Araba cexta şuüule gza na-doguray üoçi dido’n.
Araba indikten sonra yol gösteren çoktur.


Lazuri genelinde şuan
Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 56

Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 78

Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 85

Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 100

Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 101

Warning: mysql_num_rows(): supplied argument is not a valid MySQL result resource in /home/www/htdocs/lazuri.com/nenapuna/sss.php on line 102
kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu M - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • ma 1. Birinci tekil şahısı bildiren zarf, ben. ma bere vore: ben çocuğum. ma mi vore? ben kimim? ma mu ôare? ben ne yapacağım? si do ma: sen ve ben.
  • ma 1. dolaylı anlatımda kullanılır. “himuk miwu” ma, ôûüvi: “bana o söyledi”, dedim. 2. Diye (ma do kalıbıyla kullanıldığında). “moxti miwves” ma do moboğordini: “bize gelin” dediler diye kandırdım.
  • ma 3. fiillerin ve isimlerin önüne geldiğinde isim türeten bir önek. ma_Lazuûe: bir kuş türü (Lazuûi’den türeme). ma_bgare: ağlayan, ağlama alışkanlığı olan (obgaru fiilinden). ma_birale: türkücü, türkü söyleyen (obiru fiilinden).
  • ma 4. Sayı sıfatı türeten önek. Ma_sumani: üçüncü. Ma_şkitani: yedinci. Ma_vitani: onuncu. Ma_oşani: yüzüncü. Ma_şilyani: bininci.
  • maartani, Maaroni birinci. Ham maaroni ren: bu birincidir.
  • mabgare ağlayan, ağlayıcı, ağlamayı alışkanlık haline getirmiş. mabgare bere: ağlayan çocuk.
  • mabirale 1. atn. oyun döneminde olan (çocuk), oyuncu. mabirale bere: oyuncu çocuk. 2. ark. türkücü, türkü söyleyen.
  • maca bilek. Macape muşişe kodeviüaçi do komovitori: bileklerinden tutup kendime çektim.
  • macacğa xp. ağaç incir kuşu.
  • macida, magida sofra. macidas cari kocedu. sofraya ekmeği koydu.
  • maçxa 1. şelale. 2. suyu belli bir yere akıtmak için yapılan ahşap oluk.
  • Maçxomale, memçxome balıkçı. maçxomaleşi birapa: balıkçının türküsü.
  • maçxorani dokuzuncu.
  • maöaxe atn., öaxi, mçvela arş. çöp. oöaxales maöaxe kodolobğu: çöplüğe çöpü döktü.
  • maöanüali xp. elçi (kız istemeye giden).
  • maöanüaloba xp. elçilik, elçilik yapan (kız isteme ile ilgili). maöanüalobas ûi i, porça gamankteri mot dologokuns? elçilikte miydin, gömleğini neden tersine giymişsin?
  • maöaôule ardıç kuşunun (msorida) iri olanı.
  • made (<mada) atn., meûi, meûa ark. başka. süaninde made miti va malimben. senden başka kimseyi sevmiyorum.
  • madulyale, madulye, moxande meg. işçi.
  • Madulyapoba işçilik.
  • maeçani yirminci.
  • mafuşi atn. hamur dilimlerinin yağda kızartılması ile yapılan bir yiyecek. 3ad. wilexûa.
  • magebi xp., eoğeri ark., moağaperi vi. kaymak. gyaris magebi keusu: ekmeğe kaymak sürdü.
  • magzale atn., meöirdiner ark. yürümeye yeni başlayan çocuk.
  • Magzale atn. yolcu.
  • mağala, mağali xp. yüksek. qvinçi mağali qaşa eputxu: kuş yüksek dala kondu.
  • mağeri atn. berraklaşmış, duru, bulanıklığı gitmiş. mağeri oruba: berraklaşmış dere.
  • maxaçkale çiftçi. maxaçkalepe onûuleşe kodoloxûes: çiftçiler tarlaya indiler.
  • maxûi atn. oğul verme zamanında peteğe arı çekmek için yapılan özel bir karışım ilaç.
  • maxuta, maxutani beşinci.
  • Maxutari, naxutali beşte bir.
  • mai ark., mayare atn., maqaqi xp. su kurbağası.
  • mayare atn., maqaqi xp., mai ark. su kurbağası. Ma i? ben mi? mayare xali giğuni, mjvabu şuüuri diyi: su kurbağasına benzer halin mi var, kara kurbası kadar oldun.
  • mainale çok üşüyen, soğuktan korkan. si ti şüimi sûeri mainale ore. sen de benim gibi soğuktan korkuyorsun, fazla üşüyorsun.
  • mainöiye xp. bülbül kuşunun bir türü.
  • maisi mayıs ayı.
  • majura üele ark., majurani üale atn. öbür taraftan, diğer yandan, diğer yönden.
  • majura, majurani 1. ikinci. majurani papak nana demitoru. ikinci lapa anamı belledi. 2. bir diğeri. majurani muşi si ore. bir diğeri sensin.
  • makvali atn., markvali ark. yumurta. ~ guri: yumurta sarısı.
  • maüaûi atn., marüati arş. maya. mjalvas maüaûi keüubu. süte mayayı kattı.
  • maüoöi atn., makoki vi. dokuma tezgahlarında mekik ayarı yapılan alet.
  • maüriale, maüiyale çığırtkan.
  • maüvande, maüvandule vi. dilenci. maüvandek iüvandams: dilenci dileniyor.
  • malağude, malağure atn., xp., şiligogia ark. sarıasma kuşu.
  • malamture arş. eş, akran, emsal.
  • malave vi. zarar veren. malave puci. zarar veren inek.
  • maLazuûe 1. mısırların tepesinde oturan toygar kuşunun bir türü. 2. mec. bilgisiz, tembel.
  • malebe vi., ğoöüo xp. durgun sularda yaşayan bir tür balık; dere uskumrusu.
  • ğoöüo xp., malebe vi. durgun sularda yaşayan bir tür balık; dere uskumrusu.
  • malezi atn., malozi arş. ineğe verilen çorba, bulamaç.
  • malte ark., manâage, manâageri xp. komşu.
  • maltenoba ark., manâageroba xp. komşuluk.
  • maluğe arş. 1. en erken olgunlaşan incir türü. 2. incire giden bir göçmen kuş.
  • mamcvale atn. 1. otlayıcı, otlayan. mamcvale puci. otlayan inek. 2. Otlakçı, beleşçi.
  • mamöarale yazıcı, yazar.
  • manövale süt veren, sağılan, sağılmakta olan. mamövale puci: süt veren, sağılan inek.
  • mamgurale öğretmen.
  • mamgure öğrenci.
  • mamgvali atn., mungvala ark., murgvala xp. yuvarlak.
  • mamjvabule sifûeri sadece kurbağa, kertenkele, yılan vs. ile beslenen atmaca. bu atmacanın ehlileştirilmesi ve beslenmesi zordur. bu yüzden tercih edilmez.
  • mamjvale atn., jayla ark. 1. süt yapıcı, sütçü. 2. üzerinde süte benzer sıvı bulunan bir bitki.
  • mamüu arş. 1. zor koşullarda iş yapmak. 2. suyun dibine çökmeyen, yüzeye çıkan nesne.
  • mamodule ark. sarı çiçekleri olan bir bitki.
  • mamsiminu xp. dinleyici, dinleyen. şuri do guri mamsiminupe çkimi: sevgili dinleyicilerim. (kay: xasan helimişi).
  • mamuli vi., mumuli atn. 1. uçan hayvanlarda erkek. mamuli möaci: erkek sinek. 2. horoz. mamulik üriyams: horoz ötüyor.
  • mamuliwa, mumuliwa 1. piliç horoz. 2. atmacanın erkeği.
  • mamuni xp., wiôa didi atn. ebe. doğumu gerçekleştiren ve göbeği kesen kadın.
  • mamzgumale atn., âgumeace ark. çok sıçan.
  • mance mal sahibi (kişi). oxori mance: evin sahibi.
  • mancenala özel mülkiyet. üoçişi oxori, leûa do mteli mali hemuşi mancenala ren. kişinin evi, toprağı ve bütün malları onun özel mülkiyetidir.
  • mancirale çok uyuyan, uykucu. 3ad. Nciriş guda.
  • mancura, majurani ikinci. ham mancura giwome: ikinci kez söylüyorum.
  • mançaile atn. bir kuş türü.
  • mandalina mandalina.
  • mandili kadın baş örtüsü.
  • baüi xp., mandre vi., axiri atn. ahır.
  • mandre vi., baüi xp., axiri atn. ahır.
  • manebe, manebra, nebra arkadaş, dost. (kaynak. fahri Lazoğlu, onebu fiilinden).
  • mangali, xangami, dreôani orak.
  • manguna arş., langoni ark., mangana atn. 1. iri cins köpek, çomar. 2. mec. hiçbir işe yaramayan. langoni langoni goytoren. boş boş, bir işe yaramadan dolanıyor.
  • manguri 1. tasma. coğori manguriten na iyona, var lalums (dnot): köpeği tasma ile götürürsen havlamaz. 2. ayının burnuna takılan halka. 3. ucunda uzun sopa bulunan köpek bağı/tasması.
  • Mani yul., evedi çabuk, tez. mani mani: çabuk çabuk.
  • mani vi. çürümüş odunların küçükçe ve kuru parçaları. mani dişüa: çürüyüp kurumuş küçük odun parçası.
  • manksinale 1. osurucu. 2. kabuklu, uçan ve tehlike anında pis koku çıkaran koyu yeşil renkte bir böcek.
  • manâage, manâageri xp., malte ark. komşu.
  • manwipuye, zardava, üvenuri xp. ağaç sansarı, zerdava.
  • maoşani yüzüncü. maoşani wana: yüzüncü yıl.
  • maotxani dördüncü.
  • maovrani sekizinci.
  • mapa kral. Gubazi Lazepeşi mapa rûu: Gubaz Lazların kralıydı.
  • Maôavre, mapavre, maôavri çayeli ilçesinin Lazca’daki adı.
  • Mapsale, psiûila vi., sipsiüa atn. altını ıslatan. psiûila bere: altını ıslatan çocuk.
  • Psiûi vi., pşiûi atn. Kediyi defetme ünlemi.
  • mapuşüundale atn. 1. dışkıcı (inek dışkısı). 2. aynı isimle anılan kabuklu, kahve renkli uçan bir böcek. gece ışığa gelir.
  • maputxoce bir böcek türü.     
  • Mapatule vi., maôaûule atn. yeşil arı kuşu.
  • maôazule vi., ôaôazulya atn., wiwinateri, ôinöüu xp. ateş böceği.
  • ôinöüu, wiwinateri xp., maôazule vi., ôaôazulya atn., ateş böceği. uça tolepe süanik otanams ôinöüu sûeri: siyah gözlerin parlıyor ateş böceği gibi.
  • mapxa güneşli hava. a mapxa ndğas dulyape doçodines: güneşli bir günde işleri bitirdiler. Mapxa ndğas mwu tudenüale vati dozgva oûi, möima ndğas ewogamgutas (atn., dnot.): güneşli günde Lazkirazının altına sıçmayasın ki yağmurlu günde altında durabilesin.
  • mapxala havaların güneşli olduğu dönem. mapxalapes dişka doptorat: havaların güneşli olduğu zamanda odunu taşıyalım.
  • maqaqi xp., mayare atn., mai ark. su kurbağası.
  • maqari xp. gelin alayı. maqari mulun: gelin alayı geliyor.
  • maqaseta gazete dağıtıcısı.
  • maqvaperi xp., meyaperi atn., mevaperi ark. yoğurt.
  • maqvapu xp., meyapu atn., mevapu ark. 1. mayalamak.
  • mara, ala ark. ama, fakat, lakin.
  • maröa vi., öarma atn. dizilmiş odun yığını.
  • mariaşina xp., ağusûozi ağustos ayı. tuta mariaşina: ağustos ayı.
  • marüaûi arş., maüaûi atn. 1. maya. mjas marüaûi keüubu: süte mayayı kattı.2. yoğurt mayası
  • marsiği, mqui xp., qvaoci leş kargası, marsık.
  • martgvani arş., mazgva sağ. martgvani üale 3adums: sağ tarafına bakıyor.
  • marûi, lulu tuta arş. mart ayı.
  • masari vi., môalu atn. 1. kazık. masari kodo3onu: kazığı yere çaktı. 2. kuru odun parçası.
  • masûara ineklere çorba vs. verilen tekne, kap.
  • masumani, masuma üçüncü.
  • masureûi (<surat) ressam.
  • masvare, ûabaği arş. sayfa. masvare golaktu: sayfaları sayıyor.
  • maşkvitani yedinci.
  • matxori ark. çeyrek kile’ye denk düşen tahıl ölçü birimi. 3ad. limsumi; sumyayi.
  • maûufi atn., üonüoraxi xp. üuüuraxi ark. çok yaşlı, moruk.
  • maûui arş., ôaôseri atn., lamseri ark. sakinleşmiş, susmuş.
  • mautxa, mautxani dördüncü.
  • mavitani onuncu.
  • mavramaûe atmaca’dan biraz daha büyük bir kuş, karagöz kuşu, yoz atmaca.
  • maybeni vi. konuk odası.
  • mayna ark. ebe oyunu.
  • mavro oğul vermeyen arı.
  • mazaôu atn. soğuk algınlığı, nezle, girip. mazaôu maünu. soğuk algınlığına yakalandım.
  • mazgumale atn., âgumeace ark. çok fazla sıçan.
  • mazi ark. 1. ahşaptan yapılmış dört tekerlekli çocuk arabalarında, karşılıklı tekerlerin takıldığı odundan yapılma dingil. 2. dingil.
  • mazuğali denizci.
  • maware atn., muri ark., mawarisûe arş. 1. sucu. 2. erkek arı, kovana su taşıyan arı.
  • mawiwile, wiwilamüorobu xp. bir leylek türü, yelve.
  • maindi ark., mawindi atn. yüzük. maindi moâin. parmağında yüzük var.
  • mawupxe atn., awuğe ark. küçük yapılı, sarı renkte bir tür yaban arısı.
  • mbağu neâi atn. bir ceviz türü.
  • mbağu ntxiri atn. bir fındık türü.
  • mbağu, bağu, nobağule ambar. neâepe mbağus komolabğu. cevizleri anbara döktü.
  • mbareri şişmiş, şişkin, şişik. mbareri tolepete memoweûu: şişik gözlerle bana bakıyordu.
  • mbarineri şişirilmiş. tolepe mbarineri uğuûu: gözleri şişirilmişti.
  • mbazeri atn. soğuk veya fazla su almadan dolayı şişmiş. mbazeri nca. çok su çekmesinden şişmiş ağaç.
  • mbela bez barçası, paçavra.
  • mbineri atn., oumineri ark. susamış. wari mbineri: susamış.
  • mbulepuna kirazlık, kiraz ormanı.
  • mbuloba, mbulora, çerezi, buliş tuta xp. hhaziran ayı.
  • mcace atn., mcaci xp. 1. doğangillerden bir kuş, büyük doğan. 2. kartal.
  • mcacona vi. viwe-öuröava’da bir yer adı.
  • mcixi yumruk. mcixi komuntxu: yumruk vurdu.
  • mcumeni, didamcumori atn. bir bitki türü. 3ad. didamcumori.
  • mcumoreri atn., ncumorer ark. salamura yapılmış, tuzlanmış.
  • mcumori atn., ncumor ark. sirke. mcumori m3xuli. meyvesinden sirke salamura yapılan armut türü. m3xuli mcumori. armut sirkesi.
  • mcumori m3xuli atn. bir armut türü, salamuralık armut. salamura yapılarak suyundan sirke elde edilir.
  • mcumu, ncumu tuz. mcumu toli şüimis. tuz gözüme. bir yemin. mcumu waris cenwaloni oyapu. tuz suyuna ekmek batırıp yiyecek kadar yoksul olmak.
  • mcveri atn. 3ad. mgeri.
  • gveri vi. Kurt. 3ad. Mgeri.
  • mcveşala eskiden. mcveşalas elektriği varûu: eskiden elektrik yoktu.
  • mcveşi, mcveş ark., mcveşuli vi. eski. mcveş emektari öuûa karmaûe: eski, emektar küçük değirmen.
  • mçxu kalın. mçxu dudi: kalın baş.
  • mçxuoci xp., cemçxupora atn. kalınca, nispetten kalın.
  • mçxuri, oxuri, şoroni koyun.
  • mçxuş ôurmoli xp. kocabaş kuşu.
  • mçxuş ûoroci xp. peçeli kuşu, tahtalı kuşu, yusuf opalı kuşu.
  • mçxvanoba vi. kalınlık. dişkaşi mçxvanoba: odunun kalınlığı.
  • mçxvapa atn. çxvapa xp. sıcak. mçxvapa ndğa: sıcak gün.
  • mçxvapa oyapu atn. sıcaktan rahatsız olmak. çxapa mayu. sıcaktan rahatsız oldum.
  • mçxvaperi atn. sıcaktan rahatsız olmuş. opşa mçxvaperi vore. sıcaktan çok rahatsız olmuş durumdayım.
  • Mçvalu, üarauli xp., mamçvale bekçi. Mçvalupek oxori çumenan: bekçiler evi kolluyorlar.
  • mçxvaşa ark. üstün körü, kabaca. stoli mçxvaşa kogekosu: masayı üstün körü sildi.
  • mçiki ark., mçxviüi xp., mçixa pon. kestane kargası.
  • mçximçxina bir kuş türü.
  • mçinoceri çiftleşmiş, boğaya gitmiş.
  • mçinoci vi. yüklü inek, gebe inek.
  • mçire geniş. mçire kva. geniş taş.
  • mçirenoba genişlik.
  • mçiri atn., nçiri arş. bal mumu. mçiri eyunwinams (ocr.): üzerine bal mumu eritiyor.(Laz halk inançlarına göre nazar değen birinin üzerinde tavanın içinde eritilmiş bal mumu gezdirilir ve böylece nazardan kurtulacağına inanılır.)
  • mçurçi atn., ngola üvari, üvarûoroci xp. alakarga kuşu. Güvercin büyüklüğünde, kanatlarında yeşil ve lacivert tüyler bulunan ve eti yenebilen bir kuş.
  • mçvela arş., maöaxe, öaxe çöp.
  • mçveri atn., pkveri xp., mkveri ark. un. mçveri doşolu: hamur için unu yoğurdu.
  • möa ark. geviş getiren hayvanlarda dudak çevresinin iç yüzeyinde ve genellikle alt çene etrafındaki testere ağzı biçimdeki tırtıllı et parçacıkları.
  • möaci sinek. möaci itu: sinek çoğaldı.
  • möaci tuta, k3ala, öuruği atn., çuruği vi., maraşina çürük ayı (13 temmuz-13 ağustoz arası).
  • möapu atn., mkyapu ark. çakal. möapuk kotume oöopu: çakal tavuğu yakaladı.
  • möapunksini atn., periksini vi., müyapuksini ark. patlatıldığında içinden kötü kokulu duman çıkaran bir mantar türü.
  • möaraloba edebiyat, yazın. Lazuri möaraloba: Laz edebiyatı.
  • möeprepuna atn., üeprepuna ark. kendir tarlası.
  • möeşi atn., möüeşi ark. 1. çoban. 2. Çobanlık. 3ad. möüeşi.
  • möeşi olva atn. çobanlığa gitmek, çoban olarak gitmek. andğa möeşi vidare: bugün çobanlığa gideceğim.
  • möima goloğmalu atn., möima gon3alu vi. yağmurun dinmesi fiili. möima goliğu: yağmur dindi.
  • möima yağmur. möima möims. yağmur yağıyor. möima möims möipeşi /msüva bozope biöepeşi. yağmur yağıyor inceden /güzel kızları esirgemeyin gençlerden.
  • möimala yağmurlu dönem, yağmurun belli bir süre devam ettiği dönem. möimalapes oxori gale var gamabulurt. yağmurların uzun süre devam ettiği zamanlarda evin dışına çıkmıyoruz.
  • möipe atn., böipe xp. ince. möipe dişüa. ince odun.
  • möipenoba ince olma durumu.
  • möipeşûoroci xp., üirzili ark., ûoroci atn., dirvana pon. gökçe güvercin, kaya güvercini, üveyik.
  • möita 1. Kırmızı, al. möita ğvalepe süanik ma omöu do omnoru: kırmızı yanakların beni yakıp kavurdu. 2. Kızıl. möita murun3xi: kızıl yıldız.
  • möita murun3xi kızıl yıldız. 1929 yılında İskenderi witaşi yönetiminde Lazca olarak yayınlanan, sosyalist içerikli ilk Lazca dergi.
  • möitalyayi atn., gemöitara arş. kırmızımtrak, kırmızımsı. möitalyayi porça ôoûe var gamiwamûu: kırmızımsı gömleğini hiçbir zaman çıkarmazdı.
  • möitoni üzerinde kırmızılık olan, kırmızılı. möitoni ğvalepe uğuûu: kırmızımsı yanakları vardı.
  • möüadule ark., möadule atn. 1. yaratıcı, yaratma yeteneğine sahip olan. 2. Usta.
  • möüeşi, möeşi ark. 1. çoban. möüeşi mulun: çoban geliyor. 2. Çobanlık, çobanlık yapma. möüeşişe mulun: çobanlıktan geliyor.
  • möüiri ark., möiri atn. 1. bit yumurtası. 2. bit yavrusu, yavşak.
  • möüomura ark. Saldırgan (daha çok köpek için). möüomura coğori: saldırgan köpek.
  • möüomura ark., mşüomule atn. yiyici, obur.
  • möüudi, möudi ark., möüidi xp., Lazuûi cari atn., Lazuûi gyari vi. mısır ekmeği.
  • möüveri ark., növeri atn. kurumuş. möüveri mo: kurumuş karayemiş.
  • möüvineri ark., nöuneri atn. möüvinaperi xp. kurutulmuş. xurma möüvineri: kurutulmuş hurma, hurma hoşafı.
  • möoxa ark., üoxa atn., sûiôo atn. ekşi.
  • möoni atn., möüoni ark., meg. meşe ağacı.
  • möu atn. bağırsak. möu deluöordu: bağırsakları koptu.
  • mdade atn. nedime kadın.
  • mdiüa buğday. Mdiüas ti nugumamûes: buğdayın başağını alıyorlardı.
  • mdiüa cari atn., kovali ark., kobali meg. buğday ekmeği.
  • meaca ark., mendvala atn. randevu, sözleşmek.
  • meaceri ark., mendveri atn. randevulaşmış, sözleşmiş.
  • meacu ark., mendvalu atn. randevulaşmak, sözleşmek. çku handğa ismana üala mebiacit. biz bugün ismana ile randevulaştık.
  • meaxedu vi. keyif içinde bir yerde oturmak. memsofas komeaxedu: sedire keyifle oturdu.
  • mebalu atn., meüidu ark. 1. tuzağa takılarak yakalanmak, herhangi bir şeye/yere takılarak yakalanmak. Oûavles üinçi nibu: kuş (tuzağa takılıp) yakalandı.
  • mebalu atn., meüidu ark. 2. yemek pişirmek. (kaynatılarak pişirilenler için). lu nobams: lahana pişiriyor.
  • mebalu dik ya da eğimli bir yüzeye dökmek (sıvı). üodas ari nobams: duvarın üzerine su döküyor.
  • mebaraşe atn. üfürmeye yarayan araç, körük.
  • mebargalu ark., meüanüu vi., mearu arş., meyaru, meûaüulu atn. tıkırdatmak, takırdatmak, tıklamak. neünas memibargalams: kapımı takırdatıyor.
  • mebaru atn. bir yere doğru üflemek; esmek. ixi memobarams: rüzgâr bana doğru esiyor.
  • mebazgeri atn., mebaâgeri ark. yüzeyine veya üzerine basarak.
  • mebazgu atn., mebaâgu ark. 1. Dik bir yüzeye basmak. 2. direnmek, diretmek, inat etmek, dayatmak, ısrarcı olmak. var ti vida ya do opşa nobazgu: gitmeyeceğim diye çok diretti.
  • meberi atn., meüideri ark. 1. tuzağa takılıp yakalanmış olan. Ali mo cegivelu meberi üinçi sûeri: niçin boynun büküldü, tuzağa yakalanmış kuş misâli.
  • meberi atn., meüideri ark. 2. Kaynatılarak pişirilmiş olan yemek. lobya meberi: kaynatılarak pişirilmiş fasülye.
  • meberi Dik bir yüzeye dökülmüş (sıvı).
  • mebğalu 1. Dik bir yüzeye dökmek, fırlatmak, fırlatıp çarpmak (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için). üodas lobca konobğu: duvara fasülye fırlatmak. 2. Dik bir yüzeye dökülmek, fırlayıp çarpmak. (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için). 3. vi., mec. bir şeyden bolca bulunmak, çok sayıda bulunmak. Oxoris modvalu nobğun: evde çok sayıda ayakkabı var.
  • mebğalu atn. 2. bir kısmını kesmek, bir tarafını kesmek, bir yanını kesmek/traş etmek (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için). musûaöi nibğu: bıyıklarını traş etti.
  • mebğeri 1. Dik bir yüzeye dökülmüş, bir tarafa dökülmüş olan (bir çırpıda sayılamaz katı nesneler için). üodas mebğeri lobca: duvara dökülmüş fasülye.
  • mebğeri atn. 2. bir kısmı traş edilmiş.
  • mebğeri mepşeri atn., not. bolluk içinde. mebğeri mepşeri psüudut: bolluk içinde yaşıyoruz.
  • mebinu atn., meüidu ark. avlanan canlının herhangi bir şeye/yere takılmasını sağlayarak yakalamak. üinçi nobinu: kuşu (tuzakla) yakaladı.
  • meborgu atn. takılmak, engel olmak, ayağına dolanmak. mot memaborge! bana engel olma, ayağıma dolanma!
  • mebureri bir yere yamalanmış
  • meburu bir yere yamalamak.
  • mebuzu 1. böceklerin gezinmesi. 2. mec. çabalamak. dunöu sûeri mevobuzam. karınca gibi çabalıyorum.
  • mebziûilu 1. fışkırmak. 2. fışkırtmak.
  • mecineri 1. Dik bir yüzeye dayanmış, yaslanmış. bere ubas mecineri miyonuûu: çocuk göğsüme dayanmıştı. 2. Dik bir yüzeye dayanarak, yaslanarak. üodas mecineri konaluru: duvara dayanarak uyukladı.
  • mecinu 1. dayanmak, yaslanmak, Dik bir yüzeye dayanmak/yaslanmak. ma komemacinu: bana yaslandı. 2. mec. bol miktarda bulunmak. onas limxona noncas: eğrelti otu (çok anlamında) dayanmış, tarlada bol miktarda var. 3. dayamak, yaslamak. ncas dişüa konocinu: ağaca odunu dayadı. 4. Güvenmek. Var megocan e biöi, var malen skani üala: sana güvenemem delikanlı, gelemem senin ile.
  • meçakşu vi. alel usul, gelişigüzel iş yapmak. noçakşams: gelişigüzel iş yapıyor.
  • meçama 1. verilen. 2. mec. hayvan yemi, ot.
  • meçameri verilmiş olan. pucis meçama ağani meçameri vore: ineğe otu yeni vermiş durumdayım.
