştü. gurgulams: gök gürlüyor.
  • guri 1. kalp, yürek. guri kodugutu/kodudgitu: kalbi durdu. 2. atn. mide. guri mawunen: midem ağrıyor. 3. insanın iç dünyası. ~ nena: içten gelen ses, kalpten gelen ses. ~ cari/gyari: ekmeğin iç/yumuşak kısmı. ~ ceçamu atn.: 1. yüreklendirmek, cesaretlendirmek. axenas ya do beres guri cuçams: başarabilmesi için çocuğu cesaretlendiriyor. 2. yüreklenmek, cesaretlenmek. çkvape âirus hamusti guri caçu. başkalarını görünce bu da cesaretlendi. ~ cedveri atn.: yürekli, cesaretli. guri cedveri üoç orüu: yürekli, cesaretli adamdı. ~ cek3alu atn.: bir işten nefret etmek, soğumak, yüreğinde ya da içinde anlamını yitirmek. ôaôu şüimis noğas osüiduşe guri cek3eri uğuûu: dedem için çarşıda yaşamak anlamsızdı, çarşıda yaşamaktan nefret ediyordu. ~ cek3inu atn.: 1. yüreğini çürütmek, içini çürütmek, nefret ettirmek, soğutmak. ôaüu ama oxorcak guri cemik3inu: yapacaktım ama kadın nefret ettirdi. 2. mec. hevesini kırmak. berepek guri cemik3ines, muti oxinaponi var vore. çocuklar içimi çürüttü/hevesimi kırdı, bir şey yapacak halim yok. ~ celakoru atn.: yüreği soğumak, kızgınlığı geçmek, yatışmak. manebepes opşa xuçe miğuûu ama uüai guri celamokoru: dostlarıma çok kızgındım ama sonradan kızgınlığım geçti, yatıştım. ~ ceşüomu atn.: bıktırmak, bezdirmek, içini kemirmek. ham oxorcak guri cemişüomu: bu kadın içimi kemirdi, bıktırdı, bezdirdi. oxaôarute guri kocuşüomu: konuşmasıyla bıktırdı, bezdirdi. ~ ceşvalu atn. yüreğini sarmak, içini sarmak, içine örülmek. woxles na moğodupe iri guris cemişun. eskiden bana yaptıkları hep içime örülmüş, içimde saklı. ~ ceûalu atn., ~ geüinu ark.: üzülmek, içine dokunmak, ağrına/fenasına gitmek. üişuça didaşi dudimuşis na moxûupeşe opşa guri(s) cemaûu: zavallı yaşlı kadının başına gelenlere çok üzüldüm. ~ çuçku ark., not.: yufka yürekli. ~ övama ark., ~ övala atn.: 1. mide ekşimesi. 2. yürek yanması, yürek acısı. ~ doloxe atn.: içinden. guri doloxe vibalaüaram. içimden yalvarıyorum. guri doloxe igorams, guri galendo di3ams: içinden küfrediyor, yapmacıktan gülüyor. ~ eöopumu atn.: gönlünü almak. beres şeçeri meçu do guri keyuöopu. çocuğa şeker verip gönlünü aldı. ~ eüonwalu atn.: 1. kalbi yanmak, içi yanmak, yüreği ateş almak, yüreği tutuşmak. mendraşe bâiriis guri keüomanwu: uzaktan görünce içim ateş aldı, yüreğim yandı. 2. yüreğini tutuşturmak, içini yakmak. msüva bozomotalepek guri keüeminwes: güzel kızlar yüreğimi yaktı. ~ emğuru atn.: hıçkırmak. guri emamğuren. hıçkırıyorum, hıçkırık tuttu. ~ gale: 1. atn. isteksiz, isteksizce. guri gale ixaôas: isteksiz konuşuyor, konuşma isteği yok. 2. içtenliksiz, samimi olmaksızın. mot gaceras, guri gale iüus. inanma, samimi söylemiyor, söylediklerinde samimi değil.
  • guri gamaningtu atn. içini dışına gelmek. ontxorapute guri gamamaningtu: kusmaktan içim dışıma geldi.
  • guri donöalu vi. Acımak. Maüvandepeşen guri domanöu. Dilencilere acıdım.
  • guri geçxeri ark. iyi yürekli, içi temiz.
  • guri gedveri ark. hevesle, istekle.
  • guri geüvatu vi., not. hevesi kaçmak ya da şevki kırılmak.
  • guri goloktalu atn. yürekten gelen bir istekle fikir değiştirmek, fikri değişmek, vaz geçmek. vidaûu, uüai guri golomaktu: gidecektim, sonradan fikrim değişti.
  • guri gombumu atn., guri gondvalu ark. bir olayın iyi taraflarını düşünmek, kendini hoş tutmak, avutmak. idi môolişe do a guri kogombi. git istanbul’a da, yüreğini hoşnut et, rahatla.
  • guri gompa atn. geniş yürekli, rahat. guri gompa a üoçi orüu: yüreği geniş bir insandı.
  • guri gompa oxinapu atn. kendini rahatlatmak, içini ferahlatmak. a guri gompa var axenuşe doğuru: içini rahatlatamadan öldü, bir rahatlık yüzü görmedi.
