Cenöareri-süani so giğun gişkurûasi oxarcu-ti cadaxi’n.
Paranın yerini biliyorsan harcamak da kolaydır.


Lazuri genelinde şuan 1 kişi online.
 
FORUM Eski Defter MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu O - Lazuri Nenapuna / Lazuri.Com



ÇEVİRİ
Türkçe'den Lazca'ya


Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

Download / Yükle
Türkce Lazca Sözlük Programı Lazuri Font - Lazca yazı karakterleri
 

  Uyari: Bu sayfada Lazca sözcükler için "Alboni Font"(yazı karakteri) kullanılmıştır. "Windows \ Fonts" dizininde Alboni Font olmayanlar karakterleri yanlış görecektir. Bunun olmaması için Windows\Fonts dizinine [Alboni Font'u buradan yükleyebilirsiniz]. Ayrıntılı bilgi için Lazuri Font ya da LazuriPC sayfamızı okuyunuz.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com

  • obadera atn., obadaliüi vi. yaşlılık dönemi (erkek için). obaderas xvala kodoskidu! yaşlılıkta yalnız (başına) kaldı!
  • obadu yaşlanmak (erkek için). üva cuma şüimi ti dibadu: artık erkek kardeşim de yaşlandı.
  • obalaüaru atn., oxvewu vi., oxvewebu ark. yalvarmak. hiüu dovobalaüari na ti vuwvi var u: o kadar yalvardıysam da dediğimi yapmadı.
  • obanbanu vi. 1. (yaşlılıktan ötürü) hantallaşmak, iş göremeyecek duruma gelmek. 2. (yaşlılıktan ötürü) unutkanlaşmak.
  • obandalu sendelemek, tökezlemek. abandalu do colu: sendeledi ve düştü.
  • orosôi, bardeli arş., wuraüa ark. orospu, aşifte. orosôipe şüala mot gulur!: orospularla dolaşma!
  • obaniüu vi., obraniüu atn. 1. koyun ya da keçi yününün ezilerek kabalak yapılması fiili. 2. kazılmış bir arazinin üzerinde gezinilmesi sonucu toprağın basılması fiili. leûa dibaniüu: toprak üzerinde gezildiği için iyice basıldı. oncire dibaniüu: yatak, üzerinde çok yatılmasından ötürü basıldı.
  • obarbalu dırdır yapmak, konuşup durmak. ôici var dugutun, ôanda barbalams: ağzı durmuyor, hep dırdır ediyor.
  • obardale atn., bardinca ark. etrafına mısır samanı yığmakta kullanılan uzun ve kalınca kazık. nçala ğuvelepe obardales kogusvares: mısır bağlarını uzun kazığın etrafına dizdiler.
  • obardu uzun ve kalınca bir kazığın çevresinde (saman, yaprak vs.yi) yığmak, yığın yapmak. nçalape dobardu. mısır samanlarını uzun bir kazığın etrafına yığdı.
  • obargalu ark., oûaüulu atn. takırdatmak. neüna bargalums: kapıyı takırdatıyor.
  • obaru 1. esmek. ixi ibas/bars. rüzgâr esiyor. 2. üflemek. nana şüimik pupulis mibarams: annem çıbanıma üflüyor.
  • obecğu, obecğelu 1. ark. çığırmak. 2. atn. bağırmak (kötü ve ürkünç bir sesle). Becğums/becğelums: ürkünç bir sesle bağırıyor. 3. ark., mec. birine kızıp bağırmak, fırçalamak.
  • obeçu atn., oberçu arş. 1. meşgul etmek. dulya miğun mot mobeçam! işim var beni meşgul etme! 2. meşgul olmak. opşa vibeçi hanepes, leba mayasere! çok meşgul oldum buralarda geç kalacağım!
  • obedi 1. ark. kütük. 2. vi. genellikle ağaçların gövde ya da dallarında oluşan kabarıklık.
  • obergu çapalamak, bellemek. nana şüimik livadi bergums: annem bahçeyi çapalıyor.
  • oberi cx. 1. keten ile yapılan dokuma, ketenden imal edilen kumaş. ~ oşvalu: keten dokumak. didi şüimik oberi şums: babaannem keten dokuyor. 2. dokuma makinesi.
  • obgarinu ağlatmak. bere obgarinams: çocuğu ağlatıyor.
  • obgaroni 1. ağlamaklık, ağlanması gereken durum, acıklı durum, dramatik. obgaroni voret do bdi3amt! ağlanacak durumdayız ama gülüyoruz. obgaroni dulya ivu: ağlamaklık iş oldu. 2. Ağlayacak/ ağlayabilecek durumda. Si obgaroni vare: Sen ağlayabilecek durumda değilsin.
  • obgaru 1. ağlamak. berek ibgas: çocuk ağlıyor. ma vibga si di3am. ben ağlıyorum sen gülüyorsun! 2. mec. dert yanmak. bedigoöveri cuma şüimik ôanda ma mabgars: bahtıkara kardeşim hep bana dert yanar.
  • obğe 1. yuva. üinçik obğe doyu. kuş yuvasını yaptı. 2. ineğin doğumdan sonra çıkardığı ve doğum öncesi buzağıyı saran zar. 3. Bir hayvan türünün çokça bulunduğu yer. Mtutiş obğe: ayı yuvası, ayıların çokça bulunduğu yer.
  • obğu 1. traş etmek (sakal). ôaôuli muşis pimpili ubğams: Dedesinin sakalını traş ediyor. 2. traş olmak. pimpili ibğams: traş oluyor (kendi kendine). 3. arş. çoğul (fasülye gibi) nesneleri atmak/dökmek.
  • obincolu, oüusûoru atn., ocunculu vi., obencelu ark. 1. köreltmek (kesici aletler için). buröulis ôici dubincolu: baltanın ağzını köreltti. 2. körelmek.
  • obiraşe atn., osteron ark. oyuncak. beres obiraşe nuxires: çocuğun oyuncağını çaldılar.
  • obiru ark., oûrağodu atn. Türkü/şarkı söylemek. Lazuri üulanepek hem xaçkuman hem ibinan: Laz kızları hem tarlayı ekiyor hemde türkü söylüyor.
  • obiru atn., osteru ark. 1. oyun oynamak. berepe oüiüorobes do ibiran: tüm çocuklar bir araya gelip oyun oynuyorlar. mot ibir! oynama! bere sûeri ibirs/ . çocuk gibi oynuyor. 2. oyun oynatmak.
  • obleâgu ark., oğvaüu atn. kusma teşebbüsünde bulunmak ancak kusamamak. Bleâgums/ğvaüums: kusmaya çalışıyor ancak kusamıyor.
  • obodale, bodaüali atn., owiloni vi. owilaşe ark. (Uzak dallardaki) meyveleri toplamada kullanılan bir araç. bir sırığın çatal ucuna ağ bağlanarak toplanan meyvelerin buraya düşmesi sağlanır. mendra arapes na nonças m3xulepe owilu şeni obodale voxmaramt/vixmart: uzak dallardaki armutları toplamak için 'obodale' kullanıyoruz.
  • obodu 1. oyalanmak, eğlenmek, zaman geçirmek (gereksiz yere, anlamsızca). gzalepes mot ibode! yollarda oyalanma, zaman geçirme! vibode, ora golovuûoçam: eğleniyorum, zaman geçiriyorum! 2. xp. uğraşmak, bir şeyle meşgul olmak. nenapuna üala viboder. sözlükle uğraşıyorum, meşgul oluyorum.
  • obomkvalu vi. cx. mısır koçanı tanelerinin hiç çıkmaması veya çocuk dişi büyüklüğünde çıkması ve normal büyüklüğüne ulaşamaması. Lazuûi dibomku doren. mısır koçanı tane vermedi/çocuk dişi büyüklüğü kadar tane verdi.
  • obonu vi., ombonu atn. 1. yıkamak (canlı). xe ibonams: elini yıkıyor. ğureri dobones: ölüyü yıkadılar. 2. yıkanmak (canlılar için). ibonams: yıkanıyor.
  • oboynu xp., eşaborinu ark., gamabarinu, gamaborinu vi., emğuru atn. geğirmek.
  • obriwu 1. yıpratmak, eskitmek. ar tutas a wendeöi dobriwu: bir ayda bir çorap yıprattı, eskitti. 2. yıpranmak, eskimek. porça domabriwu: gömleğim eskidi.
  • ?obroüu atn., mec. debelenmek, tepinmek, tepinip durmak. xaşüeri livadis ibroüaman: ekili tarlada debeleniyorlar.
  • ?obulozgu atn. tepinmek, tepinip durmak, sağa sola dönmek, dönüp durmak. var incirs do öumanişa oncires ibulozgen. uyumayıp sabaha kadar yatakta tepiniyor, tepinip duruyor.
  • obunbulu atn., odundulu arş. mırıldanmak, kendi başına konuşmak, söylenmek. ar mutxa bunbulams: bir şey mırıldanıyor. obunbulu kocagu. kendi kendine konuşmaya, mırıldanmaya alıştı.
  • obundgolu xp., ofûilu atn., ostiku vi. yolmak. kotume bundgolums: tavuk yoluyor.
  • obundolu ark. yavaş ve uyuşuk bir biçimde hareket etmek.
  • oburdu atn., obuldu arş. kırış kırış olmak, buruşmak. ôici demiburdu. ağzım buruştu. mjalva doburdu. sütün üstü kırış kırış oldu (kaymak bağlayarak).
  • oburi atn., üaûüaôi vi. hayalet, hortlak. seri komoxûui gale mot gamulu oburepe guluran: gece dışarı çıkma hayaletler dolaşıyor.
  • oburu atn. iğne ile dikmek, yamamak. didi şüimik anteri miburams: baba annem kazağımı yamıyor.
  • obuzgolu karıncalanmak, vücutta böcek gezinmesi gibi bir hisse kapılmak. ar mutxak mibuzgolams: bir şey vücudumda geziniyor.
  • obu3xale, bu3xi vi., refani, ğefani atn. tırmık. obu3xalete buûüape dokosu: tırmıkla yaprakları temizledi.
  • obu3xu 1. tırmıkla işlemek. livadis mûa bu3xums: bahçede otları tırmıklıyor. 2. eşelemek, tırnaklamak. leûa bu3xums: toprağı eşeliyor.
  • obziûilinu fışkırtmak (sıvı). ari obziûilinams: suyu fışkırtıyor.
  • obziûilu fışkırmak (sıvı). xami moüusvesis puci alişe din3xiri ibziûilu: bıçakla kestiklerinde ineğin boğazından kan fışkırdı.
  • ocacu bitkileri ayakla ezmek, çiğnemek. mûalepe docacu. otları çiğnedi.
  • ocangu ark. 1. kazımak. üapça ûağani cangums: hamsi tavasını kazıyor. 2. xp. tırmalamak.
  • ocare arş., ogyare ark. yemek yenilen yer; mutfak.
  • ogyare ark. 3ad. ocare.
  • ocaru atn., ogyaru ark. 1. yemlemek, yemek vermek. berepe dobcari: çocukları yemledim, çocuklara yemek verdim. 2. yemek yemek. dido mamşüorinu dorûu, oxorişa mopti üala debicari: çok acıkmıştım, eve gelir gelmez yemek yedim.
  • ocera atn. inanç. ham mişe dozdu, mutis ocera var uğun! bu kimden çekti, hiçbir şeye inancı yok.
  • oceroni, ocironi atn. inandırıcı, inanılabilir. oceroni ixaôas: inandırıcı konuşuyor. ûüupe varocironi var on/ ren: dedikleri inanılmayacak gibi değil.
  • oceru, ociru 1. inanmak. üaûa na tku maceru. her dediğine inandım. mo gaceras e guri: inanma yüreğim! 2. inandırmak. üaûa na miwvanene var viceram. bana her söylenene kendimi inandırmıyorum. giceram. sana inanıyorum. 3. İkna etmek. Muyapete voceri: nelerle ikna ettim. 4. İkna olmak. Muya miwu na ti var maceru: ne dediyse de ikna olmadım.
  • ocğore ark., oncğure arş., oncğore atn. ayıp, utanma. gzas var elapsaman, ocğoren. yolun kenarında işemezler, ayıptır. ocğore dulya mot ikum: utanılacak iş yapma, ayıp iş yapma.
  • ocğore ovapu ark., oncğore oyapu atn. utanmak, ayıbına gitmek, arlanmak.
  • ocibalu atn., oncupalu ark. kapmak, kapışmak. ar mutxa koâirui yeine icibalams: bir şey buldumu hemen kapıyor.
  • ociboni atn., oguboni ark. 1. pişirimlik. Ar ociboni Lazuûi: bir pişirimlik mısır. 2. Pişirilmesi gereken.
  • ocibu atn., ogubu ark. 1. pişmek. luu dicibu. lahana pişti. 2. pişirmek. lu docibu. lahanayı pişirdi.
  • ocoxu ark., oyoxu atn. 1. çağırmak. melenüaleşe micoxu: karşıdan beni çağırdı. 2. isim vermek, isim koymak.
  • oçaçamidu atn. pörsümek, kurumaya yüz tutmak. nçayepe diçaçamidu. çaylar pörsüdü, kurumaya yüz tuttu.
  • oçaçxalu çağlamak, fokurdamak. orubak çaçxalams: dere çağlıyor.
  • oçaçxuru atn. sıtma nöbetine tutulmak, hastalıktan dolayı titremek. Açaçxuren: sıtma nobetine tutuldu, titriyor.
  • oçambre atn., vi., onçamure xp. dibek. üaûa Lazi oxoris ar oçambre eladgun/eladgin. her Lazın evinde bir dibek vardır.
  • oçambru atn. dibekte dövmek. mdiüa çambrums: buğdayı dibekte dövüyor.
  • oçaminu ark., onçaminu, onçamu 1. kaşımak. üapula uçaminams: sırtını kaşıyor. 2. kaşınmak. xepe açaminen do va dvadgitinen. eli kaşınıyor, kaşıntıdan yerinde duramıyor. 3. kaşıntı.
  • oçançu 1. vi. gereksiz yere konuşmak, boş konuşmak, fuzuli konuşmak. çançums: fuzuli konuşuyor. 2. ark. bir şeyi karıştırmak. 3. ark. müstehcen konuşmak. hawi mot çançum? niye müstehçen konuşuyorsun?
  • oçangu atn. 1. iki lafı bir araya getirememek, kem küm etmek. oxaôaru var uşüun, çangums: konuşmasını bilmiyor, kem küm ediyor. üoçi sûeri ixaôari, mot çangum. adam gibi konuş, kem küm etme.
  • oçanu, onçanu 1. ürün vermek, meyve vermek. m3xuli içanen. armut ürün veriyor. lobya diçanu. fasülye ürün verdi. 2. tutturmak, iliştirmek.
  • oçxalu, oçxu 1. yıkamak. noçxeşepe çxams: bulaşıkları yıkıyor. 2. ark. kasıp kavurmak (güneş için). mjorak çxums: güneş kasıp kavuruyor.
  • oçxanûu ark., oçxaûu atn. parıldamak, göz kamaştırmak, ışıldamak. mjorak çxaûums: güneş ışıldıyor.
  • oçxaôalinu atn. çalkalanmak. wari/zuğa içxaôalinen: su/deniz çalkalanıyor.
  • oçxaôalu 1. vi. yüzmeyi bilmeyen birisinin yüzmek için çabalaması ve bu çaba sırasında suda çıkardığı ses. cuma çkimis omçviru var uçkin, çxaôalams: kardeşim yüzme bilmiyor, çabalayıp duruyor. 2. vi. suyla fazlasıyla uğraşmak. ôici bibonare ya do na amaxtu, jur saaûi ren baynoz molaxen, çxaôalams: yüzünü yıkamak için girdi, iki saattir banyoda, suyla uğraşıyor.
  • oçxaôu vi. ısırgan otunun vücudun herhangi bir yerine değmesi/sürünmesi sonucu yanma veya kaşıntı duymak. Buği ôöüorumûişa xepe domaçxaôu: “buği” keserken ısırgan otu değdi ve ellerimde kaşıntı yaptı.
  • oçxaôule vi., çxaôule ark., ûuûuci atn., diöüibi xp. ısırgan otu.
  • oçxaôulu atn. 1. karışmak, karışık hale gelmek. dulyape diçxaôulu: işler karıştı. 2. karıştırmak, karışık hale getirmek. dulyape doçxaôulu: işleri karıştırdı.
  • oçxe 1. Bıçak ya da kılıç kını. xami oçxes kodolo3onu: bıçağı kınına soktu. 2. Kılıf.
  • oçxiüu vi., onçxiüu atn., onçxiüolu xp. 1. Toprağı eşelemek. kotumepek leûa çxiüuman: tavuklar toprağı eşeliyorlar. 2. Kurcalamak. radio çxiüu do üoüoxu: radyoyu kurcalayıp bozdu. 3. ortalığı karıştırmak.
  • oçxiru ark. çığlık atmak.
  • oçxiryalu ark., oşişilu atn. şırıldamak. aik çxiryalums: su şırıldıyor.
  • oçxoûale kendir liflerini inceltmek, fazlalıklarından arındırmak için kullanılan odundan yapılmış geniş ağızlı tarak.
  • oçilera atn. 1. evlilik, evlenme (erkekler için). süani oçilera mitişis var ti numguûas: senin evliliğin kimseninkine benzemeyecek. 2. evlenme aşaması (erkekler için).
  • oçiloni 1. evlenecek çağda olan, evlenecek yaşa gelmiş olan erkek kimse. 2. evlenmesi gereken, evlenme durumda/zorunluluğunda olan (erkekler için). Dimordu/dirdu, oçiloni diyu. büyüdü, evlenecek çağa/yaşa geldi.
  • oçilu 1. evlenmek (erkekler için). mulun ûaxvas içilen. gelecek ekim ayında evleniyor. 2. evlendirmek. bere doçilu do gamaüatu: çocuğunu evlendirip ayırdı (evden).
  • oçinapu, oçinobu tanıtmak, tanıştırmak. cuma şüimi si goçinapare. erkek kardeşimi seninle tanıştıracağım. a mskva bozo üala dobiçinobit: güzel bir kızla tanıştık.
  • oçindu hapşırmak, aksırmak. oçindu kemöopu. beni hapşırık aldı. ixi nobaras açinden. rüzgâr vurunca hapşırıyor.
  • oçinganu arş. kafadan uyduramak. çinganay: kafadan uyduruyor.
  • oçinoba tanıma, tanışıklık, tanışık olma durumu. oçinoba giçkiûas /mati omeriş biöi. tanışıklığımızı bil /bende ömerin oğlu.
  • oçinu tanımak. himuşe made miti var içinems: ondan başka kimseyi tanımıyor. dudi ar m3iüa eyaüozdus üoçi var içinu: başını biraz kaldırınca (yükselince) adam tanımadı.
  • oçitu 1. kurtulmak. ğuraşe doçitu: ölümden kurtuldu. 2. doğumun gerçekleşmesi, doğumun getireceği tehlikeden kurtulmak. puci şüimi korbapşaûu, ğomalimci doçitu: ineğim hamileydi, dün akşam kurtuldu (doğurdu).
  • oçitu 1. yarmak. dişüa çitums: odun yarıyor. 2. yarılmak. ar montxapus diçitu: bir vuruşta yarıldı.
  • oçkaru ark. hiç olarak kabul etmek, sıfırlamak.
  • oçkinu ark., üinu atn. 1. bilmek. Komiçkin: biliyorum. Miçkiûu: biliyordum. 2. atn. dinlemek. nena mot ikum, mişüinaman: sesini çıkarma, bizi dinliyorlar. 3. Farkına varmak, farketmek. Bere oxoris na var ûu ağne maçkinu: çocuğun evde olmadığını yeni fark ettim.
  • oçodinu bitirmek, tüketmek, neticelendirmek, sonuçlandırmak. dulya doçodinu: işini bitirdi. genöareri doçodinu: parayı tüketti.
  • oçodu 1. bitmek, tükenmek, neticelenmek, sonuçlanmak. açkva deviçodi: artık bittim, tükendim. gyari diçodu: ekmek bitti. 2. ark. keyifli olmak, keyiflenmek. var mçodun: keyifsizim, keyfim yok.
  • oçorlanu ark. zıkkımlanmak. Aha, ha ti diçorlani: al, bunu da zıkkımlan.
  • oçamu yedirmek. beres gyari çams: çocuğa ekmek yediriyor. pucis malezi çams: ineğe çorba yediriyor.
  • oçuçkanu ark. 1. yumuşamak. Gyari diçuçkanu: ekmek ymuşadı. 2. yumuşatmak. Kovali krestis yokaçu do doçuçkanu: ekmeği buğunun üzerine tutup yumuşattı.
  • oçuleûinu atn., oşletinu ark. kurtarmak. zuğas vişüideûişa domoçuleûinu: denizde beni boğulmaktan kurtardı.
  • oçvadinu arş. yemeği ısıtmak.
  • oçvalu 1. kollamak, korumak. müyapu çums: çakal kolluyor. bere çumes: çocuğu kolluyor. 2. ark. birini ya da birşeyi beklemek. si kçumer. seni bekliyorum. 3. Atn. bir olayın ya da durumun gelişimini izlemek.
  • oçvalu atn., okurdinu ark. fırlatmak, savurmak. kva uçums: taş fırlatıyor.
  • oöabu ark., oöambu atn. 1. yapıştırmak. iri üele karûali doöabu: her tarafa kağıt yapıştırdı. 2. yapışmak. öabute xepe domaöambu: yapıştırıcı ile ellerim yapıştı.
  • oöabule ark., öabu atn. 1. bazı ağaçların gövdesinde ve dallarında yetişen, yapışkan taneleri olan bir bitki. mcumori m3xulis öabu dinçanu. sirke armudunda ‘öabu’ oluştu, bitti. 2. yapışkan, yapıştırıcı.
  • oöaöalinu atn. 1. çatırdatmak. ixik nca oöaöalinams: rüzgâr ağacı çatırdatıyor. 2. çatırdatma, çatırtı.
  • oöaöalu atn. 1. çatırdamak. ncak öaöalams, eyaşüvasere: ağaç çatırdıyor, yıkılacak. 2. çatırdama, çatırtı. 3. “car-car konuşmak, dırdır yapmak. xorâak öaöalams: kadın car-car konuşuyor.
  • oöaöe küçük tür kuşları yakalamak için kullanılan bir tuzak. ucunda kuşların kaçış sırasında içine düşmeleri için bir ağ bulunur.
  • oöaöu atn. 1. sıkışmak. jur şuri oşüendas diöaöu. iki kişinin arasında sıkıştı. 2. sıkıştırmak. mçxu üoçi elemixedu do domöaöu. şişman adam yanıma oturup beni sıkıştırdı.
  • oöadu atn., oöüadu ark. 1. çakmak, bir şeyi yapmak. pi3arişi ar araba doôöadi. Tahtadan bir araba çaktım. 2. Atn. Yaratmak, oluşturmak. mteli şuronepe ğormotik öadu: tüm canlıları tanrı yarattı.
  • oöüadu ark. 3ad. oöadu.
  • oöaxale atn. damla altı, çöplük. 3ad. onövetela.
  • omöotela vi. Damla altı, çöplük. 3ad. onövetela.
  • oöamu, onöamu 1. ilaç almak, ilaç içmek, ilaç kullanmak. tiuna öami viöame/vinöame: baş ağrısı ilacı alıyorum. Dobiöami do msora golomilu: ilacını kullandım ve uyuzum geçti. 2. Şifa bulmak, deva bulmak. Si sole iöami do üoxişe muçiti: sen nerden şifa buldun da sırtındaki kamburdan kurtuldun.
  • oöandinu 1. enstruman çalmak. guda oöandinams: tulum çalıyor. 2. eletronik aletleri çalmak. radyo oöandinams: radyo çalıyor. 3. mec. kutlama sözü. doöandini. “yaşadın, ne mutlu sana.
  • oöandu 1. davet etmek, davette bulunmak. amseri oxori şüimişe giöandam! Bu gece seni evime davet ediyorum. 2. düğünden üç gün sonra enişteyi kız evine davet etmek. sica nişis duöandes: eniştelerini davet ettiler.
  • oöapu dikiş diktirmek. şüawale oöapams: etek diktiryor.
  • oöapxu atn. 1. şapırdatmak. ôici öapxums: ağzını şapırdatıyor. 2. çakmağı çakmak. 3. mec. aniden fenalaşmak, rahatsızlanmak. dida seri gverdis aöapxu: yaşlı kadın gece yarısı aniden fenalaştı. aöapxu do doğuru: aniden fenalaşarak öldü. 4. mec. bildiği gibi davranmak, kimseyi kaale almamak, bildiğini okumak. nusak öapxums: gelin bildigi gibi davranıyor, kimseyi kaale almıyor.
  • oöibru, oöimbru 1. sıkmak. muşi iöibrams: kendini sıkıyor. 2. sabretmek. iöibray. sabrediyor. 3. daralmak, sıkılmak. 4. daraltmak, sıkmak. 5. zoraki kabul etmek.
  • oöiöiülanu, orafu atn., oncğimu, oncğimoşu ark. 1. kırışmak, buruşmak. ponûuli diöiöiülanu. pantolon kırıştı. 2. kırıştırmak. anteri doöiöiülanu. göleğini kırıştırdı. 3. arş. yarık yarık çatlamak. nca diöiöiülanu: ağaç yarık yarık oldu, çatladı.
  • oöiöilinu atn., oöüiyalapu ark. gıcırdatmak. eüna oöiöilinams: kapıyı gıcırdatıyor.
  • oöiöilu atn. 3ad. oöüiyalu.
  • oöiöolu atn. sıkıştırmak, sıkıca basmak. nçaişi üalati öiöolums: çay sepetindeki çayı eziyor, basıyor.
  • oöiğanu ark. eze eze kavurmak. alema a üai doöiğanu. içyağını iyice ezerek kavurdu.
  • oöimoşu 1. Eğirmek, bükmek (ip için). toüi öimoşums: ip eğiriyor. 2. Eğrilmek, bükülmek. toüi sûeri iöimoşen: ip gibi eğriliyor, bükülüyor. 3. Burmak. öulu öimoşums: (taze fındık) çubuğunu buruyor. Musûaöepe iöimoşams: bıyıklarını buruyor. 4. mec. (kumdan halat) büktürmek, yapılmayacak kadar zor işler yaptırmaya çalışmak. xvala mâires do domoöimoşapes: yalnız gördüler de (bize kumdan halat) büktürdüler.
  • oöinaxu 1. çiğnemek, ezmek. urâenepe oöinaxus kocobğes, üuçxete doöinaxes, wari muşite ôeünezi does: üzümları ‘kaba’ koydular. ayakla çiğnediler, suyundan pekmez yaptılar. arabak bere doöinaxu: araba çocuğu ezdi. urzeni öinaxums: üzüm eziyor. 2. üzerinde üzüm, hurma, armut gibi meyvelerin ezilip suyunun çıkarılmasına yarayan, 2x1x0.5 m boyutlarında, tahta kap. oöinaxus urâeni kocobğes: “oöinaxu”ye üzüm döktüler.
  • oöirdinu ark., oöirinu vi. zırlamak (çocuklar için). mot öirdinum! zırlama!
  • oöirdu atn., oöüidu ark. 1. Yırtmak. (kağıt vb.). karûali doöirdu. kağıdı yırttı. wendeöi doöirdu: çorabı yırttı. 2. Koparmak.
  • oöirdu opeleüu atn., not. yırtınıp parçalanmak. mot moxûaseûu ya do iöirdu ipeleüu: nasıl buraya gelir diye kendini yırttı, parçaladı.
  • oöişinapu ark. peşisıra gitmek, yetişmeye çalışmak. arabapek iöişinapunan: arabalar peşisıra gidiyorlar.
  • oöişinu ark. yetişmek, yetişmeye çalışmak, yakalamaya çalışmak.
  • oöiûxu, oüitxu 1. sormak. ma na miöitxupe iri devuwvi. bana sorduklarının tümünü cevapladım. 2. ark. okumak. kitabi iüitxams: kitap okuyor.
  • oöüindu vi., mogapu xp. kazanmak. hanwo dido geöareri var maöüindu: bu yıl çok para kazanamadım.
  • oöüiyalapu ark., oöiöilinu atn. 1. gıcırdatmak. İxik neünas oöüiyalapams: Rüzgar kapıyı gıcırdatıyor. 2. Çatırdatmak.
  • oöüiyalu ark., oöiöilu atn. 1. gıcırdamak. neünak öüiyalams/öiöilams: kapı gıcırdıyor. 2. Çatırdamak. 3ad. oöaöalu.
  • oöüomale ark., üomale atn. yiyecek. oökomale ar mutxa momçit. baba yiyecek gibi bir şey verin.
  • oöüoru ark., oöüiru xp., üoru atn. 1. (orak, hızar, biçki ile) biçmek. dreôanite tipi öüorums/şüorums: orakla ot biçiyor. 2. Vi. Saç traşı yapmak. Toma iöüorams: saçını traş ediyor. 3. Kırkmak.
  • oöopu 1. yakalanmak. a üinçi oiöopu. bir kuş yakalandı. ixiramûuşa oiöopu. hırsızlık yaparken yakalandı. 2. yakalamak. ar üinçi oöopu. bir kuş yakaladı.
  • oöordu atn., oöüodu ark. 1. yırtılmak. eyorçala doöordu. çarşaf yırtıldı. 2. bir meyve ağacının dalında çok ürün verdiğini anlatmak için. m3xuli hiüu nças çi öordun: o kadar armut vermiş ki dalından kopuyor, dallar tutmuyor. 3. vi. kopmak. Toüi doöüodu: ip koptu.
  • oöu 1. atn. açmak, kesmek. üasûane oöu. kabağı açtı. 2. dikiş dikmek. porça miöams: bana gömlek dikiyor.
  • oöume atn., öume ark., öumani arş. yarın. oöume öumani noğaşe vidare: yarın sabah çarşıya gideceğim. ~ öumani: yarın sabah.
  • oöume limci atn., öume lumci ark. yarın akşam, yarın gece. oöume limci mefûare. yarın akşam geleceğim.
  • oöurûinu atn. 1. gözünü kısmak. toli oöurûinams: gözlerini kısıyor. 2. gözü kısılmak. tolepe aöurûinen. gözleri kısılıyor. öurûineri toli. kısık gözlü.
  • oövalu yanmak. dişüa iöven. odun yanıyor. 2. yakmak. dişüa öums: odun yakıyor.
  • oöveûela ark., omöotela vi., oöerûela arş. 3ad. oöaxale.
  • oövinu 1. acı vermek, acıtmak, canını yakmak. ûuûucik uöums: ısırgan otu acıtıyor, yakıyor. 2. acı duymak, canı yanmak. tolepe aöven. gözleri acıyor, yanıyor. kapçak guri uöums: hamsi midesinde yanma yapıyor.
  • odagu dilim dilim kesmek, dilimlemek. dişüa dagums: odunu kesiyor, doğruyor.
  • odan3u ark., odanâu vi. 1. diken batmak. 2. ince çiviyle küçük küçük çivilemek.
  • odardalinu titretmek (genel anlamda). inik modardalinams: soğuk titretiyor.
  • odardalu atn., oüanüalu xp., oraxunu ark. titremek (soğuktan, korkudan ve genel anlamada). şüurinate dardalams: soğuktan titriyor. İnite dardalams: soğuktan titriyor.
  • odgalu vi. atıştırmak (yemek). bidgam. atıştırıyorum.
  • odgu 1. ek yapmak, eklemek. üumaşi dguman: kumaşları birbirine ekliyorlar. 2. birinin konuşması naklederken, aslında söylenmeyen sözleri sanki söylenmiş gibi aktarmak.
  • odi sodi atn. Laf, söz (sadece “laf anlamıyor” anlamında kullanılır). odi sodi var ognams: laf anlamıyor.
  • odidera atn., okçinaliüi ark. yaşlılık (kadınlar için). odideras xvala kodosüudu: yaşlılıkta yalnız/kimsesiz kaldı.
  • odiginu atn., oxiûinu ark., oxiûonu vi. 1. gıdıklamak. üuçxe midiginams: ayağımı gıdıklıyor. 2. gıdıklanmak. üuçxeşe opşa madiginen. ayağımdan çok gıdıklanıyorum.
  • odiru meg. 1. Avlanmak. 2. avlamak.
  • odi3inoni atn., oâi3inoni ark., ozi3inoni arş. 1. gülünç, komik. odi3inoni dulya u: gülünç bir iş yaptı. mot di3am? odi3inoni muti var bâirem: niye gülüyorsun? gülünç bir şey göremiyorum. 2. Gülünmesi icabeden, gülünesi. 3. Gülecek/gülebilecek durumda (olmamak). Şüu odi3inoni var, obgaroni voret: biz gülecek/gülebilecek durumda değil, ağlayacak durumdayız.
  • odi3inu atn., ozi3inu arş., oâi3inu ark. 1. gülmek. opşa di3ams: çok gülüyor. 2. güldürmek. hişo ixaôas çi üoçi odi3inams: öyle konuşuyor ki adamı güldürüyor. mo modi3inam! güldürme beni!
  • odvalu 1. yummak (göz için). tolepe udums/odvams: gözlerini yumuyor. amseri toli var madu. bu akşam gözümü yumamadım (uyumadım). 2. alev almak, alevlenmek, tutuşmak (ateş için). daçxuri adu: ateş alev aldı. dişüape adves: odunlar tutuştu, odunlar ateş aldı. 3. mec. kızışmak, ateşlenmek (cinsellikle ilgili). pucis adu: inek kızıştı. Doloxûay livadişe madveno guri şüimi: sen inince tarlaya benim yüreğim tutuşuyor.
  • odaçxure vi. Evin içinde ateş yakılan yer, alan, bölüm. odaçxures xen do âigara şums: ateş yanan bölümde sigara içiyor.
  • odulinu atn., odvinu ark. tutuşturmak (ateş için). daçxuri odulinu: ateşi tutuşturdu.
  • odundulu arş., obunbulu atn. kendi kendine konuşmak. dundulay. kendi kendine konuşuyor.
  • ofarfalinu atn. 1. yakıp söndürmek. 2. birden yoğun bir biçimde (katı, çoğul nesnelerin) dökülmeye başlaması durumu.
  • ofarfalu ışıldamak, kısa süreli yanıp sönmek. tolepe ufarfalams: gözleri ışıldıyor, parlıyor.
  • ofelu dilimlemek, parçalara ayırmak, parçalamak. üasûane felums: kabağı dilimliyor, parçalıyor.
  • ofidi atn., ofridi ark. kaş. ofidi goyfûilu: kaşını yoldu. ofidi üanâi giğun/ tolepe ôuwa giğun/ puwa tolişi tude şurduli çxindi giğun:..
  • ofirfiloni, virvili xp., sôiriri atn. düdük.
  • ofiyalu ark. 1. fışkırmak. 2. hızla dışarıya akmak. çxindi fiyalams: burnum (sümük) hızla dışarıya akıyor.
  • ofrinwu atn. burnunu çekmek, sümüğü içe doğru çekmek.
  • ofûilu atn. , obundgolu ark., ostiku vi. yolmak. korme fûilums: tavuk yoluyor. ofidi ifûilams: kaşını yoluyor.
  • ogangu atn. gevelemek, kem küm etmek. mutxa gangums ama mu na iûus muşis ti var uşüun. bir şey geveliyor ama ne dediğini kendisi de bilmiyor.
  • ogenana, oğenana atn., nanaşanûişi ark., nanao3xe arş., nanaşantrise üvey ana, analık.
  • ognapinu atn. anlatmak, kavratmak. muya vuwvi na ti var magnapinu: ne dediysem de anlatamadım.
  • ognapu 1. ark. duyurtmak. 2. atn. anlatmak, kavratmak. üowixunu do beres a mutxape ognapams: çocuğu önüne oturttu ve bir şeyler anlatıyor.
  • ognapu atn., oxowonu ark. anlamak. iûupe na miwvişi mutu var vogni/oxobowoni: dediklerinden hiçbir şey anlamadım. üva ogni. artık anla. var ognam i? anlamıyor musun?
  • ognu ark., doguru atn. 1. ark. duymak. mu zoôon, ucis var bognam: ne diyorsun, duymuyorum. Bogni: duydum. ogni: duy, anla.
  • ogoru 1. istemek. Berek üvali gorums: Çocuk peynir istiyor. mutu var gorums: bir şey istemiyor. muya gorum? ne istiyorsun? 2. Aramak. Na gundunu maindi gorums: kaybettiği yüzüğünü arıyor? 3. Talip olmak. Bozo dogores: kıza talip oldular (istediler).
