|
CADİ
OXAİ
Ar çili do kimoli kort̆eren. Ar ndğas kimoli
diz̆abunu do doğuru. Emus na doskidu oxarca jurşuroni t̆u. Oxorcak
sum tutaşk̆ule t̆k̆ubi biç̆i berepe kodoyinu. Ar biç̆i bere doğuru
do oxor k̆eras majura skiri koduskidu. Oxorcas çkva bere na var
uqonut̆uşeni, a biç̆i bereş jin dido tirtint̆u. Biç̆i dirdu. Nana
muşis unt̆u beres na ok̆itxapat̆u. Beresti k̆ayi dvaʒ̆onu do
kodayceru.
Mariaşinaş tutaş ar ndğas, mapxa t̆aroni
t̆uşi oxorca T̆amt̆araşa oxtimuşa dixaziru. Ar yopşa guda k̆vali,
kuali, ğomu, k̆iʒişi mç̆k̆idi, kotumeş xorʒi, ar k̆ardala
lazut̆i, lobiaşi p̆ark̆i, k̆urk̆a na var uğuk̆u, eya dolobğu dergis;
ek̆ule mkiri onʒorute donʒoru, mteli entepe dok̆iru tok̆iten do
biç̆is komok̆idu. Ek̆ule jur biga komoiğu, ar ginz̆e do ar mk̆ule,
ginz̆e muk kodikaçu, mk̆ule biç̆is komeçu do T̆amt̆raşi gzas
kogedgites. T̆amt̆raşa dido mendra gza uğut̆es, dido çxvapa t̆aroni
t̆u. Ondğeneri mjora na göç̆k̆u doç̆k̆indineri nana t̆ibak̆ala, ar
didi murgvali kvaş tude landes moçvacinu şeni kodexedu. Nana do
biç̆ik qini ʒ̆k̆ari oşves.
-Oxaai!
-Na doxedusteri kodik̆usu nanak do kelinciru.
Biç̆iti ntipis kogamingoru, emoras e didi kva ok̆iʒ̆k̆u do ar
ç̆ereli porçoni pimpiloni badi kogamaxtu.
-Mu ginonan, muşeni micoxi oxorca-Nk̆itxu
badik. Nana do beres gaak̆viru do badişa mutu var atkves.
-So nulut?-Xolo nk̆itxu badik.
-T̆amt̆raşa , -uʒ̆u nanak, -Ek dido k̆ayi
doguroni(mektebi) ren do bere ogurapuşa meviqonup.
Pimpiloni badi kogextu kvaşen, oxorcaş xoloşa
komextu, biç̆is jinşen tudeşa ar k̆aixeşa komendaʒ̆k̆edu do ek̆ule
nana muşis uʒ̆u :
-Dido mendra iqonop biç̆i skani. Kodomicer
na, çkimik̆ala konaşkvi. Ma iripeş moxene vore. Oxai mcoxons, am
didi kvaş doloxe pskidur. Kodomicer na, bere skani andğeşen
çkimik̆ala kodomit̆ali. Ar ʒ̆ana ma emus komondovoʒ̆k̆er, mutu
agureni do vana, ar ʒ̆anaşk̆ule moxti, am kvak̆ala. Çkimi coxo ‘
Oxai ‘ dicoxi, ma gamavulur do iri xolo dogiʒ̆umer. Bere skanis var
aguren na, ar ʒ̆anaşi kira komomçap do bereti mendiqonup. Aguren na,
bere skani sum çkva ʒ̆anas çkimik̆ala komemaşkumer, kirati var minon
do sum ʒ̆anaşk̆ule mendiqoni.Biç̆iş nanas dido moʒ̆ondu Oxaiş nena,
bere konuşku do muk igzalu oxorişa .Oxai do biç̆i kvas kamaxtes. Kva
kodink̆ilu.
Oxai cadi t̆u do muşi mamgurapalepes cadoba
ogurapt̆u. Mik cadobaş dulya k̆ayi na igurat̆u, eya var naşkumert̆u.