  • guri gondvalu atn. 1.not. içinden geçirmek. guris muya na gonindu mitis var uşüun: içinden ne geçirdiğini kimse bilmiyor. 2. not. aklına koymak. 3. Not. hissetmek, önceden duyumsamak, içinden geçirmek. vida ma do ar guris kogovindvi, uüai ti guri golomaktu: gideyim diye içimden geçirdim, sonradan da ­vazgeçtim.
  • ~ xai vi. kötü niyetli, kötü yürekli. Si guri dido xai giğun: Sen çok kötü niyetlisin. ~ üaiten ark.: iyi yürekle. guri üaiten biâirat. iyi yürekle görüşelim. ~ üai vi.: İyi niyetli, iyi yürekli. Cuma çkimis guri üai uğun: Kardeşim iyi niyetlidir.
  • ~ meövalu atn. acımak,üzülmek. ordo na ğuruşeni opşa guri memaöu. erken ölümüne çok acıdım.
  • guri medvalu atn., not. iyice doymak. Kapçoni carite guri komevodvi: hamsili ekmekle iyice doydum.
  • guri memöu atn. acıyan, fazlaca acıma hissi olan. nana şüimi guri memöu ar oxorca ren. annem acıyan, acımaya meyilli bir kadındır.
  • guri mentxala atn. baygınlık. guri mentxala uğun, mot iyonamt, xes dologambonanere: onun baygınlığı var, götürmeyin, elinizde kalır.
  • guri mentxalu atn., oüonağuru ark. bayılmak. oxelute guri nantxu: sevinçten bayıldı.
  • guri mentxeri atn., oüonağureri ark. baygın, bayılmış. ar saati guri mentxeri ncaüu: bir saat baygın yatıyordu.
  • guri meveleri atn. açlıktan dolayı takatı kesilmiş, acıkmış.
  • guri moxtimeri, guri moşkvineri ark., xuçeli atn. kızgın, sinirli.
  • guri moxtimu, guri moşkvinu ark., xuçe oyapu atn. kızmak, sinirlenmek.
  • guri molva atn. darılmak. guri mogalu na guri cari şüomi. darıldıysan ekmeğin içini ye (darılan biriyle dalga geçmek amacıyla söylenir). Guri mogaluna aûamba ewi do mbuli dorgi: Darıldıysan şeftalıyı söküp kiraz dik.
  • guri molveri atn. dargın, küs. irişe guri molveri vore. herkese dargınım, küsüm.
  • guri monktalu 1. midesi bulanmak. Guri momankten: midem bulanıyor. 2. iğrenmek, tiksinmek. si gziras guri momankten. seni görünce midem bulanıyor.
  • guri moyonu atn. darıltmak, küstürmek. nana muşis guri muyonu. annesini küstürdü.
  • guri oüaxu
  • guri müva3ule atn. yürek parçalayıcı.
  • guri obgaru atn. içi ağlamak, içi sızlamak, tatmin olmamak. puci ucuzi gamamaçu ya do guri abgaru: ineği ucuza sattığını düşününce içi sızladı.
  • guri oövalu yüreği yanmak, içi yanmak. süani derdite guri omaöu. senin derdinden yüreğim yandı.
  • guri odvalu, guri eüonwalu yüreği yanmak, yüreği alev almak. si gâiris guri(s) madu. seni görünce yüreğim alev aldı.
  • guri ogoru atn. canı istemek. gurik si migos. canım seni istiyor.
  • guri okorinu atn. yüreğini soğutmak. a var cepçaşe guri vati mikoras: onu bir kez dövmeden yüreğim soğumayacak.
  • guri onwinu atn. 1. yüreğini eritmek, azap çektirmek, acı vermek. üoçik oxorcas guri dunwinu: adam kadının yüreğini eritti, acı çektirdi. 2. yüreği erimek, azap çekmek. guri domanwinu: yüreğim eridi.
  • guri oparpalu atn. canı zayıflamak. guri maparpalen. canım zayıflıyor, ayakta duramıyorum.
  • guri oyapu atn. yüreği elvermek. din3xiri oâiru guri var miyams: yüreğim kan görmeye elvermiyor.
  • guri pupuli ovapu gönlü yaralı olmak.
  • guri wuna atn., guriş una ark. mide ağrısı. guri wuna uğun: mide ağrısı/sancısı var.
  • guris amolva atn. içine işlemek, yüreğine işlemek. bozomota msüvanoba muşite guris kamamalu: kız güzelliği ile içime işledi.
  • guris daçxuri dolobğalu atn. yüreğine ateş düşmek. megaşüu do igzalu miwves guris daçxuri kodolomabğu. seni terkedip gitti dediklerinde yüreğime ateş düştü.
  • guris dolobğalu atn. içine atmak. iritevuli guris delibğams: herşeyi içine atıyor.
  • guris mexedu 1. aynı tür yemeği çok fazla yemekten ötürü tiksinme duygusunun oluşması durumu. 2. aşırı doygunluğa ulaşmak.
  • guris medgitu ark. yenilen yemeğin açlık hissini gidermesi durumu. ondğeneri gyari guris var memodgitu: öğle yemeği açlık hissimi gidermedi.