  • ogoru atn., vi. küfretmek, sövmek. golaxûasere molaxûaseres ogorams: gelip geçene küfrediyor.
  • ogubu vi., ogibu ark., ocibu atn. 1. pişirmek, haşlamak. xor3i bgubum/bcibum. et pişiriyorum. Dobgubi/dobcibi: pişirdim. 2. pişmek. xor3i digubu/dicibu: et pişti.
  • ogunâanu 1. uzamak, boy getirmek. Ma vigza, gza igunâanen: ben yürüyorum, yol uzuyor. var igunzanen müule kodosüudu/kodoskidu: boy getirmiyor kısa kaldı. 2. Uzatmak. Ponûuli dogunâanu: pantolonun (boyunu) uzattı.
  • ogurcolu atn., okuçolu vi., okurçolu arş. sertçe sürtmek, ovmak, ovalamak. nuüu nugurcolams: çenesini sürtüyor. nanak üoôa migurcolams: annem alnımı ovuyor. ar m3iüa ciniüepe demigurcoli: sırtımı biraz ov.
  • ogurgulu atn., vi., oxon3u ark., xp. 1. (gök) gürlemek. Gurgulams/xon3un: gök gürlüyor. ogurgulu kocoöu. gök gürlemeye başladı. 2. Atn., vi. Guruldamak. Korba migurgulams: karnım uğulduyor.
  • ogvace atn., omöüeşe ark. yuva, yerleşim yeri. korme ogvace: tavuk yuvası. üinçi ogvace. kuş yuvası.
  • ogvacu 1. yuvalanmak, yer etmek, yerleşmek. igvacen. yuvalanıyor, yer ediyor. 2. talan etmek, ezmek, ayak altı etmek. pucepek livadis Lazuûepe dogvaces: sığırlar tarlada mısırları ayakaltı ettiler.
  • ogverdu yarılamak, ikiye bölmek. gverdums: yarılıyor, ikiye bölüyor.
  • ogzalu 1. yürümek. İgzas/igzals: yürüyor. beres ogzalu dogurams: çocuğa yürümeyi öğretiyor. 2. Defetmek anlamında. igzali/mendaxûi: yürü, defol git. 3. yürütmek. bere ogzalams: çocuğu yürütüyor. 4. ark. gitmek. oxorişa igzals/ulun: eve gidiyor.
  • ogzu, ogzalu 1. ateş yakmak. daçxuri ogzams: ateş yakıyor. 2. ateş yanmak. daçxuri igzen. ateş yanıyor.
  • oğağu ark. karıştırmak, rast gele yaymak (katılar için, çay, fındık, toprak, pislik vs.). buûüape mot ğağum! yaprakları karıştırma!
  • oğaminu ark., ouminu vi., ombinu atn. susamak. ari mağaminu/ maominu/ mambinu: susadım.
  • oğarğalu xp. 1. konuşmak. mo miğarğalam! benimle konuşma! 2. ark. bağırmak. oxorişe yano moptişi dido miğarğales: eve geç gelince çok bağırdılar. 3. atn. çocuk dilinde konuşmak. 3ad. osinapu.
  • oğaru 1. çizmek. sureûi ğarums: resim çiziyor. 2. ark. karalamak (defter vs.).
  • oğaşüu atn. karalamak, alelade çizmek, çiziştirmek. svaruli ğaşüums: defteri karalıyor.
  • oğawu, oğawinu atn. bir zeminin yüzeyini ya da yüzeyinde bulunan bir şeyi kazımak. ğuni ğawums: arı kovanının içini kazıyor.
  • oğerğu vi. köpeğin kemiği kemirmesi (dişlerini bilemek için). coğorik ili ğerğums: köpek kemiği kemiriyor.
  • oğluüu vi. yaş haldeki çubuk, tahta vs.’nin güneş altında kalmasından ya da ısıya maruz kalmasından dolayı eğilip bükülmesi, deforme olması. Ağne na boöüorapi pi3arepe doğluku: yeni biçtirdiğim tahtalar deforme oldu.
  • oğliüu vi. 1. herhangi bir cismi (ağaç vs.) güneş altında bırakarak ya da ısıya maruz bırakarak eğilip bükülmesine, biçimsel değişime uğramasına, deforme olmasına neden olmak. Pi3arepe mjoras mebudvi do dobğliüi: tahtaları güneşin altında bırakıp deforme olmasına neden oldum. 2. Mec. Bir konuşma sırasında daha önce söylediğini değiştirmek, kıvırmak.
  • oğlunwinu atn. 1. yemek sırasında boğazdan çıkan ses. 2. mec. keyif duyarak yemek.
  • oğluôôu arş. aşırı çürümeden dolayı kokmak. Makvali doğluôôu: yumurta iyice çürüyüp koktu.
  • oğmale ark., oğmaluşi vi., atn. bir defada götürülebilecek kadar olan, bir yük. Ar oğmale dişka: bir yük odun.
  • oğmalu atn., vi., omalu ark. götürmek (cansızlar için). tiwale iğams: aşağıya götürüyor. oxorişe cari iğams: eve ekmek götürüyor.
  • oğmalu cansız bir varlığa sahip olmak. A oxori komiğun: benim bir evim var, ben bir eve sahibim. 3ad. oyonu.
  • oğodu yapmak, etmek, olmak (yardımcı fiil). muya gağodu? ne oldu sana? si muya goğodu? sana ne yaptı?
  • oğro öoğro atn., oğro çoğro vi. 1. Atn. olur olmaz, abur cubur. oğro öoğro muya na âirasen komelidums: abur cubur ne bulursa ağzına atıyor. 2. Vi. Taşlı ve engebeli, tarıma elverişsiz arazi ya da toprak.
  • oğurinu öldürmek. hamuk uwareli moğurinanere: bu bizi susuzluktan öldürecek. oğurinams: öldürüyor.
  • oğuru ölmek. ğurun. ölüyor. ğurasere: ölecek. Doğuru: öldü.
  • oğvaöu atn., oxiöoru vi. gıcırdatmak. üibri ğvaöums/xiöorums: dişini gıcırdatıyor.
  • oğvaüu atn., obleâgu ark. 1. kusmaya çalışmak ancak kusmuk çıkaramamak. 2. Atn. 2. yeni doğan bir bebeğin ağlaması.
  • oğvaru atn., oşuvu ark., oşuu vi. 1. ıslanmak. orubaşe golovuluûişa deviğvari: dereden geçerken ıslandım. viğvare. ıslanıyorum. 2. ıslatmak. ari gomobu do domoğvaru: üzerime su döküp beni ıslattı. Viğvaram: kendimi ıslatıyorum.
  • oğveliüu ark. kıvranmak (yılan için). şkas muöo geçu wiwilak oğveliüus kogyoöüu: beline vurur vurmaz yılan kıvranmaya başladı.
  • oûva3u atn. Patlamak. 3ad. oûüva3u.
  • oûva3inu atn., oûüva3inu ark. patlatmak. baloni oûva3inu: balonu patlattı.
  • oxaçkoni ark., oxaşüoni atn. 1. ekilmesi gereken tohum. oxaçkoni Lazuûi: ekilmesi gereken mısır. 2. Ekilmesi gereken tarla/bahçe. oxaçkoni onûule: ekilmesi gereken tarla. 3. ekilmesi faydalı olan, Ekilebilir tohum. 4. ekilmesi faydalı olan, ekilebilir tarla.
  • oxaçku ark., oxaşüu atn. ekmek (ekin). Lazuûi xaçkums: mısır ekiyor
  • oxaüaru 1. kesici bir aracı sürterek birşeyin yüzeyindeki tabakayı zedelemek ya da kaldırmak; kazımak. ûiğani xaüarums: tavayı kazıyor. Bu3xite Leûa xaüarums: tırmıkla toprağı kazıyor. 2. Metal bir yüzey üzerine sert bir araçla şekil çizmek, yazı yazmak.
  • oxalalu, ohalalu (<ar. helal) helal etmek, helallaşmak. ôi ğuruşe duxalalu: ölmeden önce helal etti. dixalales: helallaştılar.
  • oxalu ark., oxralu, ojguru atn. 1. aşırı derecede pişmek, yanmak, kavrulmak. gyari dixalu: ekmek çok fazla pişti, yandı (üstü, altı vs). 2. aşırı derecede pişirmek, yakmak.
  • oxandu meg., o3adebu xp. çalışmak. Bixandam/vi3adebur: çalışıyorum.
  • oxanâu vi., oxan3u ark. solunum yolunda soğuk algınlığından dolayı acı hissetmek, rahatsızlık duymak.
  • oxaôarapu atn., oôaramitapu ark., osinapapu vi. konuşturmak. mo moxaôarapam! beni konuşturma!
  • oxaôaru atn., oğarğalu xp., oôaramitu ark., osinapu vi., olaüidu vj., olafu xp., oragadu meg. 1. konuşmak. üinçepes uxaôas: kuşlara konuşuyor. mitis var uxaôas: kimseye konuşmuyor. Mitişüala var ixaôas: hiç kimse ile konuşmuyor. 2. Vj., arş. oxaôaru: yüksek sesle ya da bağırarak konuşmak; bağırmak; kızmak.
  • oxaôaru cenâiru atn. konuşmaya meydan vermek, tartışma doğurmak, tartışma yaratmak. 3ad. mole moğmalu.
  • oxara ark., moconi atn., moydoni arş., modini xp. su değirmenlerinde ters piramit biçiminmdeki ahşap tahıl deposu.
  • oxarbu kaba bir şekilde biçimlendirmek, lalettayn şekil vermek (deri, sepet vs.). üalati doxarbu. sepeti gelişi güzel şekillendirdi. Kalamani doxarbu: çarığı alelade bir şekilde biçimlendirdi.
  • oxile vi. Köprü ve balkon gibi yerlerde bulunan korkuluk. Xincis oxile dobuxenit: köprüye kokuluk yaptık.
  • Fûiloma kuş tüyü. Kinçis fûilomape gvaxu: kuşun tüyleri döküldü. 3ad. obundgolu, gofûilu.
  • oxarxalinu, oxaşüalinu atn., oxaçkalinu vi., orxalinu arş. kaynatmak. wari oxarxalinams: suyu kaynatıyor.
  • oxarxalu, oxaçkalu, oxaşüalu kaynamak. wari xarxalams: su kaynıyor.
  • oxarsuvu ark., oxaresiu arş. 1. affetmek, bağışlamak. buxarsuvam. bağışlıyorum. mixarsuvi. beni affet, bağışla. 2. özür dilemek, af dilemek.
  • oxaru 1. atn. tırnaklamak. 2. ark. yırtmak.
  • oxasüiri atn., oxraskiri ark. kayınço, evin erkeği. oxorişi süiri/oxasüiri. evin erkeği.
  • oxraskiri ark. Kayınço. 3ad. oxasüiri.
  • oxasure atn., oxrasure ark. 1. karının kız kardeşi; baldız. 2. kocanın kız kardeşi.
  • oxrasure ark. 3ad. oxasure.
  • oxaşaru vi. kuvvetlice bastıra bastıra vücudunu ya da bir uzvunu yıkamak. ti ixaşarams: başını ovarak yıkıyor.
  • oxaşüalu, oxarxalu atn., oxaçkalu vi. kaynamak. wari xaşüalams/xaşüalams: su kaynıyor.
  • oxaçkalu vi. 3ad. oxaşüalu.
  • oxaûalu diş, tırnak gibi bir araçla kemirmek, kemirmeye benzer ses çıkarmak. mtugik ğuni xaûalums: fare kovanı kemiriyor, kemirme sesi çıkarıyor vs.
  • oxazu, oyazu, oazu atn., vi., oqazu xp. 1. yontmak (ağaç için). nca xazums/ yazums/ azums/ qazups: ağaç yontuyor. 2. rendelemek (ağaç).
  • oxaâiru atn., oxaziru vi. (<ar. hazır) hazırlamak. gyari xaâirums: yemek hazırlıyor.
  • oxexu ark., oxerxu vi., üoru atn. biçmek (hızar, testere vs. ile).
  • oxelera, xeloba mutluluk, sevinç. a oxelerate var dvaxunu. bir kez olsun mutlu oturamadı.
  • oxelu 1. mutlu olmak, sevinmek. opşa vixeli. çok sevindim, çok mutlu oldum. var moxeli si ti var ixelare! beni mutlu etmedin, sen de mutlu olmayasın! 2. mutlu etmek, sevindirmek. bere oxelu seva<ôi on/ ren: çocuk sevindirmek sevaptır.
  • oxenu yapmak. dulya ixenams: işi kendine yapıyor. dulya uxenams: işi birine yapıyor. dulya uyams: işi birine yapıyor. dulya ikums: iş yapıyor.
  • oxerxu ark., oxexu vi. Hızar ve testere gibi araçlarla biçmek. Xerxite dişka xerxums: hızarla odun biçiyor.
  • oxiale ark., oxiyari vi., oxine atn., oxini arş. 1. Evcil, ehli. oxiale uşkuri: evcil (kültür bitkisi olarak) elma. oxiale ûoroci. evcil güvercin. 2. ark. cana yakın, sevecen. dido oxiale bere: çok cana yakın çocuk. 3. Islah edilmiş anlamında, kültür bitkisi olarak evcil. oxiale uşkuri: kültür bitkisi olarak elma.
  • oxiöoru vi., oğvaöu atn. 1. gıcırdatmak. üibri ğvaöums: dişini gıcırdatıyor. 2. şapırtı sesi çıkararak, “hart, hurt” sesleriyle meyve yemek. m3xuli xiöorums/ ğvaöums: armudu şapırtılarla yiyor.
  • oxinöoru, oxiöoru atn. parçalara ayırmak, yağmalamak. üumaşi xinöorums: kumaşı parçalara ayırıyor.
  • oxuöoru atn. talan etmek, yağmalamak. berepek livadis şuüape doxuöores: çocuklar tarlada hıyarları yağmaladılar.
  •  
  • oxindu atn. solmak, sararmak. xayari duxindu: yüzü soldu.
  • oxinapu atn., oxenapu vi. Yaptırmak. İri dulyape himus oxinapams: bütün işleri ona yaptırıyor.
  • oxinwu arş. ip vb. şeyleri sürterek aşındırmak.
  • oxirapu çaldırmak. beres a mutxape oxirapams: çocuğa bir şeyler çaldırıyor.
  • oxirxilu atn. hırıltı çıkarmak, hırlamak. şuri etorumûaşa xirxilams: nefes alırken hırlıyor (rahat nefes alamıyor).
  • oxirxinu ark. 1. Kişnemek. N3xenepek xirxinaman: atlar kişniyorlar. 2. kahkahalarla gülmek, çok gülmek. oxirxinute dobğurit: kahkahalarla gülmekten kırıldık.
  • oxiru hırsızlık yapmak; çalmak. iri tevuli ixirams: herşeyi çalıyor.
  • oxiûinu ark., oxiûonu vi., odiginu atn. 1. gıdıklamak. mixiûonams: beni gıdıklıyor. 2. gıdıklanmak. maxiûonen. gıdıklanıyorum.
  • oxiu ark.,üoru atn. biçmek. dişka xiums: odun biçiyor.
  • oxlamu meg. kutluluk dilemek; kutsamak.
  • oxlaôu 1. şapırtı çıkararak yemek. coğorik lagi xlaôums: köpek şapırtılarla mamasını yiyor. 2. Bir kaptaki yemeği murdar etmek.
  • oxlinöüu atn., oxunöu 1. Araziyi kazıyıp kanal açmak. 2. aşıtmak. 3. aşındırmak.
  • oxmaroni 1. kullanışlı, işe yarar, kullanılabilir. 2. kullanılması gereken.
  • oxmaru 1. kullanmak, araç olarak kullanmak. ncaşe elva şeni msüala oxmarams: ağaca çıkmak için iskele kullanıyor. 2. harcamak. para oxmarams: para harcıyor.
  • oxobalu xp., oüonworu atn. 1. sıcak soğuk ya da iki farklı sıvıyı birbirine eklemek. 2. sıcak soğuk ya da iki farklı sıvının birbirine eklenmesi.
  • oxoöüadu ark., ogoru atn. ağız dolusu küfretmek, sövmek. Şuüa na memixirupes koxobuöüadi: salatalıklarımı çalanlara ağız dolusu küfrettim.
  • oxoövalu, oüoövalu 1. bir arada yakmak. 2. bir arada yanmak.
  • oxoöveri, oüoöveri 1. hep birlikte yanmış. 2. hep birlikte yakılmış.
  • oxoguberi ark., oüociberi atn. bir arada pişmiş, birlikte pişmiş.
  • oxogubu ark., oüocibu atn. 1. bir arada pişmek, birlikte pişmek. 2. bir arada pişirmek, birlikte pişirmek. lu do lobya koüocibu. lahana ile fasülyeyi bir arada pişirdi.
  • oxogzalu yanyana iki ya da daha çok ateşi yakmak.
  • oxoktinu ark. eğlenmek, vakit geçirmek (bir şeylerle meşgul olarak). oxoktun. oyalanıyor.
  • oxokyura ark., oxoröüura xp., üonöera atn. 1. ev kadını, evin kadını, ev işleri ile sürekli uğraşan kadın. komomçi dadi skani, doôwopxa oxokyura: ver bana teyzeni, onu evimin kadını yapayım. 2. hamarat.
  • oxomçvalu atn., oxomöüu ark., omöüu vi., xp. (Bir hayvanı) ehlileştirmek, evcilleştirmek. sifûeri oxumçums/ omöüams: atmacayı ehlileştiriyor. Bozo üoxovumçvi (mec.): kızı ehlileştirdim.
  • oxomöüu ark. 3ad. oxomçvalu.
  • oxomöüveri ark., oxomçveri atn. ehlileştirilmiş, evcilleştirilmiş. oxomçveri sifûeri: evcilleştirilmiş atmaca.
  • oxominu ark., oxombinu kurutmak. tipepe oxombinams: çayırları kurutuyor. porça oxombinams: gömleğini kurutuyor.
  • oxomu ark., oxombu kurumak. buûüape doxombu: yapraklar kurudu. ôice domixomu: ağzım kurudu.
  • oxonüaneri ark., oüoüaneri, üaneri atn. hareket ettirilmiş, oynatılmış, kımıldatılmış, kıpırdatılmış. muti sva muşişe oüoüaneri var voret. hiçbir şeyi yerinden oynatmış değiliz.
  • oxonüanu ark., oüoüanu atn. 1. kıpırdatmak, hareket ettirmek, salıtmak, kımıldatmak. oxonüanams: hareket ettiriyor. 2. kıpırdamak, hareket etmek, kımıldamak. mjvabu oxinüas: kurbağa hareket ediyor, kıpırdıyor.
  • oxonu atn. 1. Sapanla toprağı sürer gibi toprağı eşmek. Ğecik livadi doxonu: domuz tarlayı eşti. 2. (sapanla) toprağı sürmek. xocepek livadi xonuman: öküzle (sapanla) tarlayı sürüyor.
  • oxon3u ark., oxoncu xp., ogurgulu atn., vi. 1. gürlemek (gök). ha seri dido xon3u: çok gürledi. 2. atn., vi. Guruldamak (karın için).
  • oxonwu ark., oxvewu ark. rendelemek. buleüi xonwums: turpu rendeliyor.
  • oxorca ark., xorâa atn., xorca, oxorja arş. kadın. aya oxorca mupey msüvan!: ne kadar güzel bir kadın!
  • oxorcaloba ark., xorâaloba atn. kadın olma durumu, cins olarak kadının özelliği, kadınlık. oxorcaloba muşi goöüondu, komoli steri dulya ikomûu: kadınlığını unutmuş, erkek gibi iş yapıyordu.
  • oxorcaluri, oxorcalebura ark., xorâaluri, xorâaleburi atn. 1. kadınca, kadınlara özgü. oxorcaluri dulyas çxindi mo gumûam! kadın işlerine burnunu sokma! 2. kadınsı.
  • oxorxu, oxoxu 1. (ağaç) budamak. m3xuli xorxums: armut ağacının dallarını buduyor. 2. Mec. kırıp dökerek ilerlemek, Engel tanımamak. 3ad. oxerxu.
  • oxori Ev, hane. oxori överi üoçi: evi yanmış adam. överi oxori: yanmış ev. oxori dulya: ev işi. oxori doloxe: evin içi. oxoris mamuli gale daduli (arş., dnot.): evde horoz, dışarda tavuk.
  • oxori do gale not. evden dışarı. meyoçamape süani oxori do gale! bedduaların evden dışarı (evden uzak olsun).
  • oxori üoçi ev halkı, aile. şüu ar oxori üoçi voretu: biz bir evin insanıyız, biz bir aileyiz.
  • oxorüoda evin avlusu. oxorüodas kelicinu: evin avlusunda yattı. oxori üodas gunüaôams: evin avlusunda koşuşturuyor.
  • oxormance (<oxori mance) 1. ev sahibi, evin mülküne sahip olan. 2. evine düşkün, ailesine bağlı kişi, evcimen.
  • oxormonduni ark., oxomonduli eski Laz evlerinin içinde ateş yakılan toprak zeminli, oturma ve yemek odası olarak kullanılan yer/bölme.
  • oxoronu 1. horon oynamak. ixoronams: horon oynuyor. 2. horon oynatmak. oxoronams: horon oynatıyor.
  • oxoru ark. kemirmek (ahşap vs.). mtugik pi3ari doxoru. fare tahtayı kemirdi.
  • oxoru ark., oüibinu xp., oxvaûu atn. dişlemek. m3xuli xorums: armudu dişliyor.
  • oxosaru gizlice bakmak, dikizlemek, gözetlemek. ixosarams: gizlice bakıyor, gözetliyor.
  • oxosvalu 1. sürünmek, kıvranmak, telef olmak. xvala xvala oxvasven. yapa yalnız sürünüyor. korba wunate leûapes koxovasvi. karın ağrısından toprakta süründüm, yerlerde kıvrandım.
  • oxosvalu atn. 2. bir yere toplanmak, bir araya gelmek. Came avlas koxovisvalit. Cami avlusunda bir araya toplandık.
  • oxoşkveri 1. serbest bırakılmış, salı verilmiş. 2. özgür bırakılmış, azad edilmiş. 3. Boşlamış, ilgisiz. Mteli şeis koxovuşkvi: herşeye boş verdim.
  • oxoşkvalu 1. serbest bırakmak, salı vermek. üinçis koxuşku: kuşu saldı. 2. özgür bırakmak, azad etmek, özgürlüğünü vermek. Cixas na molaxenan üoçepes koxuşkves: hapiste bulunan adamları özgür bıraktılar. 3. Boş vermek, aldırmamak. Mteli şeis koxovuşkvi: herşeye boş verdim.
  • oxoşkva 1. Serbestlik. Mtelik oxoşkva gorums: herkes serbestlik istiyor. 2. Özgürlük, hürriyet. oxoşüva do oropa şeni...: özgürlük ve aşk için...
  • oxoşkvinu ark., meşüvalu, meûomalu atn. 1. serbest olmak, özgür olmak, özgürleşmek. 2. serbest bırakmak, rahat bırakmak, özgür bırakmak, boş bırakmak. 3. boş vermek. iritevulis koxuşüu: herşeye boş verdi.
  • oxoûüva3u vi., oüaôu atn. koşmak.
  • oxowonu, ognapu atn. 1. anlamak, sezmek, kavramak. açkva iri-xolo oxobowonam. artık herşeyi anlıyorum. 2. muhakeme etmek. berek muti var oxowonams: çocuk hiçbir şeyi muhakeme edemiyor.
  • oxre3kinu ark., oxro3kinu vi., oxosüinu atn. gebertmek. coğori oxre3kinams: köpeği gebertiyor.
  • oxrisüu arş. 1. dere ya da sel sularının tarla ya da bahçeye zarar vermesi. 2. sıyırma, sıyrılmak.
  • oxriu xp. sertçe sürterek pasını veya kirini temizlemek/ çıkarmak.
  • oxro3ku vi., oxre3ku ark., oxosüu atn. gebermek, hayvanlar için ölmek. üaûu doxro3ku. kedi geberdi.
  • oxtimu ark., oxûimu, olva atn. 1. gitmek. noğaşa oxtimu minon: çarşıya gitmek istiyorum. 2. Gidiş.
  • oxtu ark., üoru atn. sütün bozularak yoğurt kıvamına gelmesi. mja doxtu: süt bozuldu.
  • oxûu, oxuüu atn., oxtu ark. içine çekmek, içine büzülmek, büzüşmek. dida oxûu: yaşlı kadın içine çekti, kısaldı, büzüldü.
  • oxvalu 1. küremek. mturi xums: kar kürüyor. leûa xums: toprağı kürüyor. 2. saçmak, dağıtmak. para oxums: parayı saçıyor. 3. saçılmak, dağılmak. İxven: saçılıyor, dağılıyor.
  • oxuüu, oxûu atn., oxtu ark. içine çekilmek, büzülmek. ini ayus oxuüu: üşüyünce büzüldü.
  • oxunweri, oxunwineri atn., oxureri ark. 1. büzülmüş, daralmış (torba, ip gibi).
  • oxunwinu atn., oxuru ark. büzmek, daraltmak, ipini sıkmak. toüi uxunwinu: ipi daralttı, sıktı.
  • oxunwu arş. 1. mec. işe şevkle gitmek. xunwuy do ulun: isteyerek gidiyor. 2. bir eylemi zar zor yapmak. 3. atn. daralmak, sıkılmak, bir araya toplanmak. toüi oxunwun. ip daraldı, sıkıldı. oxunwu do mulun: kendini daraltıp, toplanıp geliyor (avına saldıran kuşun dalışı gibi).
  • oxuôinu büzmek, sıkmak (dudak, kıç). uxuôinams: büzüyor, sıkıyor.
  • oxuôu 1. büzülmek (dudak, kıç için). uxuôun. büzülüyor, sıkılıyor. leşüepe uxuôinams: dudaklarını büzüyor. 2. mec. korkmak, cesaret edememek. mo var galen, gixuôui? niye gidemiyorsun, sıktı mı?
  • oxorxolu 1. birbirine dolanmak, birbirine karışmak, iç içe geçmek. mûvalepe dixorxolu: ipler birbirine dolandı. 2. birbirine dolamak, birbirine karıştırmak. toüi doxorxolu: ipi birbirine doladı.
  • oxurxulu atn., oxurûinu vi., oxuzinu vi., oxruûinu horlamak. nciris xurxulams: uykuda horluyor.
  • oxuzinu vi. 3ad. oxurxulu
  • oxuri xp., mçxuri arş. Koyun (hayvan). oxurik ôeûelams: koyun meliyor.
  • oxuru ark., oxunwinu atn. büzmek, daraltmak (kese ve torba için).
  • oxuûolu 1. ahşap bir kabın içini oymak, oyup içini çıkarmak. 2. Ahşap bir kabın içini kemirmek. Mludik ğuni xuûolums: sıncap kovanın içini kemiriyor.
  • oxuûoru atn. 1. kesmek (saç ve kıl için). toma demixuûoru. saçımı kesti. 2. katı ve sert yiyecekleri ağızda ses çıkararak (xart-xurt) yemek. şeçeri xuûorums: şeker yiyor. 3. kumaş, kağıt vb.’nde delik açmak. meûaksi onaburete doxuûoru. ipeği makasla deldi.
  • oxuwolu çok küçük parçalar halinde kemirmek/ yemek (daha çok dişi olmayanlar için). gyari xuwolums: ekmeği küçük parçalar halinde kemiriyor/yiyor.
  • oxvalu öksürmek. üaûa öumanişe xvalums: her sabah öksürüyor: Axvalen: istemi dışında öksürüyor.
  • oxvame 1. mabet, tapınak, ibadet yeri. Lazların çok tanrılı dinsel dönemlerinde tapındıkları yerlere verdikleri isim. 2. Lazların hıristiyan oldukları dönemlerde “kilise”nin karşılığı olarak kullandıkları sözcük. “oxvame” kalıntıları halen Lazona’nın bir çok yerinde bulunmaktadır. 3. Cami.
  • oxvamu 1. (birine/ birisi için) dua etmek. Bere muşis ôanda uxvamams: çocuğuna herzaman dua ediyor. 2. (tanrıya) yakarmak, yakarışta bulunmak, dua etmek. Ğormotis üowoüorun, ndğalepe oxvamute goluûoçams: tanrının eteğinden ayrılmıyor, günlerini (ona) yakararak/dua ederek geçiriyor. 3. ibadet etmek. İxvamams: ibadet ediyor. 4. İbadet. oxvamupe muşi ôoûe var goluûoçams: ibadetlerini hiç aksatmıyor. 5. Dua. oxvamupe şüimi si megiûişare: dualarımı sana adayacağım.
  • oxvantu ark., oyacu atn., orajnu arş. 1. Sarsmak, sallamak.  arabak domxvantu: araba beni sarstı/salladı. 2. sarsılmak.  ntxiri bonüanamûişa dobixvanti. fındık dalını sallarken sarsıldım.
  • oxvaûapu kemirtmek, (fare vs. Tarafından) kemirileceği bilindiği halde önlem almamak. Mtucis ağani porça doxvaûapu: fareye yeni gömleği kemirtti.
  • oxvaûu kemirmek. mtugik porça doxvaûu: fare gömleği kemirdi.
  • oxvenu ark. 1. nişanlanmak. Biöi ar bozo şüala dixvenu. Erkek bir kızla nişanlandı. 2. nişanlamak. biöi doxvenes: Erkeği nişanladılar.
  • oxveweba ark. yalvarış, yalvarma.
  • oxvewu vi. rendelemek (meyve, sebze). nanas duwvi do buleüi doxvewas: anneye söyle de turpu rendelesin.
  • oxvewu vi., oxvewebu ark., obalaüaru atn. yalvarmak. si gaxvewer: sana yalvarıyorum.
  • oxyari arş., ceyoneri atn., gemôoneri ark. aşılanmış, aşılı. oxyari mşüvela. aşılanmış fidan.
  • oxyaru arş., ceyonu atn., gemôonu ark. aşılamak. mbuli doxyaru: kiraz aşıladı.
  • oii ah sesi, acı duymadan dolayı çıkarılan inleme sesi. oii dobğuri: ah öldüm.
  • oilu vi., oüilu ark., oqvilu xp., oôilu atn. vurmak, vurup öldürmek. ar üoçi doilu: bir insan öldürdü.
  • oindrea atn., eöopimu ark. satın alma. Puci oindreaşe noğaşe cexûes: inek almaya çarşıya indiler.
  • oindroni atn. 1. satın alınması gereken. A piliûa oindroni voret: bir soba satın almamız gerekiyor. 2. Satın alınabilir (olan). 3. Satın alabilir durumda. Muti oindroni xali var miğun: hiçbir şey satın alabilecek durumda değilim.
  • oindru atn., oqindru xp., eöopinu ark. satın almak. noğaşe dolokuna viindri. çarşıdan giysi satın aldım. na ginon giindrae. sana istediğini satın alacağım.
  • ojginu atn., ocginu ark. 1. yenmek, mağlup etmek. oüontxinas ma si gojgini. güreşte ben seni yendim. 2. yenilmek, mağlup olmak. oüovantxit do vijgini. güreştik ve yenildim.
  • ojguru atn., oxalu ark. 1. aşırıcı derecede yakmak, pişirmek. cari objguri: ekmeği yaktım. 2. aşırı derecede yanmak, pişmek. cari oijguru: ekmek fazlaca yandı.
  • ojliôu ark., ozliôu vi., ozlaôu atn. 1. ezmek, sıkıp ezmek, basıp ezmek, ezip suyunu çıkarmak. üuçxeten urâeni jliôoms. ayaklarıyla üzümü eziyor. 2. ezilmek.
  • oju, ojvalu atn., oputxu ark. uçmak. üinçi jun. kuş uçuyor.
  • ojulinu atn., oputxinu ark. uçurmak. üinçi ojulinams: kuşu uçuruyor.
  • ojvalu ark. soluklaşmak, eskimeden dolayı soluklaşmak, rengini yitirmek. foûa domajvalu: peştemalım soluklaştı.
  • ojvaru xi. rüzgârdan dolayı veya insan eliyle mısır vs. gibi bitkilerin yere yatması fiili.
  • ojvaûu 1. Bitkilere sopa ile vurarak yere yatırmak, kırmak, koparmak, hırpalamak. 2. başaklı bitkilerin tanelerini dökmek/almak için tahta zemin üzerine vurulması ya da sopa ile vurarak başaklardaki tanelerin alınması fiili.
  • okadu vi., dodginu atn. 1. vaad etmek. maindi domikadu. bana yüzük vaad etti. 2. adamak. ğormoûis xoci dobukadi. tanrıya bir öküz adadım.
  • okançu ark. saçmalamak, gerekli gereksiz konuşmak. mo ikançam! saçmalama!
  • okan3aru atn. ıkınmak. dozgumûaşa berek kan3arums: çocuk kakasını yaparken ıkınıyor.
  • okartalu atn. hoş davranmak, iyi davranmak, kafaya almaya çalışmak. para momças ya do baba muşis ukartalams: para versin diye babasına hoş davranıyor.
  • okçandu atn., okçanu ark., oxçanu xp. beyazlamak, solmak. şüawale dikçandu. etek beyazladı, soldu.
  • okçinaliüi ark., odidera atn. Kadınların yaşlılık dönemi.
  • okçinu 1. ark. yaşlanmak (kadınlar için). nandidi çkimi dido ikçinu: büyükannem çok yaşlandı. 2. atn. saçı ağarmak. toma domakçinu: saçlarım ağardı.
  • okfinu ark., oğaru abu., oklimu atn. ağaç altlarında bulunan diken, çalı gibi bitkileri kesmek, temizlemek. danâepe kfinums: dikenleri kesiyor.
  • okiminu xp., oşvelu ark., oşolu atn. yoğurmak. kovalişi kiminams: ekmeklik hamur yoğuruyor. 3omi du3xuş gobis dokiminu: hamuru ıhlamurdan yapılma ekmek teknesinde yoğurdu.
  • oknu ark. Bezmek, sıkılmak.
  • okorinu soğutmak. ûu3a ari okorinams: sıcak suyu soğutuyor.
  • okomocera xp. atn. evlilik (bayanlar için). bozomotaşi okomocera ora komoxûu: kızın evlilik zamanı yaklaştı. biöişi oçilera. erkeğin evliliği.
  • okomoconi atn. evlenmesi gereken, evlenme durumunda olan, evlenme zamanı gelmiş olan (bayanlar için). okomoconi bozomota. evlenmesi gereken kız.
  • okomocu atn., gamatxualu ark. 1. evlenmek (bayanlar için). bozomota ikomocen. kız evleniyor. 2. evlendirmek (bayanlar için). bozomota okomocaman. kızı evlendiriyorlar. 3. xp. evlenmek (kız ve erkek için).
  • okoru 1. soğumak. cari degikoru,üomi! yemeğin soğudu, ye! guri demikoru: yüreğim soğudu, kızgınlığım geçti. Ğureri ma bâiris okoru kocoöu dorûu: ben ölüyü gördüğümde (bedeni) soğumaya başlamıştı. 2. Şok olmak, şoke olmak, şaşırmak. ôaôu süani doğuru miwvesis dopkori: deden öldü dediklerinde şok oldum. 3. olayın etkisinin geçmesi/ etkisini kaybetmesi fiili. Hus aşüva hiüu wana kogolaxûu, hiüu na iyupe dokoru: artık olayın üzerinden onca yıl geçti, olay etkisini kaybetti. 4. Kızgınlığın geçmesi fiili. Muüu wana golaxûu, xolo ti var pkori: onca yıl geçmesine rağmen, kızgınlığım geçmedi. 5. Kokunun etkisini kaybetmesi. ôaôulişi ûüorini çkva var koru: dedemin osuruk kokusu hala etkisini yitirmedi. 6. Ilımak, serinlemek.
  • okosale süpürge. okosalete oxorüoda dokosu. süpürge ile evin avlusunu süpürdü.
  • okosoni 1. süpürülmesi gereken. okosoni oxorüodape: süpürülmesi gereken avlu. 2. silinmesi gereken. okosoni stoli: silinmesi gereken masa.
  • okosu 1. süpürmek. oxori kosums: evi süpürüyor. 2. silmek. sûoli kosums: masayı siliyor.
  • okotumale, kotumale ark., moxvera atn. tavuk kümesi. okotumales kotumepe komolaxunes: tavukları kümese kapattılar.
  • okoûu vi., okotu atn. 1. katlamak. porça muşi dokoûu do ezdu. gömleğini katlayıp sakladı. 2. katlanmak, bükülmek.
  • okro altın. okro sûeri guri uğun: altın gibi kalbi var.
  • okso kumarda altmışaltı oyunu.
