FORUM KONUK DEFTERI MOVIE FLASH KLIPLER Lazca Dil Kursu Giden tulumcunun ardından / İsmail Avcı Bucaklişi / Lazuri.Com
 

GİDEN TULUMCUNUN ARDINDAN


İsmail Bucaklişi

Bir düğüne gitmiştim. Henüz 14 yaşında horona meraklı, tulumun sesinden büyülenen gencecik bir çocuktum. Tulum eşliğinde horon oynamak o yaşta en büyük zevkimdi. “Ağlamaklı, biraz da çiseli tulumun sesi” beni alıp başka diyarlara götürüyor, gizemli bir dünyanın kapılarını aralıyordu.

O tarihlerde (1983) Pazar'da, Belediye düğün salonunda her gece bir düğün yapılırdı. Köy düğünlerinin ortadan silinişi henüz yeniydi. O kadar insanı eve doldurmaktansa salon adı verilen boğucu mekanlarda işi kısa yoldan bitirmek daha uygun bulunuyordu.

Salon düğünü denen düğünlerin kültürel açıdan bir anlamı kalmamıştı. Program belliydi; arabalara doluşulup şehre inilir. Salona hınca hınç doluşulup işkencenin biran önce bitmesi beklenirdi. Ne olduğu belli olmayan limonata, pasta dağıtılır, çocuklar sağa sola koşuşur, gürültü alır başını gider, sigara dumanları arasında göz gözü görmezdi.

Gençler rap denen garip bir dans yapıyorlardı (!). Çarpıklığın bir göstergesi olarak da erkek erkeğe dans edilirdi, tabi gözler kızlarda olurdu. Yaşlılar olup bitene anlam veremeden sanki herşey çok doğal ya da bir mukadderatmış gibi zamanın biran evvel bitmesini beklerlerdi. Gençler için ise horon diye bir şey yoktu ya da geri bir şeydi, en azından horonun hiçbir populeritesi, geçerliliği kalmamıştı onlar için.

Şu tanrının işine bak ki ben de tulum ve horonun dışında herhangi bir danstan keyif alamıyordum. Ve her gece düğün salonuna gidip tulum çalmasını, horon oynanmasını dört gözle bekliyordum. Salona gidince ilgili birilerini bulup horon oynanıp oynanmayacağını sorardım. Bazan oynanırdı ama düğünün bitişine yakın. O da kısa sürer, tadı damağımda kalırdı.

Yine bir akşam, her zaman olduğu gibi davetli olmadığım bir düğüne gittim. Sordum ve horon oynanacağı söylendi. Geç bir saatte horon oynanacaktı, hatta tulumcu da çağrılmıştı. Sabırsızlıkla bir kenarda o saatı beklemeye koyuldum. Gençler her zamanki gibi nekadar iyi dans edebildiklerini ispatlama yarışına girdiler. Acaip acaip hareketler yapıyorlardı; yerlerde sürünüyor, kıvranıyor, hoplayıp zıplıyorlardı. Orkestra denen çalgıcı grubu da bunlara ritm yetiştiriyordu. Bense aptal aptal bakınıyordum “ne yapıyordu bu insanlar?”

Bu arada ne olduysa, tam da horon vakti yaklaşmışken Tulumcu'yu darılttılar. O da başını alıp salonu terketti. Saat gece 11.00 gibi olmalı. Evet, Tulumcu gidiyordu ve ona gitme diyen de yoktu. Benim için giden Tulumcunun ardından bakmak kabul edilebilir bir şey değildi. Kimse oralı olmayınca ben koştum giden tulumcunun ardından.

O hızlı adımlarla, dolu dolu küfürler savurarak, kendi kendine konuşarak Ardeşen köprüsüne doğru gidiyordu. Yetiştim ona. “Tulumcu Dayı nereye gidiyorsun” dedim. “Gidiyorum yeğen” dedi. “Burada yerimiz yok”. “Değer vermiyorlar bize, biz bunlara göre Tololo'yuz Tololo”.