''Ma şuri gebginşa çkimden k̆ayi cadi k̆iyanas miti var t̆asen do
cadobaşi dulya am kvaş gale mitik var gamiğasenya.''
– İsimadept̆u badik. Mamgurapalepek na
digurat̆es, ar ʒ̆naşk̆ule ʒadupt̆u. Ar ʒ̆anaşa mamgurapalepek mus
peşine nulurt̆es, so na idat̆u, ek nulurt̆es do muk mu qvatu na,
mamgurapalepekti eya ikipt̆es. Mis na aşote cadobaş dulya var
nagnet̆u do var aguet̆u, Oxaik ar ʒ̆anaşk̆ule naşkumert̆u oxori
muşişa. Oxorcaş biç̆ik ogurus kogöç̆k̆u, a pimpiloni badişen
igurapt̆u cadoba. Oxais ar mskva bozo(k̆ulani) uqonut̆u : ğva mç̆ita
, ginz̆e(t̆anmağali) , mjorasteri tomapeten, tolepe zuğasteri, uça,
ginz̆e, ʒ̆amʒ̆amepeten ...E bozoşi mskvanoba otkuten var itkven,
oz̆aruten var iz̆aren.
Ar mendaʒ̆k̆omiluten a bozo baba muşişi ağani
mamgurapales daqoropu, mara şkurinaten mitişa mutu var atkvet̆u.
Bozok muşebura: ''A biç̆ik cadoba k̆ayi kodaguru na, baba çkimik ak
konaşkumers, ar soti xvala xvala kobz̆irati do mutu dovuʒ̆vatiya.''
Ar ndğas, ç̆umanişi biç̆ik p̆ici ibont̆uşi,
bozo nt̆k̆obaşa komoxtu do quciş cirek̆is duʒ̆u:
-Baba çkimis iri ndğas ti eşo oz̆iri, çkar
mutu var nagnep. Ʒ̆ana na mek̆ilas, iri xolo nk̆itxasen, sin,-mutu
var maguru, mutu var miçkinşo uʒ̆vi! Miçkinya duʒ̆vi na, akşen var
megaşkumers giçkit̆as!
Biç̆ik em ndğaşk̆ule Oxaiş bozok na
ogurusteri ikipt̆u. Mek̆ilu ar ʒ̆ana. Oxaik nk̆itxu biç̆is:
-Mu iguri çkimden, mu giçkin?
-Mutu var mevagni, mutu var maguru, mutu var
miçkin,-uʒ̆u biç̆ik.
Oxais k̆ayi aʒ̆onu, aʒ̆i biç̆iş nana,
kvak̆ala kododgitu, dicoxu pimpiloni badişi coxo ''Oxai''. Kva
kogoiʒ̆k̆u, badi kogamaxtu do do oxorcas uʒ̆u:
-Mutu var aguru bere skanis, komendiqoni.
Oxorcas p̆at̆i aʒ̆onu, mara mu qvat̆u, Oxais
komeçu ar ʒ̆anaşi kira do biç̆i komendiqonu. Oxorcak ek̆o derdoni
t̆u ki, gverdi gza şakis ar nena var utkvalu eşo nulut̆es. Xolo nana
var naxondinu do beres uʒ̆u:
-Ar ʒ̆anas ustak̆ala megaşkvi, mutu var
gaguru do kirati komomçapi.
Berek ekole akole kogoyiʒ̆k̆edu, kvaşen
k̆ayişa mendrat̆es, Xolo miti var uçkint̆u do mitikti var ognapt̆u
muşi nena. Ek̆ule uʒ̆u nana muşis:
-Si derdi mo zdip, nana, ma iri xolo
komiçkin. Oxaişi xeloba kodoviguri, mara mʒudi vuʒ̆vi, emuşeni muşi
cadoba k̆ayi na igurasen k̆oçi emuk gale var naşkumers.
Nana aʒ̆i moxtu nosişa, aʒ̆i nugnu
Oxaişi oyinepes do k̆ap̆ineri k̆uçxes omz̆inu oxorişa ordo
vigzalatiyado.