  • oktalu 1. dönmek. onu svas ikten. olduğu yerde dönüyor. 2. döndürmek, çevirmek. timele timole oktams: öteye beriye döndürüyor, çeviriyor. 3. dolanmak. noğapes ikten. çarşılarda dolanıyor. 4. yönetmek, yönlendirmek. üun sûeri oktams: bildiği gibi yönetiyor. oxori nanak oktams: evi anne yönetiyor. 5. sürmek. araba oktams: araba sürüyor.
  • okti yamaç. zenis gegapineri oktis var gogalen i? düz yere alışmış, yamaçta gezemiyor musun?
  • okturu ark., omturu atn., onkturu arş. 1. değişmek. ikturen. değişiyor. 2. değiştirmek. kturums: değiştiriyor.
  • okukudu atn. 1. kabarcık çıkmak, şişik oluşmak. xepe domakukudu: ellerimde kabarcıklar oluştu. 2. tomurcuklanmak.
  • okumale “kumi” (gumi) ekilen tarla/ yer (kumi sözcüğünden). 3ad. Kumi, gumi.
  • okurçolu, ogurcolu 1. sertçe sürtmek, ovmak. 2. mısır koçanını avuç içi ya da sert bir cisimle ovarak tanelerini ayırmak. Lazuûi kurçolums: mısır koçanını sertçe ovarak tanelerini ayırıyor. 3. ovulunca dağılmak (kuru yaprak vs.). pavri ikurçolen: yaprak ovulunca dağılıyor.
  • okurdinu ark., oçvalu atn. 1. fırlatmak, savurmak. kva okurdinams: taş fırlatıyor. 2. vi., mec. bir şeyi yapmaya çok hevesli olmak, dünden razı olmak, can atmak.
  • ?okur3olu atn. kemirmek.
  • oüaçu atn., okaçu ark. tutmak. xami xes oüaçams: bıçağı elinde tutuyor. mot moüaçamt! tutmayın beni!
  • oüaüalu 1. tanelemek, tanelerini çıkarmak. ntxiri iüaüalen. fındığın tanesi çıkarılabiliyor. txiri doüaüalu: fındığı taneledi, tanesini çıkardı. 2. tanelenmek, taneleri çıkacak durumda olmak. neâi iüaüalen. ceviz taneleniyor, dış kabuğundan kurtuldu.
  • oüaüvaûu ark. 1. çoğunlukla romatizmadan dolayı insan uzuvlarının işlerliğinin azalması, görevlerinin bir bölümünü yerine getirememesi. dobiüaüvaûi. 2. kaskatı kesilmek.
  • oüalu vi. 1. soğan, mısır ve buğday gibi bitkilerin ‘üali’ denen başakları çıkarmaları. 2. başak çıkarmaları bu bitkilerin körpeliklerini yitirmiş oldukları anlamına geldiğinden bu durum söz konusu bitkiler için ‘sertleşmek’ olarak kullanılır. mdiüa diüalu: buğday sertleşti. 3. arş. katı ve çoğul nesneleri boşaltmak.
  • oüamu atn. 1. su değirmenlerinde, mısır tanelerinin öğütücü taşa dökülme yoğunluğunu ayarlamak (üami meçamu). 2. tasarlamak, planlamak, ölçüp biçmek. mutxa üamums: bir şey tasarlıyor, planlıyor. 3. ayarlamak, ölçüsünü vermek.
  • oüançu atn., oülexu ark. 1. sağı solu karıştırmak, nerde ne var diye bakınmak. ogyares iüançen. mutfağı ne bulurum diye karıştırıyor.
  • oülexu ark. 3ad. oüançu.
  • oüanüalu xp., odardalu atn. titremek (genel anlamda). üanüalups. titriyor.
  • oüanüu ark., oûanüu xp., oûaüulu atn. tıklamak, tıklatmak, takırdatmak. neüna üanüums: kapıyı tıklatıyor.
  • oûanüu xp. 3ad. oüanüu.
  • oüanu atn., onüanu ark. 1. kıpırdamak, hareket etmek, kımıldamak. mot inüa! kıpırdama! 2. sallanmak. ixite arape inüas: rüzgârdan dolayı ağacın dallar sallanıyor. 3. hareket ettirmek, oynatmak, kıpırdatmak. ğureri sva muşişe jur ndğa var oüanes: ölüyü iki gün yerinden hareket ettirmediler, yerinden oynatmadılar. 4. sallamak. beres omweli uüanams: çocuğun beşiğini sallıyor.
  • oüanwu, oüan3uru ark., doloüanu atn. 1. (salıncakta) sallamak. berepe oüanwures boüanwuram: çocukları salıncakta sallıyorum. 2. (salıncakta) sallanmak. bozope oüanwures iüanwenan: kızlar salıncakta sallanıyor. Ma biüanwu: ben sallanıyorum.
  • oüanwure ark., doloüanure atn. salıncak. oüanwue kocobes: salıncak astılar.
  • oüaôinapu atn. koşturmak. n3xenis oüaôinapams: atı koşturuyor.
  • oüaôinu 1. ark. sıçratmak, fırlatmak. 2. atn. koşmak. üaûa öumanişe uüaôams: her sabah koşuyor. 3. yere düşürmek, yere atmak. otfaşe bere oüaôinu: çatıdan çocuğu düşürdü.
  • oüaôu ark. sıçramak. uüapams: sıçrıyor, zıplıyor.
  • oüaôu atn., oxoûüva3u vi. (<ar. tarık) koşmak. mot uüaôam, doganöinasere: koşma, yorulacaksın. 3ad. oûaiüu.
  • oüarbu vi. Xi. derinin yüzüldükten hemen sonra tuzlanıp gerilerek kuruması için asılması fiili.
  • oüarğalu, oüarüalu atn. gıdaklamak (tavuklar için). kormek üarğalams: tavuk gıdaklıyor.
  • oüau ark., vorsi oyapu atn. tedavi olmak, iyileşmek. jur tuta an zabuni borûi, dobiüai: iki aydır hastaydım, tedavi oldum/iyileştim.
  • oüawu vi. Xi. metal kapların üzerinin/ yüzeyinin eskimeden dolayı kararması ve kullanılamaz duruma gelmesi.
  • oüibinu ark., mexvaûu atn. ısırmak, dişlemek. Xes aüibinu: elini ısırdı/ dişledi.
  • oüidu ark., oüodu xp. atn. inşa etmek. oxori üidips: ev inşa ediyor.
  • oüiinu, oüriinu atn. bağırtmak. dida hiüu mot oüiyinam! yaşlı kadını o kadar bağırtma!
  • oüirüitoni arş. doüoru . bağ, hayvanların bağlandığı bağ. puci oüirüitoni. inek bağı.
  • oüirüolu 1. kıvırmak, bükmek, burmak. ntxiri biüa üirüolums: fındık sopasını buruyor. 2. kıvrılmak, bükülmek, burulmak. wiwila iüurüolen. yılan kıvrılıyor. gzalepe iüurüolen. yollar kıvrılıyor. 3ad. ozgimoöu.
  • oüitxu ark., oziûu atn., golayonu arş. okumak. kitabi iüitxams: kitap okuyor. Si giüitxams (vi): sana/senin için okuyor.
  • oüitxu, oöitxu sormak. Miüitxi do giwva. sor, söyleyeyim. ma mot miüitxam! bana sorma! Si üiütxuman (vi.): onlar sana soruyorlar.
  • oüiu atn., oüriu ark., oürialu xp. 1. ötmek. mamulik üiams: horoz ötüyor. 2. atn. bağırmak. nana şüimik walendo üiams: annem aşağıdan bağırıyor. dvaguran ya do üiams: duysunlar diye bağırıyor. 3. atn. sitem etmek, kızmak. baba süanik giüiasere, mot ikum! baban kızacak, yapma!
  • oüizale xp., oüuzale vi., oüozale arş. kaşıklık, kaşık konan yer. üuzepe oüizales naşüu: kaşıkları kaşıklıkta bıraktı.
  • oülançxu atn. 1. ışık saçmak. murun3xepe ülançxuman: yıldızlar ışık saçıyor. 2. şimşek çakmak. diülançxams/divalams: şimşek çakıyor. 3. havanın güneşli olması, ışıması fiili. andğa opşa mjoran, ülançxums: bugün hava güneşli, güneş ışıyor/ parlıyor.
  • oülimu atn., oünu, oünimu ark. 1. tutmak, tutunmak. xes maünu. elimi tuttu. 2. bulaşmak, siyaret etmek. msora maünu. bana uyuz bulaştı. 3. bulaştırmak, başkasına geçirmek. maza<ôu miülimu. bana nezle bulaştırdı.
  • oüloxu atn. anaç olduğu dönemde tavuğun (ülox) biçiminde ses çıkarması fiili (yansıma).
  • oüobaru esip savurmak (rüzgar). ixi koüobaru: rüzgâr esip savuruyor.
  • oüobazgeri mec. inatlaşmış, karşılıklı inat içinde.
  • oüobazgu atn., oüobaâgu ark. 1. bir araya basmak, yanyana basmak. üuçxepe üoüobazges: ayaklarını yanyana bastılar. 2. karşılıklı diretmek, inatlaşmak. cumalepek koüobazges: (erkek) kardeşler birbirlerine karşı diretiyorlar, inatlaşıyorlar.
  • oüoberi birbirine katılmış, bir araya dökülmüş (sıvı).
  • oüoberi, oüobumeri 1. birbirine ekli, bitişik. oüobumeri nözrz vzr golomayonen. birbirine ekli (bitişik) yazıyı okuyamıyorum. 2. iddia içinde, karşılıklı iddialı, takıntılı.
  • oüobgaru ağlaşmak. nana do bozomotak oüibgaran: anne ile kız birlikte ağlıyorlar, ağlaşıyorlar.
  • oüobğalu 1. bir araya/yere dökmek, aynı yere dökmek. (katı, sayılabilir nesneler için). ntxirepe ar svas oüobğams: fındıkları bir yere/ aynı yere döküyor, bir araya döküyor. 2. bir araya/yere dökülmek (katı, sayılabilir nesneler için). 3. Bir yere biriktirmek (katı, sayılabilir nesneler için). huşa na oüobği genöarerepe so ezdam? şimdiye kadar biriktirdiğin paraları nerde saklıyorsun? 4. Bir yere/araya birikmek (katı, sayılabilir nesneler için). ncaşe na colu neâepe xerüis koüibğes: ağaçtan düşen cevizler harkta biriktiler. derdepe koüomabğu: dertlerim birikti. 5. bir yere yığmak (katı, sayılabilir nesneler için). dişüape haşo koüovobğat: odunları buraya yığalım. 6. Bir yere/araya yığılmak (katı, sayılabilir nesneler için). 7. bir yere/araya toplanmak. berepe hak mot oüibğes? çocuklar niçin buraya toplandılar. 8. bir yere/araya toplamak. muti na vorûit a oxoris koüomobğes: kim vardıysa hepimizi bir eve topladılar.
  • oüobğeri 1. bir araya/yere dökülmüş, aynı yere dökülmüş. (katı, sayılabilir nesneler için). 2. Bir yere/araya birikmiş (katı, sayılabilir nesneler için). 3. bir yere yığılmış (katı, sayılabilir nesneler için). 4. bir yere/araya toplanmış.
  • oüoborgeri atn. fazlaca birikmiş, aşırı birikmeden dolayı (etrafı) tıkanmış.
  • oüoborgu 1. birbirine takılmak. kooüovaborgit. birbirimize takıldık, çarptık. 2. atn. her tarafı doldurmak, aşırı derecede birikmek. mturik koüoborgu. kar her tarafı doldurdu. alimevişi avla nçaite koüiborgu. Alım yerinin avlusu çayla doldu, aşırı derecede çay birikti.
  • oüobalu 1. birbirine bağlamak, iliştirmek. toüepe koüovobit. ipleri birbirine bağladık, iliştirdik. 2. mec. birbirine takılmak, iddiaya düşmek, takışmak. baba do bere koüibes: baba ile oğul birbirine takıldılar, iddiaya düştüler.
  • oüobalu birbirine dökmek, katmak (sıvılar için). mja do mjalva ar svas koüovobit. ayran ile sütü aynı yere döktük.
  • oüobulozgeri atn. birbirine girmiş.
  • oüobulozgu atn. birbirine girmek. berepe koüibulozges: çocuklar birbirine girdi.
  • oüoburdu atn. katılaşmadan dolayı birlikte büzüşmek, kaymak bağlamak, katılaşmak (sıvıların buruşması, yaranın kaynaması). mjalva koüoburdu. sütün üstü katılaştı, büzüştü, üstüne kaymak bağladı.
  • oüoburu birbirine yamalamak. mbelape oüoburu do ar porça diöu. bezleri birbirine yamalayıp kendine bir gömlek dikti.
  • oüocibu atn., oüogubu ark. bir arada pişirmek.
  • oüocinu 1. birlikte yatmak, yanyana yatmak. biöi do bozo koüicines: kız ile delikanlı birlikte yattılar. 2. birlikte yatırmak, yanyana yatırmak. berepe koüocines: çocukları birlikte yatırdılar.
  • oüocoxu ark., oüoyoxu atn. 1. birbirini çağırmak. Artiüatis oüucoxamsûesşa domaguru: birbirlerini çağırırlarken duydum. 2. bir araya/bir yere çağırmak. Berepe muşis koüucoxu: çocuklarını bir araya çağırdı.
  • oüoçaneri ark., oüonçaneri atn. yanyana bitmiş, birbirine yapışık bitmiş, yanyana bitmiş (meve). oüonçaneri ûubepe. yapışık ikizler.
  • oüoçxalu bir arada yıkamak. noçxeşepe koüoçxu: bulaşıları hep birlikte yıkadı.
  • oüoçxaôuleri atn. karışmış, karışık, karmakarışık. oüoçxaôuleri dulyape ma mo memisumt! karışık işleri bana bulaştırmayın.
  • oüoçxaôulu atn. birbirine girmek, karışmak, karmakarışık olmak. dulyape koüiçxaôulu: işler birbirine girdi, işler karıştı. 2. karıştırmak, birbirine sokmak. dulyape koüoçxaôulu: işleri birbirine karıştırdı.
  • oüoçitu ark., üoüoçitu atn. ortadan yarmak. cireüi oüoçitu: kütüğü ortadan yardı.
  • oüoçundu arş. kurumadan dolayı azalmak. Minâi doxomu do koüoçundu: “minci” kuruyup azaldı.
  • oüoöaöeri sıkışık. oüoöaöeri pxet. sıkışık bir halde oturuyoruz.
  • oüoöaöu 1. bir araya sıkışmak. koüoviöaöit. sıkıştık. 2. bir araya sıkıştırmak. iri ar svas koüomoöaöes: hepimizi bir araya sıkıştırdılar.
  • oüoöadu atn., oüoöüadu ark. birbirine çakmak. pi3arepe koüoöadu. tahtaları birbirine çaktı.
  • oüoöalu birbirine dikmek, parçaları birleştirmek. leşüepe oüogiöare. senin dudaklarını birbirine dikeceğim.
  • oüoöamberi atn., oüoöaberi ark. birbirine yapışık. oüoöamberi xepe. birbirine yapışmış eller. oüoöamberi ûubepe. yapışık ikizler.
  • oüoöambu atn., oüoöabu ark. 1. birbirine yapışmak. xepe koüomaöambu. ellerim birbirine yapıştı. 2. birbirine yapıştırmak. karûalepe koüovoöambi. kâğıtları birbirine yapıştırdım.
  • oüoöapxu atn. 1. çarpışmak, birbirine çarpmak. arabape koüvaöapxes: arabalar birbirine çarptı, arabalar çarpıştı. 2. alkışlamak. xepe oüoöapxams: ellerini birbirine çarpıyor, alkışlıyor.
  • oüoöeri birbirine dikilmiş, dikilmiş. oüoöeri leşüi. birbirine dikilmiş dudak. oüoöeri ponûuli. dikilmiş pantolon.
  • oüoöiöolu 1. iki şey arasında sıkıştırmak. 2. iki şey arasında sıkışmak.
  • oüoöimbru atn. 1. sıkışmak. 2. sıkıştırmak.
  • oüoöinaxu 1. arada ezmek, sıkıştırmak. üendaşüunis koüopöinaxit. aramızda ezdik. 2. arada ezilmek. üendaşüunis koüiöinaxu: aramızda ezildi.
  • oüoöişnu atn. bulmak, buluşturmak. ar mutxape koüopöişni. hemen bir şey ler buldum, toparladım.
  • oüoöüadu ark., oüoöadu atn. birbirine çakmak.
  • oüoöüidu ark., üoüoöirdu atn. 1. ortadan yırtmak. 2. ortadan koparmak. wiwila oüoöüidu. yılanı ortadan kopardı. ma si üoüoüöirdare. ben seni ikiye ayıracağım, seni ortadan yırtacağım.
  • oüoöüodu ark., üoüoöordu atn. 1. ortadan yırtılmak. ixi baruis nca oüoöüodu. rüzgâr esince ağaç ortadan çatladı, yarıldı. 2. ortadan kopmak. wiwila oüoöüodu. yılan ortadan koptu.
  • oüoöüoreri ark., üoüüoreri atn. ortadan biçilmiş.
  • oüoöüoru ark., üoüüoru atn. ortadan biçmek.
  • oüoöopu 1. bir arada yakalamak. juriti ar svas koüoôöopi. ikisini bir yerde yakaladım. 2. iki yönden kıstırmak, yakalamak. juri üaleşe koüoôöopit. iki taraftan sıkıştırıp yakaladık.
  • oüoövalu 1. bir arada yakmak. danâepe ar svas koüoôövi. dikenleri bir yerde yaktım. 2. bir arada yanmak. mtel oxorepe koüiöves: tüm evler birlikte yandı.
  • oüoöveri bir arada yakılmış.
  • oüodagu birçok şeyi bir arada kesmek.
  • oüodaâeri ark., oüombineri atn. iliklenmiş.
  • oüodaâu ark., oüombinu atn. iliklemek. mpulepe koüidaâu. düğmelerini ilikledi.
  • oüodaweri atn. kapanmış, birbirine kenetlenmiş. oüodaweri ôici. kapanmış, kenetlenmiş ağız.
  • oüodawu atn. 1. birbirine kenetlenmek, kapanmak. 2. mec. lal olmak, sesi soluğu kesilmek. oziûoni muti vabâiri, ôici koüomadawu: söyleyecek bir laf bulamadım ağzım kilitlendi.
  • oüodgalu 1. birbirine eklemek, yanyana koymak. oxorepe koüodges: evleri yanyana kurdular. üalatepe koüodges: sepetleri yanyana koydular. 2. yanyana yerleştirmek.
  • oüodgitinu ark., oüogutinu atn. yanyana durdurmak. sica do nusa koüodgitines: damat ile gelin yanyana durdurdular.
  • oüodgitu ark., oüogutu atn. yanyana durmak. biöi do bozo koüodgitu: kız ile delikanlı yanyana durdular.
  • oüodi3inu atn. birbirine gülmek, karşılıklı gülmek, gülüşmek. arti üarti âireis ar koüodi3es: birbirlerini görünce karşılıklı gülüştüler.
  • oüodu örtmek, kapamak, çevrelemek (inşa anlamında). ağne ar oxori do üodu. yeni bir ev inşa etti.
  • oüodvalu 1. yanyana koymak. arguni do buröuli ar svas koüodves: balta ile aybaltayı yanyana koydular. 2. biriktirmek. genöareri oüodums: para biriktiriyor.
  • oüodveri, oüodvaleri 1. yanyana konulmuş, bir araya konulmuş, yanyana yerleştirilmiş. 2. biriktirilmiş.
  • oüogalu karşılaşmak, rastlaşmak. noğa gzas oüovagit. çarşı yolunda karşılaştık.
  • oüogurcolu atn., oüokurçolu sertçe birbirini ovmak, birbirine sürtmek. mxucepe oüogurcolaman. omuzlarını birbirlerine sürtüyorlar.
  • oüoguteri yanyana durmuş vaziyette. oüoguteri resimi gamağmalapes: yanyana durarak resim çektirdiler.
  • oüogutineri atn., oüodgitineri ark. yanyana durdurulmuş halde.
  • oüogutinu atn., oüodgitinu ark. yanyana durmak. xuti şuri koüogutes: beş kişi yanyana durdular.
  • oüogzalu ark. yanyana yürümek. hentepe oüigzalaman. onlar yanyana yürüyorlar.
  • oüogzu yanyana yakmak. ar oxoris jur daçxuri oüogzaman. bir evde iki ateşi yanyana yakıyorlar.
  • oüoğareri ark., üoüoğareri atn. 1. ortasından çizilmiş, ortasında çizik olan. 2. mec. dişilik organı.
  • oüoğaru ark., üoüoğaru atn. ortasından çizmek.
  • oüoğaşüu atn. karalamak. koüoğaşüu: karaladı.
  • oüoğmaleri atn., oüoğameri ark. biriktirilmiş, bir araya toplanmış. Lazuûi oüoğmaleri: bir araya toplanmış, biriktirilmiş mısır.
  • oüoğmalu atn., vi., oüomalu ark. biriktirmek, bir araya toplamak, bir araya getirmek. livadis Lazuûepe ar svas koüiğes: tarlada mısırları bir araya topladılar. xavinobape muşi oüovuğam ar govobğare: kötülüklerini biriktiriyorum ona bir fırça çekeceğim.
  • oüoğramu atn. 1. kenetlemek, birbirine geçirmek. otantik Laz evlerinde tahtalar, çivi kullanmaksızın erkek ve dişi kenarlarından birbirine geçirilir/kenetlenirdi. Aynı işlem tahtaların kenarlarından enlemesine açılan deliklere sokulan odun çubuklarla da yapılmaktaydı. Bu işlem oüoğramu fiili ile ifade edilir. 2. Kenetlenmek. <ôici muşi koüiğramu: ağzı kenetlendi. 3. Kapamak, kenetlemek (genel). Anderi pucik andğa ôici var oüoğramu: “ander” inek bugün ağzını kapamadı.
  • oüoğura topluca ölüm, bir arada ölüm, tümden ölüm. hinişi ğura var, oüoğura on/ ren: onlarınki ölüm değil, tümden ölüm.
  • oüoğureri hep birlikte ölmüş.
  • oüoğuru 1. Bir arada ölmek, hep birlikte topluca ölmek. ceşüvala moxûu do a oxori üoçi koüoğuru: heyelan nedeniyle bir evin bütün insanları bir arada öldü. 2. bir arada öldürmek. sum şuri aroğorda koüoğurines: üç kişiyi birlikte öldürdüler.
  • oüoxalaleri, oüohalaleri karşılıklı helalleşılmış. oüoxalaleri ğures: helalleşmiş olarak öldüler.
  • oüoxalalu helalleşmek, karşılıklı helal etmek. ôi ğuresşe koüixalales: ölmeden önce helalleştiler.
  • oüoxaôareri atn., oüoôaramiteri ark., oüosinaperi arş. karşılıklı konuşulmuş. woxles oüoxaôareri voret. önceden konuşmuşuz.
  • oüoxaôaru atn., oüoôaramitu ark., oüosinapu arş. karşılıklı konuşmak, görüş alış verişinde bulunmak. limcis moxûi, ôaterepe ar koüovixaôarat! akşam gel, yapacaklarımızı bir konuşalım.
  • oüoxaâiru sağdan soldan toparlayıp hazırlamak.
  • oüoxedineri bir araya oturmuş, birlikte oturmuş. biöi do bozo oüoxedineri bâiri. kız ile delikanlı birlikte oturmuş vaziyette gördüm.
  • oüoxedu, oüoxedinu yanyana oturmak, birlikte oturmak. nana do bere koüoxedes: anne ile çocuk yanyana oturdular.
  • oüoxelera atn. öpüşme.
  • oüoxeleri atn., oüoxveleri ark. öpüşmüş. oüoxeleri kodosüudes: öpüşüyor halde kaldılar.
  • oüoxelu atn., oüoxvelu ark. birbirini öpmek, öpüşmek. üaûu do coğori oüixeleran: kedi ile köpek öpüşüyorlar.
  • oüoxosüinu atn., oüoxro3kinu ark. bir arada gebertmek. xu mtugi ar svas koüovoxosüini. beş fareyi bir arada geberttim.
  • oüoxosüu, oüoxro3ku ark. bir arada gebermek. xu mtugi a svas koüoxosüu: beş fare bir arada geberdi.
  • oüoxtimu ark., oüolva atn. 1. bir araya gelmek, yanyana gelmek. nak oüofûatere? nerde bir araya geleceğiz? 2. mec. birbirine girmek, kavgaya tutuşmak. arti üarti âires üala koüoxûes: birbirlerini görür görmez kavgaya tutuştular.
  • oüoxuüu atn., oüoxtalu ark. 1. çekmek, kısalmak. ûu3a warite naxves do wendeöi koüoxuüu: sıcak su ile yıkadıklarından çorap çekti. 2. yaşlılıktan dolayı bedenin küçülmesi, kısalması. Badi iyus koüoxuüu: yaşlanınca boyu kısaldı, bedeni küçüldü.
  • oüoxunu yanyana oturtmak, birlikte oturtmak. biöi do bozomota koüoxunu. kız ile erkeği yanyana oturttu.
  • oüoxurxoleri atn., oüoşişoleri vi.birbirine dolanmış, karışmış, karmakarışık, içinden çıkılmaz halde. oüoxurxoleri dulya. karmakarışık iş.
  • oüoxurxolu 1. birbirine dolanmak, karışmak. 2. birbirine dolamak, karışmak.
  • oüoxvalu karşılıklı öksürmek.
  • oüoxvalu ark., üoüoxvalu atn. 1. Yıkmak, bozmak. oxori oüoxu: evi yıktı. 2. Yıkılmak, bozulmak. oxori oüixu: ev yıkıldı. radio oüixu: radyo bozuldu. 3. (para) bozmak. Para oüuxu: ona para bozdu. 4. (para) bozdurmak. Himuk para okoxu: o parasını bozdurdu.
  • oüoxvaûu ark., üoüoxvaûu atn. kemirip ortadan ayırmak.
  • oüoxveri ark., üoüoxveri atn. 1. yıkılmış. 2. bozulmuş, bozuk.
  • oüoilera atn. kavga, döğüş, vuruşma. cumalepek xolo oüoilera kocoöes: kardeşler yine kavgaya başladı.
  • oüoileri atn., oüoüideri ark. kavgalı. sica muşi şüala oüoileri na on şeni var ixaôas: enişûesi ile kavgalı olduğu için (onunla) konuşmuyor.
  • oüoilu atn.,oüoôilu arş. oüoqvilu xp. 1. vuruşmak. üoçepe koüiiles: adamlar vuruştular (silahla). 2. atn. kavga etmek. miti şüala mot oüiile! kimse ile kavga etme.
  • oüoinu atn. azaltmak, eksiltmek. wari opşa cextu ar m3iüa uüoini: su çok aktı biraz azalt. pucik mjalva uüorinu: inek sütü azalttı.
  • oüojguru atn. 1. bir arada yakmak, hepsini yakmak. nçalape oüobğu do koüojguru: mısır samanlarını bir araya yığıp yaktı. 2. bir arada yanmak. ar axiri doloxe hiüu şoroni koüijguru: bir ahırın içinde o kadar koyun birlikte yandı.
  • oüojvaru atn. havanın bozması, rüzgârlı havanın çıkması durumu.
  • oüokosu 1. tümünü birden süpürmek, hepsini süpürmek. 2. süpürerek bir araya toplamak
  • oüokoûu ark., oüokotu atn. birbirine katlamak, iç içe katlamak.
  • oüoüaçinu atn. bir araya sıkıştırmak, iki yönden sıkıştırmak, kıskaca almak. him melendo ma molendo ğeci oüovoüaçinit: o öteden ben beriden domuzu araya sıkıştırdık, iki yönden sıkıştırdık.
  • oüoüaxu atn. kolaçan etmek, ne var ne yok diye bakmak.
  • oüoüanu atn., oxonüanu ark. 1. hareket etmek, kıpırdamak. ore svaşe mo oüinüa: olduğun yerden hareket etme, yerinden kıpırdama. 2. hareket ettirmek, yerinden oynatmak, kıpırdatmak. mo oüomoüanamt: beni yerimden oynatmayın. üibri koüomaüanu: dişim yerinden oynadı.
  • oüoüateri (<tur. katmak) biribirine katılmış.
  • oüoüatu (<tur. katmak) 1. birleşmek, bir araya gelmek. xalüi koüiüatu: halk birleşti. 2. birleştirmek, bir araya getirmek. berepe koüoüati do ibiran: çocukları birbirine kat da oynasınlar.
  • oüoüidu ark. kavga etmek, takışmak.
  • oüoüirüoleri iç içe geçip kıvrılmış.
  • oüoüirüolu 1. içi içe kıvrılmak, kendi içine kıvrılmak. wiwila koüiüirüolu: yılan (kendi içine) kıvrıldı. 2. iç içe kıvırmak.
  • oüoülenûeri arş. 1. sarmaş dolaş. 2. karmakarışık.
  • oüoülenûu arş. 1. karmakarışık olmak. 2. sarmaş dolaş olmak.
  • oüoülimu atn., oüoünimu ark. 1. el ele tutuşmak. oxoronu şeni koüovaünit: horon oynamak için elele tutuştuk. 2. mec. iddiaya tutuşmak.
  • oüoüoreri birbirine bağlı (bir araçla). toüite oüoüoreri voret: iple birbirimize bağlıyız.
  • oüoüore3xu 1. tümünü bir arada saymak. 2. bir arada ağlaşmak, ağıt yakmak.
  • oüoüoroberi bir araya toplanmış, sağdan soldan toplama. oüoüoroberi üoçepete mutu var iyen: toplama adamlarla bir şey olmaz.
  • oüoüorobu 1. bir araya toplamak, sağdan soldan toplamak. ncenepe livadis koüoüorobu: buzağıları tarlada bir araya topladı. 2. bir araya toplanmak. ôarasüe ndğas cames koüiüorobes: cuma günü camide toplandılar.
  • oüoüoru 1. birbirine bağlamak, birbirine düğümlemek. toyüepe koüonüores: ipleri birbirine bağladılar. 2. birbirine düğümlenmek, bağlanmak. toyüepe koüinüores: ipler birbirine düğümlendi. 3. mec. birbirine sarılmak, bağlanmak. dalepe koüinüores: (kız) kardeşler birbirine sarıldılar, birbirine bağlandılar.
  • oüoüvatu ark., üoüoüvatu atn. ortadan kesmek.
  • oüok3alu atn., oüox3alu xp. bir arada çürümek. üastanepe koüok3es: kabaklar bir arada çürüdü.
  • oüok3inu atn., oüox3inu xp. bir arada çürütmek. möima tudenüale naşüu do tipepe koüok3inu: yağmur altında bırakıp çayırları çürüttü.
  • oüolaûu 1. ezmek, yamulmak (metal veya plastik bir madde için). 2. ezilmek, yamultmak (metal veya plastik bir madde için).
  • oüoleri ark., üoüoveleri atn. ortadan yarılmış, ayrılmış.
  • oüoltalu, oüortalu ark. bölüşmek, ortadan bölmek, paylaşmak. da do cumak ar noûexi koüiltes: kardeşler (erkek ve kız) bir ekmek parçasını bölüştüler.
  • oüolva ark., üoüovelu atn. ortadan ayrılmak, yarılmak. kva oşüendaşe oüolu: taş ortadan yarıldı.
  • oüolva atn., oüoxtimu ark. 1. bir araya gelmek, birleşmek. üaûa ôarasües oüovulut: her cuma bir araya geliyoruz. 2. birikmek. ari ar svas oüulun: su bir yere birikiyor, toplanıyor. 3. mec. birbirine girmek, kavgaya tutuşmak. opuûarepe koüoxûes: köylüler birbirine girdi, kavgaya tutuştu.
  • oüomandu atn., gonöelu ark. özlemek. ar si maüomandu ar ti dobadona şüimi: bir seni özledim bir de memleketimi. nana şüimi ti opşa maüomandu: annemi de çok özledim.
  • oüombineri atn. 1. birleşmiş, kapanmış. mturite orubape oüombineri kon/ koren: kardan dolayı derelerin her iki yanı birleşmiş. 2. iliklenmiş. oüombineri paltu: iliklenmiş palto.
  • oüombinu atn., oüodaâu ark. 1. iliklemek, bir araya getirmek. mpulepe koüimbinu: düğmeleri iliştirdi, ilikledi. 2. Atn. İki ucun ya da noktanın birleşmesi. didi mtu do orubape koüimbinu: çok kar yağınca dereler birleşti, derelerin üstü kapandı.
  • oüomöüeşu ark., oüomöeşu atn. 1. bir araya gelmek. badepe noğas koüimöüeşes: yaşlı adamlar çarşıda bir araya geldiler. 2. buluşmak. bozomota do biöi koüimöüeşes: kız ile erkek buluştular. 3. buluşturmak. badi do dida koüomöüeşes: yaşlı erkek ve kadını buluşturdular. 4. birbirine eş olmak, arkadaş olmak, birbirine eşlik etmek. 5. birbirine eş etmek. berepe koüovomöeşi do mevaşüvi: çocukları birbirlerine eş yapıp bıraktım. 6. bir araya getirmek, denkleştirmek. muya ôinati hiüu para var oüomamöeşu: ne yaptıysam da o kadar parayı bir araya getiremedim/ denkleştiremedim. 7. idare etmek. oxori üoçi oüomöeşute komeboğuri arçüva: ev halkını idare etmekten öldüm artık. 8. bir araya gelip kaynaşmak, samimileşmek.
  • oüomgvapu atn., oüongapu ark. benzeşmek, birbirine benzemek. da do cuma opşa oüumguran: kız ve erkek kardeşler birbirlerine çok benziyorlar.
  • oüomxvalu atn. birbirine sarılarak yatmak, birbirlerinin koynuna girmek. nana do bere oüvamxves do dicines: anne ile çocuk birbirlerine sarılıp yattılar.
  • oüomôoneri 1. birbirine yaslanmış, dayanmış. ncalepe oüomôoneri naşüves: ağaçları birbirine yaslanmış bıraktılar. 2. Mec. birbirine düşmüş, bozuşmuş.
  • oüomôonu 1. birbirine yaslamak, dayamak. ncalepe koüomôones: ağaçları birbirine yasladılar, dayadılar. 2. birbirine yaslanmak, dayanmak. oüimôones do kelicines: birbirine yaslanıp bir kenarda yattılar. 3. mec. birbirine düşmek, bozuşmak. hiüu vorsi na orûes koüinôones: o kadar iyi olmalarına rağmen birbirlerine düştüler, bozuştular. 4. mec. birbirine düşürmek.
  • oüomşaru atn. iki yönden itmek, sıkıştırmak. si melendo ma molendo oüovomşarat: sen öteden ben beriden itelim, sıkıştıralım.
  • oüomwuperi atn., oüomuperi ark. 1. yeni kararmış hava, karanlık. ûaroni oüomwuperi orûu, heşeni soti var males: hava kararmış durumdaydı, bu yüzden bir yere gidemedik. 2. Havanın yağmur öncesi kararması durumu.
  • oüomwupu atn., oüomupu ark. 1. kararmak (hava). koüomwupu oxorişe vigzalat: hava karardı eve gidelim. 2. havanın bozması. ûaroni koüomupu, möimasen: hava karardı, yağmur yağacak.
  • oüom3xvalu 1. birbirine eklemek. toüepe koüum3xu: ipleri birbirine ekledi. 2. birbirine eklenmek.
  • oüom3xveri birbirine eklenmiş/ ekli. oüom3xveri tokite yuki koconüoru: birbirine eklenmiş ip ile yükü kurdu.
  • oüonağureri ark., guri mentxeri atn. baygın, bayılmış. oüonağureri ncanûuşa bâirit: baygın yatarken gördük.
  • oüonağuru ark., guri mentxalu atn. bayılmak. noğa oşüendas koüobnağuri: çarşı ortasında bayıldım.
  • oüonaxu bir arada yıkamak. muti na orûu şeepe koüobğu do koüonaxu: var olan tüm gisileri bir araya toplayıp yıkadı.
  • oüoncaxu birbirine vurarak ezmek.