  • meçamu vermek. üaûus gyari meçams: kediye ekmek veriyor.
  • meçançu ark. anlamsız, boş ve gereksiz iş yapmak.
  • meçaneri dalda bitmiş olan meyve, sebze vs.
  • meçxalu 1. Çarpmak, vurmak (su için). zuğak noçxams: denizin dalgası çarpıyor/vuruyor. 2. atn., mec. yüzüne vurmak, aşağılamak, küçümsemek. xorza muşis opşa noçxams: karısını çok aşağılıyor.
  • meçiteri 1. yarılmış, kesilmiş. 2. yararak, keserek.
  • meçitu atn., metipu arş. kesivermek, kesip geçmek, yarmak. dişüa meçitu: odunu kesti.
  • meçkineri ark. 1. belirli özellikleri nedeniyle akıllarda olan, iyi bilinen, tanınan. Lazuri nenapuna meçkineri miğunan: 2. yeri belirlenmiş, sabit bir yer bulunmuş. ağne peçkoşi sva meçkineri miğun: yeni sobanın yerini belirledim, ona sabit bir yer buldum, onun yeri belli. 3. musallat olmuş, peşini bırakmaz durumda. 4. rahatsız edilecek biçimde davranılan, sataşılan. 5. xi. Oğlunu evlendirmeyi düşünen bir baba ya da anne tarafından göze kestirilmiş kız. Hem orapes cumadi çkimişi meçkineri borûi: o zamanlar dayım/ amcam beni oğluna almak için gözüne kestirmişti. meçkineri bozopek şkas okroşi oûüapu goiûüaman. ‘meçkiner’ kızlar bellerine altından kemer dolarlar.
  • meçkinu ark. 1. belirli özelliklerinden ötürü akıllarda kalmak, bilinmek, tanınmak, genelin hafızasında yer etmiş olmak. helimişi xasanis Lazepe şeni dido dulyape uxinapun, Lazepek heya koniçkines: xasan helimişi Lazlar için büyük işler yaptı, Lazlar onu tanıyor, onu biliyor. 2. belirlemek, yer bulmak, yerini belirlemek. peçko oxori oşkenas mot naşkum, a sva konuçkini. sobayı evin ortasında bırakma, ona bir yer belirle, sobaya bir yer bul. 3. musallat olmak, peşini bırakmamak. bere komemaçkinu, var memaşkumes: çocuk bana musallat oldu, peşimi bırakmıyor. 4. sataşmak, rahat bırakmamak. üoçi dido memaçkinen. adam bana çok sataşıyor, beni rahat bırakmıyor. 5. Oğlunu evlendirmeyi düşünen bir baba ya da annenin bir kızı gözüne kestirmesi, onu kafasında belirlemesi. Hem orapes cumadi çkimik komemiçkinu dorûu: o zamanlar amcam/ dayım beni oğluna almak için gözüne kestirmişti. 6. Atfetmek.
  • meçoşnu vi. gelişi güzel iş yapmak.
  • meöaöeri atn. 1. bir noktaya sıkışmış, tıkılmış. 2. sıkıştırılmış, tıkıştırılmış. a odas meöaöeri memaşüves: bizi bir odaya sıkıştırıp bıraktılar. 3. bir yere sıkıştırarak, tıkıştırarak.
  • meöaöu atn. 1. bir noktaya sıkıştırmak, tıkıştırmak. moxûu do oktis komemoöaöu. gelip beni yokuşa sıkıştırdı, hareket edemiyoruz, hareket alanımız kalmadı. 2. bir noktaya sıkışmak, tıkışmak. haüu üoçi a wulu odas komeviöaöit. bu kadar insan küçük bir odaya sıkıştık.
  • meöaderi atn., meöüaderi ark. bir noktaya çakılmış.
  • meöadu atn., meöüadu ark. dik bir yere çakmak.
  • meöalu bir yere parça dikmek, yamamak.
  • meöamberi atn., meöaberi ark. bir yere yapışmış, yapışık.
  • meöambu atn., meöabu ark. 1. bir yere yapıştırmak. 2. bir yere yapışmak.
  • meöapxeri atn., moöüideri ark. dik bir yere çarpmış, toslamış. meöapxeri araba. bir yere çarpmış araba.
  • meöapxu atn., moöüidu ark. dik bir yere çarpmak, toslamak. ncas konaöapxu: ağaca çarptı.
  • meöeri bir yere dikiş dikilmiş.
  • meöibreri atn. ateşe tutmuş, ateşe iyice yaklaşmış.
  • meöibru atn. ateşe tutmak. üoçi daçxuris noöibramûes: adamı ateşe tutuyorlardı. ar vorsi daçxuris komeviöibri. kendimi iyice ateşe tuttum, ateşe tutup ısındım.
  • meöiöoleri 1. bir noktaya sıkışmış, tıkışmış. 2. bir noktaya sıkıştırılmış, tıkıştırılmış.
  • meöiöolu bir noktada ya da yerde sıkıştırmak, tıkıştırmak.
  • meöimbru atn., mec. güneşte kurumak, bronzlaşmak.
  • meöinaxeri ezilmiş, ezik. meöinaxeri m3xuli. ezilmiş armut. meöinaxeri üiti opşa mawunen. ezilmiş parmağım çok acıyor.
  • meöinaxu 1. ezmek. arabak bere meöinaxu: araba çocuğu ezdi. 2. ezilmek. nca na goyantxu do niöinaxu: üzerine ağaç düşüp ezildi.
  • meöirderi atn., meöüideri ark. 1. kopmuş. meöirderi toüi. kopmuş ip. 2. mec. kopuk, serseri. meöirderi üoçi: kopuk adam.
  • meöirdiner ark., magzale atn. yeni yürümeye başlayan çocuk.
  • meöirdinu ark., meöerdinu ark. meüaçu, goncuüu atn. 1. bıktırmak, sıkılmasına neden olmak, usandırmak, bezdirmek. 2. Bunaltmak, iç sıkıntısı vermek. Bere çkimi mot memoöerdinam. Çocuğum beni bunaltma.
  • meöirdu ark. 1. bıkmak, usanmak, bezmek, sıkılmak, bunalmak. ntxiri oüorobuşe meôöirdi. fındık toplamaktan usandım, bezdim, bu işten sıkıldım, bu işi yapmaktan dolayı darlandım. 2. İçi sıkılmak, bunalmak. Oxoriz doxunute meôöirdi. Evde oturmakla bunaldım.
  • meöirdu atn., meöüidu ark. 1. koparmak. toüi meöirdu: ipi kopardı. 2. mec. ipini koparmak, serseriliğe vermek. üoçik meöirdu: adam ipini kopardı, serserileşti.
  • meöireli xp. zor. meöireli dulya. zor iş.
  • meöiru xp. zorlanmak. hem dulya bikomûişa dido mebiöiri. bu işi yaparken çok zorlandım.
  • meöüaderi ark., meöaderi atn. bir noktaya çakılmış.
  • meöüadu ark., meöadu atn. dik bir yere çakmak.
  • meöüideri ark., meöirderi atn. 1. kopmuş. meöüideri toüi. kopmuş ip. 2. mec. ipini koparmış, kopuk, serseri. meöüideri üoçi: kopuk adam.
  • meöüodu ark., meöordu atn. kopmak. toüi meöüodu. ip koptu.
  • meöopu suçüstü yakalamak. ntxiri nixiyamûuşa komevoöopi. fındık çalarken yakaladım.
  • meöordu atn., meöüodu ark. kopmak. toyöi meöordu: ip koptu.
  • meövalu 1. bir noktayı yakmak. şüawale şüimis awulu sva memiöu. eteğimin küçük bir yerini yaktı. 2. bir noktanın yanması. ponûuli memaöu. pantolonumun bir yeri yandı.
  • meövalu atn., memöüvamu ark. bir noktanın üşümesi, bir organın üşümesi. üuçxe memaöu. ayağım üşüdü. xepe memaöu. ellerim üşüdü.
  • meöveri bir noktanın yanması durumu.
  • meöveri atn., memöüveri ark. bir organın üşümüş olması durumu. meöveri xepepete haüu dulya moxinapes: üşümüş ellerimle bu kadar işi yaptırdılar.
  • medanşu arş., medanâu atn. süslemek. nusas nudanşams: gelini süslüyor. Var nidanâaşa gale var gamulun: süslenmeden dışarı çıkmıyor.
  • medanşeri arş., medanâeri atn. süslenmiş, süslü. medanâeri bozomota. süslenmiş, süslü kız.
  • medaâu vi., oüombinu atn. 1. iliklemek. Mintani konidaâu: gömleğini ilikledi. 2. vi. iliştirmek.
  • medarça atn. alçak, yere yakın. üalati medarças eladgun. sepet alçak bir yerde duruyor.
  • medaşüu atn. sıkmak. orûapuk şüa memidaşüu: kemer belimi sıktı.
  • medaweri atn., mepatxeri atn., meôileri atn., meğureri atn. sönmüş, kapanmış, viran kalmış ocak. medaweri oxori. viran ev.
  • medawu atn., mepatxu atn., meôilu atn., meğuru atn. 1. viran kalmak, yıkılmak, sönmek, batmak. oxori memadawes: evimiz battı, söndü, yıkıldı, kapandı. 2. batırmak, yıkmak, viran bırakmak, ocağını söndürmek. üoçi mebdawit. adamı batırdık, yıktık, ocağını söndürdük.
  • medgalu 1. eklemek, yaklaştırmak, bitiştirmek, yakınına koymak. oxori komemidgu: yanıma evi kurdu. 2. kurmak. msüala komedgu: iskeleyi kurdu. orubas xinci komedgu: dereye köprüyü kurdu. 3. ek yapmak. oxoris a oda konudgu: eve bir oda ek yaptı, eve bir oda ekledi.
  • medgeri 1. eklenmiş, yaklaştırılmış, bitiştirilmiş. oxoris medgeri oda: eve eklenmiş oda. 2. dayanmış, konulmuş. neünas üalati medgeri naşüu: kapıya sepeti koyup bıraktı.
  • medgineri 1. dayanmış. mundis makvali medgineri: yumurta kıçına dayanmış.
  • medginu 1. dayamak. oxoris araba konudginu: eve arabayı dayadı. 2. dayanmak. mundis makvali konadginu: kıçına yumurta dayandı.
  • medi 1. muhtaç. medi süani dopxedare: sana muhtaç kalayım. 2. umut. medi süanite na dopxedare (mçm): umudunla oturayım.
  • medvalu 1. bir yere koymak. 2. asma vb. ağaca sarılması için koymak. 3. mec. vurmak, vurup öldürmek. mendraşe mendra üoçi komedves: uzaktan uzağa adamı vurdular.
  • medveri 1. dik bir yüzeye dayanmış, konulmuş halde. binexi medveri nca. asma konulmuş ağaç.
  • medvinu ark., membinu atn. 1. tutuşturmak (ateş için). daçxuris komebudvini. ateşi tutuşturdum. 2. ark. ışığı yakmak. tenas komebudvini. ışığı yaktım.
  • mefûilu atn. 1. bir yere fırlayıp çarpmak. araba idu do ncas konafûilu: araba gidip ağaca çarptı. 2. bir şeyi bir yere fırlatıp çarpmak. diüaçu do üodas konofûilu: tutup duvara çarptı. 3. elinin tersi ile çarpmak, vurmak. oxorcas konufûilu: kadına elinin tersi ile çarptı.
  • mefûilu atn., mestiku ark. 1. bir tutam yolmak, koparmak. kormes msva nufûilu: tavuktan bir parça tüy kopardı.
  • megaünas yarasın, afiyet olsun, şerefe. şüomipe megaünas: yediklerin sana yarasın.
  • megalu 1. rastlamak, karşılaşmak. gzas memagu. yolda bana rastladı. 2. yardımına gitmek. dulyas mevagi. yardımına gittim. 3. karşılamak. noğaşa mevagi. karşılamak için çarşıya kadar gittim.
  • meginu yakınına götürmek, yaklaştırmak. möima komoxûu, berepek semsiye memigines: yağmur geldi, çocuklar şemsiyeyi bir yere kadar getirdiler, yaklaştırdılar.
  • megnaperi idrak etmiş, anlamış, kavramış. mteli na ivupes megnaperi bore. olan herşeyi idrak etmiş durumdayım, herşeyi anlamışım.
  • megnu, megnapu kavramak, anlamak, idrak etmek. nagnen. kavrıyor.
  • megreli, margali meg. megrel-Laz. karadenizin güney doğusunda yaşayan, Lazlarla aynı dili konuşan halk. Lazların hıristiyan akrabaları.
  • Megreluri xp., atn., margaluri meg. megrelce. megruli iğarğalams: megrelce konuşuyor.
  • megumeri 1. tepesi alınmış, hasat edilmiş (başaklı bitkiler için). 2. mec. ezilmiş.
  • megumu 1. buğday, arpa vb. tahılların başağını koparmak, devşirmek. mdiüa megumums: buğdayın başağını alıyor. 2. mec. ezilmek. xe nagumu. eli ezildi. 3. ezmek. xe nugumu. elini ezdi.
  • megurcoleri atn. 1. sürtünerek. 2. sürterek.
  • megurcolu 1. sürtmek. nuüu nugurcolams: çenesini sürtüyor. 2. sürtünmek. üaûu memagurcolen. kedi bana sürtünüyor.
  • meguru ark. tarif etmek, yol göstermek. ham üoçis oxori gza konoguri: bu adama evin yolunu tarif et, göster.
  • megutineri atn., medgitineri ark. bir yere abanmış, bir şeyin üzerinde durmuş (kişi). penceres megutineri üoüiwes: pencereye abanmış etrafı seyrediyor.
  • megutinu atn., medgitinu ark. 1. bir şeyin önünde durmak. eünas komemogutu: kapıma dayandı. 2. abanmak. penceres konogutu. pencereye abandı. 3. Dayanmak. Serigverdis eünas konogutu: geceyarısı kapıya dayandı.
  • megyari, mergya vi., meoca atn. 1. sebze, zerzevat. üoçik megyari gamaçams: adam sebze satıyor. 2. Maydanoz.
  • megza atn. yakın, yol üstü, yola yakın. şüimi oxori megzas dosüudun. benim evim yola yakındır.
  • megzalu ateşi altında tutmak, altına yakmak. öuröis daçxuri konugzu. kazanın altına ateş yaktı.
  • megzeri altında ateş tutulmuş, altına yakılmış. daçxuri megzeri naşüu: ateşi altına yakılmış olarak bıraktı.
  • meğalu yansımak (ısı, ateş). daçxuri memağalen. bana ateş yansıyor.
  • meğareri çizilmiş, çizilerek işaretlenmiş.
  • meğaru 1. bir noktayı çizmek, çizerek işaretlemek. kvas konuğaru: taşı işaretledi. 2. imzalamak, imza atmak.
  • meğaru, memşüoru sevip geçmek, öpüp geçmek. ar konağaru: onu sevip geçti.
  • meğaşüu bir yeri karalamak.
  • meğiru işaret etmek, e doğru doğrultmak. üiti n3as noğirams: parmağı ile göğü işaret ediyor.
  • meğmalu 1. götürmek (cansız varlıklar için). Dişüape hişo meviğam. Odunları o tarafa doğru getiriyorum.
  • meğmalu 2. takılmak, engelle karşılaşmak. iri üale si megağe. her tarafta sana takılıyorum, senin engelinle karşılaşıyorum.
  • meğoberi 1. bir yere sıkışmış. 2. engelle karşılaşmış.
  • meğobinu atn. sıkıştırmak, kıstırmak, engellemek. orubas mevoğobini: derede sıkıştırdım.
  • meğobu 1. ark. çit yapmak, engel yapmak. Gza meğobu: yola çit yaptı. 2. Fiziksel bir engelle karşılaşıp sıkışmak, fiziksel bir engelle karşılaşmak, Fiziksel bir engele takılmak. Oruba opşa morderi na orûu şeni meviğobit, himdo mele var males: dere çok büyük olduğu için takılıp kaldık, öteye geçemedik. 2. takılıp kalmak, duralamak, söyleyecek söz bulamamak.
  • meğureri 1. hiç kimsenin kalmadığı ev, viran. meğureri oxori: yaşayanların tamamının öldüğü, viran ev. 2. bir şeyin uğruna ölebilecek durumda olan. berepe şüimi şeni meğureri vore. çocuklarımın uğrunda ölebilecek durumdayım, onlara bağlanmışım, onları ölesiye seviyorum.
  • meğurinu tümünü öldürmek, viran bırakmak. oxori memoğurines do memaşüves: evimizi söndürdü, viran bıraktı.
  • meğuru 1. sönmek, viran kalmak. mebğurit e çonaşüimi. söndük ey ışığım. 2. uğrunda ölmek. a bozomotas konoğuru: bir kızın uğrunda öldü. 3. uzuvlarından biri ölmek. megoğuras xepe skani. ölsün ellerin.
  • meğvareri atn., meşueri vi., meşuveri ark. bir tarafı ıslanmış. anteri meğvareri miğuûu, moyoviwi. kazağımın bir parçası ıslaktı, üzerimden çıkardım.
  • meğvaru atn., meşuu vi., meşuvu ark. bir kısmı ıslanmak, bir parçası ıslanmak. porça memağvaru: gömleğimin bir kısmı ıslandı.
  • mexaüaru bir tarafını kazıtmak. bu kazıma eyleminde, nesneye yapışan herhangi bir şey kazınıp atılır. nesnenin kendisi üzerinde kazıma yapılmaz.
  • mexaôaru atn., mesinapu vi. derdini ya da bir meseleyi anlatmak amacıyla (atn. tek taraflı olarak) birine konuşmak. (atn. bu fiilde konuşma eylemi birinden diğerine tek taraflı olarak gerçekleşir. bu arada diğerinin konuşması ‘mexaôaru’ fiili ile ifade edilmez.). xvala bâiris a m3iüa komevoxaôari: yalnız görünce birazcık ona konuştum, ona bir şeyler anlattım.
  • mexawu, meğawu kazıtmak. nesnenin kendisi kazınır. örneğin bir ağacın kabuğu kazınabilir.
  • mexedu 1. abanarak oturmak, önüne oturmak. ğurnis konoxedu do toprepe oşüomu. kovanın önüne oturup balları yedi. 2. mec. boğazına kadar oturmak. opşa maşüomu, alişa komemoxedu. çok yemek yiyebildim, boğazıma kadar oturdu. 3. konmak. üinçi penceres konoxedu. kuş pencereye kondu.
  • mexelu atn., mecundu xp., menculu arş. 1. Bir yanından (yanağından vs.) öpmek. a komegaxeliüo? yanağından bir öpsem? 2. hayran olmak, gıpta etmek.
  • mexirapu 1. çaldırmak. para meboxirapi. paramı çaldırdım. 2. çaldırtmak, çalmaları için teşvik etmek, hırsızlık yaptırmak. berepe oşüu do dişüa noxirapu. çocukları gönderip odun çaldırdı.
  • mexireri çalınmış, çalıntı. mexireri dişüapete jilemona opşu. çalınmış odunlarla evinin arkasını doldurdu.
  • mexiru çalmak. neâi nixiraman. ceviz çalıyorlar.
  • mexoleri atn. yanaşık, yakın. ğura mexoleri vore. ölümüme yaklaşmış durumdayım.
  • mexolu atn. 1. yaklaşmak, yakınlaşmak. ğura memaxolen. ölüm bana yaklaşıyor. 2. yaklaştırmak, yakınlaştırmak. üuli nixolams: iskemleyi kendine yaklaştırıyor.
  • mexomberi dik bir zemin üzerinde kurumuş olan.
  • mexombu olduğu yerde kurumak. luği aras konoxombu: incir dalında kurudu.
  • mexondu, mexondinu atn., menöinu vi. 1. dayanmak. ucuzi mali var nuxondun: ucuz mal dayanmıyor. 2. dayandırmak. si muti var memaxondinu: sana hiçbir şey dayandıramadım. 3. yaşamak, dayanmak. oşi wana konuxondu: yüz yıl yaşadı.
  • mexorxu bir kısmını gelişi güzel budamak.
  • mexoronu 1. birine doğru horon oynamak. bozos noxoronams: kıza doğru horon oynuyor. 2. uzaktan tahrik etmek, nispet yapmak.
  • mexosaru gizlice gözlemek, gözetlemek. baba şüimik memoxosarams: babam gizlice beni gözetliyor.
  • mexosüeri atn., mexro3keri ark. 1. gebermiş. üodas mexosüeri eLaâin. fare duvarın dibinde gebermiş yatıyor. 2. atn. sönmüş (ateş, ışık). mexosüeri daçxuri: sönmüş ateş.
  • mexosüineri atn., mexro3kineri ark. 1. gebertilmiş. 2. atn. söndürülmüş (ateş, ışık).
  • mexosüinu atn., mexro3kinu ark. 1. gebertmek. 2. atn. söndürmek.
  • mexosüu atn., mexro3ku ark. 1. gebermek. 2. atn. sönmek. daçxuri mexosüu: ateş söndü.
  • mextimu ark., mexûimu atn. gelmek. mextare i? gelecek misin? hek mextasen: oraya gelecek.
  • mexunu 1. bir noktaya oturtmak. üinçi penceres konoxunu. kuşu pencereye oturttu. 2. atn. isabet ettirmek. kva üoôas konoxunu: taşı alnına isabet ettirdi. 3. Ağzına kadar doldurmak, silme doldurmak. üuüminas wari konoxunu. suyu güğümün ağzına kadar doldurdu.
  • mexuûalu atn. (<me.oxo.ûal.u) 1. yaydan fırlamak. 2. mec. ok gibi fırlamak. môolişa konixuûalu: istanbula ok yaydan fırlar gibi fırlayıp gitti.
  • mexuûoreri bir parça kesilmiş (saç, kıl, kumaş vs. için). mexuûoreri toma. bir parça kesilmiş saç.
  • mexuûoru bir parça kesmek (saç, kıl ve kumaş için). a ôişi toma nuxuûoru. bir tutam saçını kesti.
  • mexvadu atn. hak etmek (cezayı, eleştiriyi vs.). vati vuwviüo ama mexvadudorûu: söylemeyecektim ama söylemeyi hak etmişti. himuşe na mexvadare! ondan bulasın (kötülük).
  • mexvalu 1. dökmek (çoğul, katı nesneler için). lobya mexu: fasülyeyi döktü. 2. Dökülmek. lobya nixu: fasülye döküldü. 3. Bir ocağın/ailenin sönmesi, aile ocağının kapanması.
  • mexvaûeri 1. ark. bir kısmı kemirilmiş. 2. atn. bir tarafı dişlenmiş, ısırılmış. mexvaûeri cari: dişlenmiş, ısırılmış ekmek.
  • mexvaûu 1. ark. bir kısmını kemirmek. 2. atn. bir kısmını dişlemek, ısırmak.
  • mexveri dökülmüş, döküntü (katı nesneler için). mexveri dobğun: dökülmüş duruyor.
  • mexveri meoreri atn. “herşey çok bol, dökülmüş, saçılmış” anlamında bir deyim.
  • meileri atn. kesilmiş (su).
  • meilu ark., meôilu atn. 1. tümden yıkılmak, yok olmak, vurulmak. 2. tümden yıkmak, yok etmek, vurmak.
  • meilu atn. kesmek (su). wari nuyiles: suyu kestiler.
  • mejguru atn. bir kısmını yakmak.
  • mejvaûu atn. üzerine doğru sallamak, silkmek. wari xayaris konojvaûu: suyu suratına doğru salladı.
  • mekandaru atn. zora kalmak, zor durumda kalmak, zorlanmak. iôûineri dulyas nakandaru: ilk işinde zorlandı.
  • mekçanderi atn., mekçaneri ark. bir tarafı beyazlamış.
  • mekçandu atn., mekçanu ark. bir tarafı beyazlamak, solmak.
  • mekçineri bir tarafı ağarmış.
  • mekçinu (saç ve kılın bir kısmı için) ağarmak. süani derdite dudi memakçinu: senin derdinden başımın/saçımın bir kısmı ağardı.
  • mekosale ark. dış kapıya açılan alan, yer.
  • mekosu 1. bir tarafa doğru süpürmek. timele konokosi! öteye doğru süpür! 2. atn., mec. kazıklamak. xolo komemokoses: yine bizi kazıkladılar.
  • mekoteri atn., mekoûeri ark. katlanmış. a mekoteri porça. bir kez katlanmış gömlek.
  • mekotu atn., mekoûu ark. bir tarafını katlamak. para mekotums: parayı katladı.
  • mekoûoni doğangillerden yırtıcı bir kuş.
  • meksinu, menksinu bir yere doğru (sessiz) yellenmek.
  • mektapu ark. bir rengin bir şeye geçmesi.
  • meüabaneri, okti atn. hafiften bayır, kaban.
  • meüaçeri atn., mekaçeri ark. 1. sıkışmış, bir yere sıkışmış, sıkışık. ğeci tamlepunas meüaçeri iyondrams: domuz çalılıklarda sıkışmış bekliyor. 2. mec. sıkılmış, darlanmış. paraşe meüaçeri vore. paradan sıkışmışım, darlanmışım. 3. üzerine tutarak. daçxuris xepe meüaçeri inçxunams: ateşe elini tutmuş ısınıyor.
  • meüaçineri atn., mekaçineri ark. 1. sıkıştırılmış, kıstırılmış. ğeci orûu svas meüaçineri kodosüudu: domuz olduğu yerde sıkıştırılmış halde kaldı. 2. mec. darlanmış, dara düşmüş, sıkışmış. ham ndğalepes opşa meüaçineri vore, mo elamoburt! lerde çok sıkışmış, darlanımışım bana dokunmayın!
  • meüaçinu atn., mekaçinu ark. 1. sıkıştırmak, dara düşürmek. ğeci gza çodinas noüaçines: domuzu yolun sonunda sıkıştırdılar. 2. sıkıştırmak, darlatmak. para komomçi ya do üoçi mevoüaçini. parayı ver diye adamı sıkıştırdım. hiüu mo noüaçinam! beni o kadar sıkıştırma!
  • meüaçu atn., mekaçu ark. 1. bir yere sıkışmak, kısmak. korme okotumales niüaçu. tavuk kümeste sıkıştı. 2. darlanmak, sıkılmak. oxoris meviüaçi. evde darlandım. 3. karşısında tutmak. daçxuris xe nokaçams: elini ateşe doğru tutuyor.
  • meüalaperi ark., mec. 1. Öteye geçmiş; öteye yollanmış. 2. zamanı geçmiş, çağı geçmiş. oçiluş ora meüalaperi miğun: evlenme çağım geçti.
  • meüalapu ark. 1. öteye yollamak, göndermek. bere meleşa meüolapu. çocuğu öteye gönderdi. 2. Zamanı geçirmek, belli bir süreyi aşmak. Ondğe moüolapu: öğlen vaktini/saatini geçirdi.
  • meüanüu ark., meyaru, meûaüulu atn., mearu arş. vurmak suretiyle ses çıkarmak, tıkırdatmak, takırdatmak, tıklamak. neünas noüanüams: kapıyı tıkırdatıyor.
  • meüanu atn., menüanu ark. hafiften bir tarafa doğru sallamak. omweli nukanams: beşiği hafiften sallıyor. muüanams:
  • meüaôinapu 1. köpeğe saldırtmak. layöi konoüaôinapu. köpeğe saldırttı. 2. Vi. Defetmek, başından savmak. 3. Atn. kafayı üşütmek, aklını oynatmak. Nosis konoüaôinapu: aklını oynattı.