Evet doğruydu bu. Tulumcuları gözden düşürmek için bir aşağılama ifadesi olarak tulumun sesine atfen “tololo” deniliyordu tulumculara. Birileri tololo desindi ama benim için tololo denen adamlar yer yüzünün en değerli varlıklarıydı. Onlar olmasa nasıl horon oynar, nasıl dalardım ninemin çocukken anlattığı masalların gizemli dünyasına! Nasıl geçebilirdim kendimdem onlarsız! Keçi derisinden yapılma, sanki tarihten ses veriyormuşçasına gururla yeryüzüne melodi yayan o nefesli çalgı kendimden geçiriyordu beni.

Ne yapıp yapıp Tulumcu dayıyı gitmekten vaz geçirmeliydim. Geri dönmsini sağlayacak efsunlu sözleri ise bir türlü bulamıyordum. “Dön” dedim. “Tulumu, horonu sevenler de var, orada seni bekleyenler de var” “Yok” dedi, “artık bu iş bitti. Kimse horon oynamak istemiyor. Tulumculuk olacak iş değil. Bırakacağım bu işi”. O gece çalmadığı gibi bir de tümden bırakmaktan bahsediyordu. Konuştukça batıyor, hayallerim büsbütün çamura bulanıyordu. Ne desem para etmiyordu ve Tulumcu dayı hızlı adımlarla, arkasına dahi bakmadan, aynı kızgınlıkla, söylenerek Ardeşen yolu üzerindeki köprüye doğru gidiyordu. Durdum, artık yalvarmanın bir anlamı kalmamıştı. Bakakaldım Tulumcu'nun arkasından.

Sanki onun gidişinin benden yırtıp kopardığı birşeyler vardı!...

Sanki koca bir tarih giden tulumcunun peşinden gözden yitiyordu!...

Moralim bozuldu. Kime kızacağıma, daha doğrusu kızıp kızmayacağıma karar veremedim. Boğazıma koca bir düğüm takıldı. Yüreğimde tarifi zor duygular cirit atıyordu. Tulumcu dayının uzaklaşmasını, gözden yitip gitmesini izlemekle yetindim.

Ve ertesi gün bir arkadaşımdan ilk iş olarak horonu iyice öğretmesini istedim. Öğrendim de. Ben yaşta hiç kimse horon oynama adına ayağını kaldırmasını bilmezken ve bu çabamı anlamsız bulurken ben ondört yaşında bir çocuk altmış yaşındaki horonun duayenleriyle aynı horonda yer alıyor ve saatlerce kendimden geçercesine tepiniyordum.

Onlar rap yaptıklarını, yani nasıl da rap yapamadıklarını hatırlayınca eminim “gençlik işte” deyip gülüyorlardır. Bense “ah keşke horonu daha erken bir yaşta oynayabilseydim, keşke köyümün eski horoncularını tanıyabilseydim” hala hayıflanırım.

Geçen uzunca yıllar beni horoncu yaptı. Ama hala daha iyi bir horoncu olamadığıma hayıflanırım.

İsmail Bucaklişi

Untitled Document
  İsmail Bucaklişi
    Laz Şairi Nurdoğan Abaşişi'nin Ardından...
    Röp:YAŞAR BAYRAKTAR
    HAYALLERE TANIK OLMAK
    Kianaşi Dulyamxenu Oxorcalepeşi Ndğa
    Hasan Helimişi'nin Yaşam Öyküsü)
    Bu bir yol hikayesidir.
    Farkındamısınız? Lazca Yok Oluyor!
    Helessa Yalessa
    Horon / Tulum şişer saruk baştan düşer
    Lazlar çayla nasıl tanıştı
    TRT'de Lazca yayın olmayacakmı?
    Dağlardan denizlere
    Giden tulumcunun ardından
    Laz Dili Grameri
    Lazca isimlendirmeler üzerine
    Laz folklöründe düğün ve düğünle ilgili ritüeller
    Lazlar kimdir
    Lazlar üstüne kartvelist tezler
    Helimişi Xasani'nin otobiyografisi



..

HORON & TULUM
Horon ve Tulum Kursu

Lazca Kurs
Lazuri Doviguram

KAZIM KOYUNCU (DVD)
Sarkilarla Geçtim Aranizdan - Kazim Için Bir Film

KARAKUTU

   

 
Copyright © 2002-2011 Lazuri.Com | Telif Hakları saklıdır.