  • oüonciru 1. birlikte yatmak/uyumak, bir arada yatmak/uyumak. Ğomamci oroperi çkimi üala koüobincirit: dün gece sevgilimle birlikte uyuduk. 2. birlikte yatırmak/uyutmak, bir arada yatırmak/uyutmak.
  • oüonçaxeri atn. 1. iki şey arasında sıkışmış. 2. birlikte çalkalanmış, bir arada çalkalanmış.
  • oüonçaxu 1. İki şey arasında sıkıştırmak. 2. İki şey arasında sıkışmak. 3. Birbirine çırpmak, çarpmak. Makvalepe koüonçaxu: yumurtaları birbirine çırptı.
  • oüonçaüeri iki şey arasında sıkışmış; sıkıştırılmış.
  • oüonçaüu 1. iki şey arasında sıkışmak. Ncalepe oşüendas koüovinçaüit: ağaçların arasında sıkıştırk. 2. iki şey arasında sıkıştırmak. Şüuni üalatepe şüala himuşi ti koüovonçaüit: bizim sepetlerle birlikte onunkini de sıkıştırdık.
  • oüonçaneri atn., oüoçaneri ark. yanyana bitmiş, birlikte bitmiş/ oluşmuş (meyve). Luği mşüvelape oüonçaneri rûu: incir fidanları yanyana bitmişlerdi.
  • oüonçanu atn., oüoçanu ark. yanyana bitmek, bir arada bitmek, bir arada oluşmak. Luği mşüvelape koüinçanes: incir fidanları yanyana bittiler/oluştular.
  • oüonçxiüu atn., oüoçxiüu ark. eşmek, eşelemek, karıştırmak. kotumepek leûa oüoçxiüuman: tavuklar toprağı eşeliyorlar.
  • oüonçxunu atn. 1. ısıtmak. mjorak nçaepe koüonçxunu: güneş (toplanmış yeşil çay) çayı ısıttı. 2. mec. ortamı gerginleştirmek, ısıtmak. a çoyi üoçi koüonçxunu: bir köy dolusu insanı birbirine düşürdü, aralarındaki ilişkiyi gerginleştirdi, ısıttı.
  • oüonçxvalu atn. ısınmak. nçai koüonçxu: (toplanmış yeşil) çay ısındı.
  • oüonçxvalu atn., gelaüvançxu ark. sulu yemeklerin içine ekmek parçaları katmak, ekmeği parçalayıp yemeğin içine doğramak. nana şüimik mjalva koüominçxu: annem sütün içine ekmeği parçalayıp koydu.
  • oüonçxvaru 1. bir arada parçalamak, bir araya getirip tanelemek, çok küçük tanelere ayırmak. 2. etrafı dağıtmak, darmadağın etmek. oxorişe amaxûu do muya na âiru koüonçxvaru: eve girip ne bulduysa darmadağın etti.
  • oüonçxveri, oüonçxvaleri atn., gelaüvançxeri ark. ayran, yoğurt ve herhangi bir sulu yemeğin içine ekmek doğranmış. mja oüoçxveri: içine ekmek kıyılmış ayran. meyaperis Lazuûi cari oüonçxveri imxos: yoğurt içine mısır ekmeği doğranmış, onu yiyor.
  • oüonöalu 1. birbirine yaklaşmak. m3iüa m3iüa kooüvanöenan: azar azar biribirlerine yaklaşıyorlar. dudepe koüonöes: başlarını birbirine yaklaştırdılar. 2. birbirine yaklaştırmak. 3. atn. biribirine sataşmak, kavgaya başlamak. xeûes svas koüonöes: oturdukları yerde birbirlerine sataştılar, kavgaya başladılar.
  • oüonöinu 1. atn. yettirmek, idare etmek. geöareri va oüomanöinenan: para yettiremiyoruz, idare edemiyoruz. 2. ark. biriktirmek. genöareri oüonöinams: para biriktiriyor.
  • oüonöuşu birbirine yetişmek, birbirine doğru uzanmak. toüepe var oüonöuşun: ipler biribirine yetişmiyor.
  • oüondğulinu ark. iki şeyi bir arada eritmek. nukla do alima ar ûağanis koüondğulinu: bal mumu ile içyağını aynı tavada eritti.
  • oüoninu ark., oüonwinu atn. 1. Seyreltmek. Mevaperi do ari koüoninu: yoğurdu suyla karıştırıp seyreltti. 2. Atn. İki şeyi birarada eritmek.
  • oüondğvaru birbirine karıştırmak, birbirine katıp karıştırmak (sıvı türü şeyler için). iri ar svas koüobği do koüondğvari: hepsini bir araya toplayıp karıştır.
  • oüondriüeri iki büklüm, bükülmüş, eğrilmiş. ham oxoris a oüondriüeri dida süudun: bu evde iki büklüm bir kadın yaşıyor.
  • oüondriüu her iki uçtan eğmek, bükmek. Nçxili koüondriüu: şişi iki uçtan tutup eğdi.
  • oüondruüu 1. her iki uçtan eğilmek, bükülmek. 2. iki büklüm olmak. nana şüimi dida iyus koüondruüu: annem yaşlanınca iki büklüm oldu.
  • oüondu atn. ağlarken nefesi içeri kaçmak, ağlarken nefes alamamak (daha çok çocuklar için kullanılır). bere oüondu, doôaôsiyi: çocuğun (ağlarken) nefesi içeri kaçtı, nefes alamıyor, onu sakinleştir.
  • oüonglisu, oüonzgipu atn., oüonâgipu ark. fazlalıktan dolayı sıkışmak, yer kalmamak, tıkabasa dolmak. oxorüodape mturite koüinglisu: evin etrafı kardan dolayı tıkabasa doldu. hiüu üoçi ar svas koüinglises: o kadar insan bir yere sıkıştı, bir yere tıkanıp kaldılar.
  • oüonkuneri ark., oüokuneri ark. 1. üst üste giyinmiş, kalın giyinmiş. inuva komoxûui oüonkuneri govulur: kış geldimi üst üste giyinerek geziyor. 2. Üst üste giyinerek.
  • oüonkunu atn., oüokunu ark. üst üste giyinmek, kalın giyinmek. vorsi oüinkunu, gale opşa ini yen: iyice üst üste giyin, iyice kalın giyin, dışarısı çok soğuk.
  • oüonüolu her tarafı kilitlemek. iri üale koüonüolu do oxorişe kogamaxûu: her tarafı kilitleyip evden ayrıldı.
  • oüonüsu atn., oûriüu ark. tepinmek, debelenmek, ayak atmak, bacak çıkarmak. pucik iüonüsams: inek tepiniyor. puci sûeri mo ikonksam! inek gibi tepinme!
  • oüonoüveti ark. Aynı tarzda giyim, benzer giyim. oüonoüveti kodolikunes: benzer şeyleri giyindiler.
  • oüontxalu 1. birbirine vurmak. xoci sûeri dudepe oüontxaman: öküz gibi kafalarını birbirine vuruyorlar. 2. atn. güreşmek. berepe oüvantxenan: çocuklar güreşiyorlar.
  • oüontxinu 1. birbirine çarpmak. 2. birbiriyle çarpıştırmak. boçepe oüontxinaman: koçları birbirleriyle vuruşturuyorlar, çarpıştırıyorlar. 3. güreştirmek. boçepe oüontxinaman: koçları güreştiriyorlar.
  • oüontxozu ark., üoüontxozu atn. iki ayrı örgü yapmak. toma oüintxozams: saçını ikiye ayırıp örüyor.
  • oüontxozu atn. tek bir örgü haline getirmek.
  • oüonûalaponi 1. birleştirici, bir araya getirici, karıştırıcı. 2. ipi eğirerek birleştiren bir araç.
  • oüonûaleri 1. birleşik, birleşmiş. 2. karışık, karışmış. ham naüu msüvan, kçe do uça oüonûaleri: bu ne kadar güzel, beyaz ve siyah karışık.
  • oüonûalu 1. birleşmek, bir araya gelmek. üoçepe koüinûales do ndağişe keşüaxûes: adamlar birleşip dağa çıktılar. 2. birleştirmek, bir araya getirmek. layöi do üaûu koüovonûali: köpek ile kediyi bir araya getirdim, birleştirdim. 3. karışmak. uça do kçe koüintalu: siyah ile beyaz birbirine karıştı. 4. birbirine karıştırmak, ayırt edememek. ham minorûu, koüomanûalu: bu kimdi, karıştırdım (biriyle). muya viûuûi, koüomanûalu: ne diyordum, karıştırdım.
  • oüonûalure atn. kavşak, birleşme yeri. gzalepeşi oüonûalures miyondri: yolların birleştiği yerde beni bekle.
  • oüonûoreri atn. 1. birbirine yaklaşmış, yaklaştırılmış. A m3iüa oüonûoreri dopxedat: biraz birbirimize yaklaşmış halde oturalım. 2. Birbirine yaklaşarak.
  • oüonûoru atn. 1. birbirine yaklaşmak, sıkışmak. ar m3iüa oüinûorit do ma ti domaxunas: biraz (sıkışın) birbirinize yaklaşın da bende oturabileyim. 2. birbirine yaklaştırmak.
  • oüonûro3eri ark., üoüüveri atn. ortadan yarılmış (toprak).
  • oüonu ark. 1. otları temizlemek, yolmak. onûules tipepe doüonu: bahçede otları yoldu.
  • oüonu atn., me3adu ark. 2. tatmak, tadına bakmak. mcumu iüonams: tuzlu mu diye yemeği tadıyor.
  • oüonzgilu atn. birbirini gagalamak. mumulepek oüonzgilaman: horozlar birbirini gagalıyor.
  • oüonzgipu, oüonglisu atn., oüonâgipu ark. fazlalıktan dolayı sıkışmak. ar oxoris koüobizgipit: bir evde sıkıştık.
  • oüonâğonu ark., üoüoüatu atn. ayırmak, pay etmek. leûape oüonâğones: toprakları pay ettiler.
  • oüon3alu ark., oüozemcu atn. eşleştirmek, bir birine eş yapmak; uydurmak, birbirine uydurmak. modvala koüon3alu: bir çift ayakkabıyı bir araya getirdi, bir birine uyarladı.
  • oüon3alu atn. bir arada, toplu olarak doğramak, kesmek. danâepe koüon3alu: dikenleri toptan kesip doğradı.
  • oüon3oru 1. aynı yere elemek. mdiüa mçveri do Lazuûi mçveri a svas koüon3oru: buğday unu ve mısır ununu aynı kabın içine eledi. 2. mec. birbirine katmak, birbirine geçirmek, kasıp kavurmak. oşums, oxorişe mulun do bere bara koüon3orums: içiyor, eve geliyor ve çoluk çocuğu birbirine katıyor.
  • oüonwalu 1. birbirine değmek, dokunmak. elektriği üablope koüvanwes: elektrik kabloları birbirine değdi. 2. birbirne değdirmek, dokundurmak. nenape koüonwes: dillerini birbirine değdirdiler. 3. mec. yakınlaşmak, ilişkiyi sıklaştırmak. mundi koüonwes (not.): birbirleriyle yakınlaştılar.
  • oüonwinu atn. 3ad. oüoninu.
  • oüonoru ark. İki ayrı sıvıyı özellikleri kaybolacak şekilde birbirine karıştırmak. ûu3a do ini ari koüonoru: sıcak ve soğuk suyu birbirine karıştırdı.
  • oüonworeri aynı yere süzülmüş, süzülerek bir yerde toplanmış (sıvılar için).
  • oüonworu 1. birbirine katmak, aynı yere süzmek, aynı yere süzerek dökmek (sıvılar için). mja do mjalva koüonworu. ayran ile sütü aynı kabın içine süzerek döktü. 2. atn. birbirine katılmak, aynı yere süzülmek, dökülmek, toplanmak (sıvılar için). mtel orubape zuğas oüinworen. tüm dereler denizde birleşir, toplanır.
  • oüon3xiüoru atn. çalı çırpı toplamak. a mutxape koüon3xiüoru do daçxuri ogzu: çalı çırpı toplayıp ateş yaktı.
  • oüon3xuüu 1. Isıdan dolayı kendi içine/üzerine doğru eğilmek, bükülmek, deforme olmak. 2. atn., mec. iki büklüm olmak. dida iyus koüon3xuüu: ihtiyarlayınca (kadın) iki büklüm oldu. 2. ark. buruşmak. mjaşi eoğeri koüon3xuüu: sütün kaymağı büzüştü.
  • oüopaşeri 1. ark. birbirine karışmış, birbirine dolanmış (ip gibi nesneler için). 2. atn. dağılmış, dağınık. oüopaşeri dulyapes amolva guri var miyams: yüreğim karışık işlere girmeme elvermiyor.
  • oüopaşu 1. birbirine karışmak. dulyape koüipaşu. işler birbirine karıştı. 2. birbirine karıştırmak. dulyape koüopaşu. işleri birbirine karıştırdı. 3. ark. birbirine dolanmak
  • oüopatxu atn. silkinmek. korme oüipatxen. tavuk silkiniyor.
  • oüopinu 1. bir araya toplamak. ar dolosôinus hiüu üoçi koüupinu: bir ıslık çalışta o kadar insanı bir araya topladı. 2. bir araya toplanmak. coğorepe ar svas koüipines: köpekler bir araya toplandılar. 3. Bir yere üşüşmek. Muya na iyu ôi vognişe xorâalepe koüipines: ne olduğunu almadan kadınlar üşüştüler.
  • oüopşu arasını doldurmak, ara boşluğu doldurmak. saôule leûate koüopşes: mezarı toprakla doldurdular.
  • oüoôaôsireri atn. 1. tümüyle susmuş, suskun. 2. mec. tam takır. vidi do oüoôaôsireri oxoris kamafûi. gidip tamtakır eve girdim.
  • oüoôaôsiru atn. tamamen susmak, suskunluğa bürünmek (suskunluğun bir ortama tamamen hakim olması). babanişi ğuru şuüale bere bara koüiôaôsires: babaları öldükten sonra çoluk çocuk suskunluğa büründüler.
  • oüoôaramiteri ark., oüoxaôareri atn., oüosinaperi vi. karşılıklı konuşulmuş, söz birliği edilmiş, teatide bulunulmuş.
  • oüoôsalu aynı yere işemek. ar ôaôis oüoôsaman. bir kaba işiyorlar.
  • oüoragadu 1. kırıp geçirmek, kırıp dökmek. seri gverdis moxûu do oxori koüoragadu. gece yarısı gelip evi kırıp geçirdi. 2. kırılıp dökülmek.
  • oüoraxunu ark. olduğu yerde bir an titremek, irkilmek
  • oüorçalu yanyana sermek. oncirepe koüorçes: yatakları yanyana serdiler.
  • oüore3xu atn., oüoro3xu vi. 1. sayı saymak. üore3xums: sayı sayıyor. golaxûasere molaxûasere üore3xums: gelip geçeni sayıyor. üibri doüore3xapu. dişini saydırdı. 2. ağıt yakmak, Ağıt esnasında ölen kişinin meziyetleri, beklentileri, acıları, korkuları kısaca o kişi hakkında birçok şeyi anlatan sözler sıralamak. nana şüimik üore3xums: annem ağıt yakıyor.
  • oüorgalu atn. yanyana dikmek. neâi do txombu a svas koüorgu. ceviz ile kızılağacı yanyana dikti.
  • oüorinu atn. azaltmak, eksiltmek. karmaûes ari ar m3iüa uüorinu: değirmenin suyunu biraz azalttı. opşa gaxaôaren ar m3iüa uüorini! çok konuşuyorsun, biraz azalt!
  • oüorobu toplamak, biriktirmek. neâi üorobums: ceviz topluyor. gzaşe üoçi üorobums: yoldan adam topluyor.
  • oüoru bağlamak. wiüara üorums: sigara bağlıyor. toüite domüores: beni iple bağladılar. üoçi diüoru, var oüvakanen. adam bağlandı, hareket edemiyor.
  • oüoru 1. lâzım gelmek, gerekli olmak. çkva mutu giüoreni/giüoroms i? başka bir şey lâzım mı? mutu var miüoren/miüoroms: bana bir şey lâzım değil. ma para miüoroms. bana para gerekiyor. 2. hak etmek, müstahak olmak. si iri tevuli giüoren/ giüoroms: sana herşey müstahaktır. vorsi gağodu, giüoreûu/giüoromûu: iyi oldu, bu sana müstahaktı.
  • oüoskvalu ark. aynı yere yumurtlamak, birarada yumurtlamak.
  • oüosôinu atn., oüoslimu ark. her tarafa ıslık çalmak, ıslık çalarak çevredekileri toplamak. a koüisôinui çoyili koüoüorobams: bir ıslık çaldımı çevredekileri bir araya topluyor.
  • oüosvalu 1. birbirine sürmek. bu3xa oüusums: tırnaklarını birbirine sürüyor. 2. biribirine sürünmek. arape oüvasven. dallar birbirine sürünüyor.
  • oüosvalu atn. depreşmek. xolo koüomasvalu eveluri oropape: yine depreşti eski sevdalarım.
  • oüosvaru yanyana dizmek, bir araya dizmek. üasûanepe koüosvaru: kabakları yanyana dizdi.
  • oüuşinu vi. güneş ya da ateşle ısınmak (vücut için). mjoras biüuşinam: güneşte ısınıyorum.
  • oüoşiru 1. birbirini aşındırmak. 2. boğaz boğaza gelmek, vuruşmak, birbirini katletmek. cuma şüimi şüala koüovişirit. kardeşimle kavga ettik, birbirimizi boğazladık, öldürdük. 3. kaynatarak suyunu azaltmak.
  • oüüomu atn., oüoöüomu ark. bir arada yemek, ne var ne yoksa yiyip tüketmek. oxoris muya na orûu koüüomu. evde ne varsa hepsini yedi.
  • oüüvalu atn. 1. birbirine geçirmek, birbirine geçirerek kenetlemek. 2. Kavga ettirmek.
  • oüoşolu atn., oüoşvelu ark. 1. bir arada yoğurmak. iri tevuli ar ôaôis koüoşolu: herşeyi bir kabın içine yoğurdu. 2. birbirine katarak yoğurmak.
  • oüoşvalu 1. aynı yerden içmek, birlikte içmek. 2. bir memeden süt içmek, süt kardeş olmak. ar buzi oüomişvapuran: aynı memeden süt içmişiz.
  • oüoşvelu ark. birbirine yardım etmek. artiüartis oüovuşvelamt. birbirimize yardım ediyoruz.
  • oüoşvelu ark., oüoşolu atn. 1. bir arada yoğurmak. 2. birbirine katarak yoğurmak.
  • oüoşveri 1. birlikte içmiş, aynı yerden içmiş. 2. süt kardeş. buâi oüoşveri: aynı memeyi içmiş, süt kardeş.
  • oüotvalu 1. kapamak, kapatmak. ncalepek koüutfes so ti var iâiren. ağaçlar etrafı kapattı, hiçbir yer görünmüyor. 2. kapanmak. gzalepe koüitu, var golilven. yollar kapandı, geçilmiyor.
  • oüotveri, oüotfaleri örtülmüş, kapanmış, örtük, kapalı.
  • oüoûağanu birçok şeyi bir arada tavalamak.
  • oüoûaxeri aynı yere kırılmış, ikiye bölünüp parçalanmış olan.
  • oüoûaxu 1. atn. biribirine vurup kırmak, aynı yere kırmak. jur markvali ar svas koüoûaxu: iki yumurtayı bir yere kırdı. 2. ark. ortadan kırmak.
  • oüoûaxu ark., üoüoûaxu atn. ortadan kırmak, kırıp ortadan bölmek.
  • oüoûalu atn. 1. eğirerek birleştirmek. Toyöepe oüuûams: ipleri eğirerek birleştiriyor. 2. birbirine karşı kışkırtmak, birbirine düşürmek. berepe oüuûams: çocukları birbirine karşı kışkırtıyor, birbirine düşürüyor. 3. ark. şikayet etmek.
  • oüoûüva3inu ark., üoüoûva3inu atn. ortadan çatlatmak, patlamak.
  • oüoûüva3u ark., oüoûva3u atn. 1. çarpışmak, birbirine çarpmak. arabape koüaûüva3es: arabalar biribirine çarptılar, çarpıştılar. 2. birbirine girmek, birbirine saldırmak.
  • oüoûoçu atn., oüoûüoçu ark. 1. aynı yere fırlatmak, aynı yere fırlatıp atmak. 2. bir araya getirmek, buluşturmak. 3. Gelinle damadı ilk kez biraraya getirmek, birlikte yatırmak. nusa do sica koüoûoçes: gelin ile damadı buluşturdular, bir araya getirdiler. 4. Kelimeleri kafiyeler uyumlu olacak şekilde bir araya getirmek, kafiyeleri uyumlu sözler söylemek. 5. Ark. ikiye ayırmak (ağaçlar için).
  • oüoûoneri atn., mec. yiyecek hiçbir şeyin bulunmaması hali, tamtakır. muüu ndğanu oxori oüoûoneri kon: kaç gündür (evde yiyecek birşey yok) ev tamtakır.
  • oüoûonu atn. yiyecek bir şey kalmamak. oxori koüiûonu,üomoni muti var dosüudu: evde yiyecek bir şey kalmadı, ev tamtakır.
  • oüoûrağodu atn., oüobiru ark. beraber, koro halinde türkü söylemek. dalepe oüoxedes do oüoûrağoduman: (kız) kardeşler yanyana oturup beraberce türkü söylüyorlar.
  • oüoûroxu 1. içe doğru kırılmak, içe doğru kırılıp çökmek. badi iyas üoçi koüoûroxun. yaşlanınca insan kırılıyor, çöküyor. 2. (kırılmak suretiyle) ikiye ayrılmak. 3. ark. ortadan kırılmak.
  • oüovavulu atn. kaynaşmak, hareket halinde olmak. ôuûucepe ğuni woxles oüivavuleran: arılar kovanın önünde kaynaşıyorlar. üoçepe ar koüivavules muya na iyu var bogni. insanlar bir kaynaştı ne olduğunu anlamadım.
  • oüovelu atn. 1. Mutabık kalmak, aynı görüşte olmak, aralarında görüş farkı bulunmamak, anlaşmak. vorsi oüovuvelit. iyi anlaştık. hiüu dixaôaresnati var oüuveles: o kadar konuştularsa da anlaşamadılar. 2. uyuşmak, birbirine uymak, karşılıklı uyum göstermek, anlaşıyor olmak, geçinmek. cumalepe vorsi oüuveluran: (erkek) kardeşler iyi anlaşıyorlar, iyi geçiniyorlar. miya ôitnati var oüovuvelit. ne yaptıysak da uyuşamadık, anlaşamadık. 3. uymak. txa, şoroni şüala var oüuvelun: keçi, koyuna uymuyor. si do ma opşa oüovuvelit. senle ben biribirimize çok uyduk.
  • oüoyoneri atn. birbirine eşlik ederek, koro halinde. okoyoneri ibgaran: koro halinde ağlıyorlar. okoyoneri ûrağoduman: koro halinde ağlıyorlar.
  • oüoyonu atn. 1. birlikte götürmek, aynı anda götürmek. 2. birbirine eşlik etmek, birlikte türkü söylemek. dalepek oüoyones do ûrağoduman, ibiran: (kız) kardeşler birbirlerine eşlik edip türkü söylüyorlar.
  • oüozemcu atn., oüon3alu ark. eşleştirmek, bir birine eş yapmak; uydurmak, birbirine uydurmak. hikele hakele üuçxe modvala koüozemcu. ordan burdan bir çift ayakkabıyı bir araya getirdi.
  • oüozlaôu atn., oüozliôu ark. 1. iki yönden sıkarak ezmek. 2. iki yönden sıkılarak ezilmek.
  • oüozuru atn. (<ar. zürriyet) birbiriyle çiftlesmek. üaûupe oüizurenan: kediler çiftleşiyorlar.
  • oüozuvalu atn. bir arada kaynaşmak, aynı noktada topluca dolanıp durmak. ôuûucepe ğuni woxle oüizuvaleran: arılar peteğin önünde kaynaşıyorlar.
  • oüoâiru 1. bir arada görmek, birlikte görmek. juri ti ar svas koüobâiri. ikisini bir arada görüm. 2. mec. bir arada yakalamak. biöi do bozo tamli tude ixaôatesşa koüoâires: oğlan ile kızı bir çalının altında konuşurlarken yakaladılar.
  • oüo3onu 1. birbirine sokmak, iç içe geçirmek. dudepe koüo3ones: kafalarını birbirine soktular, birbirine geçirdiler. 2. birbirine sokulmak, iç içe geçmek. kormepe ar svas koüi3ones: tavuklar bir yere sokuldu. 3. Birbirine saplamak. 4. bir araya saplamak. 5. Birbirine saplanmak. 6. Bir araya saplanmak. 7. aynı yere, bir yere sokmak. hiüu üoçi ar odas koüomo3ones: o kadar insan vardık, hepimizi bir odaya sıkıştırdılar.
  • oüowamu atn., oüonwamu ark. 1. karşılıklı birbirini vurmak, vuruşmak. cumalepe koüiwames: kardeşler birbirlerini vurdular. 2. bir arada vurmak. mtel üoçepe koüoôwami. adamların hepsini birlikte, bir arada vurdum.
  • oüowilu ark., üoüowilu atn. 1. ortadan koparmak, ayırmak. wiwila üoüowilu: yılanı ortadan kopardı. 2. ortadan kopmak, ayrılmak.
  • oüoalu ark., üoüowalu atn. 1. ortadan yarmak/ ayırmak. dişkape koüou: odunları ortadan yardı/ ayırdı. 2. ortadan yarılmak/ayrılmak. 3. Boşanmak, nikâhı bozmak, ayrılmak. Xçini do badi koüies/gamiüates: yaşlı karı-koca boşandılar.
  • oüoeri ark., üoüoweri atn. ortadan yarılmış, ayrılmış. oüoeri dişka: yarılmış odun.
  • oüoomileri ark., üoüowelimeri atn. etrafa bakınarak.
  • oüoomilu ark., oüowelimu atn. 1. bakışmak, birbirine bakmak. 2. çevreye bakmak.
  • oüowopxeri 1. atn. derme çatma. 2. ark. bir araya getirilip düzenlenmiş.
  • oüo3xonu ark., üoüon3xonu atn. saçı ortadan ayırmak.
  • oüriu, oüriyalu ark., oüiinu atn. 1. ötmek (horoz, tavuk). kotumepek üriyales: tavuklar öttüler. 2. atn. bağırmak. nana şüimik üiyams: annem bağırıyor.
  • oürotu vi. 1. donmak. inite doûüroti: soğuktan dondum. 2. sütlaç, muhallebi gibi yiyeceklerin soğuması; soğuyup üzeri kabuk bağlaması. Papa doürotu: lapa soğudu.
  • üroteri, ürateri vi. 1. Donmuş, buzlamış. 2. Soğumuş, soğuyarak üzeri kabuk bağlamış (sütlaç, muhallebi vs.). 3ad. oürotu.
  • oüuüaru atn. 1. bükülmek, eğilmek. 2. bükmek, eğmek.
  • oüuüunwu atn. tomurcuklanmak, tomurcuk açmak. mbulepe diüuüun3es: kirazlar tomurcuklandı.
  • oüule arş., uüule ark. hemen sonra, bir işin sonunda, bir işten sonra, ardından. yemaş oüule: öğleden sonra.
  • oüumala 1. belli bir amaç ve görüş etrafında bir araya gelme, örgütlenme. 2. Herkesin katkıda bulunarak yapılan iş, ortak yapılan iş.
  • oüumalaşi vi., oüoxmalaşe, xarafanaşi arş. insanların yemek yapmak, birlikte yemek, içmek, eğlenmek amacıyla düzenledikleri eğlence. (eğlenceye katılanlar kendi kumanyalarını da getirirler).
  • oüumulu yığmak, yığın yapmak, tepelemek. Lazutepe doüumulu: mısırları yığdı.
  • oüundu anw. boklanmak (yemek). iüundams: (yiyor) boklanıyor.
  • oüuradu atn. parçalara ayırmak, parçalamak. dişüa üuradums: odun parçalıyor.
  • oüurüulu atn. 1. guruldamak, fokurdamak. korba miüurüulams: karnım gurulduyor. 2. suyun kaynarken veya kaynağından çıkarken ses çıkarması.
  • oüusinu ark., omüusu atn. inlemek. mot üusinam? niye inliyorsun?
  • oüusûoru atn. 3ad. obincolu.
  • ocunculu vi. 3ad. obincolu.
  • obencelu ark. 3ad. obincolu.
  • oüvandu ark., atn., oüvanu xp. 1. ark. istemek, dilemek. si mutu ganüvandi i? senden birşey istedim mi? 2. dilenmek. iüvandams: dileniyor. Lazuûi iüvandams: mısır dileniyor. 3. xp. rica etmek. ma ari maüvans. benden su rica ediyor. mitis mutu var aüvans: kimseden bir şey rica etmiyor.
  • oüvanu atn. dindirmek, harareti kesmek, hararet gidermek. wiüarak var üvanums: sigara harareti kesmiyor, dindirmiyor. warik üvanums: su harareti kesiyor, harareti dindiriyor. nçaik üvanums: çay harareti kesiyor, dindiriyor.
  • oüvaru vi., ovaru atn. hadım etmek, kısırlaştırmak. xoci üvaranen. boğayı hadım edecekler.
  • oüvatu kesmek. dişüa üvatums: odun kesiyor.
  • ok3inu vi., ox3inu xp. çürütmek. hiüu oşüuri mitis var meçu do ok3inams: o kadar elmayı kimseye vermeyip çürütüyor. guri demik3inu: yüreğimi çürüttü.
  • ok3u, ok3alu vi., ox3alu xp. çürümek. üurepe dok3es: elmalar çürüdü. şüa do wale dok3u: belden aşağısı çürüdü.
  • olabu elle balık tutmak. ilaben. elle balık tutuyor.
  • olagu ark. 1. halletmek. dulyape doblagi. işleri hallettim. mutu var alagen. hiçbir şeyi halledemiyor. 2. bir mekanı temizleyip kullanılır duruma getirmek. Axiri doblagi: ahırı temizleyip kullanılır hale getirdim.
  • olağunu çiğnemek. cari lağunums: ekmek çiğniyor. saüizi lağunums: sakız çiğniyor.
  • olaxinu atn., olaşarinu xp. 1. kudurtmak, azdırmak. üoçi olaxinams: insanı kudurtuyor. 2. arş. delirmek.
  • olaxu atn., olaşaru xp. 1. kudurmak, azmak. layöepe dilaxes: köpekler kudurdular, azdılar. 2. arş. delirmek.
  • olaüu arş. 1. oyalanmak. ilaüen. oyalanıyor. 2. oyalamak. blaüum. oyalanıyorum. var malaüen. oyalanamıyorum.
  • olalu 1. havlamak. layöik lalums: köpek havlıyor. 2. anw. konuşmak.
  • olasûu atn., olasiru vi., olastru arş. Bilemek, bileğilemek, keskin hale getirmek. arguni blasûum. balta biliyorum.
  • olaşarinu xp., olaxinu atn. 1. kudurtmak, azdırmak. üoçi olaşarinams: insanı kudurtuyor. 2. arş. delirmek.
  • olaşaru xp., olaxu atn. kudurmak, azmak. dilaşaru: kudurdu.
  • olaûu 1. metal, plastik bir eşyayı ezmek, yamultmak. 2. (metal ya da plastik eşyalar için) ezilmek, yamulmak.
  • olawude arş., owude vi., noşoni atn. raf. xviûi xvaûape owudes kogolabğu: kıvır zıvırları rafa koydu.
  • ole penis, sik (yetişkinler için). mtviri/mturi mtums fişka fişka/ole domavu dişka.
  • olebu 1. kirlenmek. porça domalebu. gömleğim kirlendi. 2. kirletmek. wendeöi demilebu: çorabımı kirletti.
  • olemsalu atn. 1. erkeklik organını sertleştiren; erkeklik organını sertleştirmekten başka olumlu bir işe yaramayan (kadın). 2. mec. işe yaramaz kişi.
  • olemşale, lemşale iğnelik, iğnenin iliştirildiği yer.
  • olemzumale atn., üuûumzumu ark. yeşil renkli, kırkayağa benzer bir böcek (penisin boyunu ölçen anlamında).
  • oliöu atn. 1. katılaşmak, kristalleşmek (pekmez, bal gibi ürünler için). ôeümezi doliöu. pekmez kristâlleşti. topuri doliöu. bal kristâlleşti. 2. filizlenmek. üromi diliöu. soğan filizlendi, filiz getirdi.
  • olimasu atn. gözlerin kızarması. tolepe dvalimasu. gözleri kızardı.
  • olimbera atn., oropa ark., qoropa xp. sevgi, aşk. berepes olimbea var naçen. çocuklara sevgisini veremiyor, sevgisini gösteremiyor.
  • olimboni atn., oroponi 1. sevilebilir, hoş, sempatik. olimboni üaûu: sevilebilir kedi. sempatik, hoş görünüşlü kedi. 2. Sevilesi, sevilmeye layik.
  • olimbu atn., oropu ark., qoropu xp. 1. sevmek. nana muşi opşa alimben. annesini çok seviyor. miti var alimben. kimseyi sevmiyor. 2. aşık olmak. si malimben? seni seviyorum?
  • olimsu arş. 1. söyleye söyleye dilinde tüy bitmek. dilimsu. söyleye söyleye dilinde tüy bitti. 2. gına gelmek.
  • olobinu yumuşatmak, suya bastırarak yumuşatmak. çabla olobinams: çarığını suya bastırmış yumuşatıyor.
  • olobu 1. Yumuşamak, su almak suretiyle yumuşamak. porça warite dolobu. gömlek su alıp yumuşadı. 2. mec. keyiflenmek, keyiften dört köşe olmak. xolo doblobit. yine yaşadık, yine keyiften dört köşe olduk.
  • olosüu atn., olosku ark. yalamak. üaûuk mjalva losüums: kedi süt yalıyor. üiti ilosüams: parmağını yalıyor. pucik mcumu losüums: inek tuz yalıyor.
  • oluru atn. vi., oliu xp. 1. uyuklamak. ôaôu do didi şüimik oüimôones do iluraman. büyükannem ve dedem birbirlerine yaslanmış uyukluyorlar. 2. Cx. uyuklama. koüomwupui nana şüimik yeine oluru kocoöams: hava karardımı annem hemen uyuklamaya başlıyor.
  • olva, oxûimu atn., oxtimu ark. gitmek. ma vulur. ben gidiyorum. nak ulur? nereye gidiyorsun? soti mo ulu! bir yere gitme!
  • omağu atn. omarğu arş. 1. berraklaşmak, bulanıklığı gitmek. iyondri wari dimağas: bekle su berraklaşsın. 2. korlaşmak. daçxuri imağen. ateş korlaşıyor, kor haline geliyor.
  • omalu ark., oğmalu atn. götürmek (cansızlar için). imerûes: götürüyorlardı.
  • ombaxu atn., obaxu xp. dövmek, dayak atmak. bere dombaxu: çocuğu dövdü.
  • ombarinu atn., obainu ark. şişirmek. korba muşi ombarinams: karnını şişiriyor. toli dumbarinu: gözünü şişirdi.
  • ombaru ark., obau atn. 1. şişmek. korba dvambaru: karnı şişti. çxindi dvambaru: burnu şişti. 2. dövmek, vurmak. davuli mbarums: davulu dövüyor, davula vuruyor. bere dombaru: çocuğu dövdü.
  • ombazu atn. 1. su ya da nemden dolayı şişmek. wari doloxe dişüape dimbazu. odunlar suyun içinde kalmaktan dolayı şişti. 2. çok soğuk almak, soğuktan dolayı şişmek. inite devimbazi. soğuktan dolayı şiştim, soğuktan dondum.
  • ombinu atn., ouminu vi., oğaminu ark. susamak. wari mambinu/ maaminu/ mağaminu: susadım. wari mombos. susamış durumdayım.
  • ombolina ark., ombulena atn., gubi 1. büyükçe bir ağacın içi oyularak yapılan tek parça geniş kap, yalak. hayvanların su içmesi için. 2. havuz.