  • meüaôineri 1. atlamış. 2. Atlayarak. oruba meüaôineri golaxûu: dereyi üzerinden atlayarak geçti. 3. Mec. atlatmış, aklını oynatmış, kafayı yemiş.
  • meüaôu 1. atlamak. otvaşe konuüaôu. çatıdan atladı. 2. saldırmak, dişlemek (köpek). coğorik komemaüaôu. köpek saldırdı, kaptı, dişledi.
  • meüarberi ark. viran, viran olmuş.
  • meüarbu vi. bir beddua. megaüarbas ti skani. 3ad. oüarbu.
  • meüardu ark. tenezzül etmek. heya mot niüardam?. niye ona tenezzül ediyorsun? var memiüardams: bana tenezzül etmiyor.
  • meüateri (<tur. katmak) katılmış, dahil olmuş.
  • meüatu (<tur. katmak) katılmak, dahil olmak. hamu ti komeviüatat. onuda ortak edelim.
  • meüideri ark., meberi atn. 1. Tuzağa takılarak yakalanmış olan. Mosas meüideri üinçi: ağa takılıp yakalanmış kuş.
  • meüideri ark., meberi atn. 2. pişirilmiş yemek (kaynatılarak). Xaci meüideri: kaynatılarak pişirilmiş fasülye.
  • meüidu ark., mebinu atn. 1. tuzağa düşüp yakalanmak. üinçi mosas koniüidu: kuş tuzağa yakalandı.
  • meüidu ark., mebalu atn. 2. yemek pişirmek (kaynatarak). xaci noüidams: kaynatarak fasülye pişiriyor.
  • meüileri ark. meyileri atn. kesilmiş, kesik (su için).
  • meüiôireri ark., mewileri atn. azar azar, iktisatlı, idareli.
  • meüiôiru vi., mewiôu atn. gıdım gıdım kullanmak, çok idareli kullanmak, azar azar kullanmak. kovali niüiôiraman do imxonan: ekmeği azar azar koparıp yiyorlar.
  • meüitxu yalnızken birebir soruvermek.
  • meüiyaloni ark. ayıklanmış fındığın tozunu almaya yarayan bir tür elek.
  • meüleûu ark. geri gelmemek, didişmek (kavgada, ağız dalaşında vs.). bere komemaüleûu: çocuk benimle didişiyor, geri gelmiyor.
  • meülimu isabet ettirmek, hedefi tutturmak. üopas kva konoülimu. alnına taşı isabet ettirdi.
  • meünimu 1. iştahını tutmak, yaramak, faydasını görmek (yemek için). imxos var naünimen/naünen. yediği yaramıyor, faydasını görmüyor. 2. yapılan işten keyif duymak, zevk almak. andğa na ôi dulya opşa memaünu. bugün yaptığım işten çok keyif aldım, zevk duydum.
  • meünu tutmak, tutunmak. coluûuşa eünas konaünu. düşerken kapıya tutundu.
  • meüolva atn., meüaxtimu ark. 1. geçip gitmek, geçmek (zaman için). Ora meüilu: zaman geçti. 2. Batmak (güneş). mjora meüilu: güneş battı. 3. Aşmak, öteye doğru aşmak, geçip gitmek. Xinci meüilamûuşa dogutu do a koöeüiweru: köprüyü geçerken durup geriye doğru baktı.
  • meüorale, doüoru hayvan bağı. pucik meüorale niöüidu. ineği bağını kopardı.
  • meüoreri bağlanmış, bağlı. meüoreri puci. bağlanmış inek.
  • meüore3xu 1. bire bir dert yanmak. 2. birine karşı ağıt yakmak. ğureris noüore3xams: ölüye ağıt yakıyor.
  • meüoru 1. bir yere bağlamak. puci môalus konoüoru. ineği kazığa bağladı. 2. paketlemek. para yaluğis meüoru. parayı mendile bağladı, ambalaj yaptı.
  • meürimu xp. yakmak (ışık için).
  • meüûasi atn., meûaksi ark. 1. ipek. 2. ipek böceği. 3. bir armut türü.
  • meüuûanu atn. mahfolmak. Niüuûanu: mahfoldu. Meviüuûanit: mahfolduk.
  • Oüoûoru fur. Mahfolmak. Koüoviûorit: mahfolduk. Koüoviûori: mahfoldum.
  • meüvateri kesik, kesilmiş. meüvateri üiti. kesilmiş parmak.
  • meüvatu kesmek. argunite dişüa meüvatu: balta ile odunu kesti.
  • mek3alu 1. bir tarafı/yeri çürümek. 2. bir yerde çürümek. orûu svas konok3u: olduğu yerde çürüdü.
  • mek3eri 1. bir tarafı çürümüş. 2. bir yerde çürümüş.
  • mela atn. pas, bir bitki hastalığı. m3xulepes mela ceçu: armutlara pas vurdu.
  • meladvalu içeri koymak. cari komelidu. ekmeği ağzına aldı (içeri).
  • melagutinu atn. kirin nüfuz etmesi. lebi komelagutu: kir nüfuz etti.
  • melaüoru ark. 1. içine koyup bağlamak. mendilis minâi melaüoru. minciyi mendile bağladı/mendile minci bağladı. 2. ark. Kundağa sarmak, kundaklamak. Lazonas ağan dobader bere hemsaûis mbelapes melaüoruman: Lazona’da yeni doğan çocuğu anında/hemen kundaklarlar,kundağa sararlar.
  • melandu kapı vb. kapamak. neüna konolandu. kapıyı kapadı.
  • melaûeri 1. ezilmiş (metal). 2. mec. ezilmiş (herhangi bir şey). üiti memalaûu: elim ezildi.
  • melaûu 1. ezmek (metal). 2. mec. herhangi bir şeyi ezmek. arabak bere melaûu: araba çocuğu ezdi.
  • meLazdu ark. kapamak (kapı).
  • mele öte. mele kogoliği. öteye götür. 2. sağ.
  • melendo öteden. melendo moxûu: öteden geldi.
  • melendoni, meleni, melenuri 1. ötedeki, öte taraftaki. melendoni komoği. ötedekini getir. 2. karşıdaki.
  • melenüale atn., melendoüele ark. öte taraf, karşı taraf, karşı yaka (kişinin o an bulunduğu konuma karşılık gelen taraf). melenüale celaxes: karşıda oturuyor. zuğa melenüalenurepe. denizin karşı yakasındakiler.
  • meli tilki.
  • melva 1. Vi. düşmek. Ncaşe mebli: ağaçtan düştüm. 2. düşmek, kopmak, yerinden kopup düşmek. m3xuli araşe nolu: armut dalından düştü. 3. gelmek. hişo mevulu: o tarafa geliyorum. 4. mec. takatı kesilmek. aşkva mevoli. artık takatım kesildi. 5. Dalmak, saldırmak. Alis komeboli: boğazına daldım.
  • membineri atn. 1. bitişik, birbirine eklemlenmiş. 2. tutuşmuş, ateş almış. membineri daçxuri: tutuşmuş ateş.
  • membinu atn., medvinu ark. 1. atn. ateş almak, tutuşmak. daçxuri konambinu: ateş aldı, tutuştu. 2. tutuşturmak. daçxuri konumbinu: ateşi tutuşturdu.
  • membinu atn., mem3xvalu eklemek, ek yapmak, bitiştirmek. mûva konunbinu: ipliği ekledi.
  • memboneri atn., meboneri ark. (canlılar için) bir kısmı ya da bir tarafı yıkanmış.
  • membonu atn., mebonu ark. (canlılar için) bir kısmını ya da bir tarafını yıkamak. beres mundi numbonu. çocuğun kıçını yıkadı.
  • memcixu atn. küçük darbelerle vurmak. beres numcixams: çocuğa küçük darbelerle vuruyor.
  • memcumale dibeğin iç tarafında kenarda biriken, tahılı ortaya çekmek için kullanılan bir tür tahta kürekçik.
  • memçxapinu arş. bir taraftan ısınmak. mevimçxapinam, hus vidare. bir tarafımı ısıtıyorum, şimdi gideceğim.
  • memçxo arş. ön.
  • memçinu haber vermek. nana muşişi ğura konumçinu: annesinin ölümünü haber verdi.
  • memçvalu ark., meçxalu atn. küçük dalgalar halinde vurmak, çarpmak (deniz). Zuğa memamçvalerûu: deniz küçük dalgalar halinde vuruyordu (bana).
  • memöitaneri bir yanı kırmızılaşmış, kızarmış. ğva memöitaneri uğun: yanağı kızarmış.
  • memöitanu bir tarafı kırmızılaşmak, kızarmak. ğva namöitanu. yanağı biraz kızardı.
  • memöüvamu ark., meövalu atn. bedende bir yerin/bölgenin üşümesi fiili. inite üuçxe memomöüu: soğuktan ayağım üşüdü.
  • memöüveri ark., meöveri atn. bir organın üşümüş olması durumu. memöüveri xepete bi3adebur. üşümüş ellere çalışıyorum.
  • memgaminu 1. asmayı aşılamak. 2. asma dalından çelik yapmak.
  • memgvapa, memgvapura atn., mengapura ark. benzerlik. mitis memgvapa var uğun: kimseye benzemiyor.
  • memgvaperi, mengaperi benzer, benzemiş. babas memgvaperi on/ ren: babasına benzemiş.
  • memgvapineri, mengapineri benzetilmiş.
  • memgvapinu, mengapinu benzetmek. ma memimgvapinams: bana benzetiliyor. mitxas memamgvapinu: birine benzettim.
  • memgvapu atn., mengapu ark. 1. benzemek. ma memimgus. bana benziyor. 2. benzetmek. baba şüimis memamgvapen. babama benzetiyorum.
  • memğezu ark., meôiznu atn. fit vermek, kışkırtmak. milleûis numğezams: kışkırtıyor.
  • memxacu atn., memxvacu vi. destek olmak, iteklemek. ncaşe evuluûişa memimxacu/memimxvacu. ağaca çıkarken destek oldu, beni yukarıya doğru itti.
  • memxaneri atn., memxvaneri ark. 1. dayanarak. doüanaşe memxaneri: silah dayanmış. 2. dayayarak. doüanaşe dudis memxaneri oyondinams: başına tabanca dayayarak bekletiyor.
  • memxanu atn., memxvanu ark. dayamak. ûapanca dudis konomxanu. silahı dayadı.
  • memxişolu atn., mepunçxolu ark. ufalamak, küçük bir parça koparmak. caris numxişolams: ekmeği ufalıyor, ufak parçalar koparıyor.
  • memxvalu atn., memxvinu ark. 1. Göğsüne yaslanmak, bağrına basmak. bozomotas konamxu: kızın göğsüne yaslandı. 2. kendi bağrına basmak. bozomota konimxu: kızı göğsüne bastı.
  • memxveri bağrına basmış halde. bere memxveri dicinu: çocuğu göğsüne basmış halde yattı.
  • memjoreri, memjureri güneşe vermiş, güneşe tutmuş, güneşlenmiş, bronzlaşmış. memjureri ren xura muşişen ignapen. bronzlaşmış olduğu vücudundan anlaşılıyor.
  • memjoru vi., memjuru atn., memcoru arş. 1. güneşlenmek, bir tarafını güneşe vermek. kelicinu zuğa ôicis, nimjors. yatmış denizin ağzına, güneşleniyor, kendini güneşe veriyor. 2. Güneş almak, güneş görmek. livadi üudeliz nomjors. Bahçenin kuyruğu güneş alıyor/görüyor.
  • memkaru ark. gelişi güzel iş yapmak. xasanik numkarams: hasan gelişi güzel iş yapıyor.
  • memüaseri tıkılmış, tıka basa dolmuş, tıka basa dolu, bastırılarak sıkıştırılmış, basınç yapılarak sıkıştırılmış.
  • memüasu tıkamak, sıkıştırmak. tipi on3xenis nomüasams: çayırı tavan arasına tıkıyor, sıkıştırıyor.
  • memüolaneri ark., meôriüaneri atn. kısmen acı, acımsı, acımtrak. şuüa a m3iüa meôriüaneri momalu: salatalık bana biraz acı geldi.
  • memüomişu ark. arıları pasifleştirmek amacıyla körükle duman vermek.
  • mempulu gizlice vermek. cari memompulamûu: bana gizlice ekmek veriyordu.
  • memôiru atn. tıklamak. eünas numôirams: kapıyı tıklıyor.
  • memôoneri 1. yaslanmış. ncas memôoneri ixaôas: ağaca yaslanmış konuşuyor. 2. yaslanarak.
  • memôonu atn. 1. yaslamak, dayamak. ncas kononôonu. ağaca yasladı. 2. yaslanmak, dayanmak. ncas konanôonu. ağaca yaslandı.
  • memsileri atn. kesilmiş (su). wari memsileri naşüves: suyu kesilmiş halde bıraktılar.
  • memsilu atn. 1. kesmek (su). wari numsili. suyu kes. 2. kısmak. ari ar m3iüa numsili. suyu biraz kıs.
  • memsüunu atn. yakışmak, uygun düşmek. ma memomsüun. bana yakışır. ogorapu si var megomsüun. küfretmek sana yakışmıyor.
  • memsüvalu bildiğini kendine saklamak. üinçi obğe numsüun. kuş yuvasının varlığını sadece kendi biliyor.
  • memsüvaneri atn., memskvaneri ark. süslenmiş, süslü. memsüvaneri bozomota. süslenmiş kız.
  • memsüvanu atn., memskvanu ark. 1. süslemek, çeki düzen vermek. ôi moxûanşe a m3iüa konumsüvanit. onların gelmelerinden önce biraz çeki düzen verin. 2. Süslenmek, çekidüzen vermek. nusak nimsüvanams: gelin kendine çeki düzen veriyor, süsleniyor. 3. yaraşmak, yakışmak, uygun düşmek. hako çkimi memskvanu bozo varen. burda bana yaraşır, bana uygun bir kız yok. 4. Kendine yakıştırmak, kendine yakışanı bulmak.
  • memsüveri sır bilen, bir sırrı saklayan. ar mutxa memsüveri uğun: kendine bir şey saklıyor, sadece o biliyor.
  • memsufa ark. . sedir, oturacak.
  • memşareri 1. itilmiş. timele memşareri: öteye itilmiş. 2. iterek. memşareri viyonamt. iterek götürüyoruz.
  • memşaru atn., metoru ark. itmek. Nomşaru do zuğas kodoloûoçu: itip denize düşürdü.
  • memtonu ark. arttırmak, fazlalaştırmak, önünü açmak. ğormoûik megimtonas: tanrı (herşeyini) arttırsın, yolunu açsın.
  • memtvalu ark. 1. açık ateşteki közün üzerini külle örterek közün uzun süre canlı kalmasını sağlamak, canlılığını yitirmemek. 2. teselli bulmak, avunmak. alimse çkimi bâirais da çkimiz memamtvalen. yeğenimi gördüğümde kız kardeşimi görmüşçesine teselli buluyorum.
  • memûalu atn. kontrolu dışında kaçırmak. mseli namûu: kontrolu dışında sidiğini kaçırdı.
  • memûeri atn. kontrolu dışında kaçırmış olmak. mseli
  • menâu ark., mem3xvalu atn. arı sokması fiili. mzucik memomzu: eşek arısı ısırdı.
  • mem3xuri ark., mem3xvala atn. eklem, mafsal. karas mem3xurepe konuk3udoren: iskeletin eklemleri çürümüş.
  • mem3xvala atn. Böcek ısırması/ısırığı, böcek sokması. ôuûuci mem3xvala opşa iwunen: arı sokması çok acır.
  • mem3xvala atn., mem3xuri vi. 1. eklem yeri, ekli yer, eklemli yer, eklemenin olduğu yer. 2. Eklem, mafsal. Mem3xvalape şüimi mawunen: eklemlerim ağrıyor.
  • mem3xvalu 1. eklemek. mûva num3xums: ipi ekliyor.
  • mem3xvalu atn., menâu ark. 2. sokmak, ısırmak. ôuûucik memom3xu: arı soktu.
  • mem3xvalu membinu atn., not. habire eklemek, ekleyip durmak, bir türlü konuşmayı kesmemek. a kocoöu oxaôarus, num3xu numbinu, var dvabağu: konuşmaya bir başladı, habire ekleştirdi, bir türlü bitiresi gelmedi.
  • mem3xveri atn., menâeri ark. 1. ısırılmış, ısırık, sokulmuş (böcek için). ôuûuci mem3xveri: arı sokması.
  • mem3xveri atn., mem3xuri ark. 2. eklenmiş, ek yapılmış, ekli, ek. mem3xverişe meöordun. ekli yerden kopuyor. 2. atn. eklem, mafsal. nana şüimis mem3xverepe awunen. annemin eklem yerleri ağrıyor.
  • bir kısmını yıkamak. porças xanöali nunaxums: gömleğin kollarını yıkıyor.
  • menaxveri bir tarafı yıkanmış.
  • mencaxeri bir tarafı yolunarak ezilmiş.
  • mencaxu bir kısmını yolarak ezmek. üiti nuncaxu: parmağını ezdi.
  • mencğileri atn. boğuk, kısık. mencğileri nena: boğuk ses.
  • mencğilu atn., mencğiru ark. boğuk ses çıkarmak. nena memancğilu: sesim kısıldı, boğuk çıkıyor.
  • mencğimeri ark. buruşuk, kırışık. memcğimeri karûali. buruşuk kağıt.
  • mencğimu ark. kırıştırmak, buruşturmak. karûali mencğimu. kağıtı buruşturdu.
  • mencğiûeri boğuk. mencğiûeri nena: boğuk ses.
  • mencğonu biriyle göndermek. mevoncğonam. oraya gönderiyorum.
  • mencireri uyumuş, uyutulmuş. bere mencireri miyonun. çocuğu uyutmuş halde.
  • menciru 1. uyutmak. bere kononciru. çocuğu uyuttu. 2. uyumak, uykuya dalmak, uykuya girmek. devicini şüala komevanciri. yatar yatmaz uyudum, uykuya daldım.
  • mencumu atn. kasti olarak dürtmek, vurarak rahatsız etmek. beres mo nuncumam! çocuğu dürtme, dürtüp rahatsız etme!
  • mençaxu bir yere çırpmak.
  • Mençaüu, merçaüu 1. bir yere sıkışmak. dişüapes komevinçaüi. odunlara sıkıştım. 2. bir yere sıkıştırmak. dişüapes kononçaüu: odunlara sıkıştırdı. 3. mec. gözlerini dikmek, gözleri dışarı fırlamak. tolepe komemonçaku. gözlerini bana dikti. tolepe mençaüeri bâiriis şüurina kemöopu: gözlerini dışarı fırlamış görünce korkuya kapıldım.
  • mençaneri atn., meçaneri ark. meyve vermiş, iliştirilmiş. m3xuli mençaneri: meyve vermiş armut.
  • mençanu atn., meçanu ark. dalda meyve vermek, dalda meyve oluşmak. ncas ar m3xuli ti var nonças: ağaçta bir armut bile olmamış, armut meyve vermemiş.
  • Memçxome, maçxomale balıkçı. mençxomeşi birapa ibirs. balıkçının türküsünü söylüyor.
  • mençxvaru 1. bir yere çarpıp parçalamak. duvaris kononçxvaru: duvara çarpıp parçaladı. 2. bir yere çarpıp parçalanmak. araba koninçxvaru: bir yere çarpıp parçalandı.
  • mençoreri atn. 1. itilmiş. timele mençoreri: öteye itilmiş. 2. mec. ertelenmiş, itilmiş. mençoreri dulya. ertelenmiş, ileriye atılmış, sürüncemeye bırakılmış iş.
  • mençoru atn. 1. itmek, iteklemek. timele kononçori! öteye doğru it! 2. mec. ertelemek.
  • menöalu 1. yaklaşmak, sokulmak. uneneli komevanöi. sessizce yaklaştım. 2. uzatmak, uzatıp vermek. xami komeminöu. bana bıçağı uzattı.
  • menöareri 1. yazılmış, yazılı. menöareri kva: yazılı taş. 2. mec. kader, yazgı. menöareri şüuni haşorûu: yazgımız, kaderimiz böyleydi.
  • menöaru 1. yazmak. hak kononöari: buraya yaz. 2. Not almak, bir yere kaydetmek. 3. Nasip olmak. 4. Alnına yazılmak, kaderi/yazgısı olmak.
  • menöelu 1. ark. görevi ifa etmek, bir işi tümü ile bitirmek, görevi yerine getirmek. 2. arş. iyi beslemek.
  • menöilareri atn., menüilyareri ark. idareli. idare ederek. menöilareri şüomit. idareli yiyin.
  • menöilaru atn., menüilyaru ark. idare etmek. üapça ninöilarams: hamsiyi idare edin, idareli yiyin.
  • menöilu atn., menöüilu arş. bir tarafını deşmek. üapças ali nunöilu: hamsinin boğazını kopardı.
  • menöineri atn. ortak edilmiş, pay sahibi yapılmış.
  • menöinu atn. 1. ortak etmek, pay vermek. himuti koninöines: onu da ortak ettiler. 2. arş. itelemek. 3. vi. yaklaştırmak, yanaştırmak.
  • menöinu vi., mexondu, mexondinu atn. 1. dayanmak. modvalu jur wanas var ninöu. ayakkabı iki yıl dayanmadı. 2. yaşamak, dayanmak. ordoşe bğurare dido var mebinöe. erken öleceğim çok yaşamam.
  • menöişinu atn., meöişinu ark. arkasından yetiştirmek. bere untxozinu do cenöareri konunöişinu: çocuğu arkasından koşturup parayı yetiştirdi.
  • menöişu atn., meöişu vi. yetişmek. arabas menöisu. arabaya yetişti.
  • menöunu bir yerde kurumak. orûu svas kononöu. olduğu yerde kurudu.
  • menöuşinu, menöuşu erişmek, uzanmak. owudes var memanöuşinu: rafa erişemedim, uzanamadım.
  • menövalu 1. ortak olmak, pay sahibi olmak. ma meminöuri? bana ortak mısın? 2. atn. üzerine tükürmek. mtutik komemonövales: ayı üzerimize tükürdü. 3. birazcık sağmak.
  • menöveşe atn., menoöve, meöve arş. sigara izmariti.
  • mendaxtimu ark., mendolva atn. gitmek. mendaxtu: gitti.
  • mendancğonu göndermek, uzağa göndermek (cansız). karûali mendancğonu. mektubu gönderdi.
  • mendaûoçu uzağa fırlatmak.
  • mendaonu 1. (canlılar için) götürmek. bere ûoxûorişe mendevioni: çocuğu doktora götürdüm. 2. canlı bir varlığı birinden zorla ve ya hile ile almak. cuma şüimis üinçi mendevuoni. kardeşimden kuşu aldım (zorla ya da onun rızasıyla).
  • mendğulinu 1. bir noktayı ya da bir noktaya eritmek. 2. Atn. bir noktanın çürümesi. Beres muöeşi muntxi, na megindğulasere (mçm): çocuğa nasılda vurdun, bir tarafın çürüsün he mi.
  • mendoçvalu uzağa fırlatmak. kva menduçu: taşı uzağa fırlattı.
  • mendoğmaleri alınmış (zorla).
  • mendoğmalu atn., vi., mendomalu ark. 1. götürmek (cansız bir varlığı). 2. cansız bir varlığı birinden (zorla ya da rızasıyla) almak. baba şüimis doüanaşe mendevuği. babamdan silahı aldım.
  • mendomineri ark., eüoyoneri atn. ısmarlanmış, sipariş edilmiş. mcumu mendomineri miğun: tuzu sipariş etmiş durumdayım. wiüara mendomineri vore. sigarayı ısmarlamışım.
  • mendominu, dondvalu ark., eüoyonu atn. ısmarlamak, sipariş etmek. mcumu mendominu: tuzu ısmarladı.
  • Mendominuşi vi., eüoyonuşi, eüoyononi atn. ısmarlanması/ısmarlanılması gereken
  • mendopinu 1. belirli bir yere gütmek, götürmek. puci xocişe mendupinu: ineği öküze götürdü. 2. Bir yere güdülmek, sürülmek.
  • mendoşkvalu vi., mendoşüvalu atn. göndermek, gitmesine izin vermek (canlı). bere mpolişe mendavoşüvi. çocuğu istanbul’a gönderdim.
  • mendra uzak. mendra dopsüudit: birbirimize uzak kaldık.
  • mendrala vi. uzak, nispeten uzak, diğerlerine göre daha uzak.
  • mendranoba uzaklık. mendranoba mu uğun? uzaklığı ne kadar?
  • mendranuri, mendraneri, galeni, meleni 1. yabancı. mendranuri üoçepe. yabancı adamlar. 2. uzaktaki, uzakta olan. mendranuri cumalepe. uzaktaki (erkekler için) kardeşlerimiz.
  • mendriüeri bükülmüş, eğik. mendriüeri nca. bükülmüş ağaç.
  • mendriüu 1. bükmek, eğmek. Ntxiri biüa mendriüums: Fındık çubuğunu büküyor. 2. bükülmek, eğilmek.
  • mendvalu 1. sır vermek, sırrını paylaşmak. mutxa mevandvi. ona bir sır verdim.
  • mendvalu atn., meacu ark. 2. randevulaşmak. mitxa memindun. biriyle randevum var.
  • mendveri, mendvaleri atn. 1. sır vermiş, sırrını paylaşmış. ar mutxa mendveri miğun: ona bir sır vermiş, onunla bir gizini paylaşmış durumdayım.
  • mendveri, mendvaleri atn., meaceri ark. 2. randevulu, randevulaşmış, söz almış. a bozo mendveri miğun: bir kızla randevuluyum.
  • mengliseri atn. tıkabasa dolu, ağzına kadar dolu, tıklım tıklım. nçayite mengliseri kalati. çayla tıkabasa dolu sepet.
  • menglisu atn. 1. tıkamak, tıklım tıklım olmak, tıkabasa doldurmak. alimevi nçayite kononglisu. alimyerini çayla tıka basa doldurdu. 2. tıkanmak, tıklım tıklım olmak, tıkabasa dolmak. üoçepete gzalepe kononglisu. insanlarla yollar tıka basa oldu, tıklım tıklım doldu.
  • meni meksi meçamu atn. aman soluk vermek, fırsat vermek. ar meni meksi momçi do kodopxeda. bana bir fırsat verde oturayım. meni meksi var momçams: aman soluk vermiyor.
  • menkalu atn. dokunmak. mot memankaler! bana dokunma! üoçis var ninkalinen. adama dokunulmuyor.
  • menüaleri ark. tam, dört dörtlük, eksiksiz. oxoris mteli xolo menüaleri miğun: evde herşeyim tamdır, dört dörtlüktür, eksiğim yok.
  • menüalu ark. herşey yerli yerinde olmak, dört dörtlük olmak, eksiksiz olmak. oxori komebonüalit. evimizi dört dörtlük yaptık, herşeyi ile tam, eksiksiz.
  • menüilyaru ark., menöilaru atn. azar azar kullanmak. gyari imxorûaşa kovali ninüilyarams: yemek yerken buğday ekmeğini azar azar kullanıyor.
  • menoçxe ark., noçxeşe wai atn. bulaşık suyu.