  • guri dolok3alu ark., guri cek3alu atn. hevesi kaçmak, isteğini yitirmek.
  • guri ezdalu ark., guri var oyapu atn. içi el vermemek. gurik var emizdams: içim el vermiyor.
  • guri goktinu ark., guri goktalu ark. caymak, gönlü geçmek, bir şeye olan ilginin bitmesi. guri gaktasen: vaz geçecek.
  • guriş moxtimu ark., guri molva atn. 1. Kızmak, sinirlenmek. guri momixtu: sinirlendim. 2. küsmek, küstürmek.
  • guriş nena, gurapaşi nena, nana nena anadil, yürek dili, yürekten gelen ses. guriş nenate isinapams: anadili ile konuşuyor. guriş nena var goöondru. anadilini unutmadı.
  • guri oçiçkinu ark. yüreği titremek. gurik miçiçkinams: yüreğim titriyor.
  • guri oxenu ark., guri oxinapu gönlünü almak. guri duxenu. gönlünü aldı.
  • guri oxonüanu ark., not. korkudan kaynaklı anlık bir heyecan duymak, yüreği ağzına gelmek, yüreği hoplamak. E verane tiüani / guri koxomaüanu: ey viran kuzu / yüreğim hopladı.
  • guri opatkalu ark., guri opatxalu atn. heyecanlanmak, yüreği çarpmak. guri mipatkalams: heyecanlanıyorum, yüreğim çırpıyor.
  • guri osinapu ark. Kelam-ı nefsi, iç konuşma. Ona pxaçkum bergepek isinapams / si mu giçkin gurik mu misinapams: Tarlayı kazıyorum, kazmalar konuşuyor / sen nerden biliyorsun, yüreğim ne söylüyor. guri oûüva3u ark., guri oûva3u atn. ödü patlamak. guri miûüva3u: ödüm patladı.
  • guri owvalu ark., gurişe gololva atn. içinden geçirmek, kalbinden geçirmek. gurik miwumes oûi(ki) geçi do çxindi gyumğiri. içimden onun burnuna vurup kana bulamak geliyor. 
  • gurişe içten, yürekten, samimi. gurişe ixaôas: samimi konuşuyor.
  • guri geûinu ark. 3ad. Guri ceûalu
  • guri okaçamu ark. içinde saklamak, sabır göstermek, uğranılan bir haksızlığa tepki göstermemek, onu içinde tutmak. guris boüaçam. içimde tutuyorum.
  • guroni ark. samimi, içten. guroni va ren. samimi değil, içten değil.
  • gurôici xp. gerdan. gurôici muşi limci sûeri tanumüu: gerdanı gece gibi parlıyordu.
  • guruni, girini eşek. gurunepe imrales: eşekler çoğaldı.
  • gurâumeli atn., üanüai xp. diken, mandalina ve portakal gibi bitkilerin köklerinden çıkan filiz.
  • gverdeli yarılanmış.
  • gverdi gverdi yarı yarıya. ari gverdi gverdi kogoiltes: suyu yarı yarıya paylaştılar.
  • gverdi, gverdala yarım, yarı. carişi gverdi oşüomu. ekmeğin yarısını yedi. gverdi şuri dusüudu: yarım canı kaldı.
  • gverdişgverdi çeyrek. gverdişgverdi gyariti var aöüomen. çeyrek ekmeği bile yiyemiyor. 3ad. naotxali.
  • gyari ark., cari atn. 1. ekmek. guri momixtu gyari var bimxor/ôöüomam. darıldım ekmek yemiyorum. 2. ark. yemek. gyari dogubu. yemeği pişirdi. ~ möüomu: yemeğe düşkün, yeme meraklısı.
  • gyarişi ekmeklik. ar gyarişi mkveri domiskides: bir ekmeklik unumuz kaldı.
  • gvaneri 3ad. mgvaneri.
  • gvana 3ad. mgvana.
  • geni ark., nceni atn. buzağı, dana. genik mja var şums: buzağı süt içmiyor.
  • gyulva batı. ixi gyulvaşe ibas: rüzgâr batıdan esiyor. (yulva. doğu)
  • gza jile yoldan yukarı. gza jile kelaxedu. yolun yukarısına oturdu.
  • gza jin yolun üstü. gza jin kexûu: yolun üstüne çıktı.
  • gza meçamu yol vermek, göndermek. didas gza meçi, kogolaxüas: yaşlı kadına yol ver, geçsin.
  • gza yol. gza gomindunu. yolumu kaybettim. orçarepe araba gza ikuman: köylüler araba yolu yapıyorlar.
  • gza wale yoldan aşağı. gza wale kodololu: yolun aşağısına düştü.
  • gzaleri yaya olarak, yürüyerek, yürüye yürüye. noğaşen opuüeşa gzaleri eşapti. çarşıdan köye kadar yürüyerek çıktım.
  • gzamşine yoldaş, dost. gzamşinepe sontxa mendaxtes: yoldaşlarımız bir yere gittiler.
  • gzas gedginu ark., gzas cegutu atn. yola koyulmak, yola çıkmak. gzaz kogedgitez. yola koyuldular, yola çıktılar.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar

    Monç̆inora - Yaz

    Stveli - Sonbahar

    İnuva – Kış
    Tutape / Aylar
    Ǯanağani - Ocak

    K̆undura - Şubat

    Mart̆i - Mart

    Ap̆rili - Nisan

    Maisi - Mayıs

    Mbulora - Haziran

    Kʒala - Temmuz

    Mariaşina - Ağustos

    Çxalva - Eylül

    Guma - Ekim

    Ǯilva - Kasım

    Xrist̆ana – Aralık
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi

    İk̆inaçxa - Salı

    Cumaçxa - Çarşamba

    Çaçxa - Perşembe

    P̆arask̆e - Cuma

    Sabat̆oni - Cumartesi

    Mjaçxa – Pazar

    Ok̆oreʒxu /Rakam

    1 ar

    2 jur

    3 sum

    4 otxo

    5 xut

    6 aşi

    7 şk̆it

    8 ovro

    9 nçxoro

    10 vit

    11 vit̆oar

    12 vit̆ojur

    13 vit̆osum

    14 vit̆otxo

    15 vit̆oxut

    16 vit̆oaşi

    17 vit̆oşk̆it

    18 vit̆ovro

    19 vit̆onçxoro

    20 eçi

    21 eçidoar

    30 eçidovit

    40 jurneçi

    50 jurneçidovit

    60 sumeneçi

    70 sumeneçidovit

    80 otxoneçi

    90 otxeneçidovit

    100 oşi

    101 oşidoar

    500 xut̆oşi

    1000 şilya / vit̆oşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena'dan yararlanılmıştır.
    Lazca'da 10'dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11, Lazca'da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10'un 100'e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca'da 20 ve 10 olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak: Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    an
    ʒ̆.: anʒ̆ala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    l
    p̆.: Lazuri aramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: nozi
    a: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    ʒad.: Ʒadit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2018 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.