  • ombonu atn., obonu ark. 1. yıkamak (canlılar için). üaôula imbonams: sırtını yıkıyor, banyo yapıyor. ğureri mbonums: ölü yıkıyor. 2. yıkanmak (canlılar için). imbonams: yıkanıyor.
  • ombri atn., vi., qomuri xp., omuri ark. erik ağacı ve erik meyvesi. ombri dimonöu. erik olgunlaştı. ombri memiwili. bana erik topla. türleri: 1. vi. ombrinukla. mum eriği. 2. ombriûoroci. güvercin eriği. 3. vi. ombriatinori. atina (pazar) eriği. 4. ombriğeci/ ğeci ombri. domuz eriği. 5.vi.ombri üepri. kendir eriği. 6. ombriuça. kara erik. 7. ombri ğavila. 8. ombri gugumi. 9. atn. moxa ombri. 10. atn. üanisi ombri. 11. ark. omur mğatari:
  • ombri üaxi xp., ombri üinçi atn. bir ispinoz türü.   
  • ombruma atn. boydan boya, yekpare, baştan sona. ombruma muti na on şüuni leûapen. boydan boya ne varsa hepsi bizim toprağımızdır.
  • omcixu atn. küçük darbelerle vurmak, dürtmek. cuma muşis umcixams: erkek kardeşine hafiften vuruyor.
  • omcumale atn. tuzluk. ocumales ncumu var dosüudu: tuzlukta tuz kalmadı.
  • omcumoru vi., atn. tuzlamak. üapça domcumoru. hamsiyi tuzladı.
  • omcvalu ark., oncvalu atn. otlamak. pucik mcums: inek otluyor.
  • oncvalu atn. 3ad. omcvalu.
  • omcvinu ark., oncinu atn., ocunu otlatmak. pucepe omcvinams: inekleri otlatıyor.
  • omçfiru ark., onçiru atn. yüzmek. zuğas bimçfir. denizde yüzüyorum. ma var mamçfiren. ben yüzemiyorum.
  • omçxvanu 1. şişmanlamak. opşa oşüomute devimçxvani. çok yemekten şişmanladım. 2. şişmanlatmak. bureğik üoçi omçxvanams: börek insanı şişmanlatıyor. 3. kalınlaşmak. ncalepe üaûa wanas imçxvanen. ağaçlar her yıl kalınlaşıyor. 4. kalınlaştırmak.
  • omçxvapu atn. sıcaklanmak. mamçxvapen. sıcaklanıyorum. mamçxvapas goviçum. sıcaklanınca soyunuyorum.
  • omçianu vi., atn., omçiranu arş. 1. genişlemek. leûape şüuni timele imçiyanen. topraklarımız öteye doğru genişliyor. 2. genişletmek. leûape muşi omçianams: topraklarını genişletiyor.
  • omçinocapu çiftleştirmek (otçul hayvanlar için). puci dovomçinocapit. ineği çiftleştirdik.
  • omçinocu 1. çiftleşmeyi istemek (otçul hayvanlar için). puci imçinocen. inek çiftleşmek istiyor. 2. çiftleşmek. pucepe dimçinoces: inekler çiftleştiler.
  • omçkvinu ark. acele etmek.
  • omöüu vi. 3ad. oxomçvalu.
  • omçvere atn., omkvere vi. 1. Değirmende öğütülen unun dökülüp toplandığı bölme; unluk. 2. değirmende öğütülen mısır ununu taşımak için kullanılan küçük sepet. ~ üalati atn.: değirmene un götürmek için kullanılan küçük sepet. küçük hacimli ve hafif yükleri taşımak içinde kullanılır.
  • omkvere vi. 3ad. omçvere.
  • omçveru atn., omkveru ark. 1. un haline gelmek. üasûane colu do dimçveru. kabak yere düşüp un haline geldi. 2. un haline getirmek. Lazuûi domçveru: mısırı un haline getirdi. 3. Xi. Elma ve armut gibi meyvelerin uzun süre bekletilmesinden dolayı iç kısmının unumsu bir hal alması.
  • omkveru ark. 3ad. omçveru.
  • omöeşu atn., omöüeşu ark. 1. takip etmek. ma möeşi. beni takip et. var viçinem koçepek ma möeşuman: tanımadığım insanlar beni takip ediyorlar. 2. beklemek. ma hay möeşi. beni burda bekle. mi nöeşum? kimi bekliyorsun? 3. çobanlık yapmak. şoroni möeşums: keçi-koyun çobanlığı yapıyor.
  • omöipanu 1. incelmek, inceleşmek. ida ida imöipanen. gittikçe inceliyor. 2. İnceltmek. Biga yazu yazu do domöipanu: değneği rendeleye rendeleye inceltti.
  • omöitanu 1. kızarmak, kırmızılaşmak. mbulepe ujden imöitaneran: kirazlar gittikçe kızarıyor. 2. utanmadan dolayı kızarmak. var içinems ar mitxa koâirui omöitanu kocoöams: tanımadığı birisini görürse kızarmaya başlıyor. 3. kızıllaşmak. limcerişe n3a imöitanen. akşam üstü gök kızıllaşıyor.
  • omöüeşe ark., ogvace atn. yuva, yerleşim yeri.
  • omöüvinu xp. kızdırmak (yağ için).
  • omöoxu ark., omjolu xp., osûiôonu atn. ekşimek. Mja domöoxu: süt ekşidi.
  • omöumaru arş., onöamuru vi., omüoru atn. geviş getirmek.
  • onöamuru vi., omöumaru arş., omüoru atn. geviş getirmek.
  • omedu atn. yardım dilemek. imedams: yardım dileniyor. medi süani dopxedare. yardımına muhtaç kalayım.
  • omendranu 1. uzak düşmek, uzak kalmak. 2. uzaklaşmak. şüiminde imendranen. benden uzaklaşıyor. 3. Yolu uzamak. Domanöinais oxori gza domamendranen: yorulunca evin yolu uzuyor. 4. Yolu uzatmak. Kteri moxûu do gza muşi domendranu: dolanıp geldiğinden yolunu uzattı.
  • omeselu atn. (<ar. masal), oôaramitu ark. 1. masal anlatmak, anlatmak. Didi şüimik üaûa limcis meseli mimeselamûu: ninem her gece masal anlatırdı. 2. hikâye etmek. ağodupe imeselams: başına gelenleri hikaye ediyor, anlatıyor.
  • omeûu xp. kıymak, esirgememek (mal vs. için). ameûen. kıyıyor, esirgemiyor. var mameûen. kıyamıyorum, esirgiyorum.
  • omgvanu 1. beslemek. coğori omgvanams: köpeğini besliyor. 2. beslenmek. wo opşa imgvanu. bu yıl çok beslendi. 3. kilo almak. bere dimgvanu. çocuk kilo aldı.
  • omğezu ark., ebğa meçamu atn. 1. kışkırtmak, azdırmak. ebğa meçams do oüoilapams: kışkırtıp kavga ettiriyor. 2. Fesatlık yapmak.
  • omğiru 1. bulanmak (su, dere için). ari imğiren. su bulanıyor. 2. bulandırmak. ari domğiru.suyu bulandırdı.
  • omğoru böğürmek. ğecik mğorums: domuz böğürüyor.
  • omxapule ark. 1.matkap.omxapulete pi3ari gamaxums:matkapla tahta deliyor. 2.burgu.
  • omxişolu atn. 1. ufalamak, un ufak etmek, kum haline getirmek. mçüudi mxişolums: mısır ekmeğini ufalıyor. 2. ufalanmak. wiüvabi kva dimxişolu: çakıl taşı ufalandı, un ufak oldu, kuma döndü.
  • omxiûu 1. karıştırmak. noşonepe mxiûums: rafları karıştırıyor. 2. eşelemek. kormek leûa mxiûums: tavuk toprağı eşeliyor. 2. kurcalamak. radyo mxiûums: radyoyu kurcalıyor. 3. ellemek, sağına soluna el atmak.
  • omxizu, omxiwu 1. yerinde duramamak, kıvranmak, çırpınmak. var dvaxunen, imxizen! oturamıyor, kıvranıyor. 2. doğum sancısı çekmek.
  • omxvacu vi. itelemek, destek olmak. 3ad. memxacu.
  • omjolu xp., omöoxu ark., osûiôonu atn. ekşimek.
  • omjore ark., omjora atn., omcore arş. güneşli arazi, güneş alan arazi. omjores kelinciru. güneşli yerde yattı.
  • omjoru ark., omjuru atn., omcoru arş. güneşlenmek. zuğa ôicis imjors. deniz kıyısında güneşleniyor.
  • omjvabule arhavi buça’da bir yer adı. ‘kurbağalık’ anlamına gelir.
  • omkoru 1. esnemek. nciri komomalui opşa mamkoren. uykum gelince çok fazla esniyorum. 2. esneme. omkoru kemöopu. beni esneme aldı.
  • omkvalu öğütmek. Lazuûi mkums: mısır öğütüyor. karmaûek mçxu mkums: değirmen unu kalın öğütüyor.
  • omüasu tıka basa doldurmak, iyice basmak. üalatis mûa domüasu. sepete otu tıka basa doldurdu.
  • omüitu ark. 1. zora sürmek, zorluk göstermek. dulya umüitams: işi zora sürüyor. 2. üşenmek, zoruna gitmek.
  • omüolanu vi., oôriüanu, oôriüu atn. acılaşmak. gyari dimüolanu/diôriüanu. yemek acılaştı.
  • omüoru atn., omöumaru arş., onöamuru vi. geviş getirmek. pucik müorums: inek geviş getiriyor.
  • omüulanu 1. kısaltmak. toüi umüulanams: onun ipini kısaltıyor. 2. kısalmak. toüi var imüulanen. ip kısalmıyor.
  • omüusu atn., oüusinu ark. 1. acıdan dolayı inlemek. korbawunate müusums: karın ağrısından inliyor. 2. inleme, inilti. omüusu nena domaguren. inleme sesi duyuyorum.
  • omüutu ürkmek. ‘galeni şei’ memagasere ya do müutun. yabancı bir varlığın karşısına çıkmasından ürküyor.
  • omonöinu atn., monöinu vi. 1. olgunlaşması için bekletmek, olgunlaştırmak. m3xulepe omonöinams/monöinams: armutları olgunlaştırıyor. 2. atn. bir işin oluruna binmesi için beklemek, işi olgunlaştırmak. dulya omomöinams: işi olgunlaştırıyor.
  • omonöu atn., monöu vi. olgunlaşmak. m3xuli imonöen. armut olgunlaşıyor. m3xuli dimonöu/moinöu. armut olgunlaştı.
  • omongsure atn., misuri arş., otiale vi. ahırlarda hayvanlara yem konulan yer, yemlik.
  • otiale vi. 3ad. omongsure atn., misuri arş.
  • omonüanu vi., monüa oyapu atn. 1. ağırlaşmak. yuki dimonüanu. yüküm ağırlaştı. 2. kendini taşıyamayacak derecede hastalanmak. dida dimonüanu, var ğuruüo! yaşlı kadın ağırlaştı, inşallah ölmez!
  • omordinu atn. büyütmek. üaûu motali omordinams: o kedi yavrusu büyütüyor. mşüvela omordinams: fidan büyütüyor. möimak oruba omordinams: yağmur dereyi büyütüyor.
  • omordu atn., ordu ark. büyümek. bere imorden/irden. çocuk büyüyor. oruba imorden/irden. dere büyüyor.
  • ompalu atn., opalu vi. 1. kaynamak. mjalva mpun. süt kaynıyor. 2. taşmak (sıvı). mja epu. süt taştı. 3ad. empalu.
  • ompulu gizlemek. üaûus mjalva umpulams: kediden sütü gizliyor.
  • ompunu atn. kaynatmak. mjalva ompunams: sütü kaynatıyor.
  • omôila, umôila ark. kalın ip, halat. memeûik ar didi omôila ezdu do divepe üal dağişa mendaxtu: mehmet büyük bir halatı aldı ve devlerle birlikte dağa çıktı.(contes Lazes) omôiru atn. tıklamak, çok küçük darbelerle vurmak, tıklayarak taşa şekil vermek. karmaûe kva môirums: değirmen taşını tıklayarak şekillendiriyor.
  • omôonu ark., ceyonu atn. aşılamak (bitkiler için). uşkuri môonums: elma aşılıyor. 3ad. gemôonu.
  • omôu, omôalu atn. 1. ellemek, elle bastırarak yoklamak. kavunis umôams: kavunu elle yokluyor, yumuşaklığını kontrol ediyor. 2. üzerine titreyerek, özenle bakmak. badi umôitu doğuraseren do var mogaonaneren. yaşlı adama iyi bakın, ölür de sonra onu geri getiremezsiniz.
  • omralu xp., ombralu vi., cenâiru atn. 1. üremek. 2. atn. çoğalmak. 3. soyunu devam ettirmek, türemek. imbralen. türüyor.
  • omsiponu xp., osimadu ark., onazmu arş. düşünmek. vimsipon: düşünüyorum. İmsipons: düşünüyor. omsiponu minon: düşünmek istiyorum.
  • omsüvanu atn., omskvanu ark. 1. güzelleşmek. bozo dimsüvanu. kız güzelleşti. 2. güzelleştirmek. omsüvanams: güzelleştiriyor. 3. süslenmek. bozok imsüvanams: kız süsleniyor.
  • omşaru vi. bir işi başarma konusunda gerekli gayreti göstermeyen bir kişiyi heveslendirmek, gayrete getirmek. nana çkimis bumşari do sigaras komoagu. annemi gayrete getirip sigaradan vazgeçirdim.
  • omşkorinu acıkmak. mamşüorinen. acıkıyorum. mamşüorinu: acıktım.
  • omtvalu kar yağmak. mturi/mtviri mtums: kar yağıyor. domtu: kar yağdı. mtvasere: kar yağacak.
  • omtuleni atn. açık ateşin baş tarafına enlemesine konan kalın odun. diğer odunlar bu kalın odunun üzerine dikey olarak konur. odun kalın olduğundan uzun süre ateşin sönmemesi sağlanırdı. (‘omtvalu’fiilinden).
  • omturu atn., okturu atn., onkturu arş.1. değişmek. üaûa wanas vimture. her yıl değişiyorum. 2. değiştirmek. ombri şüala mbuli vimturam. erik ile kirazı değiştiriyorum.
  • omûe3u atn., omûüe3u ark. 1. kabuğunu soymak. öuburi nca mûe3ums: kestane ağacının kabuğunu soyuyor. 2. kabuğu soyulmak. txombu ncaşi ğampu var imûe3en. kızıl ağacın kabuğu soyulmuyor.
  • omûüe3u vi. 3ad. omûe3u.
  • omûinu atn., gamarçinu xp. 1. kaçmak. oxorişe imûu: evden kaçtı. 2. kaçırmak. bozomota omûinu: kızı kaçırdı. 3. kovmak, kaçırmak. oxorca muşi oxorişe omûinu: karısını evden kovdu.
  • omûüoru vi. omûorindu arş. 1. küflenmek. möüudi dimûüoru. ekmek küflendi. 2. bayatlamak (ekmek için). kovali domûüoru. buğday ekmeği bayatladı.
  • omûuûale 1. küllük, kül dökülen yer. omûuûales mûuûa kocobğu/kogyobğu. küllüğe külü döktü. 2. sigara küllüğü. omûuûales wiüara copatxams/gyopatxams: küllüğe sigaranın külünü silkiyor.
  • omûuûalu 1. küllemek, üzerine kül dökmek. mwia domûuûalu: közü külledi, üzerini külle kapadı, közü küle gömdü. (sönmemesi için). 2. Küle bulanmak, küllenmek. üapça dimûuûalu: hamsi küllendi.
  • omûu3u vi., onûu3u arş. 1. sıcak tutmak. 2. burkulan, incinen yeri sıcak suyla ovmak. üuçxe vimûu3am. ayağımı sıcak suyla ovuyorum. 3. sıcaklaştırmak. 4. sıcaklanmak. 5. arş. Sıcak suyla yıkanmak.
  • omunûru atn., omunûuru ark. kurtlanmak. uşkuri domunûru/dimunûuru: elma kurtlandı.
  • omuri ark., qomuri xp., ombri erik. omuri vimxo. erik yiyorum.
  • omuziru atn., omuzilu arş., omuzu vi. (<müzevir) şikayet etmek.
  • omzgudu atn. 1. bitmek, filizlenmek, çimlenmek, tohumdan filiz çıkmak. Lazuûi domzgudu: mısır çimlendi. 2. yeniden oluşmak. himarti üianas xolo mzgudatere: öteki dünyada yine oluşacağız, yeniden biteceğiz.
  • om3iüanu atn., om3ikanu ark. 1. azalmak. oöüomalepe şüuni/çkuni im3iüanen. yiyeceklerimiz azalıyor. şüu vim3iüanet, ndğa moxûasere viçodatere: biz azalıyoruz, gün gelecek biteceğiz. 2. azaltmak. öuüiz na orûu ari a m3ika meoru do dom3ikanu. kazanın içindeki suyu biraz döküp azalttı. om3kalu ark., omsüu atn. 1. fındık, ceviz ve benzeri meyvelerin, tanelerini saran dış kabuğun, söz konusu meyvelerin toplanmalarından belli bir süre sonra özellikle güneş altında kalmalarından ötürü, tanelerin kendiliklerinden ayıklanacakları şekilde sertleşip genişlemesi fiili. öubri dim3ku. kestanenin kabuğu genişledi. txiris nomjors, im3kasen: fındık güneş alıyor, kabuğu açılacak. 2. bal sağmak. heyaz topri/topuri bum3kam. ona bal sağıyorum. m3kas topri um3kams: peteğin balını sağıyor.
  • om3kvalu ark., omsüvalu atn. 1. övmek, meûetmek. ti muşi im3kvams: kendini övüyor. bere muşi om3kute var açodinen. çocuğunu övmekle bitiremiyor. nusava muşi om3kvasen: eltisini meûedecek. 2. övmek/meûetmek eylemi, övme. om3ku var uçkin. övmesini bilmiyor.
  • om3udu, om3udelu vi. yalanlamak. 3ad. gom3udu.
  • omweli atn., onweli ark. beşik. beres omweli uüanit. çocuğun beşiğini sallayın. omweli sûeri inüans. beşik gibi sallanıyor. ~ oüanu: beşik sallamak.
  • omwiru atn., omiru ark. 1. pire ayıklamak. 2. işkillenmek. 3. Pirelenmek.     
  • omulinu ark., omwulu atn. 1. sivrileştirmek, sivriltmek. 2. dikkat kesilmek. coğorik uci omulinams: köpek dikkat kesiliyor.
  • omwole ark. 1. bacanın yükseldiği yer, baca çevresi. omwole kogokoses: Bacanın çevresini sildiler. 2. baca.
  • omwu, omwalu atn. 1. tel tel ayırmak. üapçaşı ti mwams: hamsinin başını gövdesinden ayırıyor. 2. tel tel ayrılmak. toma muşi imwen. saçı tane tane düşüyor, ayrılıyor.
  • omulu vi. 3ad. omwulu.
  • omwulu atn., omwvalu atn., omulu ark. 1. sivriltmek. xoşüa mwvalums/omulinams: sırığı sivriltiyor. 2. sivrilmek. tijin exûas imwulen. yukarı çıktıkça sivriliyor. gobuüvatişkule dimulu: çevresini kestikçe sivrildi. 3. burmak. musûaöi imwvalams: bıyıklarını buruyor.
  • omwupinu atn., omupinu ark. 1. karartmak. 2. mec. kaşlarını çatmak. toli omwupinams: kaşlarını çatıyor.
  • omupinu ark. 3ad. omwupinu.
  • omwupora atn., omupora ark. havanın kararmaya başlamasına doğru; havanın kararmaya başlamak üzere olduğu zaman; hava kararırken. omwuporas miyondri. hava kararırken beni bekle.
  • omwupu atn., omupu ark. kararmak. ûaroni omwupu, möimasere: hava karardı, yağmur yağacak. ôi omwupaşe oxorişe vigzalat. hava kararmadan eve gidelim.
  • omupu ark. 3ad. omwupu.
  • ona atn., qona xp., vana meg. tarla; genellikle köyün dışında ve/veya uzağında bulunan, daha çok belirli bir ağaç türünün yoğun olarak bulunduğu, zaman zaman mısır, arpa, patates gibi ürünlerin de ekildiği, verimi yüksek olmayan toprak parçası. onas Lazuûi xaşüums/xaçkums: tarlaya mısır ekiyor. ‘ona’; Laz edebiyatı başta olmak üzere Laz kültüründe geniş bir yere sahiptir.
  • ona cedvalu atn. tarlanın diken ve yabancı otlardan temizlendikten sonra ekilmesi. mısır, çavdar, arpa vs ekilirdi.
  • ona üayde atn. tarlalarda söylenen bir Laz halk müziği kaidesi.
  • onaburu, onabru xp., olambru vi. makasla kesmek. bu3xa vinaburare/bilambrare: tırnağımı makasla keseceğim.
  • olambru vi. 3ad. onaburu.
  • onabure makas. onaburete bu3xa inaburams/ilambrams: makasla tırnağını kesiyor.
  • onadida, dida bobola atn. bir hava deliği bırakarak, kuru toprağın içinde yaşayan bir böcek türü.
  • onaxu yıkamak (çamaşır). şeepe naxums: elbiseleri yıkıyor. nanak fiûiüozi minaxvasen: annem atletimi yıkayacak.
  • onane ark., üalami atn. arıların oğul vermesi sırasında ana arının içine konduğu yaklaşık bir karış uzunluğunda hava deliği olan kamıştan çubuk.
  • onanüu ark. umursamak. miti var ananüen: kimseyi umursamıyor. ma dido ananüen: beni çok umursuyor.
  • onazmu arş., osimadu ark., omsiponu ark. düşünmek, düşünmeye dalmak.
  • oncaxu 1. vurarak ezmek, dövmek. demiri ncaxums: demiri dövüyor, vurarak eziyor. 2. dövmek. bere doncaxes: çocuğu dövdüler.
  • oncğimu, oncğimoşu ark., orafu, oöiöiülanu atn. buruşmak, kırışmak (kağıt, giysi vs.). ponûuli domancğimu: pantolonum kırıştı, buruştu.
  • oncğonu göndermek (cansız bir varlık). karûali vuncğonare: mektup göndereceğim.
  • oncğore atn., oncğoro vi., ocğore 1. ayıp. oncğore muyan var uşüun: ayıp nedir bilmez. 2. utanma, utanç, hicap. oncğorete dobğuri: utancımdan öldüm.
  • oncğore goûaxu atn. utanıyor olmakla birlikte zorunluluk gereği buna aldırmamak, utanma duygusuna aldırmadan davranmak.
  • oncğore oyapu atn. utanmak. mutişe oncğore var ayen: hiçbir şeyden utanmıyor. oxorcalepeşe oncğore mayen: kadınlardan utanıyorum.
  • oncğoryari utangaç, mahçup. bere çkimi dido oncğoryari ren: oğlum çok utangaçtır.
  • oncinu atn., omcvinu ark., ocunu otlatmak. möeşik şoroni oncinams: çoban koyun otlatıyor. morderepek wulupe uşüuran sûeri oncinaman: büyükler küçükleri bildikleri gibi otlatıyor.
  • oncire, oncere 1. yatak. oncires dicinu: yatağa yattı. 2. yatak odası.
  • onciru 1. uyumak. incirs: uyuyor. so incir? nerde uyuyorsun? 2. uyutmak. bere oncirams: çocuğu uyutuyor.
  • oncu atn. inek, koyun, keçi gibi hayvanlar tarafından yiyilebilen her türlü bitki, ot. pucik oncu imxos: inek ot yiyor.
  • oncumoru, omcumoru 1. salamura yapmak. mcumori şeni m3xuli ncumorums: (sirke için) armudu salamura yapıyor. 2. atn. tuzlamak.
  • oncupalu ark., oncubalu xp., ocibalu atn. kapmak, kapışmak. ar mutxa koâirui yeine incupalams/icibalams: bir şey buldumu hemen kapıyor.
  • oncvale otlak. pucepek oncvales ncuman: inekler otlakta otluyor.
  • onçaxu 1. çalkalanmak. zuğa inçaxen: deniz çalkalanıyor. 2. çalkalamak. mjalva nçaxums: süt çalkalıyor. 3. yayık yaymak, yayıkta yoğurdu çalkalamak. onçaxule nçaxums: yayık yayıyor.
  • onçaxule, onçaxale yayık olarak kullanılan büyük küp, yayık. miyaperi onçaxules kodolobu: yoğurdu yayığa döktü.
  • onçale ark. Mısır samanlarının konulduğu otluk, ot ambarı.
  • onçaminu atn., vi., onçamu atn., oçaminu arş. 1. kaşımak. üaôula inçaminams: sırtını kaşıyor. 2. kaşınmak. xe mançaminen: elim kaşınıyor. 3. kaşıntı, kaşınma. onçamu/onçaminu miğun: kaşıntım var.
  • onçamure xp., oçambre dibek; 1m çapında, 30-40cm ağız genişliğine sahip, dibe doğru daralan koni biçimindeki içi oyulmuş karataş.
  • onçanu atn., oçanu ark. ürün vermek, bitmek, ilişmek, iliştirmek. m3xuli dinçanu: armut ürün verdi.
  • onçxaüale vi., nçxaliüuüari atn., nçxaluüari arş., nüali ceviz silkelemekte kullanılan uzun sırık.
  • onçxalu 1. ceviz, kestane vb. silkelemek. 2. mec. boş ve gereksiz konuşmak, sallamak, atmak. nçxalums: sallıyor, atıyor.
  • onçxvalu atn., omçxvalu vi. 1. atn. ısınmak (ortam ve maddeler için). ûaroni donçxu: hava ısındı. 2. kızmak (metaller için). üuüula donçxu: eğri uçlu demir kızdı. 3. mec. cinsel isteği uyanmak, kızışmak. muya gağoden, deginçxui/dogimçxui? ne oluyor sana, kızıştın mı?
  • omçxvalu vi. 3ad. onçxu.
  • onçxunu atn., omçxvinu ark. 1. atn. ısıtmak. bere daçxuris muxunu do onçxunams: çocuğu ateşin başına oturrtup ısıtıyor. 2. vi. kızdırmak (metaller için). üuüuma domçxvinu: güğümü kızdırdı.
  • onçxvaru 1. küçük parçalara ayırmak, tanelerine ayırmak, tanelemek. Lazuûi nçxvarums: mısırı (bir çuval içinde döverek) tanelerine ayırıyor. 2. dibekte dövmek. 3. mec. sallamak, atmak, saçmalamak, palavra atmak. uşüun sûeri nçxvarums: bildiği gibi sallıyor, atıyor, saçmalıyor.
  • onçiru atn., omçfiru ark. 1. yüzmek. zuğas inçirs: denizde yüzüyor. 2. yüzdürmek. zuğas layöi onçirams: denizde köpeği yüzdürüyor.
  • onçoru atn. 1. sürünmek. leûas inçoren: toprakta sürünüyör. 2. süründürmek. leûas donçoru: toprakta süründürdü.
  • onöamu 1. ark. ürün almak. 2. mısır ekmeğinin bekletilmesinden dolayı bozulması fiili. Lazuûi gyari dinöamu: mısır ekmeği bekletildiği için bozuldu.
  • onöamure vi. harman yeri, ürün alınan yer/alan.
  • onöaraşe 3ad. cipi.
  • onöaru atn., oöaru ark. 1. yazmak. nöari do noşüerite nöari: yaz da kömürle yaz. 2. yazılmak. mektebis dinöaru: okula yazıldı.
  • onöilu atn. deşmek. çxombi nöilums: balığı deşiyor.
  • onöişinapu atn. uğraştırmak. ham dulya şeni opşa monöişinapu. bu iş için beni çok uğraştırdı.
  • onöişu atn. didinmek, çabalamak, uğraşmak. xvala xvala inöişen. yalnız başına didiniyor, uğraşıyor.
  • onöolu atn. esirgemek, kıyamamak. ma muti var minöolams: benden hiçbir şey esirgemiyor. muti var gamvanöen, anöolen. elinden birşey çıkaramıyor, esirgiyor.
  • onöoru 1. atn. delmek. pi3ari donöoru. tahtayı deldi. 2. atn. delinmek. öuröiş mundi dinöoru. kazanın dibi delindi. 3. vi. tuzlu bir şeyi suya koyup tuzunu almak.
  • onöu 1. pay sahibi olmak. ham leûapeşe mati manöen. bu topraklardan bana da düşüyor, ben de pay sahibiyim. 2. mec. evlenmede akrabalık yönünden sakınca bulunmamak, düşmek. da var inöen. kız kardeş ile evlenilmez. si ma manöe: sen bana düşüyorsun (sen benimle evlenebilirsin).
  • onöu atn. etkilemek, etkisini göstermek, nüfuz etmek. öami ağani minöu. ilaç etkisini yeni gösterdi. möima iri üale minöu. yağmur her tarafıma işledi.
  • onövalu atn., omöüu vi. kuruyup sertleşmek. üvali donöu. peynir kuruyup sertleşti.
  • onöunu atn., ononöunu ark., omöüvinu vi. kurutup sertleştirmek. minci onöunams: çökeleği kurutarak sertleştiriyor.
  • onövalu atn., mozdalu vi. sağmak. puci mövalum/ mobuzdam: inek sağıyor. pucis mobuzdam (vi.). ineği sağıyorum
  • onövaru xp. yabani otları temizlemek.
  • onövetela ark., oöoûura xp., omöotela vi., oöaxale atn., oöerûela, öoröi arş. Evin damlalığının altında yada yakın çevresinde bulunan ve meyve artıklarının atıldığı yer; çöplük, damla altı. layöi üudeli aünas oöerûelaşe giyonams (arş.). köpeğin kuyruğunu tutarsan seni çöplüğe götürür.
  • oöoûura xp. 3ad. onövetela.
  • ondgu ark. kinlenmek.
  • ondgu atn. başını eğmek. dudi ondgu do igzalu: başını eğip gitti.
  • ondğe ark., yema atn. gün ortası, öğle vakti.
  • ondğeneri ark., yemaneri ark. 1. öğlenki. ondğeneri gyari: öğlenki yemek. 2. Öğleye ilişkin, öğleye ait.
  • ondğeri ark. öğlenleyin. ondğeris moxtasen: öğlenleyin gelecek.
  • ondğulinu 1. eritmek. mjorak mtviri dondğulinu: güneş karı eritti. 2. Çürümeye terk etmek, çürümeye bırakmak. Makvali gale naşüu do ondğulinams: yumurtayı dışarda bırakıp çürümeye terketti.
  • ondğulu 1. erimek. mtviri dondğulu: kar eridi. 2. mec. bir şeyden çok haz almak, mest olmak. bozo mskvanobaten domdğuli. kızın güzelliğinden mest oldum. 3. atn. çürümeye yüz tutmak, çürümeden dolayı bulanık bir hal almak. makvali dondğulu: yumurta çürüdü, çürümeden dolayı bulanık bir hal aldı.
  • ondğvaru karıştırmak (sıvılar için). termoni ndğvarums: 'termoni' yi karıştırıyor.
  • ondi xp. 3ad. Nondi.
  • ondriüu, ondriüolu eğmek, bükmek. ntxiri biüa driüums: fındık çubuğunu eğiyor/büküyor.
  • ondruüu eğilmek, bükülmek. ntxiri biüa ndruüun: fındık çubuğu eğiliyor/bükülüyor.
  • ondu atn. çok hızlı uçmak. üinçi ndun. kuş çok hızlı uçuyor.
  • ondulini ark. pekmez pişirilen büyük kap; pekmez tavası.
  • onebu ark. benimsemek, yadırgamamak. ağne nusa muşi var anebu. yeni gelinini benimseyemedi, yadırgadı.
  • onglisu atn., onülisu arş. 1. tıka basa dolmak, sıkışmak. serende tude dişüate koninglisu. serender'in altı odun ile dolup taştı. 2. tıka basa doldurmak, sıkıştırmak. axiri pavrite nglisums: ahırı yaprak ile tıka basa dolduruyor, iyice sıkıştırıyor.
  • ongoru ark., ongolu atn. debelenmek, yerde sağa sola dönmek, yerde sürünmek, ağınmak. coğorik leûas ingons/ingolen. köpek toprakta debeleniyor/ağınıyor.
  • ongrinu ark., ongibonu xp., orginu atn. 1. yuvarlanmak. üabanişa puci ingrinu/irginu/ingibonu: inek bayırdan yuvarlandı. 2. yuvarlatmak. nomşaru do orginu: itip yuvarlattı.
  • ongure atn., ongore vi. evin tavanından boydan boya geçen kalın ağaç kiriş. Evin büyüklüğüne göre değişmekle birlikte 10-15m uzunluğunda, kalınlığı yaklaşık 50-70cm arasında olur. Uzun ömürlü ve dayanıklı olması bakımından genellikle kestane ağacından yapılır.
  • onksinu atn., oksinu ark. sessiz olarak osurmak, yellenmek. mteli üala mot goyksinam! herkesin ortasında (sessizce) yellenme.
  • oksinu ark. 3ad. onksinu.
  • onktalu 1. aktarmak, bulaştırmak (renk bulaştırmak gibi). kçe porças möita unktu: beyaz gömleğe kırmızı bulaştırdı. 2. bulaşmak. mandili şüimis uça anktu: mendilime siyah bulaştı.
  • okvasu ark. 1. Xi. Fındığın belli bir müddet güneş altında kurutulmasından sonra tanelemek için değnekle dövülmesi. Bigate ntxiri kvasums: tanelemek için sopayla fındık dövüyor. 2. Sertleşmiş pamuğu yumuşatma amacıyla dövmek. 3. Dövmek, kötek atmak. hawi dokvasum. şimdi döverim.
  • onüalu atn. toplayıp kaldırmak, kaldırmak. oxorişi şeepe nüalums: evin eşyalarını kaldırıyor, topluyor. oda muşi donüalu: odasını topladı, eşyaları bir tarafa kaldırdı.
  • onüalu atn. (at ya da ineğin kuyruk kılından) kuş için tuzak döşemek. üinçi oöopu şeni üodape donüalu: kuş yakalamak için avluları tuzakla döşedi.
  • onüanu ark., oüanu atn. kımıldamak, hareket etmek. ara inüas: dal hareket ediyor, kımıldıyor, sallanıyor. 2. kımıldatmak, hareket ettirmek. üuçxe oüonams: ayağını oynatıyor, hareket ettiriyor, kımıldatıyor.
  • onüiûu ark. kıpırdamak. İnüiûen: kıpırdıyor.
  • onüolu 1. (her yanı) kilitlemek. iri üale donüolu: her tarafı kilitledi. 2. kilitlenmek.
  • onüominu ark., oüominu atn. 3ad. doloüomu.
  • onofe ark. atmaca yakalamaya yarayan özel bir ağ (tuzak).
  • onoru 1. durulamak. 2. mec. bir dertten çok acı çekmek, acıdan dolayı durulanmak, durulmak. süani derdite oviövi ovinori. senin derdinden yandım, kül oldum.
  • ontalu xp., atn., ntalua meg. yün veya pamuğu döverek yumuşatmak, yün veya pamuğun liflerini döverek açmak. Monûüori ntalums: yapağıyı (döverek) ayrıştırıyor/açıyor.
  • ontasu, otasu 1. tohumlamak, tohum serpmek. livadis Lazuûi ntasums: bahçeye mısır tohumluyor, mısır tohumu serpiyor. 2. (çocuk) döllemek, tohumlamak, ekmek. ar biöi bere dontasu. bir erkek çocuk dölledi; bir erkek çocuğun tohumunu attı. 3. atn., mec. sersemleşmek, dikkati dağılmak. ncirişe gomoüu3xines nosi mantasu. uykudan uyandırdıklarından aklım dağıldı, sersemleştim. 4. atn., mec. sersemleştirmek, dikkatini/aklını dağıtmak. ar montxalus nosi vuntasi. bir vuruşta aklını dağıttım, sersemleştirdim.