  • mentfalu, moüitxu ark., cegoru atn. ziyaret etmek. heya mobintfalae. onu ziyaret edeceğim.
  • mentxalu, mentxapu 1. vurmak, çarpmak. mxucis ar komemintxu: omzuma bir kez vurdu. mxuci nuntxams: omzunu (ona) vuruyor. araba kvas konontxu: arabayı taşa çarptı. 2. mec. dürtmek. mot ixaôa ya do mxucis ar konuntxu: konuşma diye omuzuna hafiften vurdu, dürttü. 3. mec. güreşte rakiplerden birinin dalması. 4. güreşmek.
  • mentxeri 1. çarpmış, vurmuş. dudi üodas mentxeri: başını duvara vurmuş. 2. çarparak, vurarak.
  • mentxoreri bir tarafı birazcık kazılmış. gza mentxoreri bâiri. yolu birazcık kazılmış buldum.
  • mentxoru bir yerin bir tarafını azıcık kazmak. üoçi moxûu do oxori avla komemintxores: adam gelip evimizin avlusunu bir parça kazdı (kemdi malı imişçesine).
  • menûaleri katılmış, dahil olmuş, ortak olmuş.
  • menûalu, menöinu ark., meüatu (<tur. katmak) 1. dahil etmek, katmak. himuti şüu komemanûales: o da bize katıldı. 2. mec. ortak etmek, pay vermek. si ti dixapes meginûalatere: seni de arazilere ortak edeceğiz. 3. dahil olmak, katılmak. moxûu do himuti komemanûales: gelip o da bize katıldı. 4. mec. ortak olmak, pay sahibi olmak. ma ti ham leûapes meganûalatere: ben de bu topraklara ortak olacağım.
  • menûeneri atn., ûener ark., ûeneri vi. hafifçe nemlenmiş, nemli. menûeneri porça. nemlenmiş gömlek.
  • menûenu atn., oûenu ark. nemlenmek. porça menûenu. gömlek nemlendi.
  • menûoreri yanaşmış, yaklaşmış, yanaşık.
  • menûoru atn., meûoru vi. 1. Bir yere doğru yaklaşmak, yanaşmak (mesafe). ma memanûoren. bana yaklaşıyor. 2. yaklaştırmak, yanaştırmak. üuli meminûorams: iskemleyi bana yanaştırıyor.
  • menûro3u ark. bir parça (toprak için) kopmak, heyelan olmak. livadi üudeli menûro3u: bahçenin dibinden bir parça toprak koptu.
  • menzgilu atn., menâgilu ark. 1. bir şeyi ya da birini gagalamak. mumulik kormes nozgilams: horoz tavuğu gagalıyor. 2. mec. sataşmak. beres nonzgilams: çocuğa sataşıyor.
  • menâu ark., mem3xvalu atn. sokmak, ısırmak (böcek). buûüucik memonâu. arı soktu.
  • men3alu 1. kesmek, kesip atmak, çabucak kesmek, kesivermek. ali nun3alu: boğazını kesti. 2. mec. son derece sert, keskin olmak. inik men3alums: soğuk kesiyor. msüvanoba muşik men3alums: güzelliği kesiyor.
  • menwalu 1. Dokunmak, değmek. Soti mot memanwe! Hiçbir yerime dokunma/değme! Ma mo memanwe: bana değme. 2. Dokundurmak, değdirmek. xe meminwams: bana elini dokunduruyor. 3. yakmak (ışık, ateş.). çona nunwams: ışığı yakıyor. 4. yanmak (ateş, ışık). daçxuri koninwu: ateş yandı. 5. Tüttürmek. wiüara konunwu: sigarayı tüttürdü.
  • menwana ark., mewana ark. ertesi yıl.
  • menweri 1. Dokunarak, değdirerek. 2. Dokunulmuş; dokundurulmuş; değmiş; değdirilmiş. a mitişi üiti menweri korûuüo var imxos: kimsenin parmağını dokundurmuş olduğu şeyi yemiyor. 3. alev almış, ateş almış, tutuşmuş; tutuşturulmuş. menweri dişüa. ateş almış/tutuşmuş odun. 4. tüttürülmüş halde (sigara). menweri wiüara: tüttürülmüş sigara. 5. atn. yakılmış, yanmış (ışık, vs.). çona menweri naşüu: ışığı yakılmış halde bıraktı.
  • menwi ark., merwi atn. 1. Ark. meyve sapı. 2. Atn. kabak, salatalık vb. bitkilerin iliği.
  • menwinu atn., meninu vi. 1. bir noktayı ya da bir noktaya eritmek. 2. Vi. bir sıvıyı seyreltmek. nanak mevaperi memininu: annem benim için yoğurdu seyreltiyor.
  • men3xoûeri atn. 1. boşalmış kurulu düzenek, yerinden çıkmış. 2. mec. burkulmuş. üuçxe men3xoûeri na uğun şeni var gvalen. ayağı burkulmuş olduğundan gezemiyor.
  • men3xoûu atn., me3xonûu ark. 1. kurulu düzeneğin boşalması. 2. mec. burkulmak. üuçxe memin3xoûu: ayağım burkuldu.
  • meobğalu moyobğalu atn., ebalu gebalu ark., not. ölçüp biçmek, iyice hesaplamak. var incirs do meobğams moyobğams: uyumayıp ölçüp biçiyor, bir şeyleri düşüp taşınıyor.
  • meobğalu öbür tarafa dökmek (sayılamayacak kadar çok katı nesneler için). ntxirepe meobğams, moyobğams: fındıkları bir o tarafa döküyor bir bu tarafa.
  • meoca atn., mergya ark. 1. maydanoz. 2. xp. sebze, zerzevat.
  • meocibu atn., meogubu ark. yeniden pişirmek, yemeğin bozulmaması için tekrardan pişirmek.
  • meoçama beddua. nana meoçama oşüomu. annesinin bedduasını yedi (aldı).
  • meoçamu beddua etmek. nusa muşis meoçams: gelinine beddua ediyor.
  • meoçodinu başka bir kaba boşaltmak, nakletmek. nçayepe morderi üalatis meoçodines: çayları büyük sepete aktardılar.
  • meodvalu 1. başka bir tarafa koymak. 2. mec. adını değiştirmek. beres yoxo meodves: çocuğun adını değiştirdiler (yeni bir isim verdiler).
  • meyogalu atn., moogalu ark. 1. bir alışkanlığı unutmak, terketmek, bir alışkanlıktan vazgeçmek (isteyerek ya da istem dışı). wiüara oşus meyagu/moagu: sigara içme alışkanlığını unuttu. 2. bir alışkanlığı unutma, alışkanlıktan vazgeçme..
  • meoğmalu üstünden aşırıp karşıya geçirmek. orubaşe dişüape komeiğu. odunları dereden karşıya geçirdi, derenin üzerinden aşırdı.
  • meoxûimu atn., meoxtimu ark., meolva üstünden aşarak karşıya geçmek. orubaşe komeoxûu: derenin karşı tarafına geçti (derenin üstünden aşarak).
  • meoxvalu 1. atn. yeniden ya da tekrardan inşa etmek üzere yıkmak, devirmek. 2. düzenli bir yapıyı tekrardan kurmak üzere yıkmak. dişüa maröa meoxuman: odun yığınlarını yeniden yığmak üzere bozuyorlar, dağıtıyorlar.
  • meoüaôinu karşıya koşarak üzerinden geçmek, koşarak üzerinden karşıya atlamak, karşıya atlamak, geçmek. orubaşe komeuüaôu. derenin üstünden aşarak karşıya atladı.
  • meoülimu atn., meoünimu ark. hastalığı bir başkasına taşımak, geçirmek, bulaştırmak. msora meyemiülimu. uyuzu bana geçirdi.
  • meoüore3xu yeniden saymak, tekrardan saymak. a üore3xeri para meoüore3xu: bir kez sayılmış parayı tekrardan saydı.
  • meolu 1. kendinden geçmek. 2. akli dengesini yitirmek. bere muşi na ğuru ognuis nosişe meolu: çocuğunun öldüğünü duyunca aklını yitirdi.
  • meolva, meoxûimu atn., meoxtimu ark. karşıya geçmek. melenüale meulun: karşıya geçiyor.
  • meona peşi sıra, ardı sıra, takibeden, mütaakiben. meona mşüvelapuna ren. burayı takibeden yerler/ buranın peşi fidanlıktır.
  • meonaxu yeniden yıkamak, tekrardan yıkamak. uğuûu şeepe iri meonaxu: sahip olduğu tüm giysilerini yeniden yıkadı.
  • meonaxveri tekrardan yıkanmış, yeniden yıkanmış.
  • meonöareri tekrardan yazılmış, yeniden yazılmış. Lazuri nenapuna muüu fara meonöareri miğuran ma ti gomoöondru. Lazuri nenapunayı kaç kez tekrardan yazdığımızı bende unuttum.
  • meonöaru yeniden yazmak, tekrardan yazmak (aktarma ya da temize geçme amacı ile yazmak). iri nöarerepe muşi ağne karûalis meonöaru: tüm yazılarını yeni bir kağıda tekrardan yazdı.
  • meondraweri arş. (bitkiler için) yarı eğilmiş.
  • meyoneri atn., meoneri vi. 1. (sesini) uzatarak. ezani meoneri iyoxams: ezanı uzatarak okuyor. 2. birinin peşinden gitmiş, peşinden kaçmış. meoneri bozo. erkeğe kaçmış kız. 3. sırası ile, peşi sıra. asere dulya meoneri ikums: yapacağı işi sırası ile yapıyor. 4. yanında götürülmüş (canlı).
  • meonimsüu, meoninktu atn., meom3ku ark. 1. yana yatmak, yana eğilmek. ixi opşa ibaruis ncalepe meinimsüu: rüzgâr fazla esince ağaçlar yana doğru eğildi. 2. Yana yatırmak/eğmek. ixik Lazuûepe meonimsüu: rüzgâr mısırlar yana yatırdı.
  • meoninktu 1. yana dönmek. 2. ters çevirmek, yana doğru çevirmek.
  • meonktalu 1. aktarmak. foûaş peri porças meanktu: peştemalın rengi gömleğe geçti. 2. farklılaşmak, değişmek. peri meanktu: rengi değişti, rengini kaybetti.
  • meonkteri aktarılmış. mjalva him arti öuüanis meonkteri miğuûu: sütü bir diğer kazana aktarmıştım.
  • meonûoru 1. öbür tarafa yanaşmak, öteye doğru kaymak. 2. mec. aklını yitirmek. nosi meyanûoru. aklını yitirdi.
  • meyonu atn., meonu vi. 1. sesini uzatmak. xocak ezani iyoxamûaşa opşa noyonams: hoca ezanı okurken sesini çok uzatıyor. 2. birinin peşinden gitmek, peşine kaçmak. bozomota a biöis konayonu: kız bir erkeğe kaçtı, bir erkeğin peşine gitti. 3. eşlik etmek (iş yaparken veya türkü söylerken vs.). Lazuri obirus si ma memayoni. Lazca türkü söylerken sen bana eşlik et. 4. Yanında götürmek; birine götürmek (canlı varlığı). muluûuşa bere muşi ti komeyonu. gelirken çocuğunu da götürdü. 5. Dalıp gitmek, akışına kapılmak, kapılıp gitmek. Berepe osterus konayones: çocuklar oyuna dalıp gittiler.
  • meorgalu dikili olduğu yerinden söküp başka yere dikmek. (bitkiler için). oşüuri mşüvela durgapuûu svaşe ewu do meorgu. elma fidanını önceden diktiği yerden söküp başka bir tarafa dikti.
  • meorgeri dikili olduğu yerden sökülüp bir başka tarafa dikilmiş. meorgeri lu: yerinden sökülüp bir başka tarafa dikilmiş lahana.
  • Meoreri 1. Dökülmüş halde (sıvı). Meoreri tani: dökülmüş haldeki ayran. 2. Dökerek; Dökülerek; döke döke (sıvı).
  • meoru 1. dökmek (sıvılar için). mjalva meoru. sütü döktü. 2. dökülmek (sıvılar için). din3xiri nayoru. kanı döküldü.
  • meosûulinu atn., meostvinu ark. 1. öbür tarafa kaydırmak. 2. atn., mec. kafayı oynatmak.
  • meosûvalu atn., meostvalu ark. 1. öbür tarafa kaymak. 2. atn., mec. aklını oynatmak.
  • meosvaru yeniden dizmek, tekrardan dizmek.
  • meoşüvalu atn., meoşkvalu ark. 1. karşıya geçirmek, öte tarafa geçirmek. oxorca muşi melenüaleni opuûeşe komeyoşüu: karısını karşı taraftaki köye geçirdi. 2. karşıya geçmesine izin vermek.
  • meoşolu atn., meoşvelu ark. yeniden yoğurmak, tekrar yoğurmak. zimari meoşolu: hamuru yeniden yoğurdu.
  • meoşvalu yeniden örmek. şveri porça üoüoxu do meoşu. örülmüş giysiyi söküp yeniden ördü.
  • meoşvelu ark., meoşolu atn. yeniden yoğurmak, tekrar yoğurmak.
  • meoturgu atn., meotragu ark. yeni baştan örtmek (çatı). turgeri otfa üoüoxu do meoturgu. örtülmüş çatıyı bozop yeniden örttü.
  • meoûaxu yana kırmak. dudi meoûaxums: başını yana kırıyor.
  • meoûoçu atn., meoûüoçu ark. karşıya fırlatmak, atmak.
  • meoûroxu öbür tarafa kırılmak. Lazuûepe timele meoûroxu: mısırlar öbür tarafa doğru kırıldı.
  • meoveleri 1. öte tarafa düşmüş. 2. mec. üşütük, aklını yitirmiş.
  • meovelu 1. öte tarafa düşmek. 2. mec. aklını yitirmek. nosi meuvelu: aklını yitirdi.
  • meoyoxu karşı tarafı çağırmak, karşı tarafa doğru seslenmek. nana şüimis meovuyoxi. karşı taraftaki annemi çağırdım.
  • meowelimu atn., meoomilu ark. karşıya bakmak. melenüale meowes: karşıya bakıyor.
  • mepanéu ark. dürtmek, dürtüklemek. memopan3ams: beni dürtüyor.
  • mepatxeri, medaweri, meğureri, noxveri viran kalmış, sönmüş ev, ocak.
  • mepatxu 1. silkelemek. foûa memopatxams: peştemalı üzerime silkeliyor. 2. mec. viran kalmak, sönmek. mevipatxit. yıkıldık, söndük, evimiz viran kaldı. 3. mec. çekişmek. şuri nupatxams: can çekişiyor.
  • mepeleüu atn. 1. bir yere çarpmak, toslamak. idu do ncas konapeleüu: gidip ağaca tosladı. 2. mec. elin tersiyle tokat atmak. konupeleüu: elinin tersiyle tokadı yapıştırmak.
  • mepineri bir yere yayılmış, bir yere serilmiş. avlas Lazuûi nçala mepineri orûu: avluda mısır samanları yayılmıştı.
  • mepinu 1. bir yere sermek. oktis nçala konupinu: bayır yere mısır samanlarını serdi. 2. mec. üzerine üşüşmek. mtutepe çoyis konapines: ayılar köye üşüştüler, köye saldırdılar. 3. üzerine salmak. pucepe livadis konupinu: inekleri tarlaya saldı.
  • mepi3xolu, mepu3xolu 1. küçük bir parça koparmak. gyaris nupi3xolu: ekmekten küçük bir parça kopardı. 2. bir parça tırmalamak.
  • mepodriüu ark. 1. pot kırmak, gaf yapmak. 2. telaffuz hatası yapmak. 3. takılmadan konuşamamak, akıcı konuşamamak. çkar var napodriüu do na unonûupe mtel dotku: hiç takılmadan konuştu, söylemek istediklerinin tamamını söyledi. 4. ayağı takılarak bükülmek. üuçxe memapodriüu: ayağım takılıp büküldü.
  • meporxineri ark., mepoxneri atn. emekleyerek, emeklemeye çalışarak.
  • meporxinu ark., mepoxnu atn. emeklemek, emeklemeye çalışmak. (kara kurbağasının yürüme şekline öykünülerek.)
  • mepsalu 1. bir yere doğru işemek. möonis nopsu. meşe ağacına işedi. 2. birazcık kaçırmak. badi na onşeni var aüaçen, napsen: yaşlılığından dolayı (sidiğini) tutamıyor, birazcık kaçırıyor.
  • mepseri 1. bir noktaya işenmiş. 2. biraz kaçırılmış, kaçmış (sidik).
  • mepşalu bir tarafı açık dikey bir zemini doldurmak, dolgu yapmak. mturik oktepe konopşu. kar bayır yerleri doldurdu.
  • mepunçxolu ark., memxişolu atn. ufalamak, küçük bir parça koparmak.
  • mepurcu atn., meprucu ark. dik bir yüzey üzerinde buruşmak. orûu svas konopurcu. olduğu yerde buruştu.
  • mepurçinu vi., mepur3inu arş. fısıldamak, fısıltı ile gizlice kulağına birşey söylemek. ucis a mutxa komemipurçinu: kulağıma bir şey fısıldadı.
  • meôiûilu atn. iği çevirmek, döndürmek. mxenis nuôiûilams: iği çeviriyor.
  • meôiznu atn., memğezu ark. kışkırtmak, fit vermek.
  • meôoru atn., meoru 1. dökmek (sıvılar için). ari meôoru. suyu döktü. 2. dökülmek. mjalva niôoru. süt döküldü.
  • meôriüaneri atn., memüolaneri ark. kısmen acı, acımsı, acımtrak. şuüa a m3iüa meôriüaneri momalu: salatalık bana biraz acı geldi.
  • mepxaseri atn. birinin üzerinde yoğunlaşmış (kem gözle, kötü gözle).
  • mepxasu atn. birinin üzerine kem gözle yoğunlaşmak, kem gözle bakmak. ma opşa memapxasu, a mutxa mağodasere: (kem gözle) çok baktı, başıma birşey gelecek.
  • meragadu atn., mec. birinin hatalı bir davranış ya da sözünü yüzüne vurmak. nusak, woxles damtire muşik na oğodu xavinobape hus noragadams: gelin, kaynanasının geçmişte yaptığı kötülükleri şimdi yüzüne vuruyor.
  • meraği merak, dert, tasa.
  • merçalu dik bir yüzeye sermek. üaôulas foûa konirçu. sırtına peştemal serdi.
  • mergalu atn. 1. dik bir yüzeye dikmek. oktis txombu konorgu. bayır bir yere kızılağaç dikti. 2. mec. tekmelemek, tekme atmak. pucik komemorgu. inek bana tekme çıkardı, inek beni tekmeledi.
  • merginu atn., mengrinu ark. 1. bir yere doğru yuvarlatmak. 2. Bir yere doğru yuvarlamak. 3. Yaklaştırmak, yakına götürmek. Am3iüa ma memirginit: biraz bana yaklaştırın.
  • mergya ark., meoca atn., megyari 1. sebze. onûules luqu, ôrasüia, buleüi, şuüa do çkva do çkva mergyape orgamûes: bahçeye lahana, prasa, turp, salatalık vs. sebzeleri ekiyorlardı (Lazuri ôaramiûepe). 2. maydanoz. kapças meoca keüüoru. hamsinin içine maydanoz doğradı.
  • merterizi atn., meterizi vi. evlerde çatı ile tavan arasında kalan üçgen biçimindeki ara kısım, saçak arası.
  • merwi atn., menwi ark. 1. atn. kabak ya da hıyar gibi bitkilerin gövdesi, dalları. üasûanes merwepe nuxombu: kabağın gövdesi ya da dalları kurudu. 2. ark. sebze ve meyvelerin sapı. m3xuliş menwi: armut sapı. xaciş menwi: fasülye sapı. ntxiriş menwi: fındık sapı.
  • merwi mexomberi atn. zayıf, cılız. a merwi mexomberi bere komiyonun: benim zayıf, cılız bir çocuğum var.
  • meseli atn. , ôaramiti ark. masal. Lazuri meselepe: Laz masalları. Lazuri ôaramitepe: Laz masalları. heçaye do meseli, hek dvantxi, hek moiseli.
  • mesimaderi yeri bellenmiş, varlığı akılda tutulmuş, hatırda tutulmuş. a sotxa a üinçi obğe mesimaderi miğun: bir yerde bulunan bir kuşun yuvasını aklımda tutuyorum.
  • mesimadu bellemek, akılda tutmak, hatırında tutmak. üinçi obğe memisimadun. bir kuşun yuvasını biliyorum.
  • mesiminu xp., meucu kulak vermek, kulak kabartmak; dinlemek.
  • mesinapu vi., mexaôaru atn. 1. Atn. derdini anlatmak amacıyla tek taraflı olarak birine konuşmak. (bu fiilde konuşma eylemi birinden diğerine tek taraflı olarak gerçekleşir.). cuma çkimik memisinapu. kardeşim bana bir şeyler anlattı, bana konuştu. 2. Vi. kısaca karşılıklı konuşmak.
  • mesiru 1. yüzerken kurbağalama kulaç atmak. 2. atn. suya balıklama atlamak. 3. mec. can çekişirken ayaklarını aşağıya doğru sallamak, ölmek. ûriüi nusirams: ölürken bacaklarını sallıyor
  • meskurinu ark., mesüurinu atn. 1. ark. söndürmek (ışık, ateş, sigara). tena noskurinams: ışığı söndürüyör. 2. suyu kesmek, kapatmak. wari noskurinu: suyu kapattı.
  • meskuru ark., mesüuru atn. 1. kesilmek (su, dere vs.). ari meskuru: su kesildi. 2. ark. sönmek (ışık, sigara, ateş vs.). daçxuri meskuru: ateş söndü.
  • mesüiôolu arş., men3kiôolu vi. cımcıklamak.
  • mesüiôolu atn., meiôolu ark. cımcıklamak. ğva nusüiôolu: yanağını cımcıkladı.
  • mesüuderi atn., meskideri ark. bir yerde kalmış, yarı yolda kalmış, yarıda kalmış. ixik na dobğu neâepe kvalepe üaôulas mesüuderi orûu: rüzgarın döktüğü cevizler taşların arkasında kalmış durumdaydı.
  • mesüudu atn., meskidu ark. bir yerde kalmak, yarı yolda kalmak. gverdi gzas konosüudu: yarı yolda kaldı.
  • mesüureri atn., meskureri ark. kesilmiş (sıvılar için). mesüureri wari: kesilmiş su (akmıyor).
  • mesüurineri atn., meskurineri ark. (sıvılar için birileri tarafından) kesilmiş. mesüurineri wari: birileri tarafından kesilmiş su.
  • mesüuru atn., meskuru ark. kesilmek (sıvılar için). wari mesüuru: su kesildi (akmıyor). puci mesüuru: inek sütten kesildi, süt vermiyor.
  • mesofa atn., memsufa ark. , celaxuna atn., gelaxuna ark., 3xandari arş. sedir, oturacak.
  • mesoğoni 1. ark. diz ile kalça arası kısım/yer, uyluk bölgesi. 2. xp. kuyruk sokumu civarı. 3. Bacağın arka tarafında, diz ile kıç arasındaki kaslı bölge, but.
  • mesoni atn. Laz evlerinde ahır katının dip tarafına boydan boya örülen duvar.
  • mespireri ark. uzantı, çıkıntı (yapılardaki).
  • mespiru çıkıntı vermek, uzantı vermek (yapılara).
  • mestiku ark., mefûilu atn. 1. bir tutam yolmak, koparmak. kotumes bundğa nustiku. tavuktan bir parça tüy kopardı.
  • mesûiüu atn., mestiku ark. 1. küçük bir parça koparmak, yolmak. 2. mec. fiske vurmak. 2. mec. tokat atmak.
  • mesûiôoneri atn. (< pon.), memöoxaneri ark. 1. atn. kısmen ekşileşmiş, ekşimtrak. 2. ark. yemeğin kısmen ekşileşmesi.
  • mesûiôonu atn. , memöoxu ark. 1. atn. ekşimek. 2. ark. ekşimek (yemek).
  • mesûulinu atn., mestvinu ark. yavaş yavaş kısmak, kesmek (sıvı, ses, ışık, ateş).
  • mesûvalu atn., mestvalu ark. 1. kaymak. ineris cevobazgi do mevusûvi. buza basıp kaydım. 2. mec. sonlanmak, bitmek, kesilip son bulmak. pucis mjalva nusûu: ineğin sütü kesiliverdi. 3. Yün eğirilirken ipliğin kopması. 3. Yerinden çıkmak, yerinden oynamak, yerinden kayıp çıkmak. Msüala na orûu svaşe mesûu: iskele olduğu yerden kaydı; yerinden kayıp çıktı.
  • mesvalu 1. bir yerine sürünmek. di3xiri konasu. bir yerine kan süründü. 2. sürmek. di3xiri konusu. bir yerine kan sürdü.
  • mesvareri ard arda dizilmiş. mesvareri dişüape muşi, ğuru sum wana iyen xoloti hek ren. ard arda dizilmiş (kendisinin dizmiş olduğu) odunları, öleli üç yıl oldu hala orda.
  • mesvaru ard arda dizmek. dişkape jilemonas konosvaru do avlas kelaxedu. odunları evin arksasında dizip avluda oturdu.
  • meşaxlanüu ark. içeri doğru çökmek, göçmek (beden için). korba komeşemaxlanüu: karnın içe çöktü.
  • meşaxtimu ark., meşüolva atn. yatay-derinliği olan bir yerden içeri gitmek.
  • meşaxtimu ark., meşüolva atn. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine girmek.
  • meşaktoli ark. girinti.
  • meşalu 1. hayvanlar arasında cinsel ilişki öncesi oynaşmak, koklaşmak, kur yapmak. xoci pucis naşalen. öküz ineğe kur yapıyor. 2. mec. birine sulanmak, asılmak. dida xorâas naşalen. yaşlı kadına asılıyor.
  • meşasaôaru ark. farklı tür bitkilerin arasında kalmaktan dolayı gerekli besini alamamak ve zayıf düşmek (bitkiler için). txombepuna doloxe na orûu ntxirepe komeşisaôaru: kızılağaçların arasında kalan fındıklar gerekli besini alamadılar, zayıf düştüler.
  • meşasinapu ark., meşüaxaôaru atn. içinden konuşmak, genizden konuşmak.
  • meşaşinaxu vi. iyice saklamak, adamakıllı saklamak, muhafazaya almak. nandidik modvalupe muşi komeşişinaxu: büyükanne ayakkabılarını iyice sakladı.
  • meşaveri ark., meûalaxeri atn. kirlenmiş, kirli.
  • meşavu ark., meûalaxu atn. kirlenmek, pis ve bakımsız olmak.
  • meşiru 1. bir yerini aşındırmak. 2. bir yeri aşınmak. 3. katletmek, kıyım yapmak. hanwo soti üinçi ren komeşires: buyıl ne kadar kuş varsa hepsini katlettiler. 4. arş., mec. sefil kalmak. 5. mec. gizli bir iş üzerinde görmek.
  • meşkvineri ark., meûomaleri atn. bırakılmış. gverdis meşkvineri dulya. yarıda bırakılmış iş.
  • meşkvinu ark., meşüvalu atn. 1. bırakmak. a şuüa komemişkvi. bana bir salatalık bırak. 2. göndermek. alimse çkimi komemişkvit. bana yeğenimi gönderin.