Nana do biç̆i ar soti var oxvaktes do
komoxtes oxorişa. K̆ayi kamuişvacesşi biç̆ik uʒ̆u:
-Oxaişi ustoba na uçkin k̆oçi
ugyare(mşkiyoneri) var doskidun. Sin mo gagak̆viras(goişaşur) ma
puci, xoci, txa, ʒxeni, girini, cori, k̆at̆u, mtugi, kotume,
ğorğoci, ç̆urç̆a, mjvabu, mgeri, mʒ̆k̆iri, k̆oli, bombola(bombula),
mutxani na ginon eya viqver. Sin ginon na man txa doviqver, sin
gamamçi, man xolo k̆oçi doviqver do skanda komovulur.
-Eşo muç̆o iqven? Gaak̆viru biç̆işi nanas.
Biç̆ik ar şvacis ar didi mçxuri diqu. Nanak
ç̆umanişi mendiqonu pazarişa do kogamuçu. Majura ndğas mçxuri amt̆u
k̆oçis mik na eç̆op̆ereet̆u, xolo k̆oçi diqu do nana muşişa komoxtu.
K̆ayi dvaʒ̆onu nana muşis do aʒ̆i emukti icert̆u em biç̆işi cadobas.
-Aʒ̆i xoci viqver do gamamçi!-uʒ̆u muşis
biç̆ik do xoci diqu. Nanak eti kogamaçu. Majura ndğas oxorcaşi bere
xolo oxori muşişa komoxtu.
-Aʒ̆i ʒxeni viqver, mara pazarişa na miqonaşi
ağviri mitis var meça, oxorişa komoiği do doşinaxi. Ağvirişeni mitik
dido geç̆areli mekças na, man ti komegink̆anup do emoras meçi, ntku.
Biç̆ik do ʒxeni diqu. Nana muşi mendiqonu pazarişa. Dido müşteri
uqonut̆u am Ʒxenis:
Arterik - ''Ma yepç̆opaminon'',
Majurak - ''Ma yepç̆opaminonya'' do artikatis
gza var meçapt̆es,
Mtelikti - ''Manya, ma epç̆opaya''
zop̆ont̆es. Nanak mu qvat̆u var uçkit̆u.
Em ndğas am biç̆işi ambari Oxaik kogneren.
Oxai çkva k̆oçişi suretis kamaxtu do pazarişa mendaxtu. Mextuşi,
biç̆işi nanas ʒxeni gamaçameri var uqorunt̆u. Oxaik jur ek̆onayi
pasi meçu do ʒxeni muk keç̆opu. Oxaik ağviri ak̆vandu, mara
nanak var meçu. Oxaik ağvirişeni ʒxenişi pasi komeçu. Ʒxenik emoras
koxoʒ̆onu am k̆oçi Oxai na t̆u.Çkva mitik ak̆onayi geç̆areli ağviris
var meçapt̆u do ti kogonk̆anu. Nana muşik komeçu ağviri. Oxaik xolo
ağviri 3xenis kamudvu nunk̆us do – ''xes kodolovit̆k̆oçaya'' –
isimadu, mara ağviri na goʒ̆uğusteri, ʒxenik incubalu, t̆oroci diqu
do doputxu.
Oxai kurişa kogoyiktu do gatxozu t̆orocis.
T̆orocik ar op̆ut̆es mç̆ita dolokuneri mskva bozo koz̆iru mendraşen,
putxu emuşk̆ele, gurp̆icis noputxu do pukiri diqu. Bozok pukiri xes
kodikaçu. Gaak̆viru: ''Aya solen moxtu'' do oşurus kogöçk̆u. Kuriti
bozoşi ʒ̆oxles kodoxedu do mak̆vande diqu. Aʒ̆i aya mak̆vande mextu
do konodgitu bozos.