  • onteselu, omeselu atn. Hikaye etmek, anlatmak. muya minteselam? bana ne anlatıyorsun? muti mo minteselam! bana bir şey anlatma!
  • ontxinu, ontxu atn. baş vurmak, yardım isteme amacıyla gitmek. meviüaçis ôaôuli şüimis vantxi. sıkışınca dedeme başvurdum, ondan yardım istedim.
  • ontxoru 1. kusmak. araba maünus vontxori. araba tutunca kustum.
  • ontxoru 2. ham toprağı kazmak. mezare ntxorums: mezar kazıyor. leûa ntxorums: toprak kazıyor.
  • ontxozinu peşine koşturmak, peşine takmak. biöepe intxozinams: erkekleri peşine koşturuyor.
  • ontxozu peşinden gitmek, peşine düşmek. nana şüimis vantxozi. annemin peşine düştüm.
  • ontxozu (<ontxu) örgü örmek. toma intxozams: saçını örgü yapıyor.
  • ontvalu ark. desteklemek.
  • onûalu 1. karışmak. iri sûeri üoçepes anûalu: herkes gibi insanlara karıştı. 2. karıştırmak. ar mutxa vixaôaûi himu ti minûalu: bir şey konuşuyordum onu da karıştırdı. möipe mçxus vunûali. ince olanları kalın olanlara karıştırdım.
  • onûinapu atn., oşurapu ark. koklatmak. purki monûinapams: bana çiçek koklatıyor.
  • onûinu, oşuru koklamak. purki inûinams: çiçek kokluyor.
  • ontxapu dürtmek. beres untxams: çocuğu dürtüyor.
  • onûüolu ark., onûolu atn. 1. bulanmak. di3xiris dobinûüoli: kana bulandım. 2. bulamak. di3xiris domûüoli: kana buladım. 3. bolluk içinde olmak. hanwo inuvas toprite dobinûüolit: bu kış bala bulandık (bal bolluğu vardı).
  • onûoru ark. hafif nemli kalmak, biraz nemli olmak.
  • onûrinu sığdırmak. ham dişüati soti var manûrinu: bu odunu da bir yere sığdıramadım.
  • onûru sığmak. soti var inûren. Hiçbir yere sığmıyor. Dişüa piliûas var inûru: odun sobaya sığmadı.
  • onûule ark., livadi atn. 1. Bahçe, tarla. onûules Lazuûi xaçkums: bahçeye mısır ekiyor. 2. bostan. onûules ğeci kamaxtu: bostana domuz girdi. 3ad. Livadi.
  • onzgipu atn., onâgipu vi. tıklım tıklım doldurmak, tıka basa doldurmak. haüu üoçi kapça sûeri donzgipu: bu kadar insanı hamsi gibi tıka basa doldurdu.
  • onâğinu atn., arş. doyurmak. nanak korba minzğinu: annem karnımı doyurdu.
  • onâgilu xi. tavukların yaprak vs. gagalaması; didiklemek. kormek lu pavri nâgilums: tavuk lahana yaprağını gagalıyor, gagalayarak yaprağı yiyor. 3ad. on3xaüu.
  • onâğona arş., sinori sınır, hudut.
  • onâğonu arş. Sınır çizerek ayırmak, sınır çizmek. Cumalepek onape donâğones: kardeşler tarlalara sınır çektiler, sınırla ayırdılar.
  • onâğu atn., oâğu arş., vi. 1. doymak. mbuli oşüomute vinâği/biâği: kiraz yemekle doydum. 2. doyurmak. coğorepe xorwite vonâği/boâği: köpekleri etle doyurdum.
  • onâğoni doyurucu, doymayı sağlayan. Lobya korba onâğoni on: fasülye karın doyurucudur.
  • oâğu arş. doymak. 3ad. onâğu.
  • on3alu 1. bir vuruşta kesmek, doğramak. üvelape don3alu: fidanları kesti, doğradı. 2. mec. atıp tutmak, boş konuşmak, palavra atmak. mo n3alum oncğoren! atıp tutma, palavra atma ayıptır.
  • on3aloni kesilmesi gereken, doğranması gereken.
  • on3ore atn., on3oru arş. 1. elek. on3orete mçveri n3oruman: kevgir ile un eliyorlar. 2. Kevgir.
  • on3oru 1. elemek. mçveri n3orums: un eliyor. 2. Elenmek. Mkveri din3oru: un elendi. 3. çok sayıda delik açmak, delik deşik etmek, eleğe çevirmek. üuşumite nca don3ores: kurşun ile ağacı delik deşik ettiler. 4. Delik deşik olmak, eleğe dönmek. Miğuûu ar porça, himu-ti setak don3oru: bende vardı bir gömlek, onu da güve delik deşik etti.
  • onwalu atn., onalu ark. 1. açmak. 2. açılmak. 3ad. gonwalu.
  • onalu ark. 3ad. onwalu.
  • onweli vi., omweli atn. beşik. bere onwelis gecans/ cencas: çocuk beşikte yatıyor.
  • onwinu atn., oninu ark. 1. erimek, çözülmek. mturi dinwinu: kar eridi. 2. eritmek, çözmek. mçiri onwinams: bal mumu eritiyor. 3. çözmek. mcumu onwinams: tuzu çözüyor. 4. çözülmek. mcumu dinwinu: tuz eridi.
  • onwapule vi. 3ad. anöesi.
  • onwiru ark. 3ad. owiu.
  • onwkiyaloni vi. koyun ve keçi vb.’lerinin boynuna takılan ve tiz ses çıkaran küçük çıngırak.
  • onialu vi. 1. Çıngırdamak. nialams: çıngırdıyor. 2. çıngırak çalmak.
  • onworale süzgeç. onworalete mjalva nworums: süzgeç kullanarak sütü süzüyor.
  • onworapu atn. 1. süzdürmek. 2. mec. çektirmek (dert, sıkıntı, eziyet vs.). baba süanik opşa monworapu. baban bana çok çektirdi.
  • onworu 1. süzmek. mjalva nworums: süt süzüyor. 2. mec. Çekmek (dert, acı vs.). nana şüimis opşa nworu: annem çok çekti.
  • onwule, onwure arş. fındık ve üzüm toplamak için kullanılan ağaç kabuğundan yapılmış çanta.
  • on3xaüu tavukların buğday, mısır vs. tanelerini yemesi, gagalaması. Mamulik mdiüa n3xaüums: horoz buğday yiyor. 3ad. onâgilu.
  • on3xiüoru atn. çalı çırpı toplamak. üodapeşe ar m3iüa don3xiüori. etraftan biraz çalı çırpı topla.
  • on3xilu, gon3xilu atn., om3xilu arş. kurtlanmak. oyondrinute devin3xili. beklemekten kurtlandım.
  • on3xiryalu, on3xiralu vi. ceviz, fındık gibi yemişleri bir yere aktarılırken ses çıkarması fiili.
  • on3xodure atn., nöeri ark. tavan. on3xodures minâi kowobu. tavana lor peyniri astı.
  • on3xonu atn., o3xonu vi. taramak. toma in3xonams: saçını tarıyor.
  • on3xuüu büzülmek, çekmek (katı nesneler için, naylon, pet şişe gibi). inite von3xuüit. soğuktan büzüldük.
  • on3xunu atn., o3xunu vi. 1. yapraklarından ya da kabuğundan sıyırmak, ayrıştırmak. Lazuûi n3xunums: mısırın yapraklarını sıyırıyor. 2. ayıklamak, ayırmak. txiri 3xunums: fındık ayıklıyor. 3. seçmek, ayrım yapmak. gyari var n3xunums, na gowudgare imxors: yemek ayrımı yapmıyor, önüne ne koyarsan yiyor. bozomota 3xunums: kız seçiyor, her kızı beğenmiyor.
  • opaxuru arş., oluru atn., vi. uyuklamak.
  • opakşu çok harcamak, boşaltıp, boşaltıp harcamak (sıvılar için).
  • opangaru 1. büyük alevli ateş yakmak. 2. atn. çalı çırpıları, diken ya da benzeri şeyleri kümeler halinde yakarak tarlayı temizleme işlemi. ona pangarums: tarladaki çalı çırpıları yakarak temizliyor. 2. mec. ateşlenmek, bir şeyi sahiplenmek, almak vb. için yoğun istek duymak.
  • opanûu vi., donçxvalu atn. kızışmak (cinsel anlamda).
  • opan3u vi. hafifçe vurmak, dürtüklemek.
  • oparpalu etrafında fır dönmek, kelebek misali çırpınmak, etrafında pervane olmak. himuşe ar mutxa na naşonen şeni aparpalen. ondan bir şey beklediği için pervane oluyor, etrafında fır dönüyor.
  • opaşu 1. karışmak. nosi mapaşu. aklım karıştı. 2. karıştırmak. nosi vupaşi. aklını karıştırdım.
  • opatxalinu çırpındırmak (kuşlar için). üinçi sûeri opatxalinams: kuş gibi çırpındırıyor.
  • opatxalu atn., opatkalu ark. çırpınmak (kuşlar için). üinçi sûeri patxalu/patkalu: kuş gibi çırpındı.
  • opatxu silkmek.  foûa patxums: peştemalı silkiyor.
  • opaûimaru ark. bölük pörçük olmak. para domapaûimaru: param bölük pörçük oldu.
  • opavre üalati atn., pa3xa üalati vi. yaprak sepeti, yaprak taşınan sepet. opavre üalati moburûu: yaprak sepeti arkasındaydı.
  • opeleüu atn. 1. parçalamak. 2. yırtınmak. ipeleüen. yırtınıyor.
  • opelu vi.,atn. orguru xp. 1. faydalı olmak, yararlı olmak. si ma opşa/dido mapeli. sen bana çok faydalı oldun. toxûori var mapelen. bana doktor fayda etmiyor. 2. fayda etmek. a-sum-otxo öami komiğun, ti unis çkar na-ren var mapelen. üç dört ilacım var, baş ağrısına hiç biri fayda etmiyor. 3. işe yaramak. opşa/dido na ipelen nusa orûu: çok işe yarar bir gelindi. him, var ipelen üoçi on/ ren: o, işe yaramaz bir adamdır. heya mutus var irgun. o bir işe yaramıyor. si mutus var irgur. sen bir işe yaramıyorsun.
  • opiyalu vi. (< upi) cam, pencere, şişe ve benzeri cisimlerin üzerinde terimsi su taneciklerinin oluşması, buğulanmak. cami dipiyalu: cam buğulandı.
  • opiçu atn., oôiçu ark. oruç tutmak. himuk ipiçums: o, oruç tutuyor. ­
  • opiçvera atn., ôiçveroba ark. oruç. opiçveras kocoöes: oruca başladılar.
  • opinu 1. gütmek, sürmek. puci ngolaşe upinams: ineği yaylaya güdüyor, sürüyor. 2. yere serilmek. Lazuûepe ixite ipinu: mısırlar rüzgârla yere serildi. 3. yere sermek. ixik Lazuûepe opinu: rüzgâr mısırları yere serdi.
  • opi3xolu, opiçxolu atn., opunçxolu ark. 1. çok küçük parçalara ayırmak, paramparça yapmak. dişüa dopi3xolu: odunu parçaladı, paramparça yaptı. 2. parçalanmak, küçük parçalara ayrılmak. caöapxus dipi3xolu: yere çarpınca parçalandı.
  • oplaûu ark., olaûu atn. yamulmak, ezilmek. 2. yamultmak, ezmek.
  • opodrage ark., opodrace atn.,vi. sevgili, biricik, can, çok çok sevilen, çok değer verilen, üzerinde titrenilen, kıymetli ve tek olan. e opodrage bere şüimi! ey sevgili oğul, ey canım oğul, ey biricik oğul! (genellikle anne ve nineler çok sevdikleri kişileri ‘opodrage’ sözüyle çağırırlar.).
  • opodru, eyopodru atn. opoduru vi. 1. üzerine titremek, çok çok sevmek, el üstünde tutmak. bere muşis eyopordun: çocuğunun üzerine titriyor, ona canından fazla değer veriyor. 2. övmek. 3. vi. pohpohlamak. noğamisak noğame muşi opodurams: nişanlı kız kendi nişanlısını pohpohkuyor.
  • opukuru vi., opurku atn. 1. çiçeklenmek, çiçek açmak. ncalepe dopukuru: ağaçlar çiçek açtı. Pukurams gola do ona/pukrinaşi ora ren/oroperi Lazona si mundes pukurare. 2. yaz gelmek. hanwo-ti dopukuru: bu yıl da yaz geldi.
  • opoxu ark., oporxu vi., opoxnu atn. emeklemek, sürünerek gezmek ( kurbağa yürüyüşü). berek iporxums/berek ipoxnams: çocuk emekliyor.
  • opor3u atn., oôro3u ark. 1. soymak (meyve kabuğu vb. için). üromi por3ums: soğan soyuyor. 2. mec. asıp kesmek. koçepek por3uman: adamlar çok kötü davranıyor, asıp kesiyorlar. 3. mec. haşin davranmak. nusak por3ums: gelin çok haşin davranıyor. 4. katletmek. üoçepe dopor3es do naşüves: adamları katledip bıraktılar.
  • opruwu ark., opurûu atn. çürümeden dolayı süngersi hal almak (ağaç, odun vs.). nca dipruwu: odun süngersi bir hal aldı.
  • opsu işemek. berek psams/psums: çocuk işiyor.
  • opşa atn., iyo xp., dido ark., zade arş. çok. opşa dulya miğun: çok işim var. opşa gaxaôaru: çok konuştun.
  • opşalu 1. dolmak. oxori üoda mturite ipşu. avlu kar ile doldu. 2. doldurmak. oxori berete opşu. evi çocukla doldurdu.
  • opunçxolu ark., opi3xolu, opiçxolu atn. 1. çok küçük parçalara ayırmak, paramparça yapmak. dişka dopunçxolu: odunu parçaladı, paramparça yaptı. 2. parçalanmak, küçük parçalara ayrılmak.
  • opurcinu atn., oprucinu vi. pörsümesine sebep olmak. purkepes wari var gobu do dopurcinu/doprucinu: çiçeklere su dökmeyip pörsüttü.
  • opurcu atn., oprucu vi. Pörsümek, gevşemek, canlılığını yitirmek. pavrepe dopurces: yapraklar pörsüdü.
  • opurçera atn. yemin, ant. opurçera üoüoxu: yemini bozdu.
  • opurçinu 1. atn. yemin ettirmek. musafite dopurçinu: kuran’la yemin ettirdi. 2. ark. fısıldamak.
  • opurçu 1. yemin etmek. para himuk na var nixiruşi purçums: parayı çalmadığına yemin ediyor. 2. birinden intikam almak için fırsat beklemek. si gipurçam. seni döveceğim anı bekliyorum, ilk fırsatta döveceğim.
  • opurûu atn., opruwu ark. çürümeden dolayı süngersi hal almak (ağaç, odun vs.). dişüa dopurûu: odun süngersi bir hal aldı.
  • opusûolu atn. hırpalamak. xvala svas devipustolit. yalnız yerde birbirimizi hırpaladık.
  • opuşonu ark. 1. ufalanmak. möüudi dipuşonu. ekmek ufalandı. 2. ufalamak. möüudi dopuşonu. ekmeği ufaladı.
  • oputxinu ark., ojulinu atn. uçurmak. üinçi oputxinams: kuşu uçuruyor.
  • oputxu 1. vi. havalanmak, uçmak. üinçi putxun. kuş havalanıyor, uçuyor. 2. atn. ürkmek.
  • opuûari xp. köylü. çkim opuûarepe môolis skidunan: benim köylülerim istanbul’da yaşıyor.
  • opuûe xp. 1. köy. moxûi çkim opuûeşa/vati gaünas çaçxuri: gel benim köyüme/sana bulaşmaz sıtma. 2. xp. evin çevresi, avlu.
  • opu3xolu tırmalamak. üaûuk ncalepe pu3xolums: kedi ağaçları tırmalıyor.
  • oôanûu arş. yarım kalmak, tamamlayamamak.
  • oôaôsu, oôaôsiyu atn., oslebinu vi. 1. sakinleşmek, susmak, ağlamayı kesmek, yatışmak. berepe diôaôses: çocuklar sakinleşti, sustu. 2. sakinleştirmek, susturmak, yatıştırmak. uüari hini ôaôsirit/doôaôsit. sonra onları sakinleştirdik.
  • oôaramitu ark., oxaôaru atn., osinapu arş., vi., oğarğalu, olafu xp., olaüidu vj., oragadu meg. konuşmak. iôaramitams: konuşuyor. oôaramitapams: konuşturuyor.
  • oôarğalu atn., meûaüsu vi. meoûaüsu vi. 1. şaşırtmak, konudan sapmasına sebep olmak, bir iş yaparken ya da konuşurken araya bir başka şeyi sokup şaşırtmak, yaptığnı ya da konuştuğunu unutturmak. ar mutxa viûuûi himuti miôarğalu: bir şey söylüyordum beni şaşırttılar (araya başka konuları sokuşturarak unutturdular). 2. şaşırmak, konudan sapmak, araya başka bir laf ya da konu girmesi ile o anda yaptığını unutmak.
  • oôaûu atn. yaymak, dağıtmak, çevreye saçmak. livadis puşüundi oôaûu: tarlaya hayvan gübresini yaydı, saçtı, dağıttı.
  • oôecanu 1. katılaşmak. lu dipecanu. lahana yemeği katılaştı. 2. seyrekliğini gidermek, sıklaştırmak. na dupinuûu çais ar üalati çkva yobğu do doôecanu. sermiş olduğu çayın üstüne bir sepet çay daha döküp sıklaştırdı.
  • oôeriüu vi. kuvvetsiz kalmak, halsiz kalmak, bitkin düşmek. bere diperiüu: çocuk halsız kaldı, kuvvetsiz kaldı.
  • oôeûelinu atn., vi. mec. 1. atn. bağırtmak, ürkütücü bir sesle bağırtmak. xorâa muşi oôetelinams: karısını ürkütücü bir sesle bağırtıyor. 2. vi. meletmek.
  • oôeûelu 1. küçük baş hayvanların bağırması, melemek. ûiüanik ôeûelams: kuzu meliyor. 2. atn., mec. ulumak, ürkütücü bir sesle bağırmak. liôardek ôeûelams: erkek çakal uluyor. 3. çığlık çığlığa bağırmak, çığırmak. didak ôeûelams: ihtiyar kadın çığlık atıyor.
  • oôice xp., sapetke ark. 1m’ye 1m’e boyutlarında olur. atmaca tutmaya yarar.
  • oôilu, oüilu atn., oilu vi., oqvilu xp. vurmak, vurup öldürmek (insanlar için). ar üoçi doôilu: bir insan öldürdü.
  • oôiûolu atn., oôinûolu vi. 1. parçalamak, küçük parçalara ayırmak, kırıp dökmek. dişüape doôiûolu: odunları küçük parçalara ayırdı. 2. parçalanmak, küçük parçalara ayrılmak. coöapxu do dudi dvaôiûolu: yere çarpıp kafası parçalandı.
  • oôlanu atn. 1. avunmak, ağlamayı kesmek. bere ibgaûu, diôlanu. çocuk ağlıyordu, ağlamayı kesti, avundu. 2. avutmak, ağlamasını durdurmak. ibgaûu bere doôlanu. ağlayan çocuğu avuttu.
  • oôoûale atn. domuzun çamura bulandığı yer; çamurlu, sızlak yer.
  • oôoûu atn., oûaûu ark. 1. bulanmak. ğeci öoöoxis iôoûen. domuz çamura bulanıyor. 2. bulamak. coğori öoöoxis do ôoûu: köpeği çamura buladı. 3. şapur şupur yemek, tabağa koymadan tencerenin içinde yemek, mekruh etmek.
  • oôriüanu, oôriüu atn., omüolanu vi. acılaşmak. gyari diôriüanu/dimüolanu. yemek acılaştı.
  • oôrinçe vi., oüvinçe ‘nefer’ denen bir kuş ağı. 10 x 3 m boyutlarında olur. atmaca’nın geçebileceği yerlere asılır.
  • oôrinwoni pirinç ekilmeye elverişli tarla.
  • oôuxnu aşırı derecede pişmek, yanmak, çok pişmekten dolayı yenemeyecek duruma gelmek. cari doôuxnu. ekmek aşırı derecede yandı (yenmeyecek durumda).
  • oôuxûu buruşmak. xayari uôuxtu: yüzü buruştu.
  • oôurmole kuş yakalamak için beklenen yer.
  • oôuwu ark. soğuk davranmak, isteksiz davranmak. ma miôurwu: bana soğuk davrandı.
  • opxasinu atn. 1. şaşırmak, şaşkınlıkla karşılamak, garipsemek. muya na vuwvi apxasinu/ gaaqviru: ne dediysem garipsedi, şaşırdı. 2. hayret etmek. 3ad. oqviru.
  • oqazu xp., oxazu, oôazu, oyazu, oazu atn., vi. 1. yontmak (ağaç). nca qazips/azums: ağaç yontuyor. 2. rendelemek (ağaç).
  • oqindru xp., oindru atn., eöopinu ark. satın almak.
  • oqviru xp., opxasinu atn. hayret etmek. Gaaqviru/gaqviru/apxasinu: o hayret etti.
  • ora 1. zaman, vakit, süre. ora ordo golilams: zaman çabuk geçiyor. docinu ora (docin-era): yatma zamanı. ora megaüvatasere! yaşama süren kesilsin, bitsin (mçm.)! 2. dönem, evre. obadu ora (obad-era): erkeğin yaşlılık dönemi. 3. vi. hava. handğa ora mapxa an. Bugün hava güzel.
  • ora golaxtimu ark., ora gololva atn. 1. zamanın geçmesi. 2. zamanı geçmek, saati geçmek.ha dulyas ora goluvelu/golulu: bu işin zamanı geçti.
  • ora monöalu atn., not. canına susamak, ölümüne yaklaşmak. ora moganöui, muya ikum e bere şüimi? canına mı susadın, ne yapıyorsun ey oğul?
  • ora oüiu atn. öğle üzeri güneşin dik vurduğu ve havanın sıcak olduğu zamanlarda havada oluşan yoğun uğultu.
  • orafu, oöiöiülanu atn., oncğimu, oncğimoşu ark. 1. kırışmak (kumaş için). porça dirafu. gömleği kırıştı. 2. kırıştırmak (kumaş için). ponûuli şüimis goyoxedu do doöiöiülanu. pantolonumun üzerine oturup kırıştırdı.
  • oragadoni kırılıp parçalanması gereken. oragadoni dişüa. kırılıp parçalanması gereken odun.
  • oragadu atn., orandunu ark. 1. kırıp dökmek, kırmak, parçalamak, kırıp parçalamak. dişüa ragadums: odun kırıyor. 2. kırılıp dökülmek. 3. meg. k.onuşmak.
  • oraxunu vi., oraxnu arş., odardalu atn. titremek.
  • oramalu ark., oran3u, dololandu atn., gamalandu arş. 1. yankılanmak. germak ramalamûu/iran3erûu: dağ yankılanıyordu. 2. çınlatmak.
  • orandunu ark., oragadu atn. 1. kırıp parçalamak. 2. mec. çok yorulmak.
  • oranwkiloni ark. çıngırak.
  • oröi, oröe atn. 1. parça. ar oröi dixa-ti ma komiğun: bir parça toprak da bende var. 2. ark. arhavi ilçesine bağlı bir köy.
  • ordo erken. ordo moxûi. erken gel. bere ordo diyinu: çocuk erken doğdu.
  • ordonuri, ordoneri atn., ordonari ark. erkenci, erken olan, erken olgunlaşan. ordonuri mbuli. erken olgunlaşan kiraz.
  • ordu ark., omordu atn. 1. büyümek. bere irden. çocuk büyüyor. irden Lazuri nena: büyüyor Laz dili. 2. ark. büyütmek. bere ordams: çocuk büyütüyor.
  • ore ark., feli vi., üasûane atn. kabak. 1. ark. ore. kabak, süs kabağı. 2. arş. vi. feli. kabak, dilim, kabak dilimi. 3. atn. üasûane. bal kabağı. 4. atn. misiri. kara kabak.
  • ore zliôeri ark. lapa yemeği.
  • orena, orona atn. (<lat.) meydan, arena. orenas pucepe naşüu: meydana inekleri saldı.
  • orginu atn., ongrinu ark., ongibonu xp. 1. yuvarlanmak. üowoxûi hikele, kva irginen/ingibonen. çekil ordan, taş yuvarlanıyor. 2. yuvarlatmak. jilendo kva orginaman. yukardan taş yuvarlatıyorlar.
  • orğo arş. eski yırtık eşya.
  • orxeli 1. karayemiş kurutmakta kullanılan, taze fındık dallarının örülmesi ile yapılan, dikdörtgen biçiminde bir tür kap. 2. arı kovanının içini rendelemek için kullanılan iki ucu saplı bir tür rende.
  • oriwa 1. Laz halk müziği çalgısı. su kabağının kuruması ile içindeki tohumlar sertleşir. sallandığında bu tohunlar ses çıkarırlar. 2. Su kabağı.
  • oriwa, orore, üarüala vi. su kabağı. 3ad. Feli.
  • orme 1. seyyar ızgaralı büyük fırın. 2. hurma ve benzeri meyvelerin kurutulmak amacıyla saklandığı yer. ormes üvali omöüvinams: ‘orme’de peynir kurutuyor.
  • ormewa vi. 1-1,5 karış çapında, yaklaşık 4 parmak derinliğinde, peynir, hurma vs.’nin kurutulduğu bir tür sepet.
  • oroksi, oreksi xp. 1. iştah. oroksi var domiskidu. iştahım kalmadı. 2. ark. cinsel istek.
  • orome ark. kuyu, çukur yer.
  • oropa ark., atn., qoropa xp., olimbera atn. 1. Sevgi. Bere muşişi oropate iöven: çocuğunun sevgisiyle yanıyor. 2. sevda, aşk. Şüimi oropa mitişis var numgums/nungams: benim sevdam kimseninkine benzemez.
  • oroperi ark., atn., oropeli xp. 1. Sevgili. si miş oroperi re? sen kimin sevgilisisin? 2. Sevdalı, aşık. Cuma çkimi oroperi ren: erkek kardeşim aşıktır.
  • oropu ark. atn., qoropu xp., olimbu atn. 1. aşık olmak, sevdalanmak. Ma a mskva bozo maaropu: ben güzel bir kıza aşık oldum. 2. sevmek. si dido/opşa opşa maaropen: ben seni çok çok seviyorum. ma si qoumûi (xp.). ben seni seviyordum. Bere çkimis dido ôorom (vi.): çocuğumu çok seviyorum.
  • ororemûaxu atn., üarüalamûaxu ark., maöabule arş. yusufcuk böceği, kız böceği.
  • orosari, osari ark., ozmaşe atn. tahıl ölçeği. 3ad. limsumi.
  • orûapu atn., oûüapu ark. 1. dolamak. 2. kemer. şüas orûapu murûun. beline kemer dolamış.
  • orûiüi xp., oûriöi atn., oûriüe vi. bıldırcın kuşu.
  • oruba atn., nöala, öala ark. dere, çay. oruba dimordu. dere büyüdü.
  • orutinu atn., oçxanûinu ark. parlatmak, parıldatmak. Modvala muşi orutinams: ayakkabısını parlatıyor.
  • orutu atn. parlamak, parıldamak. üuçxe modvala muşi rutun: ayakkabısı parıldıyor.
  • orâo ark., troni xp. 1. iskemle. 2. sandalye.
  • osalanguru atn. 1. sallanmak, salınmak. 2. sallamak. üuçxe mot osalanguram! ayağını sallama!
  • oşaôu ark., osaôu bir bitkinin ince dallarını ya da yapraklarını (elle) gövdesinden sıyırmak, kırmak, koparmak. Lazuûis msvalepe duşaôu: mısırın yapraklarını kopardı.
  • osare ark. bel üstü giyecek; gömlek.
  • osenu atn. 1. sersemlemek. ti masenu. başım döndü, sersemledim. 2. (başını) döndürmek. a mewelimute ti misenu. bir bakışta başımı döndürdü. 3. sendelemek.
  • osimadu ark., onazmu arş., omsiponu ark. düşünmek, düşünmeye dalmak. xes na gokaçun keşeganaxui ki/xeşen na gamûu isimadem. elde ettiklerini saklayabildin mi ki/elinden kaçanları düşünüyorsun? (helimişi xasani).
  • osinapu vi., arş., oôaramitu ark., oğarğalu, olafu xp., oxaôaru atn., olaüidu vj., oragadu meg. konuşmak. Lazuri isinapams: Lazca konuşuyor.
  • oskambasu atn., oktu 1. dolanmak. kodoxedi, mot iskambase! otur, dolanma! 2. ark. dengeye oturmak, bir noktada dengelenmek. pi3ari iskambasen: salınan tahta bir noktada dengelendi.
  • oskedinu ark., osüuledinu atn. 1. Beslemek. ar oxori üoçi  ma vosüuledinam/ boskedinam. bir aileyi ben besliyorum. 2. ihtiyaçlarını karşılamak. 3. Barındırmak.
  • oskidu ark., osüudu atn. yaşamak. arkabi’s pskidu. arhavi’de yaşıyorum.
  • oskurinu vi., osüurinu atn. kurutmak (ıslaklığı, ıslak olan şeyi). Ğvareri/şuveri wineüi oskurinams: ıslanmış çorabı kurutuyor.
  • oskvalu ark., omsüvalu atn. yumurtlamak. kotumek dosku. tavuk yumurtladı. Kotumepek monöinoras skvaneren: tavuklar yazın yumurtlayacaklar.
  • osüiôolu atn., oiôolu ark. cımcıklamak. domsüipolu: beni cımcıkladı.
  • osüurdu, gosüurdu atn. şaşırıp kalmak, şok olmak. bâiris dopsüurdi. görünce şaşırdım, şok oldum.
  • oskuru vi., osüuru atn. 1. kurumak (ıslaklık, ıslak olan şey). şuvi/ğvari mbela doskuru: ıslak bez kurudu.
  • oslibu mayalanmış peyniri ezerek suyundan arındırmak.
  • osliôu atn. (malına) sahip çıkmak, (malını) muhafaza etmek. doüanaşe süani vorsi sliôi. silahına iyi sahip çık, onu iyi muhafaza et.
  • ospaûalu vi. zırvalamak. mo spaûalum! zırvalama! spaûalums: zırvalıyor.
  • osôinu atn., ostvinu vi., oslimu ark., osôiru 1. ıslık çalmak. Sôinums: ıslık çalıyor. visôir. ıslık çalıyorum. 2. Atn. iyi işleyen aletleri ifade etmekde kullanılır. Karmaûek sôinums: değirmen iyi işliyor.
  • osteroba ark. oyun, oyun oynama hali. berepek osterobas renan: çocuklar oyundalar, oyun oynama durumundalar.
  • osteru ark., obiru atn. 1. oynamak, oyun oynamak. berepek istenan: çocuklar oyun oynuyor. 2. oyun oynatmak. bere bosteram: çocuğu oynatıyorum.
  • ostiku ark., osûiüu atn. yolmak. danâi stikums: diken yoluyor. mûüa stikums: ot yoluyor.
  • ostonu ark. tatlanmak, tat getirmek, lezzetlenmek, lezzetli olmak. dinostonu. tatlandı, lezzetlendi.
  • osteron xp., obiraşe atn. oyuncak. osteronite bister. oyuncakla oynuyorum.
  • ostibu xp. susmak. Stibun: susuyor. Dopstibi do var ptkvi, öuûa karmaûe: sustum ve söylemedim, küçük değirmen.
  • osûiôonu atn., omöoxu ark., omjolu xp. ekşimek. mja disûiôonu. ayran ekşidi.
  • osûomu atn. içi boş iken ağzını oynatmak.
  • osûu, osûulinu atn., ostvinu ark. 1. kaymak. mturis sûun. karda kayıyor.
  • osûulinu atn., ostvinu ark. kaydırmak. ineri jinüale nca osûulinams: buzun üstünde ağaç kaydırıyor.
  • osule m3xuli atn. bir tür armut. 3ad. M3xuli.
  • osulu kendir lifini sapından ayırmak. üepri sulums: kendir lifini sapından ayırıyor.
  • osuri, osure kız evlat. didak uyoxu: “e osuri şüimi, a wari kocemibi”: yaşlı kadın seslendi: “ey kızım, bana su getir”.  
  • osurôaûoni xp., timendiloni ark. hanımefendi, bayan.
  • osvalu 1. sürmek. Ğvalepes xe usumes/usums: yanaklarına elini sürüyor. 2. okşamak. üopa misums: alnımı okşuyor.
  • osvaru 1. dizmek, sıraya koymak, düzene koymak, düzenlemek. 2. mec. sitemde bulunmak. didak opşape misvaru: yaşlı kadın çok sitemde bulundu. 3. sayfaları çevirmek. çitabi svarums: kitabı sayfalarını çeviriyor. 4. Birine kızmak, bağırmak, sövüp saymak, fırçalamak.
  • oşaşalinu atn. 1. hışırdatmak. pavrepe oşaşalinams: yaprakları yaprakları hışırdatıyor. 2. şarıldatmak.
  • oşaşalu atn., oşialu ark. 1. hışırdamak, hışırtı yapmak. pavrepek şaşalams: yapraklar hışırdıyor. 2. şarıldamak.
  • oşatxu 1. silkmek, sallamak. Lazuûi şatxums: mısır tanelerini bir kabın içinde silkerek/sallıyarak tozunu alıyor. 2. silkinmek, sarsılmak, sallanmak. arabas opşa vişatxi. arabada çok sarsıldım. 3. bir kabın içinde mısırı sallayıp tozunu ayıklamak.
  • oşavu vi. 1. pislenmek, herhangi bir şeyin sürünmesi ile kirlenmek. modvalu domaşavu. ayakkabım pislendi, çamurlandı. 2. kirletmek. üuçxe dişavu. ayağını kirletti.
  • oşi yüz sayısı. e skiri çkimi, ena oşi waneri na ivare. ey oğul, yüz yaşına kadar yaşayasın. oşi fara dovuwvi. yüz kez söyledim.
  • oşialu ark., oşaşalu atn. hışırdamak, hışırtı yapmak. ixi barais pavrepek şialaman. rüzgâr esince yapraklar hışırdıyor.
  • oşibale 1. belde kemerin takıldığı yer. 2. Belden aşağı giyeceklerde uçkurun geçirildiği yer.
  • oşifonu 1. burun çekmek. 2. sümkürmek. 3. atn., mec. hırpalamak.
  • oşigverdi, gverdioşi yarım asır.
  • oşiüu hıçkırık çekerek ağlamak. Berek şiüums: çocuk hıçkırık çekerek ağlıyor.
  • Şiüineri Hıçkırarak, hıçkıra hıçkıra. Şiüineri Şiüineri ibgas: hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
  • oşinaxu saklamak, muhafaza etmek. momçipe pşinaxum. verdiklerini muhafaza ediyorum, onları saklıyorum. xorâa var şinaxu: karıyı saklamadı, evde tutmadı. limcis gişinaxam. akşama saklıyorum.
  • oşinu 1. saymak, saygı duymak. didi koçepe şinums: yaşlı insanları sayıyor. miti var şinums: kimseyi saymıyor, kimseye saygı duymuyor. 2. sayılmak, saygı duyulmak. irik him şinuman: herkes onu sayıyor, ona saygı gösteriyor. 3. bir şeyi bir başka şeyin yerine saymak, bir şeye karşılık olarak saymak. a ğuveli nçala jur üalati tipi şinums: bir bağ samanı iki sepet ot yerine sayıyor. 4. addetmek, saymak. ma üoçi var mşinuman: beni adamdan saymıyorlar.
  • oşiru 1. aşındırmak, aşıtmak. argunis ôici duşiru. baltanın ağzını aşındırdı. 2. aşınmak. argunis ôici dvaşiru. baltanının ağzı aşındı.
  • oşişilu atn., oçxiryalu ark. şarıldamak, şırıldamak. arik şişilams: su şırıldıyor.
  • oşişolu 1. karışmak, birbirine girmek, birbirine geçmek, karman çorman olmak. 2. birbirine karıştırıp karman çorman etmek.