  • meşüacinu atn., meşacinu ark., mejacinu xp. 1. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine yatmak. nçalapunas komeşüicinu: samanlıkta (otların) içine yattı. 2. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine yıkmak, devirmek.
  • meşüadgalu atn., meşadgalu ark., mejadgalu xp. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine koymak. nçalapunas komeşüadgu: samanlıkta mısır samanlarının içine koydu.
  • meşüadvalu atn., meşadvalu ark., mejadvalu xp. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine koymak.
  • meşüağmalu atn., meşağmalu ark., mejağmalu xp.yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine götürmek.
  • meşüağurinu atn., meşağurinu atn., mejağurinu xp. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içinde öldürmek.
  • meşüağuru atn., meşağuru ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içinde ölmek.
  • meşüaxaôaru atn., meşasinapu ark. içinden konuşmak, genizden konuşmak.
  • meşüaxedu atn., meşaxedu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine oturmak.
  • meşüaxosüu atn., meşaxro3ku ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içinde gebermek.
  • meşüaxuxa atn. yatay-derinliği olan bitki ile kaplı, girilmesi zor yer; ağaç ya da dikenle kaplı derinliği olan ve girilmesi zor olan yer.
  • meşüaxunu atn., meşaxunu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine oturtmak.
  • meşüakosu atn., meşakosu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru süpürmek.
  • meşüaüaôinu atn., meşaüaôinu vi. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru koşmak.
  • meşüaüoru atn., meşaüoru ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine bağlamak.
  • meşüamüasu atn., meşamüasu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru tıkamak, basmak.
  • meşüamsüvalu atn., meşaskvalu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içinde yumurtlamak.
  • meşüanöalu atn., meşanöalu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru uzatmak.
  • meşüankunu atn., meşakunu ark. içerden giyinmek, kat kat giyinmek.
  • meşüapatxu atn., meşapatxu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine silkelemek.
  • meşüarçalu atn., meşarçalu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine sermek.
  • meşüargalu atn. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine (bitki) dikmek.
  • meşüasûulinu atn., meşastvinu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine kaydırmak.
  • meşüasûvalu atn., meşastvinu ark. 1. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine kaymak. 2. mec. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru çabucak girmek.
  • meşüasvalu atn., meşasvalu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine sürmek.
  • meşüasvaru atn., meşasvaru ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine dizmek.
  • meşüatoru atn., meşatoru ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine çekmek.
  • meşüaûoçu atn., meşaûüoçu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içeri fırlatmak.
  • meşüavelu atn., meşolva ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine düşmek, içine girmek.
  • meşüayonu atn., meşaonu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru (canlı bir varlık) götürmek.
  • meşüa3onu atn., meşa3onu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine sokmak. üiti ôicis komeşüu3onu. parmağını ağzının içine soktu.
  • meşüawelimu atn., meşaomilu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine bakmak. doloxe meşüawes: yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine doğru bakıyor.
  • meşüideri atn., meşkideri ark. boğulmuş, idam edilmiş.
  • meşüidu atn., meşkidu ark. 1. boğmak, idam etmek. coğori noşüides: köpeği astılar. 2. kendini boğmak. alis toüi cidu do nişüidu. boğazına ip takıp kendini boğdu.
  • meşüinu atn. kulak kabartmak, kulak misafiri olmak. wulu nenate ixaôari, irik şüu memaşüineran: alçak sesle konuş, herkes bize kulak kabartıyor. 3ad. Meçkinu.
  • meşüinu atn., meucu ark. kulak vermek. him hamuşi osinapu nişüinams: onun bunun konuşmasını dinliyor.
  • meşüolva atn., meşolva vi., meşaxtimu ark. yatay-derinliği olan kapalı bir yerin içine girmek.
  • meşüoru atn., meökoru ark., meöüiru xp. biçmek, kesmek. dişüa meşüoru. odunu biçti.
  • meşüvalu, meûomalu atn., meşkvalu ark. bırakmak. dulya naşüu: işi bıraktı. musûaöi naşüu: bıyık bıraktı.
  • meşolu atn., meşvelu ark., mekiminu xp. yoğurmak (hamur vs.).
  • meşomçikeri ark. sağa sola tıkıştırılmış.
  • meşomçiku ark. sağına soluna tıkıştırmak. nana çkimik wineüepe hek hak komeşomçiku. annem çorapları sağa sola tıkıştırdı.
  • meşoneri atn., meşveneri ark. umutlu, umut içinde. meşoneri giyondram. seni umut içinde bekliyorum.
  • meşonu atn., meşvenu ark. ummak, beklenti içerisinde olmak. miti var mepşonum. kimseyi ummuyorum (geleceğini vs.). meşonaşa moyşori (not.): “umacağına umudunu kes”. ğuras meşvens: ölümünü bekliyor, ölüm beklentisi içerisinde.
  • meşuveri ark., meşueri vi., meğvareri atn. bir tarafı ıslanmış. 3ad. meğvareri.
  • meşuvu ark., meşuu vi., meğvaru atn. bir kısmı ıslanmak, bir parçası ıslanmak. porça memaşuru: gömleğimin bir kısmı ıslandı.
  • meşvacu ark., mesvancu atn. dinlenmek, bir yere yaslanarak nefes almak. dodgiti, a wuûa konişvacas: dur, biraz dinlensin.
  • meşvalu 1. atn. dibine kadar içmek, sonuna kadar içmek. wiüara menşu. sigarayı dibine kadar içti. 2. ark. bir şeyin yanında içmek. kapças raüi noşvams: hamsinin yanında rakı içiyor.
  • meşvanu bir noktaya üflemek. şuri mot memoşvanam vuwvinati var gamagnu. nefesini bana doğru üfleme dediysemde anlayamadı.
  • meşvelu atn. yardım etmek. livadi oxaşüus memişveles: bahçeyi ekmede bana yardım ettiler.
  • meşvenu ark., meşonu atn. ummak. hemus mepşvenûi, mara var moxtu: onun gelmesini umuyordum ama gelmedi.
  • metanu ışık tutmak. “hek mot memitanamt hak memitanit hak” ya uziûapuûu hemus. “orama değil burama tutun ışığı burama” demişti o.
  • metfalu 1. kapamak, tıkamak, örtmek (dikey eğimli bir zemin üzerinde). 2. önlük giyinmek. şüa wale konitu: etek giyindi.
  • metoru ark., memşaru atn. itmek. timele kometoru. öteye itti.
  • metu, ndura atn., üuûûuni arş., nure arş., uca sağır. metu na on şeni var dvaguren. sağır olduğu için duymuyor.
  • metuguri atn. ahır kapısının üstünde yapılan tahta dam. metuguris üasûaneşi merwi eyoşüuman: tahta damın üstüne kabak dallarını gezdiriyor.
  • meûa, meûi ark., made atn. (<mada) -den başka, -dan başka. oxoris amaôwüedişi nana meûa miti var ûu: eve baktığımda annemden başka kimse yoktu.
  • meûaxinu azar azar kırmak. muxedu kvas do muûaxinams: oturmuş taşın başına ufak ufak kırıyor.
  • meûaxu kırmak. xe nuûaxu: elini kırdı.
  • meûaüsi ark., meüûasi atn. 1. ipek. 2. ipek böceği. 3. bir armut türü.
  • meûaüsu, meoûaüsu vi., oôarğalu atn. 1. şaşırtmak, konuyu saptırmak, bir iş yaparken ya da konuşurken araya bir başka şeyi sokup şaşırtmak, yaptığnı ya da konuştuğunu unutturmak. memiûaüsams: dediğimi/yaptığımı unutturuyor. 2. şaşırmak, konudan sapmak, araya başka bir laf ya da konu girmesi ile o anda yaptığını unutmak. memaûaüsu do na ptkvaûi gomoöüondu.konudan sapıp ne söyleyeceğimi unuttum.
  • Meûaüulu, meyaru atn., mearu arş., meüanüu vi., mebargalu ark., meûanüu xp. tıkırdatmak, takırdatmak, tıklamak, tıklatmak. eünas memiûaüulams: kapımı tıkırdatıyor.
  • meûalaxeri atn., meşaveri ark. kirlenmiş, kirli. meûalaxeri ponûuli muşi komoydumûu do ndağişe keşüuluûu: kirli, pasaklı pantolunu giyip dağa çıkardı.
  • meûalaxu atn., meşavu ark. kirlenmek, pis ve bakımsız olmak. ponûuli memaûalaxu: pantolonum kirlendi.
  • meûalu 1. serbest bırakmak. wari nuûu/ari nuûalu: suyu saldı, bıraktı. 2. üzerine saldırtmak. coğori memiûales/layöi memiûes: köpeği üzerime saldı.
  • meûalu atn., meûinu ark. 2. vurmak, isabet etmek, değmek. kva tolis konaûu: taş gözüne isabet etti, değdi.
  • meûamberi atn., menûüaberi vi. 1. yapışmış, pres yapılmış. üodas meûamberi karûali var mvawesüodas: duvara yapışmış kağıdı sökemediler. 2. mec. basa basa, vurgulayarak. opşa meûamberi oxaôaru uğun: konuşmaları çok vurgulu, vurgulu konuşuyor.
  • meûambu atn., menûüabu vi. eğimli bir zemin üzerinde bir şeye pres yapmak, yapıştırmak. leûa xes komemaûambu. toprak elime yapıştı.
  • meûaweri atn., meûa3eri ark. üzerine yapışmak, bulaşmak (çamur, hamur, pislik vs.). öoöoxi meûaweri ponûulite gulun: üzerine çamur yapışmış pantolanla geziyor.
  • meûawu atn., meûa3u ark. 1. üzerine sıçramak, bulaşmak; sıvaşmak. meyaperi foûas konaûawu: yoğurt üzerine bulaştı. 2. üzerine sıçratmak, sıçratıp bulaştırmak. badik, xvali üodas konoûawu: yaşlı adam balgamı duvara bulaştırdı.
  • meûeri atn., meûineri ark. değmiş, isabet etmiş, vurmuş. Kva tişe meûeri orûu: taş kafasına isabet etmiş durumdaydı.
  • meûi, meûa ark., made atn. (<mada) atn. –den başka, -dan başka.
  • meûigendğani, öumegendğani vi. den üç gün sonra. handğa, öume, gendğani var meûigendğani: bugün, yarın, öbür gün değil bir sonraki gün.
  • meûiüeri, meûiüineri atn., mewaôeri, mewaôineri ark. üzerine damlamış, damlatılmış. wari meûiüeri: üzerine su damlamış.
  • meûiüinu, meûiüu atn. 1. üzerine damlatmak, sıçratmak. wari konoûiüinu: üzerine su damlattı, sıçrattı. 2. üzerine damlamak, sıçramak. wari komemaûiüinu: su bana damladı.
  • meûişela atn. adanmış, biri adına saklanmış, büyütülmüş. ham xoci, şüimi meûişela orûu: uüai baba şüimik kogamaçu. bu öküz, bana adanmıştı (benim için büyütülmüştü). babam sonradan onu sattı.
  • meûişu atn. 1. adamak, birine atfen saklamak. nana şüimik ağani na diynu xociüa ma memiûişu: annem yeni doğan buzağıyı bana adadı (o buzağıyı benim için büyütecek). 2. musallat olmak, dadanmak. ğeci dixamakvalis konaûişu: domuz patatese musallat oldu. 3. atfetmek. ham Lazuri-turkuli nenapuna, Lazepeşi didi üoçepe; witaşi iskenderi, helimişi xasani do fexri Lazoğlis mevuûişamt: bu Lazca-türkçe sözlüğü, Laz büyükleri, witaşi iskenderi, helimişi xasani ve fexri Lazoğlu’na atfediyoruz.
  • meûüoçu ark., meûoçu atn. üzerine atmak, fırlatmak. a kva komebuûüoçina ti sva muşişe var oxinüanu. üzerine bir taş attıysamda yerinden kımıldamadı.
  • meûüoçu ark., meûomalu atn. 1. Yere atmak. na okaçuûu kva meûüoçu: elindeki taşı yere attı. 2. terketmek. nanak bere muşi meûüoçu do mendaxûu: anne çocuğunu terkedip gitti.
  • meûüva3u ark., meûva3u atn. 1. bir noktaya çarpmak. coğori mundis üeûi noûüva3ams: köpeğin kıçına çubukla vuruyor, çarpıyor. 2. mec. elinin tersi ile vurmak, çarpmak, tokat vurmak. mot oxaôarinam him, a konuûva3i. konuşturma onu, elinin tersi ile bir tane çarp.
  • meûobalu ark. 1. dere/ırmak kenarında küçük çapta bir göl yapmak. ğalis konuûobalu do çxomepe hek kodoloxunu. dere kenarında küçücük bir göl yapıp balıkları oraya oturttu. 2. Bent yapmak, baraj yapmak.
  • meûoberi atn., meûüoberi, meûüobineri ark. gizlice yaklaşarak.
  • meûobu atn., meûüobu, meûüobinu ark. gizlice izlemek, gizlice yaklaşmak. muya ikuman ya do mendraşe memoûobamûes: ne yapıyorlar diye uzaktan gizlice izliyordu. cuma muşis nuûüobu. kardeşini gizlice izledi.
  • meûoçeri atn., meûüoçeri ark. 1. bir yere doğru fırlatılmış, atılmış. 2. atn., mec. kesilmiş, bırakılmış. buzi meûoçeri bere: memeden kesilmiş çocuk.
  • meûoçu atn., meûüoçu ark. 1. bir yere doğru fırlatmak, atmak. üodas lobcape konoûoçu: duvara fasülyeleri fırlattı, attı. 2. atn., mec. kesmek, devam ettirmemek. beres mjalva nuûoçu: çocuğa sütü kesti.
  • meûomaleri atn., meşkvineri ark. bırakılmış. cari meûomaleri: bırakılmış yemek.
  • meûomalu, meşüvalu atn., meşkvinu ark. bırakmak. a oşüomoni cari memiûomalu: bir yemeklik ekmeği bana bıraktı.
  • meûorinu atn., meûüorinu ark. sesli yellenmek. badik xoloti meûorinu: yaşlı adam yine yellendi (sesli).
  • meûrağodu atn. , mebiru ark. birine karşı/ atfen türkü ya da şarkı söylemek.
  • mebiru 1. Ark. Bir kişinin karşı tarafa melodik bir tarzda söz atması fiili; atışmada ilk sözleri söylemek. -üaymaüli kodomidgi/ ar-jur elebusvare (mebiru): bana kaymaklı getir/ bir-iki bandıracağım. –üaymaüli koâiriüo/ sağanis ti gusvare (gebiru): kaymaklıyı bulsan/ sahanı da yalarsın. 2. Atn., vi. Birine karşı ya da birinin dikkatini çekmek için oyun oynamak.
  • meûroxu kırılmak. xami mot meûroxu ya do velen3a kociğu: bıçak niye kırıldı diye kıyâmeti kopardı.
  • meucu ark., meşüinu atn. kulak vermek, kulak kabartmak.
  • Meucu vi. söz dinlemek. Nana skanis nuucare: annenin sözünü dinleyeceksin.
  • mevaderi atn. yüzüne vurulmuş (bir iyilik vs.). süani mevaderi osüuduşe zuğas eüoüaôinu vorsi on/ ren: senin (yaptığın iyiliği) yüzüme vurmanla yaşamaktansa denize atlamak iyidir.
  • mevadu atn. yüzüne vurmak (bir iyiliği, yardımı). iri tevuli memovadams: herşeyi yüzüme vuruyor.
  • meveleri, meleri 1. kopmuş, düşmüş. araşa meveleri m3xulepe tude dobğun: dalından kopup düşmüş armutlar yerde duruyor.
  • mevelu, melapu kopmak, kopup ayrılmak, kopup düşmek. pi3ari orûu svaşe novelu do colu: tahta olduğu yerden kopup düştü.
  • meyaperi atn., mevaperi ark., maqvaperi xp. yoğurt. Meyaperis Lazuûi cari eüunçxu do imxos:yoğurda mısır ekmeği doğramış yiyor. 2. Atn., mec. beddua edilmiş olan.
  • meyapu atn., mevapu ark., meqvapu xp. 1. mayalamak. mjalva nuyams: süt mayalıyor. Koniyu/konavu: mayalandı. 2. mec. beddua etmek.
  • meyaru, meûaüulu atn., mearu arş., meüanüu vi., mebargalu ark. tıkırdatmak, vurmak suretiyle ses çıkarmak. eünas noyarams: kapıyı tıkırdatıyor.
  • meyoöondru atn., meoşletinu vi. hatırda olan bir şeyi geçici olarak unutmak, bir an aklından çıkmak, unutuvermek.
  • meoşletinu vi., meyoöondru atn. 3ad. meyoöondru.
  • meyoûangalu atn. bir vesile ile lafı değiştirmek.
  • meyowimindu vi. havanın düzelmesi, eski halini alması, yağmur yağarken kısa bir süre sonra güneş çıkması. ora meyowimindu. hava eski durumuna geldi, düzeldi.
  • mezaderi atn. yakıştırılmış, uygun bulunmuş.
  • mezadu atn. yakıştırmak, reva görmek. ğura memizadaman. bana ölümü yakıştırıyorlar.
  • mezalu 1. eğimli bir zemin üzerine ezmek. xurma üodas konozu. hurmaya duvarın üzerinde ezdi. 2. mec. tekmelemek, tekmeyle duvara yapıştırmak.
  • mezgvalu atn., meâgvalu vi. 1. istem dışı sıçmak. opşa mot imxo megazgvasere: çok yeme (istemeden) sıçarsın. 2. mec. cıvıtmak, işi fazlaya kaçırmak, yüzüne gözüne bulaştırmak. iôûi vorsi orûuna ti uüai mezgu. önceleri iyi idi ise de sonradan cıvıtttı.
  • meziûu atn. bir kenara çekip durumu söylemek, anlatmak.
  • mezlaôu atn., mezliôu ark. 1. ezmek. mjvabu mezlaôu. kurbağayı ezdi. 2. ezilmek. araba tude nizlaôu. arabanın altında ezildi.
  • mezmoneri düşünceli, bir şeye aklı kalmış, merak içinde. ham ndğalepes opşa mezmoneri on/ ren: lerde çok düşünceli, kafası bir yere takılmış. mezmoneri gâirem, muya gağodu? düşünceli görüyorum, ne oldu sana?
  • mezmonu 1. merak etmek, aklı kalmak. baba şüimi galepes iyeûu: morderi möima moxûuüois didi şüimi konazmoneûu: babam dışarda olurdu. büyük bir yağmur başlayınca babaannem onu merak ederdi, babaannemin aklı babamda kalırdı. 2. düş kurmak, hayal etmek. xolo a mutxa konizmonu. yine bir şeyin hayalini kurdu.
  • mezuru atn. cinsel dürtülerle peşine takmak, kuyruk sallamak. üaûu şüimik muşi sûeri ar sum üaûu konizuru do oxorişe komoyonu. kedim, kendi gibi bir kaç kediyi peşine takıp (cinsel istemlerle) eve getirdi.
  • me3adu atn., o3adu vi. gözlemlemek, izlemek, sınamak. bozomota no3adams: kızı gözlemliyor, inceliyor.
  • me3adu ark., oüonu atn. tatmak, tadına bakmak. çorbas kono3adu. çorbanın tadına baktı.
  • me3oneri sokulmuş, saplanmış. korbas xami me3oneri doğuru: karnına bıçak saplanmış halde öldü.
  • me3onu sokmak, saplamak. tolis n3xiüi konu3onu. gözüne çomak soktu.
  • mewalu atn., mealu ark. 1. sökmek, ayırmak, kaldırmak. xinci mewu: köprüyü yerinden söktü. 2. serbest bırakmak. coğoris konuwüu: köpeği serbest bıraktı (ipini çözdü).
  • mewameri 1. bir yerde vurulmuş, bir yere/yerde sıkıştırılıp vurulmuş. coğori şüimi tamlepunas mewameri bâiri. köpeğimi çalılıklarda vurulmuş olarak gördüm. 2. atn., mec. kıt kanaat geçinen, yoksul. mewameri a svas bozomota komeçu. yoksul bir yere kızını verdi.
  • mewana atn., menwana ark., meûiwana vi. ertesi yıl, gelecek değil bir sonraki yıl. wo varna, wanas var iyuna mewanas ağani a oxori movogare. bu yıl değilse, gelecek yıl, olmasa gelecek yıldan sonraki yıl yeni bir ev inşa edeceğim.
  • mewaôeri, mewaôineri ark., meûiüeri, meûiüineri atn. üzerine damlamış, damlatılmış.
  • mewareri atn., meareri atn. sulanmış. cari muşi mewareri na orûu şeni var maşüomu. ekmeği sulanmış olduğu için ben yiyemedim.
  • mewelimu atn., meomilu ark. bakmak. himus nowes: ona bakıyor. ma memoweri: bana bak.
  • meweri atn., meeri ark. serbest bırakılmış. meweri layöi. serbest bırakılmış köpek.
  • mewileri atn. koparılmış. mewileri oşüuri: koparılmış elma. ti mewileri wiwila sûeri orûu: başı koparılmış yılan gibiydi.
  • mewilu atn. koparmak (meyve, sebze, baş vs.). üuri mewilu: elma kopardı. nçayi ôwilumt: çay topluyoruz.
  • mewinüu ark. mikrop kapıp iltihaplaşmak, azmak (yara için).
  • mewiôu atn., meüiôiru vi. iktisatlı kullanmak, gıdım gıdım kullanmak, çok idareli kullanmak, azar azar kullanmak, kanaatkâr kullanmak. kovali niwiôaman do imxoran: ekmeği azar azar koparıp yiyorlar.
  • mewiwu bir noktada incelmek (solucana benzemekten). toüik şüa memiwiwu: ip belimi sıktı, sıkıp inceltti.
  • meeri ark., meweri atn. 1. sökülmüş, kesilmiş. meeri üafri. yerinden sökülmüş çivi. 2. salı verilmiş, serbest bırakılmış, çözülüp serbest bırakılmış. axiris amavoweriis iri pucepe meeri na orûu bâiri. ahırın içine baktığımda bütün ineklerin salı verilmiş olduğunu gördüm.
  • meomileri ark., mewelimeri atn. bir noktaya bakarak.
  • mfila arş., üoôela aslına benzemeyen, piç. üoôela bere: piç çocuk.
  • mgeri ark., gveri vi., mcveri atn. kurt. txa do mgeri: keçi ve kurt. Coğori menceloni, coğori mskva, muöoti mgvaneri/ Mgeri, xraüa ilepe gexveri: köpek kuvvetli, güzel, nasıl da besili/ kurt sıska, kemikleri dökülmüş dışarı.
  • mgoru atn. 1. görücü, kız istemeye gidenler. Amseri bozomota şüimişi mgorupe moxûanen: bu akşam kızımın görücüleri gelecekler. 2. kız isteme. mgoruşe vulut: kız istemeye gidiyoruz.
  • Kşa vi., kşi atn. Kümes hayvanları için kullanılan defetme ünlemi.
  • Mgoruşe olva atn. kız istemeye gitmek. Biöi şüimi şeni mgoruşe vulut: oğlum için kız istemeye gidiyoruz.
  • mgvana 1. gübre. pucişi mgvana: hayvan gübresi. 2. Besin, gıda (bitkiler için). wo nçayepes mgvana var eyaöopes: bu yıl çaylar yeterince besin alamadılar.
  • mgvaneri 1. besili, semiz. mgvaneri puci. besili inek. 2. Kilolu, şişman. hiüu mgvaneri üoçi var miâirapuûu: o kadar kilolu birisini görmemiştim. 3. gübresi verilmiş, gübreli. mgvaneri leûa. gübreli toprak.
  • mgvanoba besili olma durumu, besililik, semiz olma durumu. ğormoûik himus meçu msüvanoba do mgvanoba: tanrı ona verdi güzelliği ve besililiği.
  • mğaca atn., mğica, monduna ark. 1. çok olgunlaşmış. mğaca m3xuli. olgunlaşmış armut, ciğer gibi.
  • mğaca, mğica 2. ciğer.
  • mğiri vi., bğiri xp. bulanık (su, dere vs.). mğiri wari: bulanık su.
  • mğoüo, ğoüo suda yaşayan yanlamasına hareket eden, çok sayıda ayağı olan, küçük bir canlı. dişisi daha büyük olduğu için balık yemi olarak kullanılır.
  • mğu vi., ololi xp., uhuhu atn. baykuş.
  • ololi xp., mğu vi., uhuhu atn. baykuş. E veraneş ololi/ muper belas dololi: ey viran baykuş/ ne belaya düştün.
  • mğuûu mğuûu arş. bir tür sincap.
  • mxa atn., pxa vi. 1. kılçık. kapçaşi mxa: hamsi kılçığı. 2. mec. keskin, sert, aşırı titiz. mxa sûeri üoçi: kılçık gibi adam, sert, titiz adam. 3. Buğday, arpa gibi bitkilerin başaklarında bulunan taneler döküldükten sonra geriye kalan kısım, tânesiz başak.
  • mxadara arş. biraz yüksekçe yapılan derme çatma divan. mxadaras celancay. divanda yatıyor.
  • mxalale vi., ntxalayi, txolai xp., mxolule atn., mxululi, mxalari arş. kertenkele.
  • mxaôare atn., msinapu vi., msinapora konuşkan. opşa mxaôare nusa uyonuran: oldukça konuşkan bir gelinleri var.
  • mxauca vi. hırçın, yırtıcı. mxauca xoci. hırçın öküz.
  • mxeni atn., pxeni xp. iğ, kirmeni.
  • pxeni xp., mxeni atn. iğ, kirmeni.
  • mxeşi atn., xeşi arş. tutam (tuz, şeker gibi nesneler için). ar mxeşi mcumu. bir tutam tuz.
  • mxiru, mxiace, memxiru, mxiapu, mxirua hırsız.
  • mxişili, xişili atn., mxişi zerre, toz, kum.
  • mxişolya atn., punçxa vi., mxişoa ekmek ufantısı, ekmek kırıntısı. cari imxoûaşa mxişolya opşa dobğams: ekmek yerken çok ufantı döküyor.
  • mxodule atn., xodura ark. hovarda, sikici. Ixi mxodule (not.): boş işle uğraşan, somut birşey üretemeyen, boş laf yapan.
  • mxolule atn., mxalale vi., mxalari, mxululi arş., ntxalayi xp. kertenkele.
  • Mxoyaûe ark., wimwimi atn., öixoûüa arş. cimri.
  • mxo3o ark. bir bitki türü; esnekliğnden ötürü kırılması zordur.
  • mxuci vi., pxuci xp. omuz. mxuci mawunen. omuzum ağrıyor.
  • mçxuş ôurmoli xp. kocabaş kuşu.
  • mxvaûule kemirgen, kemirici.
  • mi kim. si mi ore? sen kimsin?
  • miöinöa vi., minöa atn., miwinwa, meöeöi xp. siğil. xepes miöinöa uğun: ellerinde siğil var.
  • mila, mirasi atn., mile, mili (<tur. mil) misket, bilye. berepek milate ibiran: çocuklar misketle oynuyorlar.
  • mimi vi., mimili arş., lala atn. çocuk dilinde süt. berek mimi şums: çocuk süt içiyor.