-Komomçi pukiri do mu na ginon, maxveʒ̆i,
-uʒ̆u mak̆vandek. Var meçu bozok: ''Aya çkimi pukiri ren, sin mot
mekçaya''.
Aya na koz̆iru bozoş nanak nk̆itxu:
-Mu ren osuri çkimi, mu gorups e mak̆vandek?
-Pukiri mak̆vans, -uʒ̆u bozok.
-Komeçi do igzalas, koniʒ̆k̆ini!- Ducoxu nana
muşik.
Bozok konusiminu nana muşis, mara pukiri
lazut̆iş k̆ak̆ali diqu do ek kogoşibğu. Aya na mak̆vande z̆iru, çkar
var iqondru, mamuli diqu do oz̆angus kogöç̆k̆u, mara lazut̆iş ar
k̆ak̆ali mk̆yapu diqu, mamuli göşku do gzas kogedgitu. İdu, idu, do
Oxaişi oxorişa, e didi kvaşa komextu. Kogoiʒ̆k̆edu ekole akole do
miti var t̆uşi, xolo k̆oçi diqu do ducoxu: ''Oxai!'' Kva
koguyinʒ̆k̆u, mara Oxai soti var t̆u. Biç̆i kvaş doloxe amaxtu.
Oxaiş bozo kamiqonu do oxorişa mendiqonu. Nana muşi oxoris t̆u .
Dido k̆ayi aʒ̆onu:
Gondineri biç̆i komomixtu do k̆eraşa nisati
komomiqonuya.
Didi ç̆anda kododges, manti ek kovort̆i,
pşvi, p̆ç̆k̆omi do ç̆andati diçodu do Oxaişi ambariti
***
CADI OKHAİ
Bir karı koca vardı. Bir gün kadının kocası
hastalandı ve öldü.
Adamın karısı hamile idi. Kadın üç ay sonra
erkek ikiz çocuklar doğurdu. İkizlerden biri ölünce, evde bir tek
oğlu kaldı. Kadın, bu oğlunun üstüne titredi, büyüttü. Çocuk büyüdü.
Annesi onu, okutmayı istiyordu. Çocuğunda hoşuna gitti ve aklına
yattı.
Bir Ağustos gününde, yaz sıcağında, kadın,
Trabzon'a gitmek üzere hazırlandı. Bir küpe, tulum dolusu ekşi
peynir, ekmek, mamalika, pleki ekmeği, tavuk eti, mısır, çekirdeksiz
fasülye somağı doldurdu. Sonra unu elekle eledi, hepsini topladı ve
iple bağlayıp çocuğa yükledi. Sonra bir uzun bir kısa sopayı tutarak
iki sopa getirdi. Uzun sopayı kendisi tuttu, kısa sopayı oğluna
verdi ve Trabzon'a doğru yol almaya başladılar. Trabzon'a çok uzun
yolları vardı ve hava çok sıcaktı. Öğle güneşi tepelerine vurunca,
gölün yanında, büyük bir taşın gölgesinde dinlenmek için oturan anne
ve çocuk, su içtiler.
Anne, oturur oturmaz ''Okhai'' diye inledi.
Çocuk da otların üzerine uzanmıştı ki, o anda, altında
serinledikleri taş yarılıp alaca gömlekli, sakallı bir ihtiyar
çıktı, sordu:
-Ne istiyorsunuz, kadın beni neden çağırdın?
Anne ve çocuk öyle şaşırdılar ki, yaşlı adama bir şey diyemediler.
İhtiyar sordu:
-Nereye gidiyorsunuz?
-Trabzon'a, orada çok iyi okul var. Çocuğu
oraya götürüyorum.
Sakallı ihtiyar, taştan inerek kadının yanına
geldi, çocuğu iyice süzdü ve annesine:
-Çok uzağa götürüyorsun çocuğunu. Bana
güveniyorsan, benimle bırak. Ben, herkesten daha iyi bilirim. Adım
Okhai, o taşın içinde yaşıyorum. Bana güveniyorsan çocuğunu bugünden
benimle beraber bırak. Çocuğu bırakırsın, bir yıl sonra gelirsin.