  • üenda atn. oşkena ark. orta. haüu üoçişi oşüendas kodopsüudi: bukadar insanın ortasında kaldım. ham dulyas oşüenda var uğun: bu işin ortası yok. oxori oşüenda. evin ortası.
  • üendani atn., oşkenani ark. 1. ortanca. ma oşüendani bere vore. ben ortanca çocuğum. oşkenani do öuûa cuma, didi cumas noâi3es: ortanca ve küçük birader, büyük biraderlerine güldüler. 2. ortadaki. oşüendani eöopi. ortadakini al.
  • üidu atn., oşkidu ark. 1. boğmak. zuğas doşüidu. denizde boğdu. üaûuk mtugi doşüidu. kedi fareyi boğdu. 2. boğulmak. zuğas dişüidu. denizde boğuldu. haüu dulya doloxe devişüidi: bu kadar işin içinde boğuldum.
  • üinu atn., oucu, oucinu ark. dinlemek. miti var işüinams: kimseyi dinlemiyor.
  • üomale atn., oöüomale ark. yiyecek, kumanya. oxoris oşüomale diçodu. evde yiyecek bitti.
  • üomoni atn., oöüomoni ark. 1. yiyilmesi gereken 2. yenecek durumda. m3xulepe oşüomoni var iyes: armutlar yenecek duruma gelmedi. 3. yiyilesi.
  • üomu atn., oöüomu ark. (yemek) yemek. gyari oşüomu: yemek yedi. gyari imxos: yemek yiyor.
  • üoroni atn., oöüoroni ark. oöüironi xp. biçilmesi gereken, biçilecek durumda.
  • üoru atn., oöüoru ark. oöüironi xp.1. biçmek (hızar, orak, vs.). tipi şüorums: çayır biçiyor. xe nişüoru. elini kesti. 2. mec.atn.ütün bozulması, kesilmesi. mjalva doşüoru. süt kesildi.
  • üoru atn., oxtu ark. sütün bozularak yoğurt kıvamına gelmesi. mjalva doşüoru. süt bozuldu.
  • üuri atn., uşkuri ark. 1. Elma meyvesi. möita oşüuri: kırmızı elma. 2. Elma ağacı.
  • üurinu atn., oşkurdu vi. 1. korkmak. mwupişe aşüurinen. karanlıktan korkuyor. 2. korkutmak. müyapuk moşüurinu: çakal beni korkuttu.,
  • üvalu atn., oşkvalu vi. göndermek, gitmesine izin vermek. timele oşüums: öteye gönderiyor. miti var oşüums: kimseyi göndermiyor.
  • oşlu vi. esirgememek. gyari mitik var gişlams, şa öüomi. senden yemek esirgeyen mi var, yeterki ye, dilediğin kadar ye. ma kandğo mişlams: benden çilek esirgiyor
  • oşletinu ark., oçuleûinu atn. kurtarmak. ğuraşe domoşletinu: beni ölümden kurtardı.
  • oşliüu, oşliöu vi. 1. çamaşır yıkarken çıkan ses, bu sesi çıkararak yıkamak. 2. Çitilemek, ovarak yıkamak, sertçe ovalamak, iyice bastırarak ovalamak, sertçe sürmek.
  • oşliôu atn. ovuşturmak (göz için), gözü yaşarmak. tolepe mot şli<ôum! niçin ağlayıp gözlerini ovuşturuyorsun!
  • oşloôu ark., oşloôowu, oşlowu atn. herhangi bir peltemsi maddeye bulanmak. öoöoxis işloôowen. çamura bulanıyor. ûoûlo3is dobişloôi. balçığa bulandım.
  • oşolu atn., oşvelu ark., okiminu xp. yoğurmak. cari şolums: ekmeklik (hamur) yoğuruyor. zimari şolums: hamur yoğuruyor. 2. yoğrulmak. öoöoxis devişoli. çamurda yoğruldum.
  • oşoru 1. canlı bir nesnenin yüzeyinin (kabuk, deri) soyulması. mşalti şorums: tarla sarmaşığını soyuyor (topraktan). 2. soymak. 3. anw. gülmek. mo şorum! gülme!
  • oşvalu örmek, dokumak. wendeöi şums: çorap örüyor. Anteri Şvasere: kazak örecek. Anteri doşu: kazak ördü.
  • oşvalu içmek . ari şums: su içiyor. Şvasere: içecek. oşu: içti.
  • oşurapu ark., onûinapu atn. koklatmak. pukuri moşurapu: bana çiçek koklattı.
  • oşumeşi vi., oşmeşi meg. musûaöi atn. (<lat.) bıyık. oşumeşişi imwvalams: bıyıklarını buruyor.
  • oşumoni atn., oşvoni arş. 1. içecek, içilmesi gereken, içilebilir durumda. oşumoni a mutxa momiği. içecek bir şey getir. 2. örülmesi gereken.
  • oşumu ark. xp. 1. kızmak. dişumu. kızdı. 2. somurtmak
  • oşunu akılda olmak, hatırda tutmak, akılda tutmak. çkar mutu var mşuns. hiçbir şey hatırımda değil. na mşun ar si ore. hatırladığım, hatırımda olan bir tek sen varsın.
  • oşuru 3ad. meşuru.
  • oşuûu bir işi düzgün yapmamak, baştan savma yapmak, savsamak.
  • şuûu arş. eline aldığı işi düzgün yapmayan, baştan savma yapan (kişi).
  • oşuvu ark., oğvaru atn. oşuu vi. 1. ıslanmak. dişuvu. ıslandı. 2. ıslatmak. doşuvu. ıslattı.
  • oşvalena atn. 1. su içilen yer. 2. içi oyularak oluk haline getirilmiş ahşap çeşme.
  • oşvanu 1. solumak, nefes alıp vermek. şuri şvanums: soluyor, nefes alıp veriyor. ar şuri var moşvanapes: bana bir nefes aldırmadılar. 2. atn., mec. esmek. ixi şvanums: rüzgâr esiyor.
  • oşvelu xp., cektinu atn. 1. tedavi etmek. 2. Tedavi olmak. Pupuli domaşvelu: Yaram iyileşti.
  • oşvelu yoğurmak. Gyari doşvelu: Ekmeği yoğurdu.
  • otantalu ark., oşatxu atn. silkelemek.
  • otanu ışımak, (gün) ağarmak. ora dotanu keiselit. gün ışıdı kalkın. 2. ışık saçmak, parıldamak. mjorak tanums: güneş parıldıyor.
  • otxo dört sayısı. otxo fara. dört kez. otxiti kezdes: dördünüde aldılar.
  • otxoneçi seksen. otxoneçidovit. doksan. otxoneçidovit waneri diyu. doksan yaşına geldi.
  • otxonu ark., ogoru atn. vi. istemek, rica etmek.
  • otxvalu, ontxvalu eğirmek. monûüori ntxvasere: yün eğirecek. Ntxums: eğiriyor. Dontxu: eğirdi.
  • ontxvalu eğirmek. 3ad. otxvalu.
  • otole pencere. otoleşen gamierûu: pencereden dışarı bakıyordu.      
  • otoru 1. sürüklemek, çekmek. nca torums: ağacı sürüklüyor. 2. atn. taşımak. dişüa torums: odun taşıyor.
  • otraga xp., otfa çatı.
  • otragu ark., oturgu atn. üstünü örtmek, kapamak (çatı vs.). otfa tragums: çatıyı örtüyor.
  • otvalu atn., omrialu ark. ombralu vi., omralu xp. 1. çoğalmak, artmak, türemek. wo müyapu itu: bu yıl çakal çoğaldı, çakal sayısı arttı. 2. çoğaltmak, artırmak, türetmek. mtugik monwva otu: fare yavru çoğalttı.
  • oturgu atn., otragu ark. örtmek, kapamak (çatı için). otva turgums: çatıyı örtüyor.
  • otva atn., otraga ark. çatı. otvaşe comöims. çatıdan damlıyor. otva ceûroxu: çatı kırıldı, çöktü.
  • oûağanu arş. vi, oûiğanu atn. (<pon. tiğan) tavalamak. üapça ûağanums: hamsi tavalıyor. lu ûağanums: lahana tavalıyor.
  • oûaxinu atn. küçük darbelerle kırmak. kva ûaxinums: taşı küçük darbelerle kırıyor.
  • oûaxoni kırılması gereken. oûaxoni ntxiri. kırılması gereken fındık.
  • oûaxu 1. kırmak. kva ûaxums: taş kırıyor. 2. kırıcı, kırma işine yarayan alet.
  • oûaiüu ark. (<ar. tarık.) koşmak. Nana ~ (vi., not.): 1. Anası ağlamak. Handğalepe nana domaûaiüu: bugünlerde anam ağladı. 2. Anasını ağlatmak. üoçepes nana dobuûaiüi: adamların anasını ağlattım. 3ad. oüaôu, oxoûüva3u.
  • oûaiüapu ark. koşturmak. N3xenis oûaiüapams: atı koşturuyor.
  • oûaüulu atn., oüanüu ark. tıklamak, tıklatmak, takırdatmak. neüna ûaüulums: kapıyı tıklıyor, takırdatıyor.
  • oûaüunu vi. bir ağaç gövdesini belli noktalardan keserek basamak yapmak, ağacı basamaklı hale getirmek, ağacın basamaklarını oluşturmak. nca ûaüunums: ağacı belli noktalardan kesip basamaklı hale getiriyor.
  • oûamaxu atn. (<ar. tamah) 1. imrenmek. opşa maûamaxu: çok imrendim. 2. tamah etmek.
  • oûambu atn., onûüabu ark. 1. basmak, bastırmak. üalatis mûa ûambums: sepete otu basıyor. leûa mo ûambum! toprağı ezme, basma! 2. yapıştırmak. iri üale resimi doûambu. her tarafa resim yapıştırdı.
  • oûangalu atn. 1. metalik ses çıkarmak. 2. mec. lafını unutturmak. a mutxa ôûüvaûu miûangales: bir şey söyleyecektim unutturdular. 2. atn. tongal sesi çıkarmak.
  • oûangu vi. üzerinde yeşil yeşil lekeler oluşmak, bakır çalığı olmak, paslanmak. baüirişi öuüi diûangu. bakır kazan paslandı.
  • oûarûalu, oûaûalu, oûirûilu, oûeûelu, oûiûilu 1. dırdır yapmak. 2. henüz konuşmayı öğrenememiş çocuğun ses çıkarması. berek ûarûalams: 3. yanan odunun “ûart ûrat” diye ses çıkarma durumu. (yansıma fiil).
  • oûavle düzgün yüzeyli tahta parçası üzerinde at, öküz ya da inek gibi hayvanların kuyruk kılından (wai) yapılan kuş tuzağı. oûavlu atn. at ya da inek gibi hayvanların kuyruk kılından kuş tuzağı hazırlamak.
  • oûi ark. ki (aidiyet bildirmez). oxorişa mopti oûi miti var orûu/ûu: eve geldim ki kimse yoktu.
  • oûibu xp., oûubu vi., onçxunu atn. ısınmak. ari doûibu: su ısındı.
  • oûibinu xp., oûubinu vi., onçxunu atn. ısıtmak. ari oûibinams: su ısıtıyor.
  • oûilifonu telefon etmek. Nana şüimis üaûa ndğas vuûilifonam: anneme hergün telefon ediyorum.
  • oûimbu ark. 1. küçük leke ya da benekler kondurmak. 2. noktalamak.
  • oûişinu, oûişonu bit ayıklamak. dudi iûişinams: başındaki bitleri ayıklıyor.
  • oûüaôalu ark., oûlaôalu atn. sıvıların sallanınca kap içerisinde çalkalanmadan dolayı ses çıkarması.
  • oûüaôu ark., xe oüoöapxu atn., xe oüoûüva3u vi. el çırpmak, alkışlamak.
  • oûüaôu ark., onûüabu vi., oûambu atn. 1. basmak, basıp yapıştırmak. 2. basmak (dergi, kitap vs.). 3. yapıştırmak, yapışmak. resimi ûüaôums: resim yapıştırıyor.
  • oûüebi ark., oûrebi atn. eski Laz evlerinde açık ateşin baş tarafına konan geniş taş, ocak taşı.
  • oûüvalu, oziûu atn., otkvalu vi., ozoôu ark. 1. demek, söylemek. muti var ûüu: bir şey demedi. mo ûüvi? niye söyledin? 2. söylemek, şikayet etmek. nana süanis giziûare: annene söyleyeceğim, şikayet edeceğim.
  • oûüva3u ark., oûva3u atn. patlamak, çatlamak. korba uûva3u: karnı patladı. xe miûva3u: elim çatladı.
  • oûlaôinoni atn., sûuôa arş. 20 cm. mürver ağacının (üamôara) içi namlu gibi açılır. iki ucuna tıkaçlar konur. tıkaçlardan birinin bir değnek parçası ile itilmesi sonucu öndeki tıkaçın fırlaması sağlanır. çocuk oyuncağı olan bu düzeneğe oûlaôinoni denir.
  • oûlaôinu atn. çalkalanmak, çalkalanmadan dolayı çıkan ses. zuğa iûlaôinen. deniz çalkalanıyor.
  • oûobinuşi arş., üamöuôali xp., üuüu atn. vi. saklambaç oyunu.
  • oûoçu atn., oûüoçu ark. 1. fırlamak, atılmak. coğori tiwale koyûoçu: köpek aşağıya doğru fırladı, atıldı. 2. fırlatmak, atmak. kva oûoçams: taş fırlatıyor, atıyor.
  • oûolobu atn. su içinde kalmak, sırılsıklam olmak. nçai doloxe deviûolobit: çayın içinde sırılsıklam olduk.
  • oûaûu ark. çamur vs. ‘ye bulanmak. 3ad. oôoûu:
  • oûrağodu atn. , obiru ark. türkü söylemek. ma ôûrağodum. ben türkü söylüyorum. ma miûrağodams: bana türkü söylüyor.
  • oûraüu atn. ishal olan birinin sıçması. ûraüums: ishal olmuş bir şekilde sıçıyor.
  • oûrebule atn., nüea ark. eski Laz evlerinde evin ortasında bulunan ocak. oûrebules gelaxes: ocağın başında oturuyor.
  • oûriüu ark., oüonüsu atn. debelenmek, tepinmek. puci iûriüen. inek debeleniyor.
  • oûriôonu atn. (<pon. tripo) tepinmek, debelenmek. Lazuûi onas iûriôonen. mısır tarlasında tepiniyor.
  • oûriwinu ark. zorlanarak, ıkınıp sıkınarak (bir işi yaparken).
  • oûroxu 1. kırılmak. bardaği doûroxu: bardak kırıldı. 2. Ritmik olarak ağırmak, darbesel bir tarzda ağırmak, ritmik darbelerle ağırmak. üiti miûroxun: parmağım ritmik darbelerle ağrıyor.
  • oûubu vi. Isınmak (metaller hariç). ari doûubu: su ısındı. 3ad. oûibu.
  • oûubinu vi. ısıtmak (metaller hariç). ari oûubinams: suyu ısıtıyor. Daçxuris muxedu do diûubinu: ateşin başına oturup kendini ısıttı. 3ad. oûibinu.
  • oûuüuru atn. dırdır yapmak. komâirui oûuüuru kocoöams: beni gördü mü dırdır yapmaya başlıyor.
  • oucu, oucinu vi., üinu atn. 1. dinlemek. ma miucams: beni dinliyor. 2. birinin sözünü dinlemek. Baba skanis uuci. babanın sözünü dinle.
  • ouçanu ark. 1. Siyahlaşmak, Kararmak. Xe domauçanu: elim siyahlaştı. 2. Siyahlaştırmak, Karartmak. Noşüeri gusu do xayari duuçanu: kömür sürüp yüzünü siyahlaştırdı.
  • ouminu vi., oğaminu ark., ombinu atn. susamak. ai maominu: susadım.
  • ovalu 1. sallamak. xe mivalams: bana elini sallıyor. 2. parıldamak, ışık saçmak. maôazulek valums: ateş böceği ışık saçıyor. yalik valums: ayna parıldıyor. 3. mec. iyi ve hoş bir durum yaşamak. xolo dovovalit: yine yaşadık.
  • ovaponi ark., oyaponi atn. var olacak, var olabilecek, olabilirliği bulunan. ovaponi bere ignapen. adam olacak çocuk anlaşılıyor.
  • ovapu ark., oyapu atn. olmak. ma vore: benim, ben varım. ma vorûi. Bendim, ben vardım. ma viare: ben olacağım. on var on/ ren: olan olmayan. muya iyare? ne olacaksın? üoçi diyu. adam oldu. muti var iyen: bir şey olmaz.
  • ovaru ark. 3ad. movaru.
  • ovaru atn., oüvaru ark. hadım etmek. xoci dovares: boğayı hadım ettiler.
  • ovle 1. vi. sini. 1,5m çapında büyükçe bir kap. pirinç, mısır vs. konulur. 2. atn. çentik. ovle mo oüopşam! çentiği kapama! 3. arş. taze mısırı kurutmakta kullanılan altı metal, kenarları parmaklıklı bir kap.
  • ovro, orvo sekiz sayısı. ovro waneri: sekiz yaşında. ovro fara degiwvi. sekiz kez söyledim.
  • oyacu atn., orajnu arş., oxvantu ark. 1. sarsmak. arabak üoçi yacums: araba insanı sarsıyor. 2. sarsılmak. araba opşa iyacen. araba çok sarsılıyor.
  • oyaru atn. Tıklamak, Takırdatmak (ahşap malzemeyi). eüna yarums: kapıyı tıklıyor.
  • oyazu, oôazu, oxazu, oazu vi., atn., oqazu xp. yontmak. nca yazums: ağacı yontuyor.
  • oyoxu atn., ocoxu ark. 1. çağırmak. ma miyoxams/ micoxams: beni çağırıyor. 2. isim koymak, isim vermek.
  • oyondrinu atn., oçvalu ark. bekletmek. inis moyondrinams/moçvapams: beni soğukta bekletiyor.
  • oyondru atn., oçvalu ark., omöeşu beklemek. nana muşis uyondrams: annesini bekliyor. ma mo miyondram! beni bekleme!
  • oyonu atn., oqonu xp. canlı bir varlığı götürmek. üaûu iyonams: kediyi götürüyor. araba iyonams: arabayı götürüyor.
  • oqonu xp. 3ad. oyonu.
  • oyonu 1. canlı bir varlığa sahip olmak. Sum üatu komiyonun: ben üç tane kediye sahibim, benim üç kedim var. 2. Cansız ama değerli ve hareketli eşyalara sahip olmayı ifade etmede kullanılır. A araba komiyonun: benim bir arabam var, ben bir arabaya sahibim. 3ad. oğmalu.
  • oyucu atn. kulak vermek, dinlemek. ma miyuci. bana kulak ver, beni dinle.
  • ozabunu atn., oâabunu xp. (<far. zebun) hastalanmak. süani merağite devizabuni. senin merağından hasta oldum. inis na dopsüudi şeni devizabuni. soğukta kaldığından hasta oldum.
  • ozadu barışmak. cumalepe çkimi üala debizadit: kardeşlerim ile barıştık.
  • ozaşe atn. 1. herhangi bir şeyi ezmek için kullanılabilen araç 2. Lahana ezmek için kullanılan altı geniş tahta parçası. 3ad. üorza.
  • ozdalu ark., otoru atn. taşımak. dişka zdips/ zdums/ torums: odun taşıyor.
  • ozdalu 1. sıkmak. xes omizdu. elimi sıktı. 2. atn. çekmek. toyöi zdams: ipi çekiyor.
  • ozemcu atn. tasarlamak, planlamak. a mutxa zemcums: bir şey tasarlıyorum. miya zemcum? ne tasarlıyorsun, ne planlıyorsun?
  • ozgimoöu, oüirüolu 1. kıvırmak, bükmek. zgimoöums: kıvıryor, büküyor. 2. kıvrılmak, bükülmek. İzgimoöen: kıvrılıyor. 3ad. oöimoşu.
  • oziûu atn., ozoôu ark., oûüvalu atn., otkvalu ark. 1. söylemek, demek. muti oziûu var gorums: söylemek gerektirmiyor. 2. okumak. 3. şikayet etmek. Andğa na ipe baba süanis giziûare: bugün yaptıklarını babana söyleyeceğim.
  • ozlaôu atn., ojliôu ark., ozliôu vi. 1. ezmek, sıkıp ezmek, basıp ezmek, ezip suyunu çıkarmak. mjabu dozlaôu. kurbağayı ezdi. 2. ezilmek. mjabu dizlaôu. kurbağa ezildi.
  • ozmaşe (<ozumaşe) atn., orosari ark. 3ad. limsumi; sumyayi.
  • ozmonu 1. düşünmek. a mutxa izmonams: birşey düşünüyor. 2. hayal kurmak, düşlemek. ma mizmonams: benim düşlüyor. 3. tasarlamak, tasavvur etmek (kay: lô). dido para mogapu izmons. çok para kazanmayı tasarlıyor. 4. Merak etmek. 3ad. mezmonu.
  • ozoni, ôiôizoni atn. barbunyanın ezilerek içine soğan, sarmısak katılması ile yapılan bir yemek.
  • oüozonu atn. bir yerin/ortamın herhangi bir şeyle dolup taşması, her tarafı kaplaması, her tarafın tıkabasa dolması fiili. mturite avlape koüizonu: karla avlular dolup taştı, kar her tarafı kapladı.
  • oüozoneri atn. 1. (yer/ortam/zemin için) herhangi bir şeyle dolup taşmış hali, o şeyle her tarafın kaplı olması hali. Avlape mturite oüozoneri na orûu şeni gale var gamamaleûes: avluların karla dolu olmasından dolayı dışarı çıkamıyorduk. 2. Dolup taşarak.
  • Zoneri atn. 1. (zemin için) düzlenmiş, düz bir hale getirilmiş, kabalığı alınmış. 2. Düzleyerek, kabasını ezerek /alarak (kar/toprak).
  • ozonu atn. (zemin için) düzlemek. leûa zonums: toprağı düz bir şekle getiriyor, toprağı düzlüyor. Mturi zonums: karın üzerinde (gezerek veya başka bir şekilde) yol açıyor.
  • ozoôu ark. 3ad. oziûu:
  • otkvalu vi. 3ad. oûüvalu
  • ozu ezmek. üorzate lu zams: ‘üorza’ ile lahana eziyor.
  • ozumu (<lat. zoom.) ölçmek. leûa zumums: toprağı ölçüyor.
  • ozuru atn. (<ar. zürriyet), omziüu vi. çiftleşmek. üaûupe izureran: kediler çiftleşiyor. üaûupe izureran/ imziüenan: kediler çiftleşiyor.
  • omziüu vi. 3ad. ozuru.
  • ozuvalu atn. kaynaşmak. ôuûucepe ğuni woxles izuvaleran: arılar kovanın önünde kaynaşıyorlar.
  • ozvaüu ark. olmadık yere ıslanmak, avanakçasına ıslanmak, boşuna ıslanmak. möimas gale gamapti do dobizvaüi. yağmurda dışarı çıkıp (hiç gerek yokken) ıslandım.
  • oâangu ark. 1. kuşların yemek yeme şekli; gagalamak. 2. Hayvan ya da insanların sert/elastiki bir yiyeceği (bir çırpıda parçalayamamaktan dolayı) ağzında evirip çevirmesi; gevelemek.
  • oâe atn. ağaç mantarı. İlkbahar yağmurlarıyla birlikte yaşlı ağaçlarda yetişir. mbulis oâe koninçanu. kiraz ağacına mantar bitti, mantar oluştu.
  • oâğambulu vi. xi. yüz üzerinde oluşan cilt bozulması, pütürleşmesi durumu.
  • oâinâgale, nonâgile vi. kürdan.
  • oâiru 1. görmek. ham kiyanas miyape bâiri. bu dünyada neler gördüm. toli gomwi si gâiri. gözümü açtım seni gördüm. 2. bulmak. hiüu dobgorina ti va maâiru. o kadar aramama rağmen bulamadım. bgorumûi kobâiri. aradığımı buldum.
  • oâiéoni üoçi ark. tavırlarıyla insanı güldüren kişi.
  • oâiéinu vi., odi3inu atn. gülmek. iâi3ams: gülüyor.
  • oéadaşe atn. bakıcı. ma o3adaşe süani var vore. ben senin bakıcın değilim.
  • o3adebu, o3adu xp., xandua meg. çalışmak. vi3adebur: çalışıyorum.
  • o3adoni bakıma muhtaç, bakılması, göz kulak olunması gereken, bakılası. o3adoni badi miyonuran: bakıma muhtaç (erkek) yaşlımız var.
  • o3adu 1. Atn. bakmak. zuğa üale 3adums: deniz tarafına bakıyor. 2. Atn. göz kulak olmak, bakmak. zabuni dida 3adums: hasta yaşlıya (kadın) bakıyor, hasta bakıyor. bere 3adums: çocuk bakıyor. 3. ark. gözlemek, sınamak. he bozo p3adum. o kızı gözlüyorum. 4. Xp. çalışmak. Vi3ada minon: çalışacağım.
  • o3afale çatal konan yer, çatallık.
  • o3angu Balta ve orak gibi kesici aletlerle veya sopayla vurup doğramak, kesmek, zedelemek, hırpalamak. Anskilepe do3angu. dikenleri doğradı. Nca argunite do3angu: ağacı baltayla vurarak zedeledi/ hırpaladı.
  • o3i3xilu atn., xi. 1. oldukça tiz bir ses çıkarmak (çıngıraklı yılanın sesi). 2. Yağın kızarırken ses çıkarması fiili.
  • o3onaşe herhangi bir şeyi ipe dizmek için kullanılan araç, çuvaldız vs.. lemşi owonaşe sûeri voxmarit. iğneyi dizme, şişleme aracı gibi kullandık.
  • o3onu 1. sokmak, şişlemek, saplamak. xamite do3onu. bıçakla şişledi, bıçağı soktu. 2. dizim yapmak, ipe dizmek, dizmek. xurma 3onums: hurmayı ipe diziyor. Kyume oxenapu şeni ntxiri 3onums: “kyume” yapmak için fındığı ipe diziyor.
  • owalu atn., oalu ark. 1. kökünden çekmek, kökünden sökmek. mşkvela wams: fidanı kökten söküyor. 2. atn., mec. azdırmak. layöi mot owamt! köpeği azdırmayın! 3. atn., mec. azmak. coğori iwu: köpek azdı.
  • **
  • owamoni atn., onwamoni ark. 1. vurulması gereken, vurmaklık. owamoni üoçi: vurulması gereken adam. 2. mec. dayaklık.
  • owamu atn., onwamu ark. 1. gebertmek. wiwila dowamu. yılanı gebertti. 2. (insanlar için) vurup öldürmek. üoçi dowamu. adamı öldürdü.
  • owangalu atn., oniyalu ark. metalik ses çıkarmak.
  • owaru atn., oaru ark. sulanmak. cari diwaru: ekmek sulandı. tolepe awaren. gözleri sulanıyor.
  • oaru vi. 3ad. owaru.
  • owelimu atn., oomilu ark. bakınmak, bakmak. hik hak owes: oraya buraya bakıyor. gamargvas goien: etrafına bakınıyor.
  • owerwelu atn. sırılsıklam ıslanmak. morderi möimas a vorsi deviwerweli. büyük yağmurda iyice sırılsıklam oldum, sırılsıklam ıslandım.
  • owiru göstermek. var owiyams: göstermiyor. hiüu devuwvi do ar var mowiru. o kadar söyledim de bana bir göstermedi. ar ma var mowiru. bir bana göstermedi.
  • owixindu atn. çatlamak (kuruluktan dolayı). xe demiwixindu. elim çatladı. var möimu şeni leûa dowixindu. yağmur yağmadığı için toprak çatladı.
  • owixnu cızırdamak, kaynamış yağın üzerine bir sıvının dökülmesi veya sıcak bir cismin soğuk bir cisme dokundurulması durumunda çıkan cızırtı.
  • owilaxu 1. sıkarak suyunu çıkarmak. şeepe dowilaxu: çamaşırları sıkıp suyunu çıkardı. limoni wilaxums: limonu (suyunu çıkarmak için) sıkıyor. 2. mec. aşırı dercede benzeme. ham bere baba muşi dinwilaxu: bu çocuk tıpkı babasına benziyor.
  • owilaşe meyveleri dalından toplamak için kullanılan araç. m3xuli owilaşe. armut toplamak için kullanılan araç. nçai owilaşe. çay toplamak için kullanılan araç.
  • owilidu (küçük çıtırtılarla) ateşten kıvılcım çıkması. daçxuri wilidums: ateş küçük kıvılcımlar, çıtırtılar çıkarıyor.
  • owiloni 1. toplanması gereken, toplanma zamanı gelen, toplanabilir. nçai owiloni diyu. çay toplanabilir duruma geldi. 2. vi. uzak dallardan meyve toplamaya yarayan, ucunda torba şeklinde ağ bulunan bir araç.
  • owilu 1. toplamak (meyve ve sebze için). m3xuli wilums: armut topluyor. nçai wilums: çay topluyor. 2. Bitkileri belli bir noktalarından kavrayıp koparmak.
  • owimidu atn. 1. hayvan gübresinin eskiyip çürümesi. puşüundi dowimidu. hayvan gübresi eskidi, çürüdü. 2. yoğunlaşma.
  • owimolu atn., o3hiôolu 1. tek tek toplamak. nçai wimolums: çayı tek tek topluyor. 2. Küçük küçük parçalar halinde koparmak. Kovali wiôolums: Ekmekten küçük parçalar koparıyor.
  • owingilu atn., o3ingilu vi. 1. tek ayak üstünde zıplamak, sekmek. wingili obiru şeni owhingilu diöis: ‘wingili’ oyununu oynamak için tek ayakla koşmak, zıplamak gerekir. 2. atn., mec. hop oturup hop kalkmak. ûüvespe dvagurus iwingilu: söylenenleri duyunca hop oturup hop kalktı. 3. Sağa ya da sola meylederek yürümek, yalpalamak. üuçxeş ûabus pupuli na uğunşi 3ingilams: Ayağının tabanında yara bulunduğundan yalpalıyor.
  • owinüu vi. onwiüu arş. 1. mikrop kapmak. 2. zehirlenmek.
  • owinwu vi., gonzdalu atn. çekip uzatmak, asılmak. he mutxape mot winwom? o şeyleri niçin çekiyorsun?
  • owiôolu arş.,vi. owimolu atn.1. arş. parçalanmak. iwiôolen. parçalanıyor. 2. küçük parçalar halinde koparmak, azar azar koparmak. cari iwipams/wiôolums: ekmeği küçük parçalar halinde koparıyor, katık ediyor. 3. arş. parçalamak.
  • owiu atn., vi., onwiu ark. 1. çınlamak. uci miwiyams: kulağım çınlıyor. 2. çığlık atmak, acı ile bağırmak. oxorcak wiyums: kadın bağırıyor. 3. Vi. Atmaca ve benzeri kuşların tiz ses çıkarması. 4. Vi. Farenin tiz ses çıkarması. 5. inlemek (etcil hayvanlar için). coğorik nwiroms: köpek inliyor.
  • owiwu atn., 1. kuşun yavrularını solucanla beslemesi. üinçik montapemuşis uwiwams: kuş yavrularına solucan topluyor. 2. mec. bir canlının bulduğu yiyecekleri yavrusuna taşıyıp beslemesi. 3. alel acele, kimseye haber vermeden paylaşıvermek.
  • owinwu vi. 1. İp, halat vs.’i aşırı derecede gerilecek şekilde çekmek/çekiştirmek. Toüi winwumûuşa meöüodu /meöordu. İpi çekiştirirken koptu. 2. Fazlasıyla güç sarfederek çekmek/çekiştirmek.
  • oialoni vi., ialoni xp. Çıngırak (genellikle küçük baş hayvanlara takılan ve tiz ses çıkarak). Mçxuris oialoni kodoloüidu: koyunun (boynuna) çıngırak taktı.
  • oimapu vi. 1. birden çok kat ipliği eğirmek. 2. eziyet çektirmek, eziyet etmek, çile çektirmek, eza etmek. nusaliüobas ma dido moimapes: gelin olduğum ilk dönemlerde bana çok eziyet çektirdiler.
  • oalu vi., owalu atn. çekmek, sökmek. pi3aris na gyoöüadun üafri/üarfi muşeni um. tahtanın üzerine çakılı olan çiviyi ne diye söküyorsun.
  • oomilu ark., owelimu atn. bakmak. 3ad. owelimu.
  • ounu ark., owunu atn. 1. ağırmak. ti aunen. başı ağrıyor. 2. ağırtmak. dido oôaramituk ti miunams: çok konuşmak başımı ağrıtıyor.
  • owonaşe tartı aracı, bir şeyi tartmak için kullanılan araç. kantar vb. owonaşe moğit do ar deviwonat! tartı aleti getirin de tartılalım.
  • owonu 1. tartmak. nçai wonums: çayı tartıyor. ndğura dowonudorûu: demin tartmıştı. 2. tartılmak. üantarite deviwoni. kantarla tartıldım. 3. mec. dalaşmak. him hamu şüala mot iwone! olur olmaz kişilerle dalaşma! 4. denemek. 5. muhatap olmak (olumsuz). bere üala iwonen. çocukla muhatap oluyor.
  • owopxu 1. inşa etmek, yapmak. oxori wopxums: ev inşa ediyor. 2. tamir etmek, onarmak. üoüoxveri radio dowopxu: bozuk radyoyu tamir etti, onardı. 3. restore etmek. 4. hazırlamak.
  • owordinu atn., owrodinu ark., owodinu vi. 1. süzmek (suyunu). porça owordinams: gömleğin (suyunu) süzüyor. minci owodinams: çökeleğin (suyunu) süzüyor. 2. vi. damlatmak.
  • owodu vi. 3ad. owurwu.
  • owude vi., noşoni atn., olawude arş. raf, terek. xviûi xvaûape owudes kogolabğu: kıvır zıvırları rafa koydu.
  • owuru vi. 3ad. ge3uru.
  • owuxnu, oöuxnu 1. atn. tüy vb. nesneleri ateşte yakmak. kormeşi msvalepe wuxnums/öuxnums: tavuğun tüylerini yakıyor. 2. ark. (yemek vb. için)yakmak.
  • owuminu atn., omuminu ark. 1. inlemek (köpekler için). layöik wuminams! köpek inliyor! 2. ark. ulumak.
  • owunu atn., ounu ark. 1. ağırmak. andğa opşa ti mawunu: bugün çok başım ağrıdı. korba mawunen: karnım ağrıyor. 2. ağrıtmak. opşa oxaôaruk ti miwunams: çok konuşmak başımı ağrıtıyor. var ixmaren dulyapete ti mo miwunam: yaramaz şeylerle, işlerle başımı ağırtma.
  • owuôinu vi. 1. atmacaya çalınan ıslık. 2. atmacayı ıslıkla çağırmak. sifûeris uwupinams: atmacayı ıslık çalarak çağırıyor.
  • owurwolu atn. sıkıp aynı zamanda çevirerek suyunu çıkarmak. naxveri wendeöi xepete wurwolums: yıkanmış çorabı elle sıkarak suyunu çıkarıyor.
  • owurwu, owordu atn., owodu ark. 1. süzülmek. pxe svas upi miwurwun: oturduğum yerde terim süzülüyor. topri wordun: bal süzülüyor. 2. vi.Damlamak. ari wodun. Su damlıyor.
  • owutxu ark. 1. tuzlamak. üapça dowutxu: hamsiyi tuzladı. 2. (tuz, şeker vb) erimek, eriyip tükenmek.
  • owuûanu vi., wulu oyapu atn. 1. küçülmek, ufalmak. diwuûanu: küçüldü. 2. Küçültmek, ufaltmak. Dowuûanu: küçülttü, ufalttı.
  • owuwonu emmek. bere éiéa wuwonums: çocuk biberon emiyor. üiti mo iwuwonam! parmağını emme!
  • oéxeci vi., onéxeci atn., oéxoci ark. 1. tarak. oéxecite toma vi3xonam: tarakla saçımı tarıyorum. 2. su değirmenlerinde, oluğun (ğurni) başına konan, çalı çırpı vs. nin oluğa girmesini engelleyen, demir çubuklardan oluşan örgü; tarak.
  • oéxone ark., onéxeni atn. tavan arası. oéxones tipi gyobğun: tavan arasında çayır var. tipepe onéxenis kocovobğit: çayırları tavan arasına döktük.
  • oéxoni ark. üzerine herhangi bir şey dizmek için kullanılan kalas.
  • oéxoûu ark., oşalu vi., onéxoûu atn. düzeneğin boşalması (fare kapanı vb.).
  • oéxunu ark., üüoğmalu atn. seçmek. gyari éxunums, üaûa gyari var imxos: yemek seçiyor, her yemeği yemiyor.
  • oéxonapu taratmak. toma doéxonapu. saçını tarattı.