  • mimiliöi atn., mimiliüi vi. 1. su değirmenlerinde değirmen taşına dökülen tahılın ayarını yapan kısım. 2. vi., mec. ucu ucuna, kılı kılına. mimiliüis geladgin. ucu ucuna duruyor.
  • mimino atmacanın dişisi (kuş). Mamuliwa, miminoşi mamali ren: “Mamuliwa”, “mimino”nun erkeğidir.
  • minci gelaöüoreri ark., minâi cenwineri atn. “minci”den yapılan bir tür muhlama.
  • Minci vi., minâi atn. çökelek. Ayranın kaynatılması sonucu elde edilen az sulu hayvansal ürün.
  • minta atn. (<lat. mint) nane. kapçoni caris minta kuüatu: hamsili ekmeğine nane kattı.
  • mintere vi. kimler. mintere moxûes: kimler geldi.
  • mipxe atn. yabancı, bilinmeyen biri. mipxeşe mipxe. yabancının biri.
  • mira atn. yüz, çehre, sima. mira süani gomoöondru e bere şüimi! yüzünü unuttum oğlum! baba süani şüala mirape tüvani oüumguran: babanınkiyle simalarınız birbirine benziyor.
  • misa xp. sakin, sessiz. misa xenan: sakin, sessiz oturuyorlar.
  • misiri atn. karakabak. 3ad. ore.
  • misuri arş., omongsure atn. ahırlarda hayvanlara yem konulan yer, yemlik.
  • mitxa, mintxa biri. ar mitxa. herhangi biri. mitxa mulun: biri geliyor.
  • miti kimse. ar miti. bir kimse. miti var. kimse değil. mitis mot uwomer! kimseye söyleme!
  • mitien vi., miûiüere atn. her kim, herhangi biri, biri. mitiens doboxenapaten. birine yaptırırız.
  • mitiüere atn. her kim. mitikere orûas: her kim olursa olsun.
  • miûiüere atn., mitien vi. her kim. miûiüere orûi xolo moxûi. kim olursan ol yine gel.
  • miûili yatağa ve yastığa geçirilen astar.
  • miûriüi atn. Lazlarda bir insan ismi.
  • mja ark., bja xp., mjalva atn. süt. Mja dogubu: sütü kaynattı.
  • mja atn., tani arş. ayran. Mja şums: ayran içiyor.
  • mjaçxa, mjoraçxa xp., atn., bjaşxa, jaşxa meg. pazar günü.
  • mjiri atn., nöolo vi., öüinti xp. taze mısır, süt mısır. Mjiri mebalu: taze mısır pişirmek.
  • mjoli ark., bjoli xp. 1. dut ağacı. mjoli ncas kextu: dut ağacına çıktı. 2. Dut meyvesi.
  • mjora dadala atn., bot. koyu kırmızı renkli boncuk büyüklüğünde taneleri olan bir çiçek.
  • mjora vi., mcura, mcora arş., mjura atn., bjora xp., bja meg. güneş. mjora yulun: güneş doğuyor. mjora moüilams: güneş batıyor. ~ moüoğmalu/ meüolva/ dololva: güneşin batması, güneşin batışı. ~ dranaşa kexûu arş. öğleye yakın vakit.
  • Mjora ntoli 1. Güneşin ilk ışıkları. Mjora ntoli ôicedvaşe livadis orûare: güneş ışını vurmadan önce sen tarlada olacaksın. 2. güneş ışını, ışın.
  • mjoranda Lazca’da bir bayan ismi.
  • mjuju ark., mzuci atn., zoo. eşek arısı. mjujuk memonâu. eşek arısı soktu.
  • mjvabu vi., cvabu arş., zoo. 1. kurbağa (genel anlamda). 2. kara kurbağası.
  • mkveri, mkiri, mçveri un. mkveri şvelums: hamur [un] yoğuruyor.
  • müaseri tıka basa doldurulmuş, pres yapılarak doldurulmuş. mûate müaseri üalati. ot ile tıka basa doldurulmuş sepet.
  • müoli atn., nüoli xp., zoo. çekirge.
  • müorida zoo. tahtakurusu böceği.
  • müudi vi., müidi xp. ağaçkakan.
  • müulaneri kısaltılmış. müulaneri toüi. kısaltılmış ip.
  • müule kısa. müule toüi. boyu kısa olan ip.
  • müyapu ark., möapu atn. çakal. müyapu doxro3ku. çakal geberdi.
  • müyapu öanda ark., möapu duguni atn. çakal düğünü. aynı anda güneş ve yağmur olması. yaz aylarında olur.
  • müyapuksini ark., möapunksini atn., periksini vi. patlatıldığında içinden ağır bir toz bulutu çıkaran bir mantar türü.
  • mludi atn., âemuri ark., ğayla atn. sincap. mludi ğunis kamaxûu: sincap kovana girdi.
  • mo, moy arş., mot 1. niçin. mo idi? niçin gittin? 2. olumsuzluk bildiren bir kelime. mo ikum! yapma! mo ulu! gitme!
  • moadgile 1. etrafında dikilen, duran (kişi). 2. Vezir, başbakan. Mapak moadgiles geçinadu: kral veziri görevlendirdi. 3. Koruma, bodyguard. Moadgilepek domoçuleûines: korumalar beni kurtardılar.
  • moagalu ark. meogalu atn. bir alışkanlığı unutmak, terketmek, bir alışkanlıktan vazgeçmek (isteyerek ya da istem dışı).
  • moağaperi vi., eoğeri ark., magebi xp. kaymak. moağaperi dido nostoneri rûu: kaymak çok lezzetliydi.
  • moaxtimu ark., moyolva atn. karşıdan bu tarafa geçmek. melenüaleşe komoyoxûu: karşıdan bu tarafa geçti.
  • mobaleri atn., moüideri ark. arkasına almış, yüklenmiş. üaôulas bere mobaleri noğaşa kocexûu: çocuğu arkasına yüklenmiş halde çarşıya kadar gitti.
  • Çala saman. 3ad. Nçala.
  • mobalu atn., moüidu ark. 1. sırtına almak, yüklenmek. Lazuûi nçala yuki komoybu: mısır samanı yükünü sırtına aldı. 2. yüklenmek. üalati komoybu. sepeti sırtladı.
  • Mobumeri, Moberi sf. sırtlanmı, sırtına almış. Bere üaôulas mobumeri a ndğeri gza idu: çocuk sırtında bir günlük yol gitti.
  • mocgialu şaha kalkmak. n3xeni emüutu do moicgiyalu: at ürktü ve şaha kalktı. (kay: Lazuri ûeksûebi, 151. Öykü).
  • moconi atn., oxara ark., moydoni arş. su değirmenlerinde ters piramit biçimindeki tahıl deposu.
  • moçitu kurtulmak, yakasını sıyırmak.
  • moçoderi boşalmış, boş, tükenmiş.
  • moçodineri boşaltılmış, bitirilip boşaltılmış. moçodineri üalati. boşaltılmış sepet.
  • moçodinu boşaltmak. oxori moçodines: evi boşalttılar.
  • moçodu boşalmak. çoyi moyçodu, miti var dosüudu: köy boşaldı, kimse kalmadı.
  • moçvalu atn. 1. üstünü açmak. dudi muçu: başını açtı. 2. üstü açılmak. dudi mvaçu. başı açıldı. 3. deşifre etmek.
  • moöadu atn., moöüadu ark. üzerine çakmak. oxori eünas pi3ari komuöadu. evin kapısının üzerine tahta çaktı.
  • moöapxu 1. çarpmak. 2. mec. tokatlamak. beres komuöapxu: çocuğa tokat attı.
  • moöibreri 1. kaçınmış, sakınmış. 2. sabır göstermiş, sabırlı.
  • moöibru 1. Sabretmek, kaçınmak, sakınmak, sessiz kalmak. muti şeni var moiöibrams: hiçbir şey için sessiz kalmıyor, sabretmiyor. 2. sabretmek, sabır göstermek. moviöibriüo mu ivaseûu: sabretsem ne olacaktı?
  • moöirderi 1. koparmış. toyöi moöirderi puci. bağını koparmış inek. 2. mec. çocuk düşürmüş, düşük yapmış. ham xorâa jur bere moöirderi ren. bu kadın iki kez çocuk düşürmüş. 3. sezeryanla doğmuş. 4. anw. fırlama.
  • moöirdu atn., moöüidu ark. 1. koparmak. pucik toyöi moiöirdu. inek bağını kopardı. 2. atn., mec. çocuk düşürmek, düşük yapmak. nusas bere muöordu. gelin düşük yaptı.
  • moöüa ark. ilk.
  • moöüideri ark., meöapxeri atn. dik bir yere çarpmış, toslamış.
  • moöüidu ark., meöapxu atn. dik bir yere çarpmak, toslamak. ncas komaöüidu. ağaca çarptı, tosladı.
  • modgalu atn. ana gövdeye parça eklemek.
  • modgitinu ark., mogutinu atn. 1. bir yerin önünde durmak, abanmak. üoçis mudgitu: adama (adamın üzerine) abandı. 2. Üzerine dikilmek/durmak. komomidgitu: üzerime dikildi.
  • moduli ark., monduli atn. verimli toprak, bitek toprak. (kay: fahri Lazoğlu).
  • modvalaşe atn. belden aşağı giyilen şey.
  • modvalu 1. giyinmek. üurta komoydu. (kadınlar için) donunu giydi. 2. giydirmek. beres wendeöi komodu. çocuğa çorabı giydirdi. 3. sap takmak. argunis saôluği komodu. baltaya sap taktı. 4. Vi.Toslamak, çarpmak. ncas komobadvi: ağaca tosladım.
  • modvalu ark., üuçxe modvala atn. ayakkabı. modvalu dabriwu: ayakkabısı yırtıldı.
  • modveri giyinmiş, giymiş (belden aşağısı için). üurûa modveri: (kadınlar için) don giyinmiş.
  • Mogapa xp. kazanç, kâr.
  • mogapu xp., oöüindu vi. kazanmak. geöareli mogams: para kazanıyor.
  • mogoru uğramak, ziyaret etmek. ôaôu şüimi movigorit. dememe uğradık, ziyaret ettik.
  • mogutinu atn., modgitinu ark. 1. bir yerin önünde durmak, abanmak. penceres komugutu: pencereye abandı. 2. üzerine dikilmek. ma komomigutu: üzerime dikildi.
  • moğmalu atn., vi., momalu ark. getirmek (cansız). mûüaşe dişka moğams: ormandan odun getiriyor.
  • moğorderi kanmış.
  • moğordineri kandırılmış.
  • moğordinu ark., atn., moğerdinu xp. 1. Kandırmak. bere a nezite moğordines: çocuğu bir cevizle kandırdılar. 2. Yanıltmak. 3. Aldatmak. msüvanoba muşite momoğordinu: beni güzelliğiyle aldattı.
  • moğordu 1. kanmak. bere ar neâis moğordu: çocuk bir cevize kandı. 2. Yanılmak. 3. Aldanmak. msüvanoba muşis mobğordi: güzelliğine aldandım.
  • moxa atn. bir erik türü. erken dönemde olgunlaşır.
  • moxande meg., madulyale, madulye atn. işçi.
  • moxedineri, moxederi abanarak oturmuş.
  • moxedu üzerine doğru oturmak, abanarak oturmak. gyaris komuxedu. yemeğe abandı.
  • moxoleri atn. yakınlaşmış, yaklaşmış. him ğuras moxoleri ren: o ölümüne yaklaşmış.
  • moxolu atn. felâketin yaklaşması, yakın olması durumu. mogoxolun, ar mutxa gağodasere: yakındır, başına bir şey gelecek. momoxoluran, miğuranpete var vinâğet. başımıza bir şey gelecek, elimizdekiyle yetinmiyoruz.
  • moxtimu ark., moxûimu atn. gelmek. süani moxtimu var diöis. senin gelmen gerekmiyor.
  • moxunu üzerine doğru oturtmak. bere caris komuxunu. çocuğu yemeğe oturttu.
  • moxvadu 1. icap etmek, gerekli olmak. hişo moxvadums: öyle icap ediyor. 2. müstahak olmak. uwvi vorsi iyu, moxvadudorûu: söylediğin iyi oldu, o buna müstahaktı, o bunu haketmişti. 3. uygun düşmek. hişo oxinapu moxvadu. öyle yapmak uygun düştü. 4. ark. rastlamak, denk gelmek. mtuti incirûuşa mopxvadi. ayı uyurken rastladım, denk geldim.
  • moxvadu ark., eyoûalu atn. rastlamak, rast gelmek, üzerine rastlamak. avlas xerûuşa mopxvadi: avluda otururken rastladım.
  • moxvalu atn. 1. kendine doğru küremek. 2. atn. bir yere kapamak. korme moxu: tavuğu hapsetti. 3. üzerini kapamak, örtmek. cari mûuûas moxu: ekmeğin üzerini külle kapadı.
  • moxvera atn., okotumale, kotumale ark. tavuk kümesi.
  • moxveri 1. kendine doğru kürenmiş. 2. atn. üzeri örtülmüş, kapatılmış, hapsedilmiş, mahpus. moxveri na orûu korme gale muya dulya uğun: hapsedilmiş tavuğun dişarda ne işi var.
  • mojna atn., vojna arş. serbest, rahat. amseri iri tevuli mojna on/ ren: herşey serbest.
  • mokosu kendine doğru süpürmek. pavri moykosams: yaprağı kendine doğru süpürüyor.
  • mokotu atn., mokoûu ark. 1. tersine katlamak. 2. mec. tokatlamak. üoûulas komukotu: ensesine tokadı patlattı.
  • moktala atn. dönemecin arkası, dönemecin bittiği yer, dönemecin görünmeyen tarafı. moktalas iyondramûu: dönemecin bittiği yerde bekliyordu.
  • mokti dönemeç, viraj.
  • moüaçinu sığındırmak, korumak üzere yerleştirmek. ar oxoris movokaçinit. bir eve sığındırdık, yerleştirdik.
  • moüaçu atn., mokaçu ark. 1. sığınmak. möima moxûus ar nca tude moyüaçu. yağmur gelince bir ağacın altına sığındı. 2. mec. kendine mal etmek, sahiplenmek. babaşe na dosüudu leûape komoyüaçu. babadan kalma topraklara sahip çıkıyor, sahipleniyor. 3. kucaklamak. bere muşi komoikaçu. çocuğunu kucakladı.
  • moüaleri arş. kartlaşmış, kart. moyüaleri nçayi. kartlaşmış çay.
  • moüalu arş. kartlaşmak. nçayi moyüalu: çay kartlaştı.
  • moüanu 1. Bir yere doğru sallamak/ salıtmak/ gidip gelmek, üzerine doğru hareket etmek, sallamak. 2. mec. cinselliği çağrıştıracak biçimde beden hareketi yapmak. ncas muüanams: ...
  • moüideri ark., mobaleri atn. arkasına almış, yüklenmiş. üaôulas moüideri: arkasına almış, yüklenmiş.
  • moüidu ark., mobalu atn. 1. sırtına almak, yüklenmek. üalati komoiüidu. sepeti yüklendi. 2. sırtına vermek, yüklemek. nçala komomoüidu. mısır samanını sırtıma yükledi.
  • moüiüiliweri atn. kıvrılmış, kıvım kıvrım.
  • moüiüiliwu atn. 1. kıvırmak. 2. kıvrılmak. toma mvaüiüiliwu: saçı kıvrıldı.
  • moüitxu, mentfalu ark., cegoru atn. ziyaret etmek. 3ad. cegoru.
  • moüla vi. halat ya da zincirin gemiden denize salınması; Lazca’da bir denizcilik terimi. kodobği, moüla! dök, serbest bırak, sal!
  • moünimu tutunmak. xes komomaünu. elime tutundu.
  • moüobğalu arkasına dökmek (katı). jilemonas dişüa komoüomibğes: evimin arkasına odun döktüler.
  • moüobğeri atn. arkasına dökülmüş (katı).
  • moüocineri atn. arkasına yatmış.
  • moüocinu 1. arkasına yatırmak. bere didi muşişi üaôulas komoüocinu: çocuğu ninesinin arkasına yatırdı. 2. arkasına yatmak. bere vorûişa didi şüimişi üaôulas komoüovacineûi. çocukken ninemin arkasına yatardım.
  • moüoçvalu atn. 1. arkasını açmak. 2. arkasına aşırmak.
  • moüoçveri atn. arkasını açmış, arka tarafını açmış.
  • moüoöapu atn. başlamak. iraroğorda dulyas komoüoviöit. hep birlikte işe başladık.
  • moüoöeri atn. başlanmış. moüoöeri dulya var açodines: başlanmış işi bitiremediler.
  • moüodagu arkasını kesmek, arka tarafını çentmek.
  • moüodgalu arkasına koymak, arkasına yerleştirmek. öuüani piliûa üaôulas komoüodgu: kazanı sobanın arkasına yerleştirdi, koydu.
  • moüodgeri atn. arkasına yerleştirilmiş, konulmuş.
  • moüodginu atn. 1. arkasına dikmek. 2. arkasına dikilmek.
  • moüodvalu 1. arkasına koymak. 2. mec. karşı koymak, direnmek. baba süanis mot moüudum, e bereşüimi. babana karşı diklenme ey çocuğum.
  • moüodveri atn. arkasına konulmuş.
  • moüogutinu atn., moüodgitinu ark. 1. arkasında durmak. komoüomigutu: arkama durdu. 2. Korumak, Korumaya almak, sahip çıkmak. gomapines do cemçaneûu, si va moüomigutiüo: üzerime üşüşüp döveceklerdi, sen korumasan.
  • moüoğmaleri atn., moüoğameri vi. 1. dolamış, arkasına dolamış. xepepe şüas moüoğmaleri guluûes: ellerini birbirlerinin bellerine dolamış geziyorlardı. 2. vi. öteden beriye getirilmiş/ yollanmış.
  • moüoğmalu atn., vi., moüomalu ark. 1. arkasına dolamak, arkasından geçirmek, atlamak, dolamak. toyöi alis komoüuğu. ipi boğazına doladı. şüas xe komoüuğu. elini beline doladı. 2. Vi. Öteden beriye doğru getirmek/yollamak. kovali komoüomiği: ekmeği yolla.
  • moüoğuru bir şeyin arkasında ölmek.
  • moüoxedu arka tarafına oturmak. üaôulas komoüomixedu. arka tarafıma oturdu.
  • moüoxtimu ark., moüolva atn. arkasından dolanmak.
  • moüoxunu arkasına oturtmak. üaôulas komoüixunu. arka tarafına oturttu.
  • moüoxvalu arkasını/arkasından küremek.
  • moüomgutu atn., moüodgitu ark. 1. arkasına durmak. 2. mec. arkasına saklanmak, gizlenmek. ncas komoüimgutu: ağacın arkasına gizlendi.
  • moüorçalu arkasına sermek. dopinaşe eünas komoüurçi. sergi bezlerini kapının arkasına ser.
  • moüoru bağlamak, arkasına bağlamak. puci komoüoru. ineği bağladı.
  • moüosûulinu arkasından kaydırmak.
  • moüosûvalu arkasından kaymak.
  • moüosvaru arkasına dizmek.
  • moüoşkvalu 1. arkasından dolandırmak. 2. arka tarafı kopmak.
  • moüüomu arkasında yemek.
  • moüotfalu önünü kapamak. ma mo moüomatve! benim önümü kapama.
  • moüoûaxu arkasını kırmak.
  • moüoûoberi atn., moüoûüoberi ark. 1. arkasına saklanmış. 2. arkasına saklanarak.
  • moüoûobu atn., moüoûüobu ark. arkasına gizlenmek, saklanmak. a buülas moüiûobu. Bir tomruğun arkasına saklandı.
  • moüoûoçeri atn., moüoûüoçeri ark. 1. arkasına atmış. 2. mec. atlatmış. ham dulya ti moüoviûoçi: bu işi de atlattım. a moüuûoçi: bir basamak atlatıyor,
  • moüoûoçu atn., moüoûüoçu ark. 1. arkasına atmak, aşırmak. toyöi ncas moüuûoçu: ipi ağaçtan aşırdı. 2. mec. atlatmak, savuşturmak. ham dulya ti moüoviûoçit. bu işi de atlattık, savuşturduk.
  • moüoveleri aşmış. ordoşe milvapuûeües hus noğa moüoveleri vorûateûu: erkenden gitmiş olsaydık şimdi çarşıyı aşmış olurduk. ora moüoveleri: zamanı aşmış.
  • moüovelu atn. aşmak. muüu raüanis na moüovuvelit şüu ti var mişüuran: kaç tepeyi aştığımızı biz de bilmiyoruz.
  • moüozlaôu arkasında ezmek.
  • moüo3onu arkasına dikmek. ğurais a môalu moüogi3onare. ölünce başucuna bir kazık dikeceğim.
  • moüowalu atn., moüoalu vi. arkasından kesmek/sökmek.
  • moüowopxu arkasına inşa etmek. oxori üaôulas a üalivi komoüovuwopxi: evin arkasına bir kulube inşa etttim.
  • moüvateri 1. kesilmiş. 2. mec. soyu tükenmiş, ortadan kalkmış.
  • moüvatu 1. kendine doğru kesmek. 2. mec. soyu tükenmek. şüuni mûüapes ğeci moyüvatu: bizim dağlarda domuzun soyu tükendi. 3. Vi. mayalanmak, mayaya gelmek.
  • molabğalu içine dökmek (katı nesneler için, kapalı iç mekan). piliûas markvali molabğu. sobanın içine yumurtaları koydu.
  • molabğeri içine dökülmüş (katı nesneler için, kapalı iç mekan). piliûas molabğeri na orûu dixamakvalepe oiöui? sobaya konulmuş olan patatesler piştimi?
  • molacinu 1. içine yatmak (kapalı iç mekan). 2. içine yatırmak. korme nuüvatu do piliûas komolacinu: tavuğu kesip sobanın içine yatırdı (koydu). 3. içine devirmek.
  • molaöopu içinde yakalamak (kapalı iç mekan). korme moxveras komolaôöopi. tavuğu kümesinin içinde yakaladım.
  • moladgalu içine yerleştirmek (kapalı iç mekan). ûepsi piliûas komoladgu: tepsiyi sobaya koydu.
  • moladgeri içine yerleştirilmiş (kapalı iç mekan). kapça piliûas moladgeri mevaşüvidorûu: hamsiyi (kabın içindeki) sobaya koyulmuş olarak bırakmıştım.
  • moladvalu içine koymak (kapalı iç mekan). dişüa piliûas komolabdvi. odunu sobaya koydum (kapalı iç mekan).
  • moladveri içine konulmuş (kapalı iç mekan). piliûas dişüa moladveri orei? sobaya odunu koymuş musun?
  • molagutinu atn., moladgitinu vi. içinde durmak (kapalı iç mekan).
  • molağaru 1. beriye doğru çizmek. 2. mec. yan çizmek, vaz geçmek, caymak. iôûi ho ya miwves, uüai ti molağaru: önce bize evet dedi, sonradanda yan çizdi.
  • molağmalu beriye getirmek (katı nesneler için). melendo mûa moleşa moliğams: öteden beriye kadar ot getiriyor.
  • molağurinu içinde öldürmek (kapalı iç mekan). dida odas komolağurines: yaşlı kadını odada öldürdüler.
  • molağuru içinde ölmek (kapalı iç mekan). badi odamuşis xavala xvala komolağuru: yaşlı adam odasında yapayalnız öldü.
  • molaxedu 1. içine oturmak (kapalı iç mekan). üaûu idu do on3xenis komolaxedu. kedi gidip tavan arasına oturdu. 2. hapse girmek. a üoçi dowamu do xapisis komolaxedu. bir adam vurup hapse girdi.
  • molaxosüu atn., molaxro3ku vi. içerde gebermek (kapalı iç mekan). moxveras iri kormepe komolaxosües: kümeste yavukların tamamı geberdi.
  • molaxtimu ark., molaxûimu atn. beriye doğru geçmek, öteden bu tarafa geçmek. melendo ağne molaxtu: öteden bu tarafa yeni geçti.
  • molaxuneri 1. kapalı bir mekanda oturtulmuş. 2. hapsedilmiş. wanape muşi molaxuneri goluûoçu: yıllarını hapiste geçirdi.
  • molaxunu 1. içerde, kapalı bir yerde oturtmak, koymak. ütahu odas komolaxunu. kediyi odaya oturttu, koydu. 2. hapsetmek. muti cunaxi na var uxinapuûu üoçi komolaxunes: hiç günahı olmayan adamı hapsettiler.
  • molajvalu atn. beriye doğru uçup geçmek.
  • molaüaçinu atn., molakaçinu ark. sıkıştırmak (kapalı bir mekanda). xoci axiris molaüaçinu: öküzü ahırda sıkıştırdı.
  • molaüaçu atn., molakaçu vi. tıkılı kalmak, sıkışıp kalmak (kapalı iç mekanda). oxoris moloviüaçit. evde tıkılı kaldık.
  • molaüaôinu koşarak beriye geçmek. muya ağodu var mişüun, moluüaôamûuşa bâiri. ne olduğunu bilmiyorum, beriye doğru koşarken gördüm.
  • molaüoru kapalı bir mekanda bağlamak. puci axiris komolaüoru. ineği ahıra bağladı.
  • molamsüvalu atn., molamskvalu vi. içinde yumurtlamak.
  • molancğonu beriye göndermek, ötedeki birinin bir şeyi beriye göndermesi. gurbani nuüvateis a ûuûuli ti şüu komolomincğones: kurban kestiklerinde bir but da bize gönderdiler.
  • molanûoru beriye doğru çekmek, yaklaştırmak.
  • molapatxu içeriye silkelemek (kapalı bir mekana). puûucepe ğunis komolapatxu: arıları kovanın içine silkeledi.
  • molasüudu atn., molaskidu ark. içinde kalmak (kapalı bir mekanda). muüu wana xapisepes komolasüudu: yıllarca hapislerde kaldı.
  • molasûulinu atn., molastvinu ark. 1. beriye kaydırmak. 2. kapalı bir mekanın içine kaydırmak.
  • molasûvalu atn., molastvalu ark. 1. beriye kaymak. 2. kapalı iç mekana kaymak.
  • molasvalu beriye doğru sürmek. çemane golusums molusums: kemençeyi (yayını) bir öteye bir beriye doğru sürüyor.
  • molasvaru içine dizmek (kapalı bir mekana). dişüape pa3xas komolasvaru: odunları “pa3xa”nın içine dizdi.
  • molaşinu ark. 1. bir kişinin ya da olayın ‘adı konmamasına’ ya da ‘sözü edilmemesine’ rağmen anımsatılması; dolaylı olarak hatırlatmak. m3udi na miwu molobuşini. bana yalan söylediğini hatırlattım. 2. çağrışım sonucu hatırlamak. Lazuri nena bognais ôaôuli molomaşinen. Lazca konuşulduğunu duyunca dedemi hatırlıyorum.
  • molaşkvalu beriye geçirmek. a mutxa şeni bere komolomişüu: bir şey için çocuğu bana gönderdi (ben olarak ifade edilen beri tarafta bulunmaktadır).
  • molatoru kendine doğru çekmek, beriye çekmek, sürüklemek. alis toüi cevudvit do molaptorit. boğazına ip takıp beriye doğru çektik.