Bakarım, bir şey öğrenebiliyor mu? O taşın yanında, adımı
çağırdığında; çıkar, sana her şeyi söylerim. Çocuğun öğrenemiyorsa
bir yıllık ücreti bana verirsin ve çocuğu da götürürsün. Öğreniyorsa
çocuğu, üç yıl daha benimle bırakırsın. O zaman ücret de istemem. Üç
yıl sonra götürürsün çocuğunu. Çocuğun annesi, Okhai'nin sözünü
beğenerek çocuğu bırakıp eve gitti. Okhai ve çocuk taşa girdiler.
Okhai cadıydı: talebelerine cadılığı
öğretiyordu. Cadılığı iyi öğrenenleri de bırakmıyordu. ''Ben
yaşadıkça, kimse benden daha iyi cadı olmamalı; cadılığı taşın
dışına çıkarmamalı'' diye düşünüyordu. Bir sene boyunca talebeleri
peşine geziyorlardı, nereye giderse onlarda oraya gidiyor, ne yapsa
onlarda onu yapıyorlardı. Kim cadılık işini anlayamıyor ve
kavrayamıyorsa bir yıl sonra onu evine bırakıyordu. Kadının oğlu
cadılığı öğrenmeye başlamıştı, cadılığı bu sakallı ihtiyardan
öğreniyordu. Okhai'nin güzel bir kızı vardı: Kırmızı yanaklı, uzun
boylu; güneş gibi saçları, deniz gibi gözleri, kara uzun
kirpikleriyle ... O kızın güzelliği anlatılmaz, yazıyla yazılmaz.
Bu kız bir görüşte babasının yeni talebesine
aşık oldu, ama korkudan kimseye bir şey söyleyemiyordu. Kız
düşünüyordu: ''Bu çocuk, cadılığı iyi öğrenirse, babam onu burada
bırakır. Bir yerde yalnız görüp, bir şey söylemeliyim.''
Bir gün sabahleyin, çocuk yüzünü yıkarken,
kız gizlice yaklaşarak, kulağına fısıldadı.
-Babama, birşey kavradığını belli etme. Bir
yıl geçip sana sorunca, bir şey öğrenemedim, bilmiyorum, de!
Biliyorum dersen, seni buradan hiç bırakmaz, bilesin!
Çocuk o günden sonra Okhai'nin kızının
öğrettiği gibi yaptı. Bir yıl sonunda Okhai, çocuğa sordu:
-Benden ne öğrendin, ne biliyorsun?
-Bir şey kavrayamadım, bir şey öğrenemedim,
bir şey bilmiyorum. Dedi cocuk.
Okhai'nin hoşuna gitti. Çocuğu bırakmak için
annnesini beklemeye başladı. Bir gün çocuğun annesi gelerek, taşın
yanına oturdu. ''Okhai'' diye çağırınca, ihtiyar çıkıp :
-Çocuğun bir şey öğrenemedi. Götür çocuğunu.
Kadın üzüldü, ama ne desin? Okhai'ye bir
yıllık ücreti vererek, çocuğu götürdü. Öylesine dertliydi ki, yolun
yarısına kadar tek bir söz bile etmedi ve şekilde gidiyorlardı. Yine
dayanamayıp, çocuğa:
-Bir yıl usta ile bıraktım seni, bir şey
öğrenemedin, boşuna ücret ödedim.
Çocuk çevresine etrafına bakındı, taştan
iyice uzaktaydılar. Kimse sözlerini bilmiyor ve duymuyordu. Daha
sonra annesine;
-Sen dert etme anne, ben herşeyi biliyorum.
Ama cadılığını iyi öğrenen adamı dışarıya bırakmadığı için, yalan
söyledim.
Anne o zaman anladı, kavradı Okhai'nin
oyunlarını ve sevinerek adımlarını sıklaştırdı; eve bir an önce
varabilmek için.