 



(sözcükler yayınlanan ilk sözlüktendir)

Nenapuna/Sözlük info:
İsmail Bucaklişi: bucakli@hotmail.com
İrfan Aleksiva: aleksivatlk@hotmail.com





DİDİ LAZURİ NENAPUNA

Lazcanın Yazıya Geçirilmesinde Tarihsel Bir adım!...
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı Lazca sözlük

Didi Lazuri Nenapuna, 17 yıl süren detaylı bir alan araştırması ve kaynak taraması sonucu vücuda getirilmiş, Lazcanın bütün diyalektlerini karşılaştırmalı olarak ele alan, Lazca üzerine yapılmış en uzun süreli çalışma olması itibariyle alanında tek!...

  • 25 Bin Lazca kelime
  • Binlerce deyim ve atasözü
  • Detaylı olarak incelenmiş fiil biçimleri
  • Türkçe ve Latince karşılıklarıyla bitki ve hayvan adları
  • Her kelime için çok sayıda Lazca örnek ve açıklama
  • 1160 sayfa / Büyük boy / Sert kapak
  • Seri/Sıra No.: Chiviyazıları: 244/Mjora:45
  • ISBN: 978-975-9187-40-8
  • Adres: Mühürdarbağı sk. 8/1 Kadıköy İst.
  • Tel.: 0 216 414 91 13/fax: 0 216 414 97 93
  • E-Posta: bilgi@chiviyazilari.com
  • [Yazar: İsmail Bucaklişi, Hasan Uzunhasanoğlu, İrfan Aleksiva] [ Dil: Lazca / Türkçe]| 


    Droepe/Mevsimler
    Pukrinora - İlkbahar

    Monç̆inora - Yaz

    Stveli - Sonbahar

    İnuva – Kış
    Tutape / Aylar
    Ǯanağani - Ocak

    K̆undura - Şubat

    Mart̆i - Mart

    Ap̆rili - Nisan

    Maisi - Mayıs

    Mbulora - Haziran

    Kʒala - Temmuz

    Mariaşina - Ağustos

    Çxalva - Eylül

    Guma - Ekim

    Ǯilva - Kasım

    Xrist̆ana – Aralık
    Ndğalepe/Günler
    Tutaçxa - Pazartesi

    İk̆inaçxa - Salı

    Cumaçxa - Çarşamba

    Çaçxa - Perşembe

    P̆arask̆e - Cuma

    Sabat̆oni - Cumartesi

    Mjaçxa – Pazar

    Ok̆oreʒxu /Rakam

    1 ar

    2 jur

    3 sum

    4 otxo

    5 xut

    6 aşi

    7 şk̆it

    8 ovro

    9 nçxoro

    10 vit

    11 vit̆oar

    12 vit̆ojur

    13 vit̆osum

    14 vit̆otxo

    15 vit̆oxut

    16 vit̆oaşi

    17 vit̆oşk̆it

    18 vit̆ovro

    19 vit̆onçxoro

    20 eçi

    21 eçidoar

    30 eçidovit

    40 jurneçi

    50 jurneçidovit

    60 sumeneçi

    70 sumeneçidovit

    80 otxoneçi

    90 otxeneçidovit

    100 oşi

    101 oşidoar

    500 xut̆oşi

    1000 şilya / vit̆oşi

    Not:Bu bölüm hazırlanırken Nananena'dan yararlanılmıştır.
    Lazca'da 10'dan sonraki sayılar söylenirken do (ve) kullanılır.
    Örneğin 11, Lazca'da 10 ve 1 şeklinde söylenir.
    10'un 100'e kadar olan katmanları (20 hariç) 20 ve 10 kullanılarak söylenir.
    Örneğin 30, Lazca'da 20 ve 10 olarak ifade edilir.
    Bu bağlamda do (ve) bir toplama işleminin işaretidir.
    (Kaynak: Mjora ilk sayı 78.sayfa)


    Domkulape/Kısaltmalar
    ağn.: ağani: yeni türetilmiş kelime.
    an
    ʒ̆.: anʒ̆ala: argo.
    bot.: Bitkilerle ilgili
    cx.: coxo: isim
    dnot.: didinotkvame: atasözü (MSKVANOZİTA)
    dut.: dutxe: dutxe Lazcası.
    geg.: megreluri: megrelya/megrelce.
    gln.: galeni: yabancı kökenli sözcük.
    gyu.: gyulva: batı
    kay.: kaynak.
    kor.: korturi: gürcüce.
    lat.: latinuri: latince.
    l
    p̆.: Lazuri aramitepe.
    mçm.: meoçama: beddua.
    not.: notkvame: deyim.
    noz.: nozi
    a: yaygınlığı olan kalıplaşmış söz.
    ocr.: ocera: halk inancı.
    ogr.: ogoru: küfür, sövgü.
    ox.: oxvamu: dua
    sf.: sıfat
    vi.: vija: çamlıhemşin.
    xi.: xinapa: fiil, eylem
    yul.: Yulva: doğu
    zo.: Zooloji: Hayvanlarla ilgili
    ʒad.: Ʒadit: bakınız, kontrol ediniz.

     
       

       

     
    Copyright © 2002-2018 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.