  • molaûaxu 1. beriye doğru kırmak. kva timole molaûaxu: taşı beriye doğru kırdı. 2. içinde kırmak. 3. içini kırmak.
  • molaûobu atn., molaûüobu ark. içinde saklanmak (kapalı bir mekanda). oxoris moloviûobi. evin içinde saklandım.
  • molaûoçu atn., molaûüoçu ark. 1. beriye doğru fırlatmak. süeôali timele golaûoçaman, timole molaûoçaman. keseri bir öteye doğru bir beriye doğru atıyorlar. 2. içeri fırlatmak, atmak (kapalı bir mekana). süeôali oxoris komolaûoçu: keseri evin içine doğru fırlattı, attı.
  • molaûrağodu atn., molabiru ark. içeride türkü söylemek (kapalı bir mekanda). oxori muşis molaûrağodums do koxen. evinin içinde türkü söyleyip oturuyor (yaşıyor).
  • molayonu atn., molaonu vi. beriye getirmek (canlı bir varlığı). xoci melendo moleşa moliyones şa şuri keyales: öküzü öteden beriye getirene kadar canları çıktı.
  • MoLazdaleri 1. Beriye doğru çekilmiş. 2. kapatılmış (kapı vs.).
  • moLazdalu 1. kendine doğru çekmek. toüi timole moLazdit. ipi kendinize doğru çekin. 2. kapamak, kendine doğru çekip kapamak (kapı vs.). neüna moLazdu. kapıyı kapadı.
  • moLazderi 1. beriye doğru çekilmiş. 2. kapalı, kendine doğru çekerek kapanmış (kapı vs.). moLazderi eüna: kapalı kapı.
  • moLazgimoöu tutup kendine doğru bükmek, beriye doğru bükmek.
  • moLazlaôu atn., moLazliôu ark. içinde ezmek (kapalı bir mekana).
  • molawamu içinde öldürmek (kapalı bir mekanda). badi do dida axiris komolawames: yaşlı kadın ve erkeği ahırın içinde vurdular.
  • molawelimu atn., molaomilu ark. 1. içine bakmak. muüu puci uyonun ya do axiris a komolaweru. kaç ineği var diye ahırın içine şöyle bir baktı. 2. beriye bakmak. melendo molawes: öteden beriye doğru bakıyor.
  • mole beri taraf, sol taraf. mole moliği. beriye doğru getir.
  • mole moğmalu atn., not. tekrar ortaya koymak, gündeme getirmek. oşi waneri dulyape mole moliğam do oxaôaru mot conâiram! yüz yıllık işleri gündeme getirip niye tartışma yaratıyorsun!
  • molendo beriden, bu taraftan. leûape şüimi var gamapçiüo molendo moleşa iri şüimi orûaseûu: topraklarımı satmasam öteden beriye kadar hepsi benim olacaktı.
  • molendoni, moleni berideki, bu taraftaki. melendoni süani, molendoni şüi orûas: ötedeki senin, berideki benim olsun.
  • moleni, molendoni beri taraftaki, berideki.
  • molenüale atn. bu taraf, bu yaka, kişinin o an bulunduğu yaka, taraf.
  • molina atn., volina ark. serbest, boş, sahipsiz. dunya molina âirii? dünyayı boş, sahipsiz mi gördün?
  • mololva atn., molaxtimu beriye doğru geçmek. melendo moluluûuşa bâiri. öteden beriye doğru geçerken gördüm.
  • molva 1. gelmek. haşo mulun: bu tarafa geliyor. 2. Aşmak (dağ, tepe vs.). raüanepe mobili: tepeleri aştım. 3. Sökülmek, yerinden kopmak/çıkmak. pi3ari molu: tahta yerinden söküldü/sökülüp düştü.
  • momgvala, mamgvali, mungvala vi. yuvarlak. momgvala kva. yuvarlak taş.
  • momuperi ark. koyu renge yakın. momuperi porça dolokunûu: koyuya yakın bir renkte elbise giyiyordu.
  • moncğonu buraya, bu tarafa göndermek. karûali komoncğonu. mektubu gönderdi.
  • monöe vi., monöğve, üloxo atn., monöva xp. anaç tavuk.
  • monöineri, monöaperi 1. olgunlaşmış, olgun, yetişmiş (armut vb.). monöineri m3xuli aina var dosüudu: dalda hiç olgunlaşmış armut kalmadı. 2. atn., not. monöineri nolams: olgun olanı düşüyor, ölüyor
  • monöinora yaz mevsimi. üaûa monöinoras dobadona şkimişe vulur do ôaôuli şüimi na ikteûu svalepes şuri govombam: her yaz memleketime gider, dedemin dolaştığı yerlerde bir nefes alırım.
  • mondgalu ağzına diklemek. ari komoyndgu: suyu ağzına dikti.
  • mondriüeri 1. bükülmüş, eğilmiş. dudi mondriüeri mşüvela. tepesi eğilmiş fidan. 2. Kambur.
  • mondriüu bükmek, eğmek. üvelas dudi mundriüu: fidanın başını eğdi/büktü.
  • mondruüu bükülmek, eğilmek. üvelas dudi mundruüu: fidanın başı büküldü/eğildi.
  • monduna ark., mğaca atn. çok olgunlaşmış, ciğerlenmiş. monduna m3xuli. ciğerlenmiş armut (içi renk olarak ciğere benzemiş).
  • mongoneri istekli, arzulu, niyetlenmiş. noğaşe olva mongoneri vore. çarşıya gitmeye çok istekliyim.
  • mongonu niyet etmek, niyetlenmek, arzulamak, istemek. muti oxinapu var momangonen: hiçbir şey yapmaya niyetli değilim, hiçbir şey yapmayı arzulamıyorum. momangonasere dulya ti vikum: arzuladığım işi de yapıyorum.
  • moni ark., zenişi atn. 1. inci. 2. boncuk.
  • monüa 1. ağır. monüa dişüa torums: ağır odun taşıyor. 2. ağır hasta. didi şüimi opşa monüan: ninem çok ağır hastadır.
  • monüanoba ağırlık.
  • monta atn., mota, motali ark., üuluni 1. torun. didi şüimis montalepe muşi opşa alimbeûu: ninem torunlarını çok severdi. 2. yavru. üoçi monta. insan yavrusu. ğeci monta. domuz yavrusu.
  • montaloni, montalonyayi atn., motaloni ark. 1. torun sahibi. 2. yavrulu.
  • montxapu 1. vurmak. kursi muntxams: tekme vuruyor. 2. mec. sürekli kazanmak. kocudgu a vorsi dulya para moyntxams: iyi bir işi kurdu parayı vuruyor (iyi para kazanıyor).
  • monûinu atn. 1. koklamak. purki moynûinams: çiçek kokluyor. 2. koklatmak. üuçxe munûinams: ayağını koklatıyor.
  • Monûüori, monûqori meg. 1. Güzün kırkılan koyun tüyü; yün. Sûvelis mçxurepes toma duğvanöes: sonbaharda koyunun yününü kırktılar. 2. Koyun ve kuzudan ilkbaharda kırkılan tüy; yapağı.
  • monûro3u ark., moşüvalu atn. bulunulan yere doğru (toprak için) kopmak, heyelan olmak.
  • monâineri 1. artmış, fazlalık. monâineri na orûupe ti süani orûas: Artmış olanlar da senin olsun. 2. Zamlanmış, zam yapılmış, zamlı.
  • monâinu 1. artmak, fazlalık gelmek. ari mvanâinu: su arttı, fazlalaştı. 2. arttırmak. pucik mjalva munâinu: inek sütü arttırdı. 3. Zamlanmak. üvalis manâinu: peynir zamlandı. 4. Zam yapmak. kovali do mcumus munâines: ekmek ve tuza zam yaptılar.
  • monwaleri, elamskveri atn., elam3kveri ark. şımarık. monwaleri bere: şımarık çocuk.
  • monwalu atn., elam3kvalu ark. 1. şımarmak. berepe moynwales: çocuklar şımardı. 2. tmak. bere opşa monwales: çocuğu çok şımarttılar.
  • monwva atn., munwi ark. yavru (fare ve domuz yavruları için). mtuci monwva. fare yavrusu. ğeci monwva. domuz yavrusu.
  • mooğalu 1. üstünden geçirmek, üstünden aşırarak geçirmek. 2. mec. üstünden almak. mjas magebi mouğams: sütün üzerinden kaymağı alıyor.
  • mootfalu üzerini örtmek. m3kapes kerki komoutu: kovanların üstünü ağaç kabukları ile örttü.
  • mopinu 1. Üzerine sermek/yaymak. Eyorçalape öarmas komupinu: çarşafları odun yığınının üzerine serdi/yaydı. 2. Üzerine serilmek/ yayılmak. Mşali nçayis komvapinu: sarmaşık çayların üzerine yayıldı/serildi. 3. beriye doğru gütmek. pucepe oxori tere mupinams: inekleri eve doğru (bu tarafa doğru) güdüyor.
  • mopor3u atn., moôro3u ark. (küçük) bir parça soymak. üiti moypor3u: parmağını bir parça/birazcık soydu.
  • moôiceri atn. gönlü alınmış. bere moôiceri miyonun. çocuğun gönlünü almış durumdayım.
  • moôicu atn. gönlünü almak, gönlünü kazanmak. modvalu uindrudo nana muşi komoyôicu. ayakkabı satın alıp annesinin gönlünü kazandı.
  • morçilu atn. kafasına yatmak, uygun bulmak. ham puci momarçilu: bu ineği uygun buldum. ağani sica opşa var momarçilu: yeni enişte pek kafama yatmadı, pek uygun bulmadım.
  • morderi atn., didi ark. büyük. a morderi kva kogoyodves: büyük bir taşı üzerine koydular.
  • morderi atn., rderi ark. 1. büyümüş, büyük. morderi bere: büyümüş çocuk.
  • mordineri atn., rderi ark. büyütülmüş. süani mordineri bere haüu iyen: senin büyütmüş olduğun (senin tarafından büyütülmüş olan) çocuk bu kadar olur.
  • morgalu atn. inşa etmek, bina etmek. oxori morgams: ev inşa ediyor, evi bina ediyor.
  • morgeri atn. inşa edilmiş, yapılmış. ağani morgeri oxori. yeni inşa edilmiş ev.
  • morkvali boyunca. a tuta morkvali. bir ay boyunca. jur wana morkvali si var maâiru. iki yıl boyunca seni göremedim. a ndğa morkvali vinciri. bir gün boyunca uyudum.
  • moro 1. tabi, elbette, Tabiki, elbetteki. moro moro. tabi tabi. 2. ya. moro mu! ya ne!
  • morûalu atn., moûalu ark. salmak, üzerine salmak. sifûeri orûiöis komurûu: atmacayı bıldırcının üzerine saldı.
  • morûapu atn., moûüapu ark. dolamak, sarmak. orûapu şüas komurûu: kemeri onun beline doladı.
  • morya atn. hamsi suyu. üapçaşi morya. hamsinin suyu.
  • mosa ağ. raxna mosa: örümcek ağı.
  • mosaüule ark., bodaüali atn., mosaüali arş., owiloni vi. ucunda file takılı olan uzun sırık. uzak dallardaki meyveleri toplamak için kullanılır.
  • mosela sahur, kalkma zamanı. remezanis, moselas moviselet: ramazanda, sahurda kalkıyoruz.
  • moselaneri sahur için, sahura dair. moselaneri gyari: sahur yemeği, sahur için hazırlanmış yemek.
  • Remezani (<gln.) ramazan ayı, oruç tutma ayı.
  • Namazi (<gln.) namaz.
  • Abdezi (<gln.) abdest.
  • Xuûôe (<gln.) hutbe.
  • Xoca (<gln.) hoca.
  • Muezini (<gln.) müezzin.
  • Vaizi (<gln.) vaaz.
  • Bayrami bayram.
  • moseleri 1. kalkmış. moseleri vorûatşa vigzalat: kalkmışken gidelim. 2. Kalkarak, ayakta. Moseleri ixaôaûu: (ayağa) kalkarak konuşuordu. 3. (erkeklik organı için) sertleşmiş, dikleşmiş, erekte olmuş. Moseleri ole: ereksiyon halindeki penis.
  • moselu 1. kalkmak. üulişe moyselu: iskemleden kalktı. 2. kaldırmak. üulişe moselu: iskemleden kaldırdı. 3. göç etmek. opuûeşe moyseles do môolişe mendaxûes: köyden göç edip istanbul’a gittiler. 4. göç ettirmek. opuûarepe moseles: köylüleri göç ettirdiler.
  • mosica amolva atn. iç güvey olarak evlenmek. mosica amaxûasere: iç güvey olarak evlenecek.
  • mosica atn. iç güvey. ham oxoris, mosica amaxûu: bu eve, iç güvey olarak girdi.
  • mosica amolveri atn. iç güvey olarak evlenmiş. xorâaşi oxoris mosica amolveri orûu: kadının evine iç güvey olarak girmişti.
  • moskaûeri dağınık. moskaûeri oxori. dağınık ev.
  • moskaûu dağınık olmak. oxori komomiskaûes: evimi dağıttılar.
  • mosüofi, rusi moskof, rus.
  • mosüudu atn., moskidu ark. artmak, arta kalmak. haüu ti mosüudu: bu kadar da arttı. muti var momosüudu: bana hiçbir şey artmadı.
  • mosûiüeri atn., mostikeri ark. çekip koparılmış. mosûiüeri pupuli. koparılmış çıban.
  • mosûiüu atn., mostiku ark. 1. çekip koparmak. pupuli moysûiüu: çıbanını kopardı. 2. mec. tokatlamak.
  • mosûvalu atn., mostvalu ark. kaymak, kaymaktan dolayı tutunamamak, tutamamak. var dvaüaçu, musûu: tutamadı, kaydı.
  • mosvacinu atn., moşvacinu ark. dinlendirmek. coğorepe movosvacini: köpekleri dinlendirdim.
  • mosvaloni atn. ekmek bandırılarak yenen fasülye ezmesi.
  • mosvalu 1. kendine doğru çekerek sürmek. cari lus komusu. ekmeği lahanaya bandı. 2. mec. kendini mastürbe etmek, mastürbasyon fiili.
  • mosvaru tek tek dizmek, tümünün üstünden geçmek, tümüne bakmak. iri oxorepe komovisvari: tüm evleri teker teker dolaştım, gezdim.
  • moşaxtimu ark., moşüolva atn. ortaya çıkmak, belirmek. siti nakele moşaxti? sende nerden çıktın ortaya, nerden belirdin?
  • moşaleri xp. bozuk (mekanik yapılar için).
  • moşalu 1. arş. kesici aletlerin çok kullanılmasından dolayı kesici özelliğini kaybetmesi. 2. ark. kurulu düzeneğin boşalması. mtugi ragi komoişalu: fare kapanı boşaldı. saaûi moişalu: saaatın zembereği boşaldı.
  • moşatanu ark. 1. Parlamak. 2. arasından gözükmek. mendilişen moşatanur: tülbentin içinden gözüküyorsun.
  • moşinale atn. öldükten sonra kötü anılmaya neden olan davranış ya da durum. ham xorâa eöopu do a moşinale kododu. bu kadınla evlenerek öldükten sonra kötü anılmasına neden olacak bir durum yaratmış oldu.
  • moşineri atn. kötü söz söylenilmek sureti ile hakarete uğramış ölü.
  • moşinu atn. kötü söz söylemek sureti ile ölüye hakaret etmek. ğurerepe mot moşinumt! ölüleri kötü anmayın!
  • moşüayonu atn., moşaonu ark. ortaya çıkarmak, peydahlamak (canlılar için). ar üoôela komoşüiyones: bir piç peydahladılar.
  • moşüolva atn., moşüaxûimu atn. 1. ortaya çıkmak. 2. peydahlanmak, belirivermek. ham nakele moşüaxûu var mişüun. bu nerden ortaya çıktı bilmiyorum.
  • moşüvalu atn., monûro3u ark. bulunulan yere doğru (toprak için) kopmak.
  • moşoreri atn. umudunu kesmiş, umutsuz. molvamuşi moşoreri vore. onun geleceğinden umutsuzum, umudumu kesmiş durumdayım.
  • moşoru atn. umudunu kesmek. si üoçi vati iya, mogişori. sen adam olmazsın, umudumu kestim senden.
  • moşvaceri ark., mosvaceri atn. dinlenmiş, nefes almış. moşvaceri bore: dinlenmişim, dinlenmiş durumdayım.
  • moşvacinoni ark., mosvacinoni atn. 1. dinlenme zamanı, tatil. 2. dinlenme yeri.
  • moşvacu ark., mosvancu atn. dinlenmek. ar wuûa komobişvaci. biraz dinlendim.
  • moşvalu 1. kafaya dikerek içmek. nçayi komoyşu. çayı kafasına dikip içti. 2. Fondip yapmak, dibini bulmak.
  • moşvoni, moşvaloni içimlik. ar moşvoni wari: bir içimlik su.
  • mot, mo, moda, muda, moy Niçin, niye. mot moxûi? niçin geldin? moda moxti: niye geldin.
  • mot, mo, moy eylemin yapılmamasını ifade eden olumsuzluk eki. fiillerden önce kullanılır. mot ibir! oynama! mot ibga! ağlama!
  • mota, motali ark., monta atn. 1. torun. 2. yavru. üaûu motali. kedi yavrusu.
  • motferi, motfaleri örtünmüş, örtmüş, örtük, kapalı. dudi motveri: başını örtmüş, kapamış.
  • motoru kendine doğru çekmek, sürüklemek. coluûuşa komovitori. düşerken kendime doğru çektim.
  • motragu ark., moturgu atn. üstünü örtmek (çatı, bidon vs.).
  • motvalu üstünü örtmek/ kapamak. tolimotvala komoytu: gözlüğü taktı (örttü).
  • moûaxeri 1. ark. üzerine kırmak (yumurta vs.). 2. atn., mec. sertliği kırılmış, yumuşatılmış. moûaxeri ûaroni. sertliği kırılmış hava.
  • moûaxu 1. kendine doğru kırmak. 2. üstün gelmek, üstünlük kurmak. parate momiûaxes: parayla üstünlük sağladılar.
  • moûaüu ark. koşturmak (at için). 3xeni moyûaüams: atı koşturuyor.
  • moûi tanrı, ilah, tapınılan şey. moûi tobestofulla: tövbeler olsun tanrım.
  • moûi aûişi arş. aman tanrım ya da kahretsin tanrım (?)!
  • moûi öurûila atn. aman tanrım, allah kahretsin (?)!
  • moûişi tanrım! tanrıya atfen söylenen bir söz.
  • moûroxu atn. 1. mec. sertliği kırılmak, yumuşamak, gevşemek. opşa xuçe uğuûu, moûroxu: çok kızgındı, yumuşadı. 3. sertliğini kırmak, yumuşatmak.
  • moûuüsaleri atn. asık suratlı. haşo moûuüsaleri mot xe?. niçin böyle suratını asmış (asık suratlı bir şekilde) oturuyorsun?
  • moûuüsalu atn. surat asmak. ma mot momiûuüsalam! bana niye suratını asıyorsun!
  • moûva3u atn., moûüva3u ark. 1. bir noktaya doğru çarpmak, vurmak. 2. atn., mec. tokat atmak. beres a komuûva3u: çocuğa bir tokat attı.
  • movaru vi. 1. Kabul etmemek. Hemuk, noğaşa moxtimu moivaru: o, çarşıya gelmeyi kabul etmedi. 2. razı olmamak. 3. rıza göstermemek. 4. inkâr etmek. ğoma na tkupe moivaru: dün söylediklerini inkâr etti.
  • movelu, molu kopmak, düşmek. üodaşe kafri molu: duvardan çivi düştü.
  • Moyazu, moazu vi., atn., moqazu xp. kendine doğru yontmak.
  • moydoni su değirmenlerinde değirmene giden suyun kanala akmasını engelleyen tahta parçası.
  • moydoni arş., oxara ark., moconi atn., modini xp. su değirmenlerinde ters piramit biçiminmdeki tahıl deposu.
  • moyobalu üzerinden aşmak, taşmak (sıvılar için). ari dudişe moyomobams: su başımı aşıyor.
  • moyobğalu atn., moabğalu ark. 1. karşı taraftan bu tarafa dökmek (katı nesneler için). meobğams moyobğams: bir o tarafa döküyor, bir bu tarafa döküyor. 2. üzerine dökmek. nçala mxucis komoyubğu. samanı omuzuna yerleştirdi/döktü.
  • moyobğeri atn., moabğeri ark. üzerine dökülmüş (katı nesneler için).
  • moyocinu atn., moacinu ark. 1. üzerine yatmak. 2. üzerine yatırmak. 3. mec. omuzlamak, sırtlamak. nca şurite komoyicinu: canlı (yaş) bir ağacı omuzladı.
  • moyoçvalu atn. 1. üstünü açmak. xorâas dudi moyuçu: kadının başını açtı. 2. üstü açılmak. xorâas dudi moyaçu. kadının başı açıldı.
  • moyoçveri atn. üstü açık. moyoçveri otva. üstü açık çatı.
  • moyoövalu atn., moaövalu ark. tepesi yanmak. inerite nçayepes dudi moyaöves: buzlamadan dolayı çayların tepesi (filizleri) yandı.
  • moyodginu atn., moadginu ark. 1. tepesinde durdurmak. 2. tepesinde durmak.
  • moyodvalu atn. 1. üzerine koymak. 2. mec. omuzuna almak. mxucis nca komoyidu. ağacı omuzladı. 2. omuzuna vermek. nca komoyudu: ağacı omuzuna koydu.
  • moyogutinu atn., moadgitinu ark. tepesinde durmak.
  • moyoğmalu atn., mooğmalu ark. 1. karşıdan beriye getirmek (cansız). 2. üstünü almak. mjalvas magebi moyoğu. sütün kaymağını aldı. 3. üstünden geçirmek. mçiri dudişe moyuğu. balmumunu başının üzerinden geçirdi (nazara karşı bir işlem).
  • moyoğuru üzerinde, üstünde ölmek. nca tis komoyoğuru: ağacın tepesinde öldü.
  • moyoxedu atn. tepesine oturmak. nca ûiûilis komoyoxedu. ağacın tepesine oturdu.
  • moyoxunu atn. tepesinde oturtmak.
  • moyoxvalu atn. üstünden, tepesinden dökülmek.
  • moyoxvatu atn., moaxvaûu ark. üstünü, tepesini kemirmek.
  • moyokosu atn., moakosu ark. üstünü süpürmek, üst tarafını süpürmek.
  • moyoüaôinu atn., moaüaôinu ark. 1. üstünden atlamak. daçxuris moyoüaôams: ateşin üzerinden atlıyor. 2. karşıdan beriye atlamak. orubaşe moyuüaôu. derenin üzerinden beriye atladı.
  • moyoüoru atn., moaüoru ark. üstünü bağlamak.
  • moyolva atn., moolva ark. karşıdan bu tarafa geçmek. xincişe moyulun: köprünün üzerinden bu tarafa doğru geçiyor.
  • Moyondru atn. bir an beklemek, çok kısa bir süre beklemek. a komoyondru do komelidu: bir an bekleyip ağzına koydu.
  • moyoningtu atn. 1. tepe taklak devirmek. nomşaru do moyoningtu: itip devirdi. 2. devrilmek. ti asenu do moyininktu: başı dönüp devrildi, düştü.
  • moyonu atn., moonu vi. getirmek (bir canlıyı).
  • moyorgalu atn. 1. Üstüne dikmek. 2. üstüne inşa etmek.
  • moyosüudu atn., moaskidu ark. tepesinde kalmak.
  • moyosûulinu atn., moastvinu ark. üstünden kaydırmak.
  • moyosûvalu atn., moastvalu ark. üstünden kaymak.
  • moyosvalu atn., moasvalu ark. tepesine sürmek.
  • moyosvaru atn., moasvaru ark. üzerine dizmek.
  • moyoşiru atn., moaşiru ark. tepesını aşındırmak.
  • moyoşüoru atn., moaöüoru ark. tepesini kesmek (hızar, orak vs.).
  • moyoşüvalu atn., moaşkvalu ark. karşıdan beriye geçirmek.
  • moyoşoru atn. üstünü sıyırmak, açmak.
  • moyotoru atn., moatoru ark. üstünden çekmek, üstünden çekip almak.
  • moyoûaxu atn., moaûaxu ark. üstünü kırmak, tepesini kırmak.
  • moyoûoçu atn., moaûüoçu ark. aşırmak, üzerinden fırlatmak, üzerinden atmak.
  • moyovelu atn., moolva ark. 1. üstü açılmak. dudişe mandili moyogovelu: başından peştemalın açıldı, düştü. 2. üstünden düşmek.
  • moyoyoxu atn. karşıdan beri tarafa çağırmak
  • moyo3onu atn., moa3onu ark. tepesine saplamak, dikmek, sokmak. boûriüas wuôi komoyo3onu. şişeye tıpayı soktu.
  • moyowalu atn., moaalu ark. üstünden çıkarmak; üstünden çekip almak; açmak. mandili moyowu: başından peştemalı çekip aldı. dudi moyiwu: başını açtı.
  • moyowelimu atn., moaomilu ark. karşı yakadan beri tarafa doğru bakmak. melenüaleşe moyowes: karşı taraftan bu tarafa bakıyor.
  • moyowopxu atn., moawopxu ark. tepesine kurmak, tepesine inşa etmek. üinçik obğemuşi nca ûiûilis moyowopxu: kuş yuvasını ağacın tepesine kurdu.
  • mozari ark., muzari atn. dişi dana/buzağı. mozarik moyöirdu. buzağı bağını kopardı.
  • mozdalu kendine doğru çekmek. ncaş ara moyzdams: ağacın dalını kendine doğru çekiyor.
  • mozura arş. (<tur. zor) bıkkınlık, bezginlik. mozura komomalu: bıkkınlık geldi.
  • mozurderi arş. bıkmış, bezmiş.
  • mozurdu arş. bezmek, bıkmak, bir işi sürekli yapmaktan bıkmak. he dulyaşe mobizurdi/ mobzurdi. bu işten bıktım. kapçaşen mobizurdi. hamsiden bezdim, bıktım.
  • mo3onu saplamak, sokmak. korbas xami komo3onu. karnına bıçağı soktu.
  • mowalu atn., moalu ark. 1. sökmek, söküp almak. pi3arişe üafri mowu: tahtadan çiviyi söktü. üaôulaşe yuki mowu: sırtından yükünü çekip aldı. para movowit. parayı söküp aldık. 2. bağını çözmek. puci mowu: ineğin bağını çözdü.
  • mowme xp. şahit, tanık. mowmepek m3udi isinapes: şahitler yalan konuştu.
  • mowoxvalu atn. 1. ayaklanmak, hep birlikte ayağa kalkmak. 2. Isyan etmek, ayaklanmak. haşo diyasna iri mowovixvatere: böyle olursa hepimiz ayaklanacağız, hep birlikte ayağa kalkacağız.
  • mowoüaôinu atn. aniden havaya fırlamak, aniden kalkmak. oüiinu domagurus mowovuüaôi: bağırtıyı duyunca ayağa fırladım.
  • mowondinu beğendirmek. muşi muwondinams: kendini beğendiriyor.
  • mowondu beğenmek. miti var mowondrun. kimseyi beğenmiyor.