Anne ve çocuk hiçbir yerde oyalanmadan eve
geldiler. İyicene dinlendikten sonra çocuk sordu;
-Okhai'nin ustalığını öğrenen adam aç kalmaz.
Sakın şaşırma, ben inek, öküz, keçi, at, eşek, katır, köpek, kedi,
fare, tavuk, kaz, serçe, kurbağa, kurt, pire, çekirge, örümcek, her
ne istersen olurum! İstersen keçi olayım beni sat; yine insan
olurum, sana gelirim.
-Nasıl olur bu? Annesi çok şaşırmıştı.
Çocuk, bir solukta, büyük bir koyun oldu.
Anne, sabahleyin pazara götürüp sattı. Bir gün sonra koyun kaçtı,
yine insan olup annesine döndü. Annesinin hoşuna gitti ve çocuğunun
cadılığına inandı. Çocuk:
-Şimdi öküz oluyorum, beni sat! Öküz oldu,
annesi sattı. Bir gün sonra yine evine geldi:
-Şimdi at oluyorum, ama pazara götürünce
gemimi kimseye verme, eve getir ve sakla. Gem için kim çok para
verirse, ben başımı sallayınca ver! Çocuk, at oldu. Annesi, atı
pazara götürdü. Müşterisi çoktu. Biri ''Ben alacağım'', öbürü, ''Ben
alacağım'' diye birbirlerine yol vermiyorlardı. Hepsi de ''Ben
alacağım'' diyordu. Anne, ne diyeceğini bilemiyordu.
O gün, Okhai bu haberi duydu, başka adamın
şekline bürünerek, pazara gitti. Çocuğun annesi, henüz atı
satmamıştı. Okhai, iki kat bedel ödeyerek atı satın aldı. Okhai gemi
isteyince, anne vermedi. Okhai, gemi için atın bedelini verdi. At, o
zaman bu adamın Okhai olduğunu anladı; çünkü, başka kimse geme bunca
para vermezdi. At başını sallayınca, annesi gemi verdi. Okhai gemi
alarak atın ağzına geçirdi ve ''Elime düştün'' diye sayıkladı. Ama
gem elinden kayar kaymaz; at, güvercin oldu ve uçtu.
Okhai atmacaya dönüştü, güvercini kovaladı.
Güvercin uzaktaki bir köyde kırmızı giysili bir kız çocuğu görüp,
ona doğru uçtu. Kızın koynuna konup, çiçek oldu. Kız, çiçeği eline
aldı;
''Bu nereden geldi?'' diyerek kokladı. Atmaca
da kızın önüne oturup, dilenci oldu:
-Çiçeği ver de, ne istersen iste benden. Kız
vermedi. -Bu, benim çiçeğim, sana niye vereyim!
Bunu gören kızın annesi sordu:
-Ne var kızım, dilenci ne istiyor?
-Çiçeği istiyor.
-Ver de gitsin, başından at!
Kız, annesini dinleyerek çiçeği attı, ama
çiçek mısır taneleri olup, oraya dağıldı. Dilenci hiç zaman
geçirmeden horoz oldu, gagalamaya başladı. Ama, mısır tanelerinden
biri çakal oldu, horozu yuttu. Gitti, gitti. Okhai'nin yaşadığı
yerdeki o büyük taşın yanına geldi. Çevresine bakıp da kimseyi
göremeyince yine insan oldu ve çağırdı: ''Okhai'' Taş yarıldı. Okhai
hiçbir yerde yoktu. Çocuk girip, Okhai'nin kızını çıkardı ve evine
getirdi. Annesi evdeydi. Kayıp çocuğum eve geldi ve bana gelin
getirdi diye çok hoşuna gitti.
Büyük düğün kuruldu, ben de oradaydım. Yedim
içtim; düğün de bitti. Okhai'inin haberi de.
Lazuri
p̆aramitepe,
(Tbilisi, 1982)
Kaynak Kitap:
Dil-Tarih-Kültür-Gelenekleriyle LAZLAR
Yazar:
ALİ İHSAN AKSAMAZ
|