  • mowonu 1. el yordamı ile (tahmini olarak) tartmak. ar komoywoni. elle tahmini olarak tarttı. 2. kaale almamak. ma hini moviwoni. onları kaale almadım. 3. arş. kaale alınmamak. hinik ma var momiwones: beni kaale almadılar, ben kaale alınmadım. 4. Küçümsemek.
  • mowopxeri 1. donanmış, donatılmış. mowopxeri oxori. donatılmış ev. 2. donatılmış gelin. mowopxeri nusa: donatılmış gelin.
  • mowopxu 1. donatmak. oxori komowopxu: evi donattı. 2. gelin donatmak. nusa mowopxuman: gelini donatıyorlar.
  • mowuôinu vi. öpücük kondururken çıkarılan sese benzer bir sesle atmacayı kendine çağırmak. sifûeri moywuôinams: atmacayı kendine çağırıyor.
  • mowuûura vi., cewulva atn. nispeten küçük, diğerine göre küçük. ncalepeşi mowuûura na ren eüvatu: ağaçların arasında nispeten küçük olanını kesti.
  • mpalu, palo vi., palu atn., pale meg. yavan. palu cari: yavan ekmek.
  • mpuena yerden bitme.
  • mpuleri 1. saklı, gizli. iri tevuli mpuleri miğun: herşeyi saklamışım. 2. saklayarak, gizleyerek.
  • mpuli atn. (<tur. pul), ili, üumbi arş., üoôöa tur. düğme.
  • mpunela atn. gevşek, yayvan. mpunela üoçi: gevşek adam.
  • môala atn., ôalalo ark., ôalo arş. dilsiz, lâl, konuşamayan. mot var ixaôa môala oreyi? niye konuşmuyorsun dilsiz misin?
  • môalu atn. (<lat. palus ), masari vi. kazık.
  • môiri atn., üorğoni, üoğoni ark., üoğona arş. sivri sinek. môiri sûeri deviyi. sivrisinek gibi dinamikleştim.
  • môoli do minare dodginu atn., not. istanbul ile minare vaad etmek. “olmadık her türlü vaatte bulunmak ama sonuç alamamak” anlamında bir deyim.
  • Môoli, ôoli istanbul şehri.
  • môoluri 1. istanbul şehrinden olan. 2. Istanbul şehri ile ilgili olan. 3. Istanbul’a özgü.
  • môuri atn., ôruzi ark. at sineği.
  • mqui xp., marsiği, qvaoci leş kargası.
  • mseli atn., pseli vi. sidik.
  • msici xp., msuci sarmaşık.
  • Msuciloni sarmaşıklı, sarmaşıklarla örülü olan. msuciloni m3xuli: sarmaşıklarla örülü olan armut ağacı.
  • msinapu vi., mxaôare atn., sinapora konuşkan, sıcak kanlı. dido msinapu do âi3inace ren. çok konuşkan ve güleç biridir.
  • mskibu, pskibu xp., karmaûe değirmen.
  • msüva atn., mskva, mskvana vi. güzel. msüva bozomota: güzel kız.
  • msüvalitina atn. (daha çok küçük olan şeyler için) güzel. Msüvalitina da süani: senin güzel küçük kız kardeşin.
  • msüvanoba atn., mskvanoba vi. 1. güzellik. Msüvanoba muşite guri omiöu: güzelliği ile yüreğimi yaktı. 2. Yakışırlık, yakışır olma durumu.
  • Mskveri geyik.
  • msora uyuz. msora aünu. uyuz bulaştı.
  • msorida atn., msurida vi., msiida xp. ağaç incir kuşu.
  • msubuki, subuka ark., çorçi arş. hafif.
  • msuci atn., msici ark. sarmaşık.
  • msursu atn., msirsu ark. egzama hastalığı. süani derdite msursu devii. senin derdinle egzama oldum.
  • msurula arş. dalsız ağaç.
  • msuûoloci pazıya benzer yabani bir bitki.
  • msuûulya arş., suûulya, msûolya atn. pazı bitkisi.
  • msva 1. Atn. kuş tüyü. 2. kanat. üinçi msva. kuş kanadı. bobola msva. böcek kanadı. 3. mısır ve pırasa gibi bitkilerin yaprağı. Lazuûi msva. mısır yaprağı.
  • mşaçi, şaöi atn., siaüi xp. kalkan balığı.
  • mşaxui xp., balabani atn. örümcek kuşu.
  • mşalti ark., mşali atn. tarla sarmaşığı.
  • mşiridoni ark., şüelidoni, şilidoni atn., şüirdoni xp. kırlangıç.
  • üer daâi xp., mûüa, layöi ansüli atn. daha çok ormanlık alanda bulunan, odunsu gövdeli, sert ve iri dikenleri bulunan bir diken türü.
  • üeri atn., mşkeri ark. orman gülü, kumar ağacı.
  • mşkiri, coğormşkiri xp., öanöurina, layöi öanöurina atn., öuruli arş. baştan kara kuşu, uzun kuyruklu baştan kara kuşu.
  • üomule atn., möüomura ark. yiyici, obur.
  • üorineri arş., mşkorineri vi. aç, acıkmış. dido mşüorineri vore. çok açım, acıkmışım.
  • üorini arş. açlık. iri bğurut mşüorinite: hepiniz açlıktan ölüyoruz.
  • üurinace atn., şkurinace vi., maşkurineci, muanaûi korkak. üurinace üoçi: korkak adam.
  • üvela atn., mşkvela vi., pşkvela xp., orgaşe meg. fidan. txombu mşüvela: kızılağaç fidanı.
  • mşva ark. yaban domuzunun boynuzu.
  • mşvavila vi., arş., şamia atn. çok süt veren inek türü, çok sağılan inek türü.
  • mteli ark., iri atn. tüm, bütün, hepsi. mteli kiana: tüm dünya. mteli kogoyomabğes: hepsi üstümüze geldi.
  • mteli-xolo ark., iri-xolo vi., iri-tevuli atn., iri peli meg. Herşey, tümü, tamamı, hepsi. makvalepe mteli-xolo oöüomes: yumurtaların tümünü yediler.
  • mtfila, mtvila, tfila arş. domuz yavrusu, burtlak. 3ad. ğeci monta.
  • mtilana atn., tilane xp. gerçekten, sahiden. mtilana hişo var on! gerçekten öyle değil ya!
  • mtini ark. doğru, gerçek, sahi. mtini miwvi! doğru söyle!
  • mtinoba doğruluk. zoôonpes mtinoba var uğun: söylediklerinde doğruluk yok.
  • mtiri kayınpeder, kaynata. Mtiri şüala opşa va ixaôarinen: kayınpederle fazla konuşulmaz.
  • mtori ipek artıklarından dokunan, püskülleri olan, bel bağı olarak kullanılan kemer.
  • mtoru atn. (bağı) çözülmüş. üurta mtoru. donunun bağı çözülmüş.
  • mtuci atn., mtugi ark., mtui arş., xp. fare. mtuci obğe var inûras orore eüiüorams (atn., dnot.): fare yuvasına sığmayınca yanına kabak bağlar.
  • mtura atn., ktura, nktura vi., moktura xp. 1. değişme, değiş tokuş, takas. wendeçepe şüuni mtura doôat. çoraplarımızı değiş tokuş yapalım. 2. karşılıklı kız alış verişi yapmak. bozomotalepe mtura ikuman: karşılıklı olarak birbirlerinin kızlarını erkek çocuklarına gelin olarak veriyorlar.
  • mtviri vi. 3ad. mturi.
  • mturi atn., mtviri ark. kar. mturi mtums: kar yağıyor.
  • Mturoni atn., mtviroloni, mtvironi ark. 1. karlı, üzerinde kar bulunan. 2. Kar yağışı olan hava.
  • mturi mwine atn. karın erimesine sebep olan yağmur, kar eriten. ndğura mturi mwine möimûu: demin kar eriten yağmur yağıyordu.
  • mtuti zoo. ayı. mtuti monta: ayı yavrusu.
  • mtuti monta atn., mtuti motali ark. ayı yavrusu.
  • mtuti ôuûuci atn., badomeyi ark. bal vermeyen zehirsiz bir arı. Yuvasını kuru toprak zeminde yapar. Normal bal arısına göre daha iricedir. Vucudu hafif tüylü ve renki olur. Çıkardığı vızıltı kaba olduğundan olsa gerek ayı (mtuti) önadıyla isimlendirilmiştir. ısırmaya fazla eğimli değildir.
  • mtutiçeli atn., tutin3ela ark. üst göz kapağında kızartıya dayalı olarak görülen bir göz kapağı hastalığı, arpacık.
  • mtveri karın yağmış olması durumu. ham orapes ngolapes mtveri iyen: bu zamanlarda yaylalara kar yağmış olur.
  • mûa atn., mûüa ark. 1. atn. ot. mûa şüorums: ot biçiyor. 2. orman. 3. vi. bir tür kalın diken.
  • mûakorme atn., akotume vi., mûüakotume xp. çulluk.
  • mûeri düşman (kay: Lô.)
  • mûe3i atn., mûüe3i ark. 1. atn. ağaç kabuğu. ncas mûe3i guwams: ağacın kabuğunu soyuyor. 2. fındık ya da kestane fidanının dikey olarak bölünüp şerit şekline getirilmiş hali.
  • mûi bit. mûi itu: bit türedi. celaxunapes loya mo cibas mûi itfasere: sedirin üstüne tatlı şeyler dökülmesin, bit türeyecek.
  • mûi var noçaüun arş., not. çok fakir olanlar için kullanılır.
  • mûineri kaçmış, firari, kaçak. xapisişe mûineri: hapis firarisi.
  • mûineri atn., meûaleri ark. 1. atn. serbest bırakılmış. meûeri coğori. serbest bırakılmış, salınmış köpek. 2. üzerine salınmış (kapması için).
  • mûkori üaûu ark., mûuri üaûu atn. yaban kedisi.
  • Mûüa xp., üer daâi xp., laüi danâi vi., layöi ansüili atn. daha çok ormanlık alanda bulunan, odunsu gövdeli, sert ve iri dikenleri bulunan bir diken türü.
  • mûüa, ûüa ark. xp., mûa atn. 1. ark. xp. orman (kay: lô.). 2. atn. ot.
  • mûüe3i ark., mûe3i atn. 3ad. mûe3i.
  • mûüo ark., mûu arş. karış. ar mûüo: bir karış.
  • mûüoinace xp., mec. toygar, taş kuşu.
  • mûüori ark., mûuri atn. yabani, vahşi. mûüori skindinape. yabani hayvanlar. oxine skindinape. evcil hayvanlar. mûüori üoçi: yabani insan, vahşi insan.
  • mûüori wiğveli ark. yabani sülük. 3ad. wiğveli.
  • mûüora ark. küf.
  • mûuri atn., mûüuri vi., mûüori xp. yabani, vahşi.
  • mûuri üaûu atn., üaûumûüori ark. yaban kedisi.
  • mûurileûa yabani toprak, verimsiz toprak.
  • mûuûa kül. mûuûas to anûala: küle karışasın (beddua).
  • mûuûalyayi küllü, küle bulanmış.
  • mûuûas to anûala mçm. küle karışasın.
  • mûva atn., noüepi ark., nonöepi arş. iplik.
  • mûveri atn., üveri vi. zehirsiz, kör yılan.
  • mu, muya ne. mu ûüvi? ne dedin? mu iven? ne oluyor?
  • muöe atn., muöo arş. 1. Gelir gelmez, yapar yapmaz, görür görmez gibi ifadelere benzer yapıları karşılamaya yarar. muöe mofûi him bâiri: gelir gelmez onu gördüm. muöe/muöo diinu ibgaru: doğar doğmaz ağladı. 2. Öyle ki…. üaûa bigas jur dudi uğun, muöo emti do gemti (dnot.): her çubuğun iki ucu vardır, öyle ki biri altta biri üstte/madalyonun iki yüzü vardır. 3. … olmak üzere. Jur coğori mionun, muöo uça do kçe: siyah ve beyaz olmak üzere iki köpeğim var.
  • muöe atn., muöo arş., muöoşi xp. muöeşi xp. nasıl. muöo ivasen? nasıl olacak? muöe re/ye? nasılsın?
  • muöotiren ark., encami atn. nasıl olsa, sonunda, nihayetinde.
  • mudara atn. 1. kötünün iyisi, ehven-i şer. himu şüala arti mudaran: ona göre diğeri iyi. 2. arş. özelliksiz, eksiklikleri olan. himu hiüu mudara bere var oren: o, o kadar eksik, yarım yamalak çocuk değildir. 3. vi. derme çatma.
  • muxa öiladi pazar’ın noxlamsu köyünde bir yer adı.
  • muxlama pi3ari arş. çok çok ince tahta.
  • muxuxi ark., emxu atn. köstebek.
  • muk ark. kendi, kendisi. muk vu: kendi/kendisi yaptı.
  • muüu ne kadar (zaman için). muüu wana? kaç yıl? muüu tuta? kaç ay? muüu ndğa? kaç gün? muüu fara? kaç kez?
  • mula hayvanlar tarafından sevilen, besleyici yaprakları olan bir karaağaç türü.
  • mumgvali atn., mungvala ark., margvali meg. yuvarlak. mumgvali kva: yuvarlak taş.
  • mumuli oyapu atn., not. birisinin başına horoz kesilmek. üoçi mumuli domayes: adam başımıza horoz kesildi.
  • mumuli, mamuli. mamali 1. horoz. mumulik üriyams: horoz ötüyor. 2. Kanatlılarda ve genellikle kuşlarda erkek. mumuli/mamuli möaci: erkek sinek.
  • mumuliwa, mamuliwa 1. olgunlaşmamış horoz. 2. Kuşlarda erkek. anöe mumuliwa: erkek doğan. sifûeri mumuliwa: erkek atmaca.
  • munçki ark., munöği atn. kirpi.
  • mundean atn. ne zaman, ne zamandan beri. mundean var moxûi! ne zamandır gelmedin!
  • mundeaşa, mundeşa ne zamana kadar, ne zamana dek. mundeaşa hak ore? ne zamana kadar burdasın?
  • mundeneri ne zamanki. mundeneri dulya! ne zamanki iş!
  • mundes atn., mundğas ne zaman. mundes moxûare? nezaman geleceksin?
  • mundi 1. dip. zuğa mundişa cexûare: denizin dibine inesin. 2. göt, kıç. mundi üundyayi. kıçı boklu. mundi var gağvaraşa çxomi var iöopen (atn., dnot.): kıç ıslanmadan balık tutulmaz.
  • Muntereşi vi. onların, onlara ait. ham oxori muntereşi ren: bu ev onlarındır, onlara aittir.
  • mundi dolodvalu atn., not. Iyice yerleşmek, iyice yerleştirmek, kendine yer tutmak/yer etmek. ar mundi kodoloduri ôoûe vati gamaxûas: o bir yerleşti mi bir daha çıkmayacak.
  • mundi moçvalu atn. 1. kıçını açmak. 2. not. foyasını ortaya çıkarmak, foyasını ortaya koymak, deşifre etmek, teşir etmek. mundi movuçvit. foyasını ortaya çıkardık, deşifre ettik. 3. foyası ortaya çıkmak, deşifre olmak. mundi mvaçu: foyası ortaya çıktı.
  • mundi oüonwalu atn. 1. birilerine karşı birleşmek; kıçını birbirine değdirmek. 2. not. yakınlaşmak. ham ndğalepes mundi koüonwes: lerde yakınlaştılar.
  • mundiüvali atn., çaylaği xp. çaylak kuşu.
  • muntere vi. onlar. munterek miwves: onlar söyledi.
  • munûri mexunu atn., munûuri mexunu vi. kurtlanmak, üzerine kurtcuk oturmak. m3xulis munûri konoxedu: armut kurtlandı.
  • munûuri ark., munûri atn. kurtcuk. üuris munûuri konoxedu: elmaya kurtcuk kondu, elma kurtlandı.
  • munâuri balığın ağız kısmı.
  • munwi vi., monwva atn. fare yavrusu.
  • muperi, muyaperi 1. ne biçim, nasıl. 2. ne renk. 3ad. Muyaperi.
  • mureci, muraci xp. kasvetli hava, yağmur havası.
  • murgi vi., ûapuli atn. yumak (iplik vs).
  • muri ark., mawarisûe arş., maware atn. erkek arı.
  • murun3xi yıldız. möita murun3xi: kızıl yıldız.
  • murun3xiş meûüoçu ark., not. bir işi çok zor başarmak. murun3xi mepûüoçi: bir işi çok zor başardım.
  • muruûepe Lazlarda bir kabile adı (pazar ilçesinde).
  • musandara eski Laz evlerinde kullanılan gömme dolap.
  • musûaöi atn., oşumeşi vi. bıyık. musûaöepe golibğu: bıyıklarını traş etti.
  • muşebura, muşeburi ark. 1. kendi kendine, kendi için. muşebura iôaramitams: kendi kendine konuşuyor. 2. kendince, kendine özgü.
  • Muşi üçüncü tekil şahıs zamiri. Oxori muşi: evi. ~ şeni: kendi için. muşi şeni ibgas: kendisi için ağlıyor. ~şeni (arş): akrabalık bakımından yakın olan.
  • muşeni ark., muyaşeni atn. 1. ne için, niçin. muşeni moxti? niçin geldin? 2. ne diye. nca muşeni godagum ?: ağacın çevresini ne diye çentiyorsun ?
  • mutepe ark. kendileri. mutepek moğanen: kendileri getirecek.
  • mutxa atn., muntxa vi. şey. ar mutxa: bir şey. mutxa doûüu: bir şey dedi. mutxa ûüu: şey dedi.
  • mutxaperi atn. garip, acaip. ar mutxaperi üoçi: garip bir adam.
  • muti atn., mutu vi. bir sey. muti var! hiçbir sey!
  • mutuen vi., muûiüere atn. her ne. mutuen isinapams: her ne olursa konuşuyor.
  • mutuyi ark., delfini (<lat.) yunus balığı.
  • muûiüere atn., mutuen vi. her ne. muûiüere i! her ne yaparsan yap!
  • muya, miya, mu ne. muya iûu? ne diyorsun? muya moği? ne getirdin? muya ôa! ne yani!
  • muyaperi, muperi 1. ne biçim, nasıl. ham muyaperi dulyan! Bu ne biçim iştir! 2. ne renk. muyaperi porça dologonkos? Ne renk gömlek giyiyorsun?
  • muyaşeni, muşeni ne için, niçin. muyaşeni moxûi? niçin geldin?
  • muzari atn., mozari ark. dişi dana.
  • muwuwi xp. fındık faresi.
  • mzaxali ark., natase meg. 1. Akraba. 2. hısım.
  • mzesüu atn., mzesku vi. karakuş.
  • mzguda 1. Nebat, bitki. 2. mısır fidanı.
  • mzguleci vi., mâguci xp. taze fındık dallarının bükülmesi ile hazırlanan ve ağaç vs.’yı belli bir yere monte etmek/bağlamak için kullanılan bir tür sicim. ntxiri bigaşi mzguleci doöimoşu do ğoberi konoüoru: fındık çubuğundan “mzguleci” eğirip onunla çiti bağladı. üoçi üoçiten, ğoberi mâguciten (dnot): insan insanla (tutulur), çit ise sicimle tutulur/bağlanır.
  • Ax acı ya da kederden dolayı çıkarılan bir ses, ah.
  • mzoğa xp., zuğa atn., zğva meg. deniz. mzoğauça: karadeniz.
  • mzuci atn., mjuju ark. iri yapılı bir tür eşek arısı. mzucik memom3xu: eşek arısı soktu.
  • mzumale 1. ölçücü, ölçen. 2. ölçü aleti.
  • mzumu ölçme işini yapan, ölçücü.
  • m3ikanoba ark., m3iüanoba atn. az olma durumu, azlık.
  • m3iüa atn., m3ika ark. az. ar m3iüa. biraz. m3iüa mayu: bana az geldi. m3iüa dosüudu: az kaldı.
  • m3iüa m3iüa azar azar. m3iüa m3iüa şüomit: azar azar yiyin.
  • m3udela vi., m3udilace arş. yalancı. mwudela üoçi: yalancı insan.
  • m3udi oziûu yalan söylemek. m3udi mo iûu! yalan söyleme!
  • m3udi eüidu ark., m3udi moüidu vi. iftira atmak. ma m3udi emoüides: bana iftira attılar.
  • m3udi, 3udi yalan. m3udi isinapams: yalan konuşuyor.
  • m3umu, 3umu ark. cevizden yapılan bir tür sıvı yağ.
  • mwea arş. bulunulan zamandan iki-üç gün sonrayı izleyen günler için kullanılan bir zaman dilimi.
  • mwea atn., ğoma dün. mwea hik vorûi: dün ordaydım.
  • mwea, ôanda atn., ôanûa, iyya xp. her zaman.
  • mweli kalça. mweli oüanams: kalçasını oynatıyor.
  • mwia atn., maxva xp., xurmali köz. üoûulas mwia kocemabğu: enseme köz döküldü. mwia sûeri: köz gibi.
  • maxva xp., mwia atn., xurmali köz. 3ad. Mwia.
  • ma kıvılcım. ma dibğen: kıvılcım dökülüyor.
  • mazesku ark., azesku vi., ğali zemsku xp. dere kuşu.
  • miri vi., mwiri atn. pire. miri sûeri tolepe uğun: pire gibi gözleri var.
  • mo ark., mwu atn. karayemiş, taflan, Laz kirazı. karayemiş türleri: 1. vi. mo kovali. 2. vi. mo oxvaûoni. 3. vi. mo gudeli. 4. vi. dudi mo. 5. vi. mo öubri. 6. vi. mo aroni. 7. vi. morderi. 8. ôolida mwu (istanbul karayemişi). 9. xarba mwu: 10. topri mwu: acılığı olmayan tatlı bir karayemiş türü. 11. kçe mwu: rengi beyaza çalmasına rağmen tatlı bir karayemiş türü. 12. mwu mbuli. erken yetişen bir karayemiş türü. 13. mwumbuli. erken yetişen bir karayemiş türü.
  • Çenefi atn., çeçme ark., xp., gale Tuvalet, hela, yüz numara, ayakyolu, kenef, abdesûane, memişhane.
  • çeçme ark., xp., Çenefi atn., gale Tuvalet, hela, yüz numara, ayakyolu, kenef, abdesûane, memişhane.
  • çenefi walenüale gololva atn. ergenliğe girmek.
  • mos extimu ark. İlk cinsel deneyimini yaşamak, ilk kez cinsel ilişkiye girmek, milli olmak.
  • muli ark., wungi vj., mwuli atn. sivri. muli dudi: sivri baş.
  • wungi vj. 1. vj. Zirve, doruk. 2. Sivri. 3ad. Muli.
  • mupi ark., mwupi atn. karanlık. mupis kodopskidit: karanlıkta kaldık.
  • mupineri ark., mwupineri atn. kararmış. mupineri ûaroni: kararmış hava.
  • mwola vi., üumbi ark. 1. is. oxori mwola doüoru: evi is bağladı. 2. kurum.
  • mwuri yumak. monûüori mwuri: Yapağı yumağı.
  • mwutxe, wutxe tuzlu. mwutxe kapça: tuzlu hamsi.
  • mwuwi oâgvapu ark., not. 1. çok zor durumda bırakmak. mwuwi boâgvapi: zorladım, onu zor durumda bıraktım. 2. rahat sıçtırmamak(birine).
  • m3xade, 3xade xp., m3xace, n3xala atn. hayal veya rüya ile ilgili olmayan, gerçek, reel, yaşanan.
  • m3xodari, n3xandari arş. sedir. m3xodaris cexes: sedirin üzerinde oturuyor.
  • m3xuüuburi ark., m3xuüumbi vi. sulu yerlerde yetişen maydonoza benzer bir bitki. hamsili ekmek ve ya sebzeli hamsi ile birlikte yenir.
  • m3xuli atn., xp., sxuli meg. 1. armut meyvesi. 2. armut ağacı. türleri: 1. m3xul malağure: sonbaharda olgunlaşan bir armut türü. 2. m3xulûuûuli. 3. atn. mcumori m3xuli: meyvesinden sirke yapılan ve sonbaharda olgunlaşan bir armut türü. 4. paşa m3xuli. 5. vi. m3xulüvan3a, atn. üuüma m3xuli: biçim olarak testiye benzeyen bir armut. 6. vi. m3xulşuüa. 7. m3xulore. 8. m3xulibadi. 9. m3xulüuburi. 10. vi. m3xumbuli, atn. ôuöuri m3xuli. 11. vi. m3xuaroni. 12. vi. m3xukva, atn. kva m3xuli. 13. atn. dumaöi: ağustoz ayında yetişen ve olgunlaştığında ciğerlenen bir armut. 14. vi. üalasaôi, atn. üalamsaôi. 15. vi. m3xutopri. 16. vi. m3xulomoxale. 17. vi. m3xul meûaksi, atn. meüûasi m3xuli. 18. atn. üavuni m3xuli. 19. vi xaöaöuri, xeöeöuri. 20. m3xuguma. 21. m3xuüalati. 22. m3xukamaûe. 23. vi. m3xulağa. 24. m3xularozi. 25. m3xulokre. 26. m3xulûangi. 27. m3xulyaği. 28. m3xumöita. 29. m3xuşekeri. 30. Arş. m3xutippai. 31. m3xuxemşeli. 32. m3xuxudni. 33. m3xugudeli. 34. vi. sulamani: limon armudu. 35. Xuûaûuli m3xuli. 36. vi. ğvamöita. 37. atn. osule m3xuli.
  • m3kvitura tavşan. m3kvitura sûeri nuüaôams: tavşan gibi zıplıyor.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar
    Monöinora - Yaz
    Stveli - Sonbahar
    İnuva - Kış
    Tutape / Aylar
    Wanagani - Ocak
    Üundura - Şubat
    Marûi - Mart
    Aôrili - Nisan
    Maisi - Mayıs
    Mbulora - Haziran
    Kéala - Temmuz
    Mariaşina - Ağustos
    Çxalva - Eylül
    Guma - Ekim
    Wilva - Kasım
    Xrisûana - Aralı
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi
    İüinaçxa - Salı
    Cumaçxa - Çarşamba
    Çaçxa - Perşembe
    Ôarasüe - Cuma
    Sabaûoni - Cumartesi
    Mjaçxa - Pazar
    Oüoreéxu/Rakam

    1 ar
    2 jur
    3 sum
    4 otxo
    5 xut
    6 aşi
    7 şüit
    8 ovro
    9 nçxoro
    10 vit
    11 viûvar
    12 viûojur
    13 viûosum
    14 viûotxo
    15 viûoxut
    16 viûvaşi
    17 viûüit
    18 viûovro
    19 viûonçxoro
    20 eçi
    21 eçidoar
    30 eçidovit
    40 jurneçi
    50 jurneçidovit
    60 sumeneçi
    70 sumeneçidovit
    80 otxoneçi
    90 otxeneçidovit
    100 oşi
    101 oşidoar
    500 xuûoşi
    1000 şilya / viûoşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena`dan yararlanılmıştır.
    Lazca`da 10`dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11,Lazca`da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10`nun 100`e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca`da 20 ve 10, olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak:Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    anw.: anwala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    lô.: Lazuri Ôaramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: noziûa: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    éad.: 3adit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2